Polis Şiddeti

Fransa’da Ateş Eden Polise Hukuki Koruma, Mağdurlara Daha Ağır İspat Yükü

Fransa Ulusal Meclisi, polis ve jandarmaların silah kullandıklarında hukuka uygun hareket ettiklerinin varsayılmasını öngören tartışmalı düzenlemeyi kabul etti. Polis sendikaları teklifi görev başındaki memurlar için hukuki güvence olarak savunurken, hukukçular ve insan hakları kuruluşları soruşturmaların zayıflayacağı, mağdurların ispat yükünün ağırlaşacağı ve cezasızlık riskinin büyüyeceği uyarısında bulunuyor.

Fransa’da Ateş Eden Polise Hukuki Koruma, Mağdurlara Daha Ağır İspat Yükü
Fotoğraf: HJBC/Shutterstock

Fransa’da Ulusal Meclis, polis ve jandarmaların silah kullandıklarında hukuka uygun hareket ettiklerinin varsayılmasını öngören tartışmalı yasa teklifini 7 Temmuz’da 199’a karşı 313 oyla kabul etti. Hükûmeti oluşturan partilerin yanı sıra merkez sağ ve aşırı sağ partilerin desteklediği düzenleme, yasama sürecinin devamı için Senatoya gönderildi.

Polis sendikaları teklifin görev başındaki memurların hukuki güvencelerini güçlendireceğini savunuyor. Hukukçular, bağımsız kamu kurumları ve insan hakları örgütleri ise düzenlemenin özellikle silahlı müdahalelerin ardından yürütülen soruşturmaları zayıflatabileceği, mağdurların adalete erişimini güçleştirebileceği ve polis cezasızlığı algısını pekiştirebileceği uyarısında bulunuyor.

Yeni Düzenleme Polislerin Silah Kullanımında Neyi Değiştiriyor?

Cumhuriyetçiler Partisi milletvekili Éric Pauget tarafından 3 Aralık 2024’te sunulan teklifin ilk hâli, polis ve jandarmaların silah kullandıkları durumlarda doğrudan “meşru müdafaa karinesi”nden yararlanmasını öngörüyordu.

Metin, Ocak 2026’daki ilk parlamento görüşmeleri sırasında hükûmet tarafından yeniden yazıldı. Ulusal Meclisin kabul ettiği versiyon artık doğrudan meşru müdafaadan değil, polis ve jandarmaların silah kullandıklarında yasada belirtilen koşullara uygun hareket ettiklerinin varsayılmasından söz ediyor.

Düzenleme, kolluk görevlilerine her durumda ve koşulsuz biçimde ateş açma hakkı tanımıyor. Silah kullanımının mevcut hukuki çerçevesi, 2017 tarihli Cazeneuve Yasası’yla İç Güvenlik Kanunu’na eklenen L.435-1 maddesine dayanmaya devam ediyor. Maddeye göre polis ve jandarmalar silahlarını yalnızca “mutlak biçimde gerekli” ve “sıkı biçimde orantılı” olması koşuluyla kullanabiliyor.

Meşru Müdafaadan “Meşru Silah Kullanımı” Karinesine

Mevcut düzenleme, kolluk görevlilerinin ateş açabileceği sınırlı durumları sıralıyor. Bunlar arasında kendilerinin veya başkalarının yaşamına ve fiziksel bütünlüğüne yönelik saldırılar, korumakla yükümlü oldukları kişilerin veya bulundukları yerlerin savunulması, başka şekilde durdurulamayan ve tehlike yaratan kişilerin kaçışının engellenmesi ile dur ihtarına uymayan tehlikeli araçların durdurulması bulunuyor.

Ulusal Meclisin kabul ettiği metin ayrıca, yeni cinayetler işlemesi kuvvetle muhtemel görülen bir saldırganın kısa süre içinde başka cinayet veya cinayet teşebbüslerinde bulunmasını engellemek amacıyla silah kullanılmasına ilişkin hükmü yeniden düzenliyor.

Yeni teklif bu temel koşulları ortadan kaldırmıyor. Ancak bir polis veya jandarma silah kullandığında, başlangıçta söz konusu koşullara uygun hareket ettiğinin varsayılmasını sağlıyor. Bu karine kesin değil; “aksi yöndeki herhangi bir delille” her aşamada çürütülebilecek.

Teklifin savunucularına göre değişiklik, silah kullanan her görevlinin otomatik olarak suç işlemiş gibi değerlendirilmesini engelleyecek. Pauget, kolluk kuvvetlerinin üzerinde bulunduğunu savunduğu “suçluluk karinesi”ne son vermek istediğini söylüyor. Polis sendikası Alliance da düzenlemeyi uzun süredir savunduğu temel taleplerden biri olarak nitelendiriyor.

Eleştirilerin merkezinde ise tam olarak bu başlangıç karinesi bulunuyor. Fransız ceza muhakemesinde ispat yükünün yalnızca taraflardan birine ait olduğu klasik bir sistem bulunmasa da, hukukçular düzenlemenin soruşturmanın başlangıç noktasını değiştireceğini savunuyor. Eleştirmenlere göre yargı makamları, silah kullanımının hukuka uygunluğunu baştan araştırmak yerine, önce hukuka uygunluk karinesini çürütecek delil bulmak zorunda kalabilecek.

Hukuka Uygunluk Karinesi Soruşturmaları Nasıl Etkileyebilir?

Metne karşı çıkan hukukçuların temel kaygılarından biri, düzenlemenin polis ateşinin ardından yürütülen soruşturmaların ilk saatlerini etkileyebilecek olması.

Mevcut uygulamada şüpheli bir silah kullanımı sonrasında görevlinin silahına el konulabiliyor, olayla ilgili tutanağı alınıyor ve gerekli koşulların bulunması hâlinde görevli gözaltına alınabiliyor. Bu süreçte olay yeri görüntüleri toplanıyor, tanıklar dinleniyor ve olaya karışan görevlilerin ifadeleri ayrı ayrı alınıyor.

Ceza hukukunda bir kişinin gözaltına alınabilmesi için suç işlediğinden şüphelenilmesini sağlayacak makul nedenlerin bulunması gerekiyor. Polisin başlangıçta hukuka uygun hareket ettiğinin varsayılması hâlinde, bu şüphenin oluşup oluşmadığına ilişkin değerlendirme daha tartışmalı hâle gelebilecek.

Paris-Nanterre Üniversitesi ceza hukuku profesörü Olivier Cahn’a göre polislerin derhâl gözaltına alınmaması, olay yerindeki görevlilere görüntüleri incelemek, kendi aralarında konuşmak ve tutanaklarda aktaracakları ortak bir anlatım üzerinde uzlaşmak için zaman kazandırabilir. Cahn, bunun tartışmalı silah kullanımları üzerindeki yargısal denetimi zorlaştırabileceğini savunuyor.

“Öldürme İzni” Tartışması: Eleştirilerin Odağında Yaşam Hakkı ve Cezasızlık Riski Var

Metne karşı çıkan milletvekilleri de ölümcül veya yaralayıcı bir müdahaleye ilişkin önemli delillerin büyük ölçüde ilk saatlerde toplandığını hatırlatıyor. Yeşiller (EELV) milletvekili Pouria Amirshahi, silah kullanımının baştan hukuka uygun sayılması durumunda gözaltı, derhâl ifade alma ve silaha el koyma gibi tedbirlerin uygulanmasının güçleşebileceğini belirtiyor.

Buna karşılık İçişleri Bakanı Laurent Nuñez, karinenin “ilk dakikadan itibaren” herhangi bir delille çürütülebileceğini ve savcıların gerekli gördüklerinde soruşturmayı mevcut usullerle yürütebileceğini savunuyor. Kolluk kuvvetlerini temsil eden bazı avukatlar da savcılıkların şüpheli durumlarda karineyi hızla devre dışı bırakabileceğini, bu nedenle düzenlemenin uygulamadaki etkisinin sınırlı kalacağını ileri sürüyor.

Bu karşı görüşe göre teklif, soruşturma açılmasını veya delil toplanmasını yasaklamıyor. Gözaltı tedbirinin bütünüyle ortadan kalkacağı da metinde açıkça belirtilmiyor. Tartışma daha çok karinenin savcıların ilk değerlendirmesini ve soruşturma tedbirlerinin uygulanma hızını ne ölçüde etkileyeceği üzerinde yoğunlaşıyor.

Sol partiler ve insan hakları savunucuları ise düzenlemenin vereceği siyasi ve kurumsal mesajın silah kullanımını sıradanlaştırabileceğini düşünüyor. Teklif için kullandıkları “öldürme izni” ifadesi de bu kaygıya dayanıyor.

“Değişikliğin Toplumun Bazı Kesimlerini Daha Fazla Etkileyen Sonuçları Olur”

Uluslararası Af Örgütünün (Amnesty International) Fransa yapılanması da düzenlemeyi hukuk devletine ve yaşam hakkının korunmasına yönelik ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor. Kuruluşun temel itirazlarından biri, hukuka uygunluk karinesinin devlet ile mağdurlar arasındaki ispat dengesini değiştirebilecek olması.

Amnesty’ye göre bir devlet görevlisinin ölümcül güç kullanması durumunda, eylemin mutlak biçimde gerekli ve orantılı olduğunu gerekçelendirme sorumluluğu devlete ait olmalı. Mağdurlar veya yas tutan aileleri, ateşin hukuka aykırı olduğunu kanıtlamak zorunda bırakılmamalı.

Kuruluş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaşam hakkına ilişkin içtihatlarına dikkat çekiyor. AİHM kararları, bir kişinin devlet görevlilerinin müdahalesi sırasında ölmesi hâlinde olayın hızlı, bağımsız ve etkili biçimde soruşturulmasını; ölümcül güç kullanımının devlet tarafından gerekçelendirilmesini gerektiriyor.

Amnesty ayrıca 2017’de silah kullanma koşullarının değiştirilmesinin ardından araçlarda bulunan kişilere yönelik ölümcül polis ateşlerinin önceki döneme kıyasla beş kat arttığını belirtiyor. Kuruluş, yeni düzenlemenin ateş açma vakalarını daha da artırabileceğini savunuyor.

Amnesty’ye göre sonuçlar, polis kontrollerine daha sık maruz kalan gruplar üzerinde orantısız biçimde hissedilebilir. Kuruluş, Fransa’da siyah veya Arap olarak algılanan genç erkeklerin polis kontrolüne uğrama ihtimalinin diğer gruplara göre çok daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor.

Teklife Karşı 650 Binden Fazla İmza Toplandı

Fransa’nın ombudsman konumundaki kamu görevlisi olan Haklar Savunucusu Claire Hédon da düzenlemenin zaten karmaşık olan hukuki çerçeveyi daha da belirsizleştirebileceğini belirtiyor. Hédon’a göre karine, soruşturmaların yürütülme biçimini etkileyebilir; yaşam hakkı, mahkemeye erişim, gerçeğin ortaya çıkarılması ve etkili başvuru yolları bakımından riskler doğurabilir. Ayrıca kolluk görevlilerinde silah kullanma yetkilerinin genişletildiği yönünde yanlış bir algı oluşturabilir.

Ulusal İnsan Hakları Danışma Komisyonu da teklifin reddedilmesi çağrısında bulundu. Hâkimler Sendikası, Fransa Avukatlar Sendikası, İnsan Hakları Ligi, Amnesty International ve ceza avukatlarının oluşturduğu kuruluşlar, hukuka uygunluk karinesinin soruşturma ve hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflatabileceği gerekçesiyle metne karşı çıkıyor.

Teklife karşı bir vatandaş girişimi de başlatıldı. Isam El Khalfaoui tarafından Ulusal Meclisin resmî dilekçe platformunda açılan kampanya, 15 Temmuz itibarıyla 652 binden fazla imzaya ulaştı.

Dilekçe; yaşam hakkı, kanun önünde eşitlik, etkili soruşturma yükümlülüğü ve mağdurların adalete erişimi gerekçeleriyle düzenlemeye karşı çıkıyor. Ulusal Meclis kurallarına göre en az 30 il veya denizaşırı idari birimden 500 bin imza toplayan bir dilekçe, Başkanlar Konferansı kararıyla genel kurulda tartışılabiliyor. Ancak böyle bir tartışma, teklifin Senatodaki yasama sürecini kendiliğinden durdurmuyor.

Aşırı Sağdan Merkez Siyasete Taşınan Bir Güvenlik Politikası

Teklif, Fransa’daki siyasi eksenlerin dönüşümü bakımından da tartışılıyor. Kolluk kuvvetlerine meşru müdafaa karinesi tanınması, Jean-Marie Le Pen’in 2007’deki cumhurbaşkanlığı programında yer alan eski bir aşırı sağ talebiydi.

Fikir daha sonra Marine Le Pen ve Éric Zemmour tarafından da savunuldu. Bugün hükûmet ve merkez sağ tarafından desteklenmesi, sol partiler ve insan hakları örgütlerince aşırı sağın güvenlik politikalarının normalleştirilmesi olarak değerlendiriliyor.

Teklif, 7 Temmuz’da Senatoya iletilerek Hukuk Komisyonuna sevk edildi. Senatodaki görüşme tarihi henüz açıklanmadı. Sağ partilerin çoğunlukta olduğu Senatonun metni değiştirmeden kabul etmesi hâlinde teklif doğrudan kesinleşebilecek.

Senatonun değişiklik yapması durumunda ise metin yeniden Ulusal Meclise dönecek veya iki meclisten milletvekili ve senatörlerin katıldığı ortak komisyon süreci başlayacak. Düzenlemenin parlamentodan nihai olarak geçmesinin ardından muhalefetin Anayasa Konseyine başvurması bekleniyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler