Doç. Dr. Emre Akadal: “Yapay Zekâ, İnsana Duyulan İhtiyacı Azaltıyor”
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Emre Akadal, yapay zekânın işletmelerde kullanımı, yazılım, veri tabanları ve optimizasyon alanlarında çalışmalar yürütüyor. İnternet Teknolojileri Derneğinde (İNETD) Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Akadal, aynı zamanda İstanbul BTC: Blokzincir Teknolojileri ve İnovasyon Merkezinin Genel Koordinatörü. Akadal ile üretken yapay zekânın iş gücüne duyulan ihtiyacı nasıl değiştirdiğini, şirketlere gerçekten verimlilik sağlayıp sağlamadığını ve geleceğin çalışma hayatını konuştuk.
Yapay zekâ nedeniyle şirketlerde insana duyulan ihtiyacın gerçekten azaldığını mı görüyoruz, yoksa yapay zekâ şimdilik daha çok mevcut çalışanların aynı sürede daha fazla iş yapmasını sağlayan bir araç olarak mı kullanılıyor?
Yapay zekâ topluma heyecan ve korkuyu aynı anda getirdi. Bir taraftan becerikliliğiyle büyülenirken diğer taraftan beraberinde getirmesi muhtemel zararları göz ardı edemiyoruz. İnsan doğasının ortama uyum sağlama eğiliminde olduğunu düşününce bu durumun da çok normal olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz elbette. İnsanoğlu bir yandan işleri kolaylaştırmak ve optimize etmek için yol ve yöntemler ararken diğer yandan varlığını tehdit eden her şeye karşı dikkatini ve savunma mekanizmasını koruyor. Bugün yapay zekâyı temkinli bir heyecanla inceliyor olmamızın sebebi de bu.
Yapay zekâ çok sayıda alt konuya sahip bir araştırma alanı. Popüler olarak ele aldığımız GPT, Claude, Gemini gibi platformlar aracılığıyla erişebildiğimiz yapay zekâ araçları aslında büyük dil modelleri (LLM) ve üretken yapay zekâ (ÜYZ; İng. “GenAI”) kavramlarına işaret ediyor. Bu araçların nasıl çalıştığını temel düzeyde bilmek, konunun gittiği yönün daha iyi değerlendirilmesini sağlayacaktır.
Üretken yapay zekâ, kısaca ÜYZ, teknik ayrıntılara boğulmadan ele alacak olursak, sürekli bir sonraki kelimenin tahmin edilmesi üzerine kurulu bir algoritma. ÜYZ, “prompt” adını verdiğimiz bir girdi sayesinde daha önceden hazırlanmış olan çok katmanlı yapay sinir ağındaki matematiksel ağırlıklara dayanarak ve dikkat mekanizması olarak adlandırdığımız bir yöntemle metinde vurgulanan ifadeyi tespit ederek sonraki kelimeleri tahmin eder. Bu sebeple yapay zekâ olasılık hesaplamalarıyla çok ilgilidir.
Bizim sandığımızın aksine, gerçek bir bilinç ya da düşünme kapasitesinden öte bir sonraki en iyi kelimenin ne olacağını tahmin eden bir araçtır. Bunu hayal edebilmek için kendinizi örnek alabilirsiniz. Aklınızda hiçbir fikir olmadan, hiçbir amaç belirlemeden bir iki kelime seçin. Bu kelimeleri söyledikten sonra anlamlı bir şey söyleme amacıyla konuşmaya devam edin. Tek amacınız anlamlı bir cümle kurmak olsun. Zihniniz sürekli en uygun kelimeyi seçerek sözü sürdürecektir. Şimdi bir de başka birinin size bir grup kelime verdiğini ve bundan sonra konuşmaya devam etmenizi istediğini düşünün. Bizim ÜYZ ile kurduğumuz mekanizma en basit hâliyle bu şekilde çalışmaktadır.
Bu kadar temel ayrıntıya girmemin sebebi, yapay zekânın (YZ) hayata etkisini ve geleceğini tartışmak için mantıklı bir zemin yaratmak. Bir işletmede her gün birebir aynı işi yapan çalışanları düşünün. Bu çalışan bir yazılımcı da olabilir, e-posta yanıtlayan birisi de, rapor özetleyen bir yönetici yardımcısı da… Bu tür işler aslında sürekli tekrarlanan görevlerden oluşur. Bu noktada değerlendirme yapmak gerekirse, ÜYZ’nin bu tür işleri yapan kişilerin işlerini çok daha hızlı, hatasız ve ekonomik biçimde halledebilmesi gayet mümkün. İşletmeler bunu fark ettiklerinde çalışan sayısını azaltmaya, boşalan pozisyonlar için yeni başvuruları değerlendirmemeye başlıyor. Çünkü monoton görevler üstlenen beş kişilik bir ekipte bir ya da iki kişi ÜYZ operatörlüğü gerçekleştirerek beş kişilik ekibin işini kolaylıkla yapabilir. İyi bir otomasyonla daha iyisi bile yapılabilir.
Toparlarsak: Evet, YZ, tekrarlı iş yapan insanlara duyulan ihtiyacı azaltıyor. Ama henüz tüm sorumluluk ve yönetimi ele alabilecek beceriye sahip değil. Bu sebeple ÜYZ operatörlüğü bir süre daha işletmeler için önemli ve gerekli bir pozisyon olacak. Bununla birlikte bir ÜYZ operatörü geliştireceği otomasyonlar sayesinde birçok kişinin işinin otonom olarak gerçekleştirilmesini de sağlayabilir. Bu konu bir adım daha öteye götürüldüğünde, robotik teknolojilerde görülecek ilerlemeler ve ÜYZ’nin etkisiyle farklı iş kollarında da aynı sonucun görülebileceği söylenebilir. Bugün daha çok ofis çalışanlarının işlerini risk altında görüyoruz, ancak pek yakında fiziksel güç gerektiren işlerin de rahatlıkla otonom teknolojilere devredilebileceğini göreceğiz.
Yapay zekânın şirketlere zaman ve para kazandıracağı sık sık söyleniyor. Müşteri hizmetlerinden muhasebeye, pazarlamadan yazılım geliştirmeye kadar pek çok alanda çeşitli uygulamalar deneniyor. Yapay zekâ şirketlere nasıl bir verimlilik sağlıyor?
ÜYZ’nin hayatımıza dâhil olması şirketlerden çok bireysel merak ve isteklerle mümkün oldu. Aslında bu da bize “bir yerlerde kullanmak” ile “finansal değer üretmek” arasındaki farkı somutlaştırıyor. İşletmeler açısından bakarsak, OECD ülkelerindeki işletmelerin yaklaşık yüzde 20’si, Türkiye’de ise yüzde 7,5’i ÜYZ’den faydalanıyor. Ancak yöneticilere bu soru bireysel olarak sorulduğunda “en az bir ÜYZ işlevinden faydalanma” oranının yaklaşık yüzde 88 olduğunu görüyoruz. Çalışanların da benzer şekilde davrandığını biliyoruz. Bu da bize aslında işletmelerin kurumsal düzeydeki ÜYZ kullanım oranının bireysel kullanımdan daha düşük olduğunu gösteriyor. Yani bu durum, çalışanlar ve hatta yöneticiler bireysel işlerini kolaylaştırmak için ÜYZ’den yoğun şekilde faydalanırken bunu bir işletme stratejisine dönüştürme ve işletme süreçlerinde sistematik olarak faydalanma konusunda o kadar etkin olunmadığını gösteriyor.
ÜYZ’nin bireysel amaçlarla kullanımı, kişilerin kendi hedeflerini belirlemesi, kendi değerlendirmelerini yapabilmeleri, denetleme ve ilerleme süreçlerini kendileri idare edebilmeleri sebebiyle çok daha erken aşamada mümkün. Bununla birlikte işletmelerin kendi süreçlerine yeni bir aracı entegre etmeleri bireysel kararlar kadar kolay değil. Olası senaryoların, beklentilerin, risklerin ve krizlerin iyi değerlendirilmesi ve sürecin iyi planlanması gerek. Dijital dönüşüm faaliyetlerinin bile işletmeler için ne kadar sancılı olduğunu düşündüğümüzde ÜYZ gibi personel azaltma potansiyelinin yüksek olduğu bir teknolojinin benimsenmesi ve işletme süreçlerine dâhil edilmesi dirençle karşılaşmadan ilerlenebilecek bir süreç olmayacak.
ÜYZ’den bir strateji olarak faydalanan işletmelerin süreçlerinde gerçekten de verimlilik artışı ve fayda sağlandığını izliyoruz. Özellikle müşteri hizmetleri gibi iletişime dayalı kanallarda maliyet düşüşü ve hız artışının yanında problem çözme oranı da yükseliyor. Bu çok ilginç bir veri. ÜYZ sayesinde çözülen sorun oranı yüzde 15 artıyor. Bu da aslında ÜYZ’nin insan çalışandan daha “becerikli” olduğunu ve dolaylı olarak şirket kârlılığını ve müşteri memnuniyetini artırdığını gösteriyor.
Dikkat çeken başka istatistikler de var. ÜYZ’nin yeterli olduğu zorluk düzeyindeki görevlerde görev sayısında yüzde 12,2 artış, çalışma hızında yüzde 25,1 artış ve kalitede yüzde 40’tan fazla artış görülüyor. Bir başka istatistik, ÜYZ kullanan bireylerin, ÜYZ kullanmayan iki kişilik ekiplerin performansını rahatlıkla yakaladığını gösteriyor. ÜYZ, tek başına bir çalışan olmaktansa bir çalışanın ekip arkadaşı olarak çok daha kullanışlı. Ama karmaşık görevlerde hâlen ÜYZ kullanımı çok etkin değil. Karmaşık yazılım geliştirme işlerinde ÜYZ kullanımının görev süresini yüzde 19 uzattığı görülüyor. İlginçtir ki geliştiricilere sorulduğunda ÜYZ ile görevleri daha hızlı gerçekleştirdiklerini düşünüyorlar. Burada, ÜYZ’nin görev süresini uzatsa da bilişsel yükü azalttığı çıkarımında bulunmak da mümkün.
Günümüz ÜYZ teknolojisini göz önüne alırsak karmaşık işlerden öte basit ve tekrarlı işlerin ÜYZ’ye devredilmesi durumunda gerçek bir iyileştirme aracı kullandığımızı söyleyebiliriz. Bununla birlikte uzmanlığın tamamıyla devredilmesi hâlen ve yakın zamanda mümkün görülmüyor.
Birçok şirkette çalışanlar metin hazırlamak, araştırma yapmak veya e-postalarını düzenlemek için ChatGPT gibi araçlardan yararlanıyor. Bu araçların bireysel olarak kullanılması, şirketin gerçekten yapay zekâyla dönüştüğü anlamına geliyor mu? Bir şirketin çalışma biçiminin değiştiğini söyleyebilmek için iş akışlarında, yöneticilerin yaklaşımında ve çalışanların görevlerinde nelerin değişmesi gerek?
Bilgi teknolojilerinin örgütsel değişim için dört düzeyi var: Otomasyon, prosedürlerin rasyonelleştirilmesi, iş süreçlerinin yeniden tasarımı ve paradigma değişimi. Bu hiyerarşide otomasyon, bir işin algoritmik olarak gerçekleştirilmesiyken paradigma değişimi iş yapış şeklinin köklü bir şekilde değiştirilmesi anlamına geliyor. Her seviyede bilgi teknolojileri sayesinde bir dönüşüm yaratılır, ancak hepsinin etkisi, riski, faydası, maliyeti birbirinden farklı.
Biz bugün ÜYZ’yi otomasyon süreçlerinde rahatlıkla kullanabiliyoruz. Buna ek olarak prosedürlerin rasyonelleştirilmesi, yani mevcut iş sürecindeki gereksiz adımların kaldırılarak optimize edilmesi sürecinde de faydalanabiliyoruz. Ancak iş süreçlerinin tamamen yeniden tasarlanması ve paradigma değişimi aşamalarına şimdilik mesafeli olduğumuzu söyleyebiliriz. Doğrudan bu dönemde kurulan girişimler ÜYZ’nin etkisi altında şekillendiği için bir paradigma değişimi geçirmeden, doğrudan yeni paradigmayla hayata geçiyor. Mevcut işletmelerin ise öncelikle süreçlerini yeniden yapılandırmaları, sonrasında ise ÜYZ’yi şirket süreçlerinin kalbine entegre ederek iş yapabilmeyi mümkün hale getirmeleri gerek.
Bu sebeplerle ÜYZ entegrasyonunu bir ve sıfır olarak görmek mümkün değil. Bu geçiş çok aşamalı ve hâlâ ilerlemek gereken birçok adım var. Bu adımların gereğinden hızlı atılması, kurumsal kaynak planlama yazılımları entegrasyonuna benzer riskler taşır. Yani işletmenin başarısız olması ve geri döndürülemeyecek şekilde iflası ile sonuçlanabilir.
Yapay zekâ sayesinde bir iş daha kısa sürede tamamlandığında çalışanların yükünün azalması beklenir. Oysa çoğu zaman kazanılan zaman, çalışanların daha yaratıcı ve nitelikli işlere yönelmesi yerine onlardan daha fazla iş beklenmesine de yol açabiliyor. Yapay zekânın sağladığı verimlilik bugün çalışanlara nasıl yansıyor?
Bu konu henüz keşfedilen bir alan. ÜYZ araçlarının çoğunlukla bireyler tarafından kendi işlerini kolaylaştırmak için kullanıldığını düşündüğümüzde, elde edilen kazanımın nasıl kullanılacağının yine bireyin kendi takdirine kaldığı sonucuna varılabilir. Bir iş, bir çalışan tarafından ÜYZ ile yarı zamanda bitirilebilirse ve bu kişisel çabanın bir sonucuysa, çalışan arta kalan zamanı dilediğince harcayabilir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte kazanılan bu zaman kendini geliştirmek, eğlenmek, dinlenmek gibi çeşitli amaçlara yönelik harcanabilir.
Eğer ÜYZ kullanımı kişisel çaba değil de bir işletmenin stratejisi sonucunda ortaya çıkıyorsa bu durumda çalışandan daha fazla iş beklenmesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü işletme zaten ÜYZ kullanımı beklentisiyle daha az çalışandan daha fazla iş bekleyecektir.
ÜYZ’nin bireysel çabayla kullanılması kişilere kolaylık ve hız kazandırıp ek zaman yaratabilir ancak beraberinde ÜYZ maliyetinin ve kullanımdan doğacak risklerin sorumluluğunu getirir. ÜYZ’nin şirket stratejisi olarak kullanılması ise maliyet ve sorumluluğu elimine ederken işletmenin daha az kişiden daha fazla iş beklemesini de normal hâle getirir.
Yapay zekâ araçları bireysel kullanıcılar açısından oldukça ucuz ve erişilebilir görünüyor. Ama kullanım yüzlerce çalışana veya binlerce müşteriye yayıldığında lisans, işlem gücü, veri güvenliği ve insan denetimi gibi ek maliyetler ortaya çıkıyor. En gelişmiş modeli kullanmak her zaman en iyi seçenek mi? Şirketler ihtiyaçlarına uygun modeli nasıl seçmeli ve yaptıkları yatırımın gerçekten zaman ve para kazandırdığını nasıl ölçmeli?
En gelişmiş modeli kullanmak her zaman en iyi çözüm. Bazen özellikle sosyal medyada “‘Artık X modeli gibi davran’ diyorum ve üst modeli ücretsiz kullanıyorum.” gibi ifadeler görüyoruz. Bunlar oldukça komik ve gerçek dışı iddialar. Modeller geliştikçe çok daha fazla parametreyle, bağlam açısından çok daha derinlemesine eğitilmiş yapılar olarak karşımıza çıkıyorlar. Özellikle akıl yürütme (İng. “reasoning”) özelliği bizim için çok değerli, çünkü bir iş istediğimizde ÜYZ modeli isteğimize ve duruma bakarak akıl yürütme süreci başlatıyor.
Ne kadar becerikli bir model kullanıyorsak o kadar iyi sonuçlar alma olasılığımız da artıyor. Ancak bu tabii ki garanti edilemiyor. ÜYZ kullanımında özellikle bağlamın yönetilmesi, gerçek performans için elzem. ÜYZ çok iyi akıl yürütebiliyor ancak bağlam kapasitesi oldukça kısıtlı. Orta ölçekli bir projede bile projenin tamamına hâkim olması mümkün değil. Bu sebeple sürekli hangi kısmın unutulabileceği, ancak hangi kısmın sürekli hatırlanması gerektiğiyle ilgili iyi bir orkestrasyon gerekli.
Elbette en iyi modeli kiralamak en iyi sonucu garantilemeyecektir. Bununla birlikte çalışanların bu konuda eğitim alması da önemli. Yapay zekâ konusu çok hızlı geliştiği için son gelişmeler ancak sosyal medya ya da haber kaynaklarından edinilebiliyor. Ama bilindiği üzere özellikle sosyal medya, dezenformasyonun da bir numaralı kaynağı. Tüm bu gürültüden arındırılmış gerçek ve işe yarar bilgiye ulaşmak bugünün en büyük problemlerinden biri. Fakat bu noktada işletmelerin en güncel ve doğru bilgiye erişerek çalışanlarına bu bilgiyi ulaştırması da görevlerinden biri olarak sayılabilir.
Yapay zekâ artık metin yazmanın ötesinde yazılım geliştirebiliyor, müşteri taleplerini yanıtlayabiliyor, veri analizi yapabiliyor ve bazı iş süreçlerini baştan sona yürütebiliyor. Bu gelişmeler, tek kişinin veya birkaç kişilik bir ekibin daha önce büyük kadrolar gerektiren işleri üstlenmesini mümkün hâle getirebilir mi?
Bu sorunun yanıtı iyi bir analiz yapmaktan geçer. Elimizde beş kişilik bir ekip olsun. Bir ekip yöneticisi diğer dört kişiye işler veriyor olsun. Eğer ekipteki dört kişi entelektüel olarak bir katkı sağlamak zorunda kalmıyor ve yalnızca verilen işleri gerçekleştiriyorsa, elbette bu işletmede bir ya da iki kişinin yapay zekâ araçlarıyla aynı işi yapması mümkün. Ama yine benzer büyüklükte bir ekipte ele alınan bir problemin çözümü için beş kişinin bir yuvarlak masa toplantısı yaparak en iyi çözümü araştırıp bulması ve toplantı sonrasında uygulamaya geçmesi, uygulama sırasında karşılaştıkları öngörülemeyen problemler için yeniden bir araya gelmesi gerekiyorsa, bu noktada yapay zekâ yine kullanılabilir fakat ekibin sayıca küçülmesi gerektiğinden bahsedemeyiz.
Tüm soruların ortak paydadaki yanıtı aslında ele alınan işin doğasıyla ilgili. Bir iş sürekli kendini tekrar ediyor ve zihnî bir katkıyı pek gerektirmiyorsa rahatlıkla yapay zekâ araçlarına devredilebilir. Ama yaratıcı yaklaşım üretilen sonucun kalitesini doğrudan etkiliyorsa bu durumda insanın hala odakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.