Dosya: "Popülizm" Janus’un İki Yüzü: Popülizm ve Demokrasi

DOSYA

Popülizmle demokrasi arasındaki ilişki artıların ve eksilerin yoğun olduğu bir alan. Tarihsel bağlamda popülist politikalar ülkelerde katılımcı yapıyı güçlendirerek demokrasi anlayışına katkıda bulunabildiği gibi demokrasinin rayından çıkışına da neden olabiliyor.

Zafer Toprak 1 Ocak 2017

Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Nisan 2010 tarihli Frankfurter Allgemeine Zeitung’da Avrupa’nın karşılaştığı en büyük tehlikenin popülizm olduğunu yazıyordu. Son zamanlarda Avrupa’da değişik ülkelerdeki gelişmeler bu öngörüyü haklı çıkarır nitelikte. Popülizmin demokrasinin yozlaşması olarak algılanması geniş kitlelerce kabul görüyor. Gazete ve dergi sütunlarında yükselen sağ ideolojiler popülizm başlığı altında yansıtılıyor.

Oysa akademik çevrelerde popülizm farklı yorumlanıyor. Popülizmle demokrasi arasındaki ilişki artıların ve eksilerin yoğun olduğu bir alan. Tarihsel bağlamda popülist politikalar ülkelerde katılımcı yapıyı güçlendirerek demokrasi anlayışına katkıda bulunabildiği gibi demokrasinin rayından çıkışına da neden olabiliyor. Avrupa’da Avusturya ve Fransa başta olmak üzere son zamanlarda kimi Doğu Avrupa ülkelerinde de bunun somut örneklerini görebiliyoruz.

Popülizmin Tarihi

Popülizm günümüz siyaset biliminde belli bir entelektüel bakış açısı ve toplumsal harekete yönelik olarak kullanılan bir tipolojik kategori.

Değişik ülkelerde ve farklı tarihsel dönemlerde küçük burjuva katmanların ideolojik ve siyasal tavrını anlamaya yaradığı gibi günümüzde gelişmiş kimi ülkelerde konjonktürel olarak karşılaşılan darboğazların üstesinden gelmeyi amaçlayan tutucu bir anlayışa da açılım sağlıyor. Örneğin Orta Doğu buhranı sonucu göçmen sorununun birçok ülkede popülist kaygıları tetiklediğini görüyoruz. Popülizm genel olarak Avrupa’da sağa kayışın bir simgesine dönüşüyor.

Akademik çevrelerde popülizmin doğuş öyküsü 19. yüzyılın ikinci yarısına çekiliyor. 19. yüzyılın sonlarında ABD’de Popülist Parti ve Rusya’da 19. yüzyılın ikinci yarısında Narodnik Hareketi popülizmin ilk göstergeleri. Bugün literatürde popülizm başlığı altında yer alıyorsa da her iki deneyim farklı gerekçeleri ve gerçekleri ifade ediyor.

Amerikan popülizmi siyasal yapıda köklü bir dönüşüm beklentisi içerisinde olan çiftçilerin öncülüğünde bir kitle hareketini ifade ediyor.

Popülizm teriminin etimolojik kökeni 1870-1890 döneminde ABD’deki “Grangers” ve “Greenbackers” diye bilinen çiftçi hareketine dayanıyor. 1892’de ABD’de Demokratlar’a ve Cumhuriyetçiler’e karşı Halk Partisi adıyla yeni bir parti kurma çabasında olan aktivistlerin buldukları bir terim. İsim babası ise David Overmeyer. Diğer bir deyişle Amerika’da bir üçüncü yol arayışı. Ancak o günden sonra popülizm söylemi geniş bir alana yayılıyor.

Rus popülizminin öncüleri ise Narodnikler olarak biliniyor. Narodnizm 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde kırsal yaşamı yücelten romantik bir orta-sınıf entelektüel hareketi. Çarlık Rus popülizmini dar anlamından koparan ve onu kuramsal bir temele oturtarak bir dizi Asya ülkesine genelleyen Rus devriminin önderi Lenin. “İki Ütopya” başlıklı yazısında Sun Yat Sen’in Çin’i ile Rus pratiğini karşılaştırıyor ve bu bağlamda popülizme bir anlam yüklüyor.

Nitekim Asya kıtasının doğusunda ve batısında iki büyük ülkede iki imparatorlukta popülizmin 20. yüzyılla birlikte yankılandığını gözlemliyoruz. Bu iki ülke Çin ve Osmanlı imparatorlukları. Sun Yat Sen’le birlikte Çin’de “halka doğru” gidenler Çin’de Mao öncesi halkın değerlerine sahip çıkıyorlar. Seçkinlere özgü “üst kültür” ile Konfüçyüsçülüğe sırt çeviren Çin gençleri çözümü halkta buluyorlar. Folklor öğelerinden yola çıkarak özellikle köylü şarkılarını, çocuk hikâyelerini ve atasözlerini toplayarak Çin popülizminin temellerini atıyorlar. Yerel kültüre, köylü kitlelere ve kırsal sorunlara odaklanan Çin gençleri ileriki yıllarda Çin komünist devrimcilerinin nüvesini oluşturuyorlar. Bu bağlamda popülizm ile sosyalizm arasında sıkı bağların olduğu gözlemleniyor.

Mao Zedong’un iktidara taşıdığı Çin popülizmi gelenekten köklü bir biçimde kopuşu simgeliyor. Mao’nun esin kaynağı yıllar önce Liu Fu, Zhou Zuoren ve Gu Jiegang gibi “Dört Mayıs” entelektüelleri diye bilinen bir kesimin “halka doğru” hareketi. Çin’de özellikle 1918’den itibaren halk edebiyatının Beijing Ulusal Üniversitesi’nde önemsenmesi, Çin entelektüellerinin edebiyata ve halk kitlelerine yönelmelerine neden oluyor.

Benzer bir süreç Osmanlı Türkiye’sinde de yaşanıyor. Tıpkı “Dört Mayıs” entelektüelleri gibi Osmanlı topraklarında 1908 Devrimi ertesi Ziya Gökalp, Ali Canib, Ömer Seyfeddin, Köprülüzade Mehmed Fuad, Rıza Tevfik gibi Jön Türk devriminin uzantısı “On Temmuz (1324-1908)” entelektüelleri uluslaşma sürecinde halkı, “halkiyyat”ı, folkloru keşfediyorlar; “halka doğru” gidiyorlar. Bu gelişmeler Türkiye’de “Halkçılık” olarak tanımlanıyor ve sosyal demokrasiye sahip çıkan Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel ilkeleri arasında yer alıyor.

Rus Narodnizminin ve onun çağdaş popülist uzantılarının gelişen ülkelerde değişik türleri oluşturmaları popülizmin entelektüel ve kültürel gelenek yelpazesini oldukça genişletmiş durumda. Ancak “küçük burjuva” ideolojileri diye nitelenebilecek popülist türlerin 19. yüzyıldaki biçimiyle 20. yüzyıldaki yapıları arasında dünya koşullarından kaynaklanan önemli farklar yer alıyor.

Yukarıda saydığımız Amerikan ve Rus popülist çizgilerine iki ana çizgiye 1. ve 2. Dünya Savaşları arası Doğu Avrupa ve Balkanlardaki köylü hareketlerini de eklemek mümkün. Bu hareketlerin ortak noktası köylülüğün tarımsal programlarını toplumun ve ekonominin omurgası olarak görmeleri. 1929 sonrası büyük buhranla birlikte küresizleşen bir dünyada popülizm Latin Amerika ülkelerinde de zemin kazanıyor. Arjantin’de Juan Domingo Peron’la, Brezilya’da Getúlio Vargas’la popülizm iki önemli önder kazanıyor. Bu iki lider yeni nesil siyasetçileri simgeliyorlar; “işçi sınıfı”ndan çok “halk”a hitap ederek, sınıflar arası koalisyonlar oluşturuyor ve alt toplumsal katmanları siyaset arenasına çekiyorlar. Böylece popülist partiler Latin Amerika’da Marksist Sol’a karşı bir alternatif oluşturuyorlar. İdeolojik saplantılardan arınmış olarak, entelektüel öncü kesim yerine geniş bir seçmene sesleniyorlar.

Fransa’da 1950’li yıllarda gündeme gelen eklektik yapıya sahip bir popülist hareket olan Poujadizm’i bir kenara koyarsak, Batı Avrupa’da popülizm 1970’lerin stagflasyonu ertesi sahne alıyor. Bu alanda Fransa başı çekiyor.

Çağdaş siyaset biliminde popülizmin kuramsal içeriği ilk kez Londra’da London School of Economics and Political Science’da düzenlenen “Popülizmi Tanımlamak” (İng. “To Define Populism) adlı konferansta ele alınıyor. Konferansta Angus Stewart gibi bazı düşünürler popülizme tek bir tanım vermenin olanaksızlığından söz ediyorlar. Peter Wiles gibi “cesur” bilim insanları ise en geniş tanımı yeğliyorlar. Wiles popülizmi “fazilet, basit, olağan halkta ve onun ortak, kolektif geleneklerinde” yaşayan bir inanç veya hareket olarak tanımlıyor.

Londra Konferansında popülizmin hızlı toplumsal dönüşümün neden olduğu uzlaşmazlık ortamında, yeni ile eski arasındaki çatışmanın vurgulandığı, kentleşme, modernizasyon, kırsal nüfusun yoksulluğu gibi toplumsal durumların belirleyicilik kazandığı ortamlara özgü bir siyaset anlayışı olduğu ortaya çıkıyor. Yapılan tanıma göre popülist hareketler, köklü ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal değişikliğin baskısına, başta var olan siyasal yapıdan yabancılaşmış entelektüeller olmak üzere, başkaldıranların ya da tepki duyanların tüm halkın çıkarları için iktidarı hedefledikleri hareketler. Halktan, özellikle onun faziletin yuvası olarak değerlendirilen arkaik kesiminden kaynaklanan basit ve geleneksel biçim ve değerlere dönme ya da bunları benimseme inancı bu hareketlerin temel niteliği. Bu özellikler bize son Amerika seçimlerini hatırlatıyor.

Popülizmi farklı bir bağlamda kullananlar da var. Kimi düşünürlere göre popülizm iktidarı kazanmaya ve siyasal gücü elde etmeye yönelik siyasal liderle seçmen arasındaki gevşek ve oportünistik bağdan oluşan bir yöntemi, bir stili ifade ediyor. Latin Amerikalı yazar Gino Germani popülizmi geleneksel toplumdan modern topluma geçiş sürecinde bir “asenkronizm” ürünü ve değişik siyasal güçlerin olur olmaz at oynattığı, halka şirin gözükme yarışına giriştiği bir ortamda, kitlelerin siyasal yaşama hazırlıksız ya da “erken” katılımının sonucu oluşan bir siyaset anlayışı olduğunu savunuyor.

Tüm bu yazarların çalışmaları, popülizmin belirleyici özellikleri ile unsurlarının içi karma karmaşık bir bohçaya benzediği izlenimini veriyor. Bu bohçada aynı zamanda siyasal davranışta “mistisizm”, antisemitizm, fesat korkusu, anti-entellektüalizm, yabancı düşmanlığı (zenefobi) yer alıyor.

Hemen hemen tüm popülist eğilimler “halk”a çağrıda bulunuyor ve bu açıdan “anti-elitist” bir nitelik taşıyor. Genel kitlenin “irade”sini engelleyen ve güç odakları olan azınlıklara karşı tavır koyuyor. Bu açıdan popülizm son kertede toplumu iki homojen ve antagonist kampa bölüyor: Bir yanda “saf halk kitlesi”, öbür yanda “yoz elit kesim” yer alıyor. Öte yandan siyasetin “genel irade”den ibaret olması gerektiğini savunuyor. Diğer bir deyişle popülizm bir tür “ahlak” siyasetine, “halk” ile “elit”ler arasında “saf” ve “yoz” ayrımına yönelerek, din, etnisite gibi sosyo-kültürel ya da sınıf gibi sosyo-ekonomik ayrımlardan uzak duruyor. Böylece minimum düzeyde popülizm üçlü sacayağı üzerine inşa edilmiş oluyor: “Halk”, “elitler” ve “genel irade”.

Özetlersek, popülizm demokrasinin inşa sürecinde önemli getirileri olan bir anlayış. Geniş kitlelerin siyaset alanına çekilişinde popülizmin önemli katkıları var. “Halkın egemenliği” demokrasi için gerekli bir evre. Ama liberal demokrasiden söz ediliyorsa, bu niceliğe yönelik unsur sakıncaları beraberinde getirebiliyor. Rousseau’nun “halkın egemenliği” anlayışının demokrasiye açılımı olduğu kadar, otoriter ve totaliter rejimlere ışık tuttuğu bilinen bir gerçek. İki dünya savaşı arası Avrupa’da faşist liderlerin çoğu kez seçimle iş başına geldiklerini unutmamak gerekiyor. Nitekim Avrupa demokrasilerinin de son zamanlarda “sandık” demokrasilerine dönüştüğü gözlemleniyor. Brexit bunun son örneği olsa gerek…

Fotoğraf:©Flickr.com/ Nathan – Janus Masks

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar