Latin Amerika

Trump’ın Baskı Politikası Altında Belirsizliğe Sürüklenen Küba

Elektrik kesintilerinin giderek sıklaştığı Küba, derinleşen ekonomik kriz, enerji darboğazı ve ABD’nin sertleşen yaptırımları arasında yeni bir dönüm noktasına sürükleniyor. Trump yönetiminin Venezuela ve Küba’ya yönelik belirsiz politikaları değişim beklentisini büyütse de, ülkenin geleceğine dair somut ve güvenli bir çıkış yolu hâlâ görünmüyor.

Trump’ın Baskı Politikası Altında Belirsizliğe Sürüklenen Küba
7 Temmuz 2026: Küba'da ulusal elektrik şebekesinin çökmesinin ardından elektriği yeniden sağlamaya çalışılırken, Havana'da bir otobüs karanlık bir sokakta ilerliyor. | Fotoğraf: arafatmyt - Shutterstock.

Bugün vatanım Küba’nın karşı karşıya olduğu vahim ekonomik ve siyasi dönüm noktasını düşündükçe, Kübalı şarkıcı Willy Chirino’nun “Nuestro día ya viene llegando” (Bizim Günümüz de Yaklaşıyor) şarkısının sözleri, tıpkı 1990’larda olduğu gibi aklıma geliyor: “Hoy que mi pueblo vive ilusionado, yo me siento inspirado y un Son estoy cantando anunciándole a todos mis hermanos, que nuestro día viene llegando.”

Yani: “Şimdi halkım umutla doluyken kendimi ilham bulmuş hissediyorum ve tüm kardeşlerime günümüzün yaklaşmakta olduğunu müjdeleyen bir Son şarkısı söylüyorum.”

ABD’de yaşayan yaklaşık 3 milyonluk diasporadaki pek çok Kübalı -kendi arkadaşlarımdan ve aile üyelerimden bazıları da dahil- adadaki çökmüş siyasi sistemin günlerinin neredeyse sayılı olduğuna inanıyor. Bir Küba kökenli Amerikalı ve küresel ile kültürlerarası çalışmalar alanında kıdemli bir öğretim görevlisi olarak, ülkemin bir sonraki sayfasında nelerin yazacağını hem büyük bir merakla bekliyor hem de bundan endişe duyuyorum.

Küba’nın 1990’lardan Günümüze Değişimi: Havana Hatıralarım

Havana’nın Çin Mahallesi (Chinatown) bölgesinde büyürken, SSCB’nin çöküşünün ardından kulağa hoş gelen bir adlandırmayla “Barış Döneminde Özel Dönem” (Período Especial) olarak nitelendirilen 1990’ların başındaki Küba’nın ekonomik dönüşümüne ilk elden tanıklık ettim.

O dönemde zorunlu askerlik hizmetimi yapıyordum. Doğu Bloku tarafından Küba ordusuna sağlanan askeri malzemelerin nasıl tükenmeye başladığını gördüm. Zamanla bot ve üniforma gibi temel ihtiyaç maddeleri eskidiğinde artık yenileriyle değiştirilemez olmuştu.

Hafta sonu izinlerimde eve döndüğümde, mahallemdeki değişimleri fark etmeye başladım. Özelleştirme ve ticarileşme eski sokağımı ele geçiriyordu. Apartmanımızın tam karşısındaki bina, El Pacífico adında üç katlı bir Çin restoranına dönüştürülmek üzere restore ediliyordu. Orada yaşayan pek çok Kübalı ve Çinli aile, Havana’nın dış çeperlerindeki toplu konutlara taşınmıştı.

Çin Mahallesi ticarete açılmıştı. Burası, 1990’larda turizm uğruna metalaştırılmaya başlanan Havana’daki pek çok mahalleden ilkiydi. Yine de Küba hükümeti, Küba halkına yönelik sosyalist söylemini sürdürüyordu: Ortak mülkiyet ve eşitlik ancak sosyalist devlet tarafından sağlanabilir ve güvence altına alınabilirdi.

Ancak aynı zamanda hükümet, o dönemki adıyla Sol Meliá otel zinciri gibi uluslararası kapitalist şirketlerle ortaklık anlaşmaları imzalıyor ya da Fidel Castro’nun Cohiba purolarını uluslararası alanda tanıtması gibi projelere girişiyordu. Çin Mahallesi gibi çehresi değişen yerlerde yaşayan insanlardan bu çelişkileri gizlemek giderek daha da zorlaşıyordu.

Küba’daki Castro Rejimi: “İnce Çizgili Bir Otoriterlik”

Fidel Castro hükümetini 1959’da iktidara getiren devrimin ilk yıllarında, hükûmet, sosyalist ideallerin önünde durduğu düşünülen kişilerin yargılandığı halk mahkemeleri kurdu. Sanıkların çoğu adil yargılanma hakkından mahrum bırakılarak suçlu bulundu; ya uzun hapis cezalarına çarptırıldılar ya da idam mangalarının karşısına çıkarıldılar.

Devrimci vatandaşlığa yönelik bu dogmatik yaklaşım; LGBTİ+ bireyler, hippiler veya punklar gibi düzene uyumsuz olarak algılanan herkese karşı korkunç muamelelere yol açtı. Bu muhalifler, “şüpheli” görülen insanları Che Guevara’nın ideolojik konsepti olan “hombre nuevo”ya, yani “yeni devrimci insan”a dönüştürmek üzere tasarlanmış çalışma kamplarına gönderildi.

Ancak son 20 yılda Küba’nın daha ilerici sosyal politikaları, devrimin ilk yıllarındaki otoriter aşırılıkları telafi etmeye yardımcı oldu. Bu durum, hükûmetin hayatta kalmasını garantilemesinde de rol oynadı. Eş cinsel evliliği yasallaştıran az sayıdaki Latin Amerika ülkesinden biri olan Küba, toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda attığı pek çok adımla küresel bir itibar da kazandı. Hatta Raúl Castro’nun kızı Mariela Castro, şu anda Küba’daki LGBTİ+ hareketinin öncü sesi konumunda.

ABD yaptırımlarından ve Küba hükümetinin kayıtsızlığından en çok etkilenenler ise “los cubanos de a pie”, yani “yaya Kübalılar” (sıradan halk). Bu kesim, nüfusun çok az geliri olan, hükümetle hiçbir bağı bulunmayan, Küba’da “mipymes” (mikro, küçük ve orta ölçekli işletmeler) olarak bilinen yeni özel-kamu ortaklığı iş modeline erişimi olmayan ve yurt dışındaki akrabalarından döviz yardımı almayan büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bugün onlar bir değişim için -nasıl bir değişim olursa olsun- feryat ediyorlar.

Venezuela’da Ne Oldu? Peki Küba’da Ne Olmadı?

Başkan Donald Trump yönetiminin 3 Ocak 2026’da Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalamak için kullandığı taktikler, diasporadaki pek çok kişinin Küba’da da benzer bir sürecin izleyeceğini umduğu yol haritasını çizdi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Kübalılar ve Küba kökenli Amerikalılar da dahil olmak üzere pek çok Latin kökenli, özellikle de uzun süredir Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen Miami’li eski kuşak Küba ve Venezuela sürgünleri bu eylemi destekledi.

Adada ise pek çok Kübalı, eğer işlerin değişeceği anlamına gelecekse, bir ABD işgalini kabul etmeye dünden hazır. Kübalılar ülkelerinin kaynaklarının hiçbirine erişemeyeceklerse, bu kaynakların ABD’nin elinde olmasının daha iyi olacağını düşünüyorlar.

Ancak gerek Küba toplumu içinde gerekse dışında çok az kişinin açıkça tartıştığı konu, ABD’nin Maduro’yu ele geçirmesinden bu yana Venezuela’da neyin değişip neyin değişmediğidir. Çok az kişi şu soruları soruyor: Siyasi sistem gerçekten değişti mi? Venezuela şu anda Maduro dönemine göre daha mı iyi durumda?

Trump, petrol endüstrisine el koymak dışındaki, Venezuela’nın geleceğine yönelik hedeflerini henüz kamuoyuna açıklamış değil. ABD, 5 Ocak 2026’da geçici Başkan olarak Delcy Rodriguez’i atadı ancak bunun Latin Amerika’nın egemenliği için ne anlama geldiği belirsizliğini koruyor.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’in ve hatta ABD yargı sistemi tarafından hakkında iddianame hazırlanan yaşlı Raúl Castro’nun ABD ordusu tarafından yakalanması sembolik bir güce sahip olabilir; ancak bana göre bu durum, Havana’daki Palacio de Gobierno’yu (Hükümet Sarayı) taze siyasi bakış açılarıyla doldurmaya yetmeyecektir.

Küba’da eski rejimin kalıntıları ülkenin siyasi altyapısına derinlemesine kök salmış durumda ve ABD askeri müdahalesi tehdidi, bugüne kadar pek çok ABD yönetimini geride bırakmış olan Küba hükümeti için yeni bir şey değil.

Küba hükümeti ayrıca, yeni bir göç krizi başlatarak Karayipler’de kaos yaratabileceğinin de farkında. Tabii ki bu koz, yine “los cubanos de a pie”nin (sıradan halkın) sırtından devşiriliyor.

Enerji Tedariki Kesilen Küba’yı Ne Bekliyor?

Büyük ölçüde turizme dayalı olan Küba ekonomisi, benzeri görülmemiş baskılarla karşı karşıya.

ABD müdahalesi hayaletinin kapıda belirmesiyle birlikte, adada faaliyet gösteren pek çok yabancı şirket ayrılma kararı aldı. Madencilik şirketi Sherritt International ve SOL by Meliá otel zinciri gibi şirketlerin ani ayrılışı Küba’da madencilik, turizm ve enerji sektörlerini baltaladı.

Haziran 2026’da ise Trump, Küba şirketleriyle iş yapan firmaları cezalandıran bir başkanlık kararnamesiyle yaptırımları daha da sertleştirdi. Bu ek ekonomik baskı, Küba hükümetini ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir diyalog zeminine zorlamak için belirli bir hareketlilik ve bölünme yaratıyor gibi görünüyor.

Buna, Venezuela ve Meksika ile Rusya dahil diğer ülkelerden yapılan petrol ithalatının kesilmesiyle ortaya çıkan büyük enerji krizi de eklendiğinde, değişimin acilen gerekli olduğu açıkça görülüyor; peki ama hangi yöne doğru?

Küba’da Belirsizlik Baki, Halk İçin Umut Etmek Daimî

Günler geçtikçe belirsizlik sürüyor ve Küba halkının sesi, Küba ile ABD hükûmetleri arasındaki siyasi gürültünün ardında kaybolup gidiyor.

Tıpkı Willy Chirino gibi ben de bir gün, artık ergenlik çağında olan çocuklarımla birlikte Küba’ya dönebilmeyi, onlara doğduğum yeri göstermeyi, adada hâlâ yaşayan akrabalarıyla tanıştırmayı ve birlikte gerçek bir gelecek inşa etme umudunu taşımayı canıgönülden diliyorum.

Bu sırada, Amerika’nın Orta Batı bölgesindeki bir üniversite kasabasında cortado kahvemi yudumlarken, aklıma 1990’lardan popüler bir şarkı daha geliyor. Bu şarkı, devrimin heyecan verici ilk yıllarında kurulan ve hem adadaki hem de ada dışındaki Kübalılar tarafından çok sevilen Kübalı grup Los Van Van’a ait: “Orula, para todos los Cubanos, Ashé yo te pediré.”

Yani: “Ey Ọrunmila, tüm Kübalılar için dilediğim tek şey senin lütfundur.”

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 13 Temmuz’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Prof. Juan Carlos L. Albarrán

Juan Carlos L. Albarrán, Havana doğumlu bir akademisyen ve Miami Üniversitesi Küresel ve Kültürlerarası Çalışmalar Bölümünde kıdemli öğretim görevlisidir. Latin Amerika, Karayipler ve Latin kökenli topluluklar üzerine çalışan Albarrán, üniversitenin Latin Amerika Çalışmaları programında danışmanlık yapmakta; ayrıca yurt dışı eğitim, sosyal girişimcilik, çeşitlilik ve kapsayıcılık alanlarında projeler yürütmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler