Almanya’da Palantir İkilemi: Ordu Yerli Alternatif Arıyor, Polisin Yazılım Kullanımı Sürüyor
Almanya, savunma altyapısında planlanan “güvenli özel bulut” projesinde ABD merkezli Palantir Technologies ile çalışmama kararı alarak veri kontrolünü ulusal otoritelerde tutmayı hedefliyor ve ihalede Avrupa merkezli şirketlere yöneliyor. Buna karşın Palantir yazılımlarının eyalet polislerinde kullanılmaya devam etmesi ve NATO sistemlerindeki varlığı, ülkede güvenlik, veri egemenliği ve operasyonel uyum tartışmalarını sürdürülüyor.
Avrupa’nın dijital egemenlik arayışı ile güvenlik stratejilerindeki dönüşüm, yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir aşamaya taşınıyor. Bu tartışmaların odağında ise veri analitiği ve savunma yazılımları geliştiren ABD merkezli Palantir Technologies adlı şirket yer alıyor.
Almanya’da ordu, polis ve siyasi aktörler arasında Palantir yazılımlarının kullanımı konusunda belirgin görüş ayrılıkları bulunuyor. Güvenlik kurumları açısından büyük veri analizi sayesinde suç ve terörle mücadelede sağlanan operasyonel avantajlar öne çıkarken; şirketin ABD istihbarat kurumlarıyla geçmişteki iş birlikleri, veri güvenliği ve sivil özgürlükler açısından tartışma yaratıyor. Alman Silahlı Kuvvetlerinin (Bundeswehr) şirketle çalışmama yönündeki yaklaşımı ve “Avrupalı alternatifler” arayışı, bu çerçevede şekilleniyor.
Palantir’in Hedefi: Veri Entegrasyonuyla “Gelecekteki Suçları” İşlenmeden Öngörmek
Tartışmaların temelinde, Palantir’in sunduğu yazılımların çalışma prensibi ve gücü yatıyor. Şirketin amiral gemisi ürünü olan “Gotham”, başlangıçta ABD istihbarat teşkilatları için tasarlanmış bir veri entegrasyon platformu. Klasik veri tabanlarından farklı olarak Gotham, birbirinden tamamen bağımsız ve düzensiz görünen sosyal medya paylaşımları, telefon sinyalleri, banka hesap hareketleri, yüz tanıma kameraları, plaka okuyucuları ve hatta hava durumu raporları gibi milyarlarca veriyi bir araya getirerek aralarındaki gizli bağlantıları ortaya çıkarıyor.
Polis teşkilatları için bu, bir şüphelinin sadece geçmişini değil, “gelecekte” de nereye gidebileceğini ve kimlerle iletişim kurabileceğini tahmin etmeye yarayan bir “öngörücü polislik” (predictive policing) aracı anlamına geliyor. Savaş alanlarında sistemin kullanımı çok daha ölümcül bir boyuta ulaşıyor. “Maven” gibi projeler ve son dönemde Ukrayna’da kullanılan yapay zekâ sistemleri, dronlardan, uydulardan ve yerdeki askerlerden gelen anlık verileri işleyerek düşman unsurlarının yerini milisaniyeler içinde tespit ediyor ve topçu birlikleri için anlık “hedefleme” ve vurma kararları üretiyor.
Palantir, bir komutanın savaş alanını bir dijital satranç tahtası gibi görmesini ve algoritmanın önerdiği hamleleri yapmasını sağlıyor. Bu öngörü gücü, verilerin kime ait olduğu ve algoritmaların kararlarını hangi şeffaflıkla aldığı sorularını da beraberinde getiriyor.
Kritik Karar: Alman Ordusu, Palantir ile Çalışmayacak
Alman ordusunun dijital savunma stratejisi kapsamında, askeri veri işleme ve yapay zekâ uygulamalarını yürütmek üzere kurmayı planladığı kritik “güvenli özel bulut” projesinde Palantir’i devre dışı bırakması, Avrupa’da büyük yankı uyandırdı. Reuters‘ın aktardığı bilgilere göre, söz konusu projenin en kritik aşamasını savaş alanında hedef tespiti ve stratejik öneriler sunan yapay zekâ yazılımlarının geliştirilmesi oluşturuyordu. Fakat Alman askeri yetkililer, savaş alanı verilerinin tam kontrolünün orduda kalması gerektiği konusunda taviz vermedi.
Reuters‘ın Almanya’daki Handelsblatt gazetesine dayandırdığı haberine göre, Alman Silahlı Kuvvetleri Siber ve Enformasyon Alanı Müfettişi Koramiral Thomas Daum, Palantir yazılımının NATO bünyesinde kullanıldığını doğrulasa da ulusal savunma düzeyinde bu şirkete sözleşme verilmesinin planlanmadığını söyledi. Daum, Palantir sistemlerinin şirket personeli tarafından işletilmesinin büyük bir güvenlik riski barındırdığının altını çizerek, “Söz konusu yazılımın sunduğu işlevsellik ne kadar ilgi çekici olursa olsun, sanayi çalışanlarının ulusal verilerimize erişimine izin vermemiz şu aşamada kesinlikle mümkün değildir.” değerlendirmesinde bulundu.
Handelsblatt‘ın haberine göre; Almanya, savunma sanayisinde teknolojik bağımsızlık hedefiyle açtığı ihalenin kısa listesinde sadece üç Avrupalı şirketi bıraktı: Fransa merkezli Chapsvision, Stuttgart merkezli Almato ve Berlin merkezli Orcrist şirketleri. Palantir yetkilileri, sistemlerinin “internet bağlantısız” olarak kurulabileceğini ve dış müdahale riskinin bulunmadığını savunsalar da Almanya bu güvenceleri yeterli bulmadı. Şirketin, Almanya’nın NATO’da üye ülkeler tarafından yaygın olarak kullanılan Maven adlı sisteminin dışında kalmasının “operasyonel uyumu” zedeleyeceği yönündeki uyarıları ise, yerli yazılımların NATO sistemleriyle tam uyumlu çalışacağı belirtilerek Alman askeri otoriteleri tarafından reddedildi.
Palantir’in”Öngörücü Polislik” Teknolojisi Almanya’da Hâlihazırda Kullanılıyor
Ordunun bu katı ve net tavrına rağmen, Palantir’in Alman polis teşkilatlarındaki varlığı oldukça geniş bir alana yayılmış ve derinleşmiş durumda. Kamu yayıncısı Deutsche Welle’nin (DW) haberine göre, şirketin “Gotham” adlı gelişmiş gözetim yazılımı, halihazırda Bavyera’da “VeRA”, Hessen’de “HessenData” ve Kuzey Ren-Vestfalya’da farklı adlarla aktif olarak kullanılıyor; ayrıca Baden-Württemberg eyaletinde de yakında kullanıma girmesi planlanıyor.
Yapay zekâ destekli bu veri madenciliği yazılımı, polis memurlarının isim, yaş, adres, adli sicil kayıtları, trafik cezaları ve taranmış sosyal medya içeriklerini saniyeler içinde birleştirerek vatandaşlar hakkında son derece kapsamlı profiller oluşturmasına olanak tanıyor. DW’nin aktardığına göre, bu “öngörücü polislik” modeli güvenlik güçlerinin işini büyük ölçüde kolaylaştırsa da sivil haklar savunucuları için bir mahremiyet ihlali anlamına geliyor. Sivil Haklar Derneği (GFF), bu yazılımın sadece suçluları değil, masum vatandaşları da bir fişleme ağına dahil ettiğini belirterek Bavyera eyaletine karşı Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. GFF avukatı Franziska Görlitz, “Şikâyette bulunan, bir suçun mağduru olan veya yanlış zamanda yanlış yerde bulunan herhangi bir kişi bu yazılım aracılığıyla polisin radarına girebilir” diyerek sistemin anayasal telekomünikasyon gizliliği hakkını ihlal ettiğini savunuyor.
Ünlü hacker grubu Chaos Computer Club (CCC) da bu anayasal şikâyete destek veriyor. CCC sözcüsü Constanze Kurz, polisin farklı amaçlar için depolanmış verileri “otomatik kitlesel analiz” ile birleştirmesinin bir norm haline gelmemesi gerektiğini belirtiyor. Kurz ayrıca, bu verilerin ABD’li şirketin kasıtlı olarak şeffaf olmayan yazılımına aktarıldığını ve polisin yıllarca bu sisteme bağımlı kalacağını vurguluyor. Buna karşın, Alman Polis Sendikası gibi bazı birimler yazılımı savunuyor. Eylül 2024’te Münih’teki İsrail başkonsolosluğuna yönelik saldırıda otomatik veri analizinin, faillerin hareketlerini tespit etmede ve krizi hızla çözmede kritik rol oynadığı belirtilse de verilerin kopyalarının ABD’ye sızmayacağının net bir garantisi olmaması tartışmaları sürekli alevlendiriyor.
Palantir ABD’deki Faaliyetleri Avrupa’dan Gelen Tepkileri Etkiliyor
Palantir’e yönelik eleştirilerin arka planında, şirketin ABD’deki kamu kurumlarıyla yürüttüğü projeler önemli yer tutuyor. Özellikle ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ile yapılan iş birlikleri, Avrupa’daki tartışmalarda sıkça gündeme geliyor.
The Washington Post gazetesinin araştırmasına göre, Palantir’in ICE için geliştirdiği “FALCON” yazılımı, göçmenlerin istihdam kayıtlarını, aile bağlarını, telefon numaralarını ve adreslerini çapraz sorgulayarak ICE ajanları için dijital haritalar çıkarıyor. Almanya’daki sivil haklar örgütleri, bu iş birliğini ICE’nin elinde bir silaha dönüşen bu algoritmik gücün Avrupa sınırlarına ve iç güvenlik sistemlerine entegre edilmesini büyük bir demokratik tehdit olarak yorumluyor.
Avrupa’daki Farklı Yaklaşımlar: Palantir, İngiltere ile Anlaştı ama İsviçre’de Reddedildi
Palantir’in Avrupa’daki seyri ülkeden ülkeye derin farklılıklar gösteriyor. Almanya ve İsviçre gibi ülkeler kapılarını kapatırken, bazı ülkeler şirkete milyarlarca dolarlık veri emanet ediyor. The Guardian‘ın haberine göre, Palantir’in Avrupa’daki en tartışmalı iş lokasyonu İngiltere. Şirket, Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) ile 330 milyon sterlinlik bir sözleşme imzalayarak, milyonlarca İngiliz vatandaşının hasta verilerini entegre etmek üzere “Federated Data Data Platform” ihalesini kazandı. Ama bu durum, İngiliz milletvekilleri ve sağlık sendikaları arasında büyük bir güvenlik ve mahremiyet krizi yarattı; “NHS verilerinin ABD istihbaratıyla bağları olan bir şirkete satıldığı” yönündeki eleştiriler parlamentoda halen tartışılıyor.
Buna karşın, İsviçre ordusu, yedi yıl süren yoğun müzakerelerin ardından Palantir’in askerî istihbarat sistemlerine entegre edilmesini reddetti. İsviçreli araştırmacı gazetecilik platformu WAV ve online dergi Republik’in ortak haberine göre, İsviçre ordusu uzmanları tarafından hazırlanan iç rapor, paylaşılan hassas verilere ABD hükümeti ve istihbarat servislerinin erişebilme ihtimali, ret kararının temel gerekçesi oldu. Palantir’in yazılımları ayrıca Europol ve Danimarka polis teşkilatları tarafından da kullanılıyor.
Almanya’nın Stratejisi: Avrupa Merkezli Teknolojiye Yönelim
Almanya hükûmeti ise, veri analitiği ve yapay zekâ alanında dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bir strateji izliyor. Politico‘nun haberine göre, Almanya Dijitalleşme Bakanı Karsten Wildberger, Avrupa’nın artık kendi veri analitiği devlerini yaratması gerektiğini savunarak “Avrupalı bir Palantir” hedefine işaret etti. Wildberger, “Tercihimiz, küresel pazarda rekabet edebilecek kendi ürünlerimizi ve şirketlerimizi Avrupa’da geliştirmemizdir. Uzun vadede Avrupalı alternatiflere güvenmek istiyoruz.” sözleriyle hükûmetin teknolojik rotasını netleştirdi.
Wildberger ayrıca, güvenlik alanında Palantir’e muadil olabilecek yerel şirketlerin hâlihazırda var olduğunu fakat bu firmaların ölçeklerini büyütmelerinin iki ila üç yıl sürebileceğini belirtti. Sadece veri analitiğinde değil, genel idari yazılımlarda da bağımsızlık arayışı sürüyor. Almanya’nın federal kurumlarının Microsoft yazılımlarına olan harcamasının son yıllarda 480 milyon avroyu aştığına dikkat çeken Politico haberi, Wildberger’in bu bağımlılığı azaltıp açık kaynaklı yerel çözümlere yönelme planlarını da aktarıyor.
Bakan’ın açıklamaları, Almanya’nın sadece askerî verilerde değil, tüm kamu idaresinde dijital egemenliğini sağlama alma niyetinin bir göstergesi olarak okunuyor. Wildberger ayrıca, Avrupa Birliği’nin mevcut Yapay Zekâ Yasası‘nın aşırı kısıtlayıcı olduğunu ve bu durumun Avrupalı şirketlerin inovasyon kapasitesini boğarak onları ABD’li devlerin müşterisi hâline getirdiğini ifade ediyor.
22 Maddelik “Palantir Manifestosu” ve Avrupa’da Artan Siyasi Tepkiler
Almanya’daki bu güvenlik kaygıları ve yerelleşme adımları, kıtanın geri kalanında da güçlü yankılar buluyor. The Guardian‘ın haberinde aktarıldığı üzere, İsviçre’deki iptalin ardından Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı olan Federal Anayasa Koruma Teşkilatı Başkanı Sinan Selen, Avrupa güvenlik servislerini kamu kurumlarında ABD yazılımlarını kullanırken azami dikkatli olmaları konusunda uyardı. Yeşiller Partisi milletvekili ve eski Federal Meclis İstihbarat Denetim Komitesi Başkanı Konstantin von Notz da şirketin kamu kurumlarında kullanımına karşı çıkan isimler arasında yer alıyor.
Ayrıca, Palantir’in kurucusu Peter Thiel’in ABD siyasetindeki aşırı sağ kanatla ve Donald Trump yönetimiyle olan organik bağları, CIA’in girişim sermayesi kolu olan In-Q-Tel tarafından desteklenmiş olması, Avrupa kamuoyunda ciddi bir antipati yaratıyordu. Şirketin son dönemdeki halkla ilişkiler faciaları bu durumu zirveye taşıdı. The Guardian’ın haberine göre, Palantir’in X platformu üzerinden yayınladığı ve şirket ideolojisini yansıtan 22 maddelik “Palantir Manifestosu”, kıta genelinde büyük bir siyasi tartışma yarattı. Amerikan gücünün jeopolitik faydalarını yücelten ve bazı kültürlerin “işlevsiz, gerici ve diğerlerinden daha aşağı” olduğunu açıkça ima eden bu manifesto, Birleşik Krallık ve çeşitli Avrupa ülkelerinden milletvekilleri tarafından “bir süper kötünün hezeyanları” olarak nitelendirildi. Bu tür radikal söylemler, şirketin sadece tarafsız bir teknoloji sağlayıcısı değil, aksine belirli bir hegemonik ve kültürel ajandanın taşıyıcısı olduğu yönündeki endişeleri pekiştirdi. (P/AA)