KAVRAM ANATOMİSİ Popülizm Nedir?

Popülizm gündelik siyaset ve toplumda önemli yer edinen politik bir enstrümandır. Peki popülizm nedir? Popülizmin Avrupa’daki tarihi nasıl? Popülizmin çağımız Avrupa toplumundaki yeri ve şekillenişi nasıl gerçekleşti ve bu kavramın Avrupa’nın mevcut siyasi ve toplumsal havasına etkisi nedir? Perspektif Anatomi serisinde sıra “popülizm”de.

Ahmed Said Dizman 25 Ocak 2019

Kelime kökeni olarak Latince’den gelen “popülizm” aslen halkçılık manasına geliyor. Bu nedenle popülizm bir anlamda halk ile elitler arasındaki bir mücadeleyi de barındırıyor içinde. Popülizm, otokrasi gibi tek bir siyasi lider tarafından yönetilen toplumlarda halkı temsil etme özelliği ile demokratik iradenin güçlenmesini sağlarken; çoğulcu toplumlarda kutuplaşma ve gerilim meydana getirerek, toplumsal çatışmaya yol açmakta.

Tarihsel olarak son 150 yılda popülizm üç farklı şekilde karşımıza çıkıyor. İlk olarak 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan “tarımsal popülizm”, ardından 20. yüzyılın ortalarında Latin Amerika’da “sosyo-ekonomik popülizm” ve son olarak, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Hitler, Franco ve Mussolini gibi diktatörlerin iktidara gelmelerini sağlayan, bugün ise tekrar gündemimizde olan ve siyasi söylemi şekillendiren “yabancı düşmanı popülizm”. 

19. yüzyılın sonlarında birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkan ABD’deki “Halkın Hareketi” (İng. “People’s Movement”) ve Rusya’daki popülist hareket “Narodniki”, sanayileşme ve kentleşme neticesinde değişen ekonomik ve toplumsal düzene tepki olarak ortaya çıkmış, köylü kesim “gerçek halk” olarak tanımlanmıştı. Bu dönemde sanayileşme geleneksel değer ve yargıları artık değiştiriyor, devrim ahlaki yozlaşmayı da beraberinde getiriyordu. Sözkonusu değişime tepki olarak, ABD ve Rusya’da bu iki hareket ortaya çıktı. Diğer taraftan, 20. yüzyılın ortaları itibariyle, elit, statükocu ve askerî vesayet destekli yönetimlerin yaygın olduğu Latin Amerika ülkelerinde, ekonomik zayıf kesimi ve dolayısıyla alt sınıfı temsil eden, anti-kapitalist söyleme dayalı, elit ve sermaye karşıtı sosyo-ekonomik popülizm ortaya çıktı. 

Son olarak, 1930’lardan itibaren dünya tarihine acımasız bir dönem olarak geçen Nazi Avrupası, homojenlik ve ırkçılık söylemleri ile Hitler, Mussolini ve Franco gibi faşist liderlerin doğuşunu sağlayan, bugün ise yoğun olarak hissettiğimiz yabancı düşmanlığı besleyen sağ popülizm, kıta Avrupa’sında yaygınlaşıp, siyasi söylemi gerginleştirerek Batılı ülkelerde her geçen gün kabul gören ve karşılık bulan bir akım hâline geldi.

Söylem Olarak “Popülizm” 

Popülizm, bir öteki veya düşman oluşturarak, kendi destek kitlesini güçlendirmek ve mobilize etmek suretiyle kendi siyasal argümanlarını popülerleştirme yöntemidir. Avrupa ülkelerinde “Avrupalılık” veya “yerlilik” kavramları üzerinden yabancı düşmanlığı çerçevesinde kimlik siyaseti güden partiler ile Güney Amerika’da zengin ve üst sınıf elitlere karşı “ezilen” halk kitlesini savunan ve mobilize eden anti-elitist siyasi parti veya liderlerin ortak özelliği popülist olmaları. Bir taraf sağcı ve faşist, diğer taraf ise solcu, Marksist ve Sosyalist ideolojiyi temsil ederken, her iki örnek de kendisinin “gerçek halk” olduğunu, kendisinden olmayanların ise yerli olmadığını ve gerçek halkın çıkarlarının aksine hizmet ettiğini iddia ediyor. Dolayısıyla, her iki marjinal politik akımı bir araya getiren ortak nokta elit karşıtlığı, yerlilik ve millilik söylemi. Bu nedenle, farklı sebeplerle ve sosyal dinamiklerle ortaya çıkmış olsalar bile, popülistlerin kullandıkları ana söylem, “gerçek halk” ile “öteki”nin kutuplaşması üzerine kurulu.

Öte yandan, özellikle tarımsal popülizm ve yabancı düşmanı popülizmde görüleceği üzere, popülizm tanımı muhafazakâr bir söylem ile “yeni” ve “dışarıdan” olanı reddetmek üzere şekilleniyor. Tarımsal popülizm için köylüler, yabancı düşmanı popülizm için ise klasik Avrupa merkezci yaklaşımla sadece Hristiyan-Avrupa kökenine sahip olanlar “gerçek” halkı temsil ediyor. İki asır önce toplumların dönüşmesine yol açan seri üretim, makineleşme, yeni ulaşım araçları ile sanayileşme ve şehirleşme köylüler tarafından reddediliyor ve geleneksel köylü toplumu kırsal düzenin egemenliğini kentsel yaşama terk etmeyerek geleneksel köylü toplumu yenilik karşıtı tepkisini gösteriyordu. Bugün küreselleşme sonucu gittikçe artan göç dalgaları ile toplumların etnik yapısının değişmesi, yerli olmayanların ise düşmanlaştırılıyor olması söz konusu. İki örnekte de popülist söylemin oluşmasındaki ana unsur, kurulu olan düzenin bozulması korkusu.

Popülist söylemin önemli bir parçası ise oluşturulan siyasi atmosfer. Binlerce kişinin katıldığı mitingler, hararetli konuşmalar, seçmenlerin coşkulu sloganları, buralarda kullanılan basit dil gibi araçlar, halkın siyasetle bütünleşmesini sağlayan, popülist söylemin temel unsurlarından birkaçı. Bu durum Latin Amerika ülkelerinde yoğun olarak gözlemlenirken, son yıllarda Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya gibi, siyasetin çok fazla ilgi odağı olmadığı ülkelerde de son dönemlerde arttı. Halka açık hararetli konuşmalar, yoğun slogan ve pankartların seçim dönemlerinde sokakları süslemesi, hemen her hafta düzenli ve yoğun katılımlı gösterilerin organize edilmesi bunun en açık örneği.

GÜNDEM

Yorum | Avrupa’da Yükselen Aşırı Sağ ve Popülist Söylem

11 Nisan 2018

Avrupa’da Sağ Popülizm

Batı Avrupa, İkinci Dünya Savaşı öncesinde yabancı düşmanlığı ve Nasyonal Sosyalistler tarafından gerçekleştirilen soykırım sebebiyle ciddi bir travma geçirdi. Diğer taraftan 1960’lardan itibaren Avrupa’ya gerçekleşen işçi göçü ve yine son on yılda Ortadoğu’daki savaşlardan ötürü milyonlarca insanın Avrupa’ya iltica etmesi sonucunda, buradaki ırkçı ve yabancı düşmanı söylemin yeniden alevlendiğini görüyoruz. Bilhassa 21. yüzyılın ilk on yılında yaşanan ekonomik krizler sonucunda refah seviyesinin düşüşü, 11 Eylül saldırıları ve “İslam” adı altında tertip edilen terör saldırıları Batı’nın genelinde Müslüman karşıtlığı ve dolayısıyla yabancı karşıtlığının artmasına sebebiyet verdi. 

Başlarda marjinal olarak algılanan İslam karşıtlığı, son yıllarda seçim sloganları ve parti programlarının ana unsuru hâline geldi. Bir suç olan Nazi selamı, bugün ırkçı yürüyüşlerin önemli bir figürü hâline geldi. Almanya’da 2010’da Thilo Sarrazin’in Sosyal Demokrat Partili kimliği ile Almanya’nın geleceğini yabancıların yoğunluğundan ötürü kötümser gördüğünü ifade ettiği ve Müslümanları ırkçı ve dışlayıcı ifadelerle aşağıladığı “Almanya Kendini Yok Ediyor” adlı kitabı ile İslam’ın varlığının toplumda açık şekilde tartışılmaya başlanması ile, sağ marjinal kesimin daha yüksek sesle ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

2014’te Almanya’nın Dresden kentinde ortaya çıkan Pegida (Tr. “Batı’nın İslamlaşmasına karşı Vatansever Avrupalılar”) hareketi, sağ popülistlerin ilk defa organize olmuş şekilde tüm Avrupa’ya yayılarak, İslam ve mülteci karşıtı söylemlerin açıktan ifade edilmesinin önünü açtı. Almanya’da Almanya İçin Alternatif (Alm. “Alternative für Deutschland”), Fransa’da Milliyetçi Cephe (Fr. “Front National”), Avusturya’da Özgürlük Partisi (Alm. “Freiheitliche Partei Österreichs”), İngiltere’de Bağımsızlık Partisi (İng. “Independence Party”), Hollanda’da Geert Wilders, Macaristan’da Viktor Orban ve okyanusun diğer tarafında Trump gibi popülist fenomenlerin ortaya çıkışıyla birlikte sağ popülistler İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tarihteki en yüksek oy oranlarına ulaştı. 

Bu ülkeler arasında en liberal ve özgürlükçü olarak tanımlanabilecek İngiltere’de bile, 2016’daki referandum sürecinde Brexit destekçilerinin en önemli argümanlarından biri, yoğun göç akımı ve Türkiye’nin AB’ye üyeliği gibi örneklerle AB’nin Hristiyan değerlere sahip bir birlik olmaktan uzaklaşacağı idi. Yine aynı şekilde neredeyse tüm sağ popülist partilerin İslam ve yabancı karşıtlığı haricindeki ortak özelliği Avrupa Birliği karşıtı olmaları. Bu yaklaşım, popülizmin ana özelliklerinden olan anti-elitist yaklaşımı da barındırıyor. Popülistlere göre, elit politika yapıcıları, Avrupa’nın geleceğini belirleyen lobiciler ve AB bürokratları Brüksel’de bir araya gelerek, temsil ettikleri halklarının çıkarına olmayan göç, uyum, maliye politikaları vb. konular hakkında “gerçek” halkı, yani kendini “Avrupa’nın tek sahibi” olarak tanımlayan ve ötekiyi reddeden ‘halk’ı mağdur eden kararlar almaktalar. Bu sebeple sağ popülistler AB’nin işleyişine yönelik tepki gösteriyor, AB’yi kendi devletlerinin egemenliğine bir tehdit olarak görerek AB üyeliğini sorgulayan söylemleri merkeze alıyor. 

Sağ Popülizmin Artmasındaki Dinamikler 

Alman “Die Zeit” gazetesinin Ağustos 2016’da yayımladığı bir habere göre, ülkede her iki Alman’dan biri sağ popülist Pegida hareketine sempati duyuyor. Bu sempatinin “radikal” İslam’ın Almanya’da her geçen gün etkisini artırmasından kaynaklandığı öne sürülüyor. Öte yandan “radikal İslam” motifli saldırılar ile trafik terörü, alkol bağımlılığı, psikolojik bunalım gibi nedenlerden kaynaklanan İslam kökenli olmayan terör eylemleri mukayese edildiğinde, Batı’da gelişen İslam karşıtı korkuyu açıklamak pek mümkün değil. Buna göre, popülistlerin İslam’dan daha çok, trafik, alkol veya psikolojik bunalım sahiplerini hedefe almaları gerekirken, ‘terör’ adı altında İslam ötekileştirilmekte. Fakat, Batı Avrupa ülkelerinde doğurganlığın azalması ile birlikte demografik gerilemenin getirdiği varoluşsal korkunun İslam karşıtlığını tetiklediği de belirtilmeli. 

Almanya’da Federal İstatistik Ofisi’nin verilerine göre ülkede 1910, 1950, 2005 ve 2050’deki nüfusun yaş gruplarına göre dağılımına baktığımızda, 1910’larda genç nüfusun yoğun olduğunu gözlemlerken, bugün orta yaşlı nüfusun çoğunluğu oluşturduğunu görüyoruz. Diğer taraftan 2050’de ise yaşlı nüfusun çoğunlukta olacağı öngörülüyor. Buradan hareketle, artan mülteci sayısı ve gelen mültecilerdeki yoğun doğurganlık oranının sağ popülizmi körüklediğini söylemek mümkün. Zira popülist partiler “Batı’nın İslamlaşması” söylemi ile siyasi dillerini sertleştirdiler. Toplumda gelecek kaygısı oluşturarak, liberal söylemlere zıt olan, kadının ailedeki rolünün önemi, doğurganlığın artması gerektiği gibi söylemleri politik söylemlerinin merkezine aldılar.

Dosya: "Popülizm"

Popülizm Neden Yükseliyor?

1 Ocak 2017

Popülizme En Çok Rağbet Yabancıların Olmadığı Bölgelerde 

Sağ popülistlerin özellikle yabancıların çok az yaşadığı bölgelerde yoğun olduğu gözlemleniyor. Almanya’da Eylül 2017’de gerçekleşen genel seçimlerde AfD’nin Almanya haritası üzerinde yansıtılan oy yoğunluğu, ülkedeki kutuplaşmayı gözler önüne serer nitelikte.

AfD’nin en yoğun oy aldığı bölgeler eski Doğu Almanya’nın bulunduğu bölgeler. Doğu Almanya’nın izleri bu bölgede yaşayan Almanların güncel siyasi yaklaşımlarında görülüyor. Buradaki en önemli etken, Batı Almanya’nın ekonomik ve kültürel olarak Doğu’ya nispeten daha gelişmiş olması. Büyükşehirlerin ve Alman ekonomisinin katalizörü olan şehirlerin genelde Batı Almanya’da bulunması ve yine 1960’lı yıllardan sonra gerçekleşen işçi göçünün bu bölgelere gerçekleşmesi sebebiyle, yabancılarla yaşam tecrübesi daha yoğun olan Almanya’nın bu kısmında sağ popülizme nispeten daha az eğilim görüldüğünü söyleyebiliriz.

Almanya örneğine bakılacak olursa, 2017’deki genel seçim kampanyaları sürecinde merkez ve liberal partilerin bile popülizme başvurduğu söylenebilir. Neredeyse tüm siyasi partilerin ana söylemlerinden biri, Almanya’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye olan bağlılığı ve Türkiye siyasetinin Almanya’daki Türklere etkisi idi. Artan popülist söylemin bütün siyasi ortamı gerdiğini ve farklı düşüncede olan zümrelerin dışlanmasının normalleştiği, toplumsal uzlaşının “öteki”yi dışlamak üzere kurulu olduğu bir ortamda, popülizmin ileri vadede Avrupa’ya ne kadar büyük yaralar açacağı büyük bir soru işareti.

Ahmed Said Dizman*

Lisans eğitimini Bielefeld Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Ahmed Said Dizman, yüksek lisansını London School of Economics’te Avrupa Araştırmaları bölümünde tamamladı. Dizman, Avrupa, aşırı sağ ve Avrupalılık kimliği çalışmalarını sürdürmektedir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER ANATOMİ YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar