Yolsuzluk Soruşturmasından Sandığa: Nigel Farage’ın Popülist Kaçış Planı
Nigel Farage, hakkındaki mali iddiaların ardından milletvekilliğinden istifa ederek aynı koltuk için yeniden seçime gidiyor. Reform UK lideri bunu "müesses nizama karşı direniş" olarak sunarken, siyaset bilimciler hamleyi "hesaplanmış bir popülist tiyatro" ve "dikkat dağıtma stratejisi" olarak yorumluyor.
Londra, Milbank’taki Reform UK genel merkezinden konuşan Nigel Farage, sağ seçmenin güçlü olduğu sahil beldesi olan Clacton milletvekilliğinden istifa edeceğini, 13 Ağustos Perşembe günü yapılması beklenen ara seçimde aynı koltuk için yeniden aday olacağını açıkladı. Farage’ın bu kararı, parlamentoya girmeden önce kripto para yatırımcısı bir bağışçıdan aldığı 5 milyon sterlinlik hediye ve geçmişte ABD’de dolandırıcılıktan hüküm giymiş bir siyasi müttefikinden aldığı destek iddiaları üzerine Parlamento Standartlar Komiseri tarafından hakkında soruşturma başlatılmasının ardından geldi.
Mali durumuyla ilgili iddialara karşı Farage, “hiçbir yanlış yapmadığını” iddia ediyor. Fakat, görünüşe göre diğer büyük partiler “medya sirki” ve “kibir projesi” olarak adlandırılan bu seçimde Farage’a karşı aday çıkarmayacak. Akademik uzmanlar bu hamlenin arkasındaki motivasyonları inceliyor.
İstifadan Ara Seçime: Farage’ın Soruşturmayı Siyasi Gösteriye Dönüştürme Hamlesi
Eski Başbakan Boris Johnson’ın 2022’de pandemi yasaklarını ihlal ettiği skandallar sonrası kendini aklamak için gösterdiği bitmek bilmeyen çabalardan bu yana bir siyasetçiden duyduğumuz en acınası ve en benmerkezci siyasi söylemlerden biri olan bu konuşmayla Nigel Farage, istifa edip bir ara seçimi, yani mevcut milletvekilinin ayrılmasıyla sadece o bölgede yapılan parlamento seçimi tetikleyerek kimseyi şaşırtmadı. Sözde bu seçimde yeniden aday olarak “müesses nizama” kafa tutacak ve böylece adını temize çıkaracak.
Farage’ın medyanın özel hayatına müdahalesine duyduğu öfke gerçek olsa bile, yayınladığı video mesaj yine de biraz yapmacık duruyordu. Ayrıca, sadece yaptığı ek işlerle çok zengin olduğunu söylemekle kalmayıp, parlamentodan ayrılırsa daha da zengin olabileceğini öne süren bir siyasetçiye halkın pek sempati besleyeceğinden şüpheliyim. Britanya’nın sokaklarında “erkeklerin saat, kadınların mücevher takamadığı”, “çökmüş” ve hatta “komünist” bir ülke olduğu yönündeki saçmalıklar ise büyük ihtimalle Amerikalı izleyicilere yönelikti. Yatırım tavsiyeleriyle insanlara yüksek kazançlar vaat etmesi ise tek kelimeyle üst düzey bir dolandırıcılık örneğiydi.
Clacton’da tüm bu olan bitenin iç yüzünü, Farage’ın hakkındaki iddiaları unutturmak için tasarladığı pahalı bir dikkat dağıtma oyunu olduğunu görebilecek seçmenler olsa da bu ara seçimi kazanma ihtimalinin yüksek olduğundan hiç şüphem yok. Fakat diğer ana partiler artık Farage’a karşı aday çıkaracak gibi görünmüyor. Bir diğer seçenek de ortak bir aday etrafında birleşmek olabilirdi; tıpkı 1997’deki ara seçimde “para karşılığı soru sorma” (bazı milletvekillerinin rüşvet alarak parlamentoda belirli soruları gündeme getirdiği bir yolsuzluk olayı) skandalına karışan Neil Hamilton’a karşı yarışan ve İşçi Partisi ile Liberal Demokratların (Lib Dems) desteğini alarak bağımsız aday olarak seçimi kazanan eski savaş muhabiri Martin Bell örneğinde olduğu gibi.
Daha da önemlisi, tüm bu şov Farage’ı hakkındaki iddialardan kurtarmaya yetmeyecek. Parlamentoya geri döner dönmez soruşturma kaldığı yerden devam edecek. Kaçabilir ama saklanamaz.
“Halk” ile “Müesses Nizam” Arasında: Farage’ın Popülist Siyaset Formülü
Farage’ın Clacton milletvekilliğinden istifası ve ardından kaderini “medya” ya da “müesses nizam” yerine “Britanya halkının belirlemesi” için yeniden seçime gireceğini duyurması, en iyi “Farajizm” penceresinden anlaşılabilir. Yakın tarihli araştırmamda da savunduğum gibi, Farajizm sadece bir kişinin siyaset yapma biçiminden ibaret değil; Britanya’yı siyasi elitler ve halktan kopuk kurumlar tarafından engellenen bir ülke olarak gösteren popülist bir anlatı inşa etme projesi. Bu mantığa göre müesses nizam, halkın demokratik iradesini yok sayan bir yapı olarak resmediliyor.
Farage’ın açıklaması etrafında gelişen olaylar da bu stratejinin bir yansıması. Öğle saatlerinde Farage, X platformunda şu mesajı paylaştı: “Kamusal hayattaki geleceğimle ilgili saat 14:00’te bir açıklama yapacağım.” Bu gönderi iki saat içinde yaklaşık 4,4 milyon kez görüntülendi; ki bu, onun kamuoyunun dikkatini çekme ve siyasi gündemi belirleme konusundaki eşsiz yeteneğinin bir kanıtı. Farage, tartışmaların sadece hakkındaki iddialar üzerinde yoğunlaşmasına izin vermek yerine, bu olayı siyasi ve medya elitlerine karşı yürüttüğü daha büyük bir savaşın parçası gibi göstermeye çalıştı. Kendini, ulusal çıkarlar ve çökmüş bir Britanya’yı “kurtarma” misyonu uğruna kişisel bedeller ödemeye hazır biri olarak sundu.
Bu, Farajizmin tipik bir özelliğidir. Siyasi tartışma, kişisel bir hatadan çıkarılıp, isyankar bir hareket ile yozlaşmış sistem arasındaki geniş çaplı bir mücadeleye dönüştürülür. Farage bunu yaparak, “halk” ile onların siyasi sesini boğmaya çalışan elitler arasındaki o bilindik popülist ayrımı daha da derinleştiriyor.
Bu süreç aynı zamanda Reform UK partisinin neden hala tamamen Farage’ın şahsıyla özdeşleştiğini de gösteriyor. Parti son yıllarda organizasyon yapısını geliştirip daha profesyonel bir hale gelse de halkın dikkatini çekme gücü hala ezici bir şekilde Farage’ın eşsiz siyasi karizmasına dayanıyor. Bu durum, Reform UK’in hem en büyük gücü hem de en büyük zaafı olmaya devam ediyor.
Mağdurdan Kurtarıcıya: Farage’ın Medya ve Sistem Karşıtı Hikâye Kurgusu
Farage anlatılara ve hikâyelere fazlasıyla güveniyor; bu konuşmasının büyük bir kısmını da kendi karakterini inşa etmeye ve kendini bir kurban olarak konumlandırmaya ayırdı. Basın tarafından sürekli şeytanlaştırıldığından yakındı ve kendini modern çağda medyanın en çok saldırdığı kişi ilan etti. Hatta arabasına saldıran bir öfkeli kalabalık örneğinde olduğu gibi, hayatına yönelik yüz yüze saldırıları ve tehditleri de uzun uzun anlattı.
Aynı zamanda kendini bir kurtarıcı olarak da konumlandırdı; “ben o adımları atmasaydım” Brexit gerçekleşmezdi demeye getirdi. İşçi Partili Andy Burnham’ın halk tarafından seçilmeden başbakanlığa getirileceğini vurgulayarak İşçi Partisi’nin konumunu gayrimeşru kılmaya çalışan Farage, bir “iyi adam ile kötü adam” hikâyesi kurgulamayı hedefledi.
Buradaki asıl ilginç nokta, Farage’ın ana akım medya ile siyasi kurumları tek bir taraflı yapıymış gibi birbirine karıştırması. Sanki medya da bir siyasi partiymiş gibi, “bu sadece medyanın değil, diğer siyasi partilerin de sorunu” dedi. Bu, Trump’ın meşhur “yalan haber” söyleminde de gördüğümüz, çok iyi bilinen ve oturmuş bir popülist taktik. Popülistler genellikle köklü ve geleneksel medyaya, özellikle de kamu yayıncılarına saldırır ve sonrasında kendi kontrol edebilecekleri alternatif bir medya ekosistemi yaratırlar. Medyayı “kötü adam” ilan ettiklerinde, haklarında çıkan her olumsuz haber lehlerine kullanabilecekleri bir avantaja dönüşür. Kendisine karşı yürütülen kurallara uygun herhangi bir yasal süreç veya parlamentonun onu denetlemeye yönelik attığı herhangi bir adım, anında taraflı ve siyasi bir saldırı olarak damgalanır.
Bu durum, büyük ihtimalle kamuoyu yoklamalarıyla test ettiği ve kendini güvende hissettiği, son derece hesaplanmış bir hamleydi. Tıpkı Burnham’ın Makerfield’daki kampanyasında olduğu gibi, o da bu ara seçimi “halk sisteme karşı” temalı küçük bir genel seçim gibi sunmaya devam edecek.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 7 Temmuz’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.