Gazze’de Barış Kurulu Tıkanıklığı: Vaat Edilen Fon Toplanamadı, İsrail Kontrolü Genişliyor
Barış Kurulu, Gazze için milyarlarca dolarlık yardım, yeniden inşa ve uluslararası güvenlik gücü sözü vermişti. Ancak aradan geçen aylarda resmî fona para aktarılmadı, planlanan güç sahaya inmedi; İsrail’in Gazze’deki kontrolünü genişletmesi ise Kurul’un işlevini ve etkisini daha fazla tartışmalı hâle getirdi.
Gazze’de ateşkes sonrası geçiş sürecini, yeniden inşayı ve güvenlik düzenini koordine etmek üzere kurulan Barış Kurulu, uzun süredir sahadaki somut icraatlarından çok, 30 Nisan’daki Küresel Sumud Filosu’na yönelik sert açıklamasıyla yeniden gündeme geldi. ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Kurul, Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan ve Girit açıklarında İsrail ordusunun saldırısına uğrayan filoyu “gösterişçi aktivizm” olarak nitelendirmiş, aktivistleri “insanların sefaletinden faydalanarak sosyal medya profillerini büyütmekle” suçlamıştı.
Kurulun açıklamasında, 10 Ekim 2025’te başlayan ateşkesin ardından Gazze’de yardım dağıtımının arttığı, Hamas’ın yardımlara el koymasının büyük ölçüde azaldığı ve bölgedeki beslenme göstergelerinin iyileştiği savunuldu. Ancak bu iddialı ton, Barış Kurulu’nun kendi performansına ilişkin soruları yeniden görünür kıldı. Zira Şubat ayında Washington’da yapılan ilk toplantıda milyarlarca dolarlık finansman, Dünya Bankası denetiminde yeniden inşa fonu ve 20 bin kişilik uluslararası istikrar gücü vaadiyle sahneye çıkan Kurul, aradan geçen dört ayda Gazze’de somut bir geçiş mekanizmasına henüz dönüşemedi.
17 Milyar Dolarlık Finansman Taahhüdüne Rağmen Fon Sağlanamadı
Barış Kurulu adına en kritik tıkanma başlığı finansman. Şubat toplantısında ABD’nin 10 milyar dolarlık katkı sağlayacağı, dokuz ülkenin de toplamda 7 milyar doları aşan bağış taahhüdünde bulunduğu açıklanmıştı. Bu kaynakların Dünya Bankası bünyesinde oluşturulan “Gazze Yeniden İnşa ve Kalkınma Fonu” üzerinden yönetileceği belirtilmişti.
Ancak Agence France-Presse‘ye konuşan Kurul’a yakın bir isim, Dünya Bankası tarafından yönetilmesi ve Birleşmiş Milletler tarafından desteklenmesi öngörülen resmî Gazze yeniden inşa fonuna bağışçı ülkelerden henüz para girişi olmadığını söyledi. Kaynağa göre fonun boş kalmasının gerekçesi, mekanizmanın “yeniden inşa ve kalkınma aşaması” için tasarlanmış olması; fakat Gazze’de bu aşamaya henüz geçilememiş olması.
Financial Times’ın aktardığı bilgilere göre de Kurul’un resmî fonu boş kalırken, sınırlı bazı bağışların daha az şeffaf görülen alternatif kanallara, özellikle JPMorgan hesabına yönlendirildiği belirtiliyor. Financial Times, bu hesabın bağımsız şeffaflık ve denetim şartlarına tabi olmadığına dikkat çekildi.
Bu tablo, Kurul’un ilk toplantısında çizilen büyük yeniden inşa vizyonu ile bugün sahada oluşan tablo arasındaki makası büyütüyor. Uluslararası değerlendirmelere göre Gazze’nin yeniden inşası için önümüzdeki on yılda 70 milyar doların üzerinde kaynağa ihtiyaç duyuluyor. Buna karşılık Barış Kurulu’nun bugüne kadar açıkladığı 17 milyar dolarlık taahhüdün bile ne kadarının fiilen tahsil edilebildiği belirsizliğini koruyor.
Uluslararası Güç Kâğıt Üzerinde Kaldı
Kurulun ikinci büyük vaadi, Gazze’de geçiş döneminin güvenliğini sağlayacak Uluslararası İstikrar Gücü adı verilen bir ortak güvenlik yapısının kurulmasıydı. Şubat toplantısında Endonezya, Fas, Arnavutluk, Kazakistan ve Kosova’nın asker göndermeyi taahhüt ettiği, orta vadede 20 bin asker ve 12 bin polisten oluşacak bir güvenlik mimarisinin hedeflendiği açıklanmıştı.
Fakat bu güç de henüz sahaya inmedi. Washington Post’un aktardığına göre Uluslararası İstikrar Gücü için bir “çerçeve” oluşturulduğu ve bazı ülkelerin isimlerinin geçtiği belirtilse de, bu unsurların hiçbiri Gazze içinde konuşlandırılmış değil. Kurulun gelecekteki istikrar gücü için lojistik üs ve operasyon sahası hazırlığına yönelik bazı ihale çağrıları yayımladığı, ancak büyük ölçekli sözleşmelerin imzalanmadığı ve Gazze’nin geneline yayılan bir çalışmanın başlamadığı bildiriliyor.
Bu durum, Barış Kurulu’nun Gazze’de yalnızca yeniden inşayı değil, güvenlik ve yönetişim geçişini de başlatamaması anlamına geliyor. Filistinli teknokratlardan oluştuğu açıklanan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin de hâlen Kahire’de beklediği, Gazze’de fiilen göreve başlayamadığı aktarılıyor. Böylece Şubat ayında duyurulan “geçici yönetim”, “uluslararası güvenlik gücü” ve “yeniden inşa” sacayağı, henüz sahada birbirini tamamlayan bir yapıya dönüşmüş değil.
Gazze Yüksek Temsilcisi Mladenov: “Gazze’de Bir İyileşme Var Diyemem”
Barış Kurulu Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı 21 Mayıs tarihli bilgilendirme, Kurul’un kendi içinden gelen en açık uyarı niteliğinde oldu. Mladenov, Gazze’de mevcut bölünmenin kalıcı hâle gelme riski taşıdığını belirterek, 2 milyondan fazla insanın bölgenin yarısından daha azına sıkıştığını söyledi.
Mladenov, Gazze’de yaklaşık yüzde 85 oranında yapı hasarı veya yıkım bulunduğunu, 70 milyon ton enkazın evlerin, okulların ve hastanelerin yerini aldığını, bunun önemli bir kısmının patlamamış mühimmatla karışık olduğunu belirtti. “Bu Konsey’in önünde durup buna iyileşme diyemem; çünkü ortada bir iyileşme yok.” sözleri, Kurul’un ilk toplantısındaki iyimser yeniden inşa söylemiyle sahadaki gerçeklik arasındaki farkı özetledi.
Mladenov’a göre geçiş sürecinin önündeki temel engellerden biri Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmemesi. Ancak aynı bilgilendirmede İsrail’in ateşkes ihlalleri, can kayıpları ve insani erişim üzerindeki kısıtlamalar da süreci tıkayan başlıklar arasında yer aldı. Bu çerçevede Barış Kurulu, bir yandan Hamas’ın silahsızlandırılmasını planın vazgeçilmez şartı olarak öne çıkarırken, diğer yandan İsrail’in sahadaki askerî genişlemesini ve yardım erişimindeki kısıtlamaları durdurabilecek bir kaldıraç geliştirebilmiş görünmüyor.
Gazze’de insani tablo ise Barış Kurulu tarafından vaadedilen “iyileşme” söyleminden hâlâ uzak. UNRWA’nın OCHA verilerine dayandırdığı son güncellemeye göre, 7 Ekim 2023’ten 12 Mayıs 2026’ya kadar Gazze’de 72 bin 742 Filistinli öldürüldü, 172 bin 565 kişi yaralandı; öldürülenlerin en az 21 bin 283’ü çocuktu. Ateşkesin yürürlüğe girdiği Ekim 2025’ten bu yana da İsrail saldırılarında yaklaşık 900 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildiriliyor. Yardım sevkiyatında kısmi artışa rağmen OCHA, mayıs ayının ilk 18 gününde Mısır’dan gelen yardım kamyonlarının yalnızca yarısının İsrail kontrolündeki Kerem Şalom Kapısı’nda yük boşaltabildiğini; 10 Mayıs itibarıyla BM destekli mutfakların günlük 1,1 milyondan fazla öğün dağıttığını, ancak ihtiyacın hâlâ mevcut kapasitenin çok üzerinde olduğunu aktarıyor.
İsrail’in Gazze’deki Kontrol Alanı Genişliyor
Barış Kurulu için en ağır sınama, Gazze’deki fiilî bölünmenin derinleşmesi. Reuters’ın aktardığına göre İsrail, ateşkes planında belirlenen sınırların ötesine geçerek Gazze’de kontrol ettiği alanı genişletti. Ekim 2025’te ilan edilen ateşkes düzeninde İsrail’in Gazze’nin yaklaşık yüzde 53’ünü kontrol eden “Sarı Hat” içinde kalması öngörülürken, İsrail’in fiilî kontrolünün yaklaşık yüzde 64’e ulaştığı bildiriliyor. Netanyahu’nun daha sonra orduya bu oranı yüzde 70’e çıkarma talimatı verdiği aktarıldı.
Netanyahu da bu genişlemeyi açıkça teyit etti. Katıldığı bir konferansta, “Şu anda Hamas’ı sıkıştırıyoruz; Gazze Şeridi topraklarının yüzde 60’ını kontrol ediyoruz. Yüzde 50’deydik, yüzde 60’a çıktık.” diyen Netanyahu, bir sonraki hedef için ise, “Adım adım gidelim. Önce yüzde 70. Bununla başlayalım.” ifadelerini kullandı.
Bu gelişme, Barış Kurulu tarafından öngörülen geçiş modelini doğrudan aşındırıyor. Zira planın ikinci aşaması; Hamas’ın silahsızlandırılması, Filistinli teknokratların yönetime geçmesi, uluslararası güvenlik gücünün konuşlanması ve İsrail’in aşamalı çekilmesi üzerine kuruluydu. Ancak bugün sahadaki tablo bunun tersine işaret ediyor: Hamas silah bırakmış değil, teknokratlar komitesi Gazze’ye giremedi, istikrar gücü konuşlandırılmadı ve İsrail kontrol alanını daraltmak yerine genişletiyor.
Gazze’deki insani koşullar da bu tıkanmanın doğrudan sonucu olarak ağırlaşmayı sürdürüyor. Ateşkesin ardından yardım girişlerinde kısmi artış olduğu belirtilse de, BM ve yardım kuruluşlarının değerlendirmeleri bölgedeki ihtiyacın hâlâ son derece yüksek olduğunu gösteriyor. Washington Post’un aktardığı BM verilerine göre, Gazze’de her beş aileden biri günde yalnızca bir kez yemek yiyebiliyor; anneler çocuklarının beslenebilmesi için öğün atlıyor.
Avrupa Ülkelerinin Mesafesi ve Meşruiyet Sorunu
Kurul’un bir diğer sorunu da uluslararası destek ve meşruiyet alanında belirginleşiyor. Kurul, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararıyla geçici ve sınırlı bir çerçevede tanınmış olsa da, yapının Trump merkezli karakteri ve Filistinli temsilin zayıflığı en başından bu yana tartışma konusu oldu. Beyaz Saray, Kurul’un Trump planının 20 maddesinin uygulanmasında stratejik gözetim, kaynak mobilizasyonu ve hesap verebilirlik rolü üstleneceğini savunuyor.
Ancak Fransa ve Birleşik Krallık gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleri Kurul’a katılmadı. Bu yeni ve tartışmalı yapı, ağırlıklı olarak ABD’nin Orta Doğu’daki geleneksel ortaklarından, Trump’a yakın siyasi aktörlerden ve Washington ile ilişkilerini güçlendirmek isteyen daha küçük ülkelerden oluşuyor. Kurulun başkanlığını bizzat Trump’ın yürütmesi ve nihai söz yetkisinin kendisinde olması, yapının klasik bir BM geçiş misyonundan çok, kişiselleştirilmiş bir ABD girişimi olduğu eleştirilerini güçlendiriyor.
Bu meşruiyet tartışması, Kurul’un fon sıkıntısıyla da doğrudan bağlantılı. Bazı bağışçı ülkelerin, siyasi ufku belirsiz ve Filistin devletine giden güvenilir bir yol haritası içermeyen bir mekanizmaya büyük ölçekli kaynak aktarmakta isteksiz olduğu belirtiliyor. Bu nedenle Kurul, hem sahadaki güvenlik ve yönetim tıkanıklığını aşmakta hem de kendi vaatlerini finanse edecek uluslararası güveni üretmekte zorlanıyor.