Dövizle askerlik

Dövizle Askerlik Bedeli Arttıkça Türk Vatandaşlığından Çıkışlar Artıyor

Dövizle Askerlik Bedeli Arttıkça Türk Vatandaşlığından Çıkışlar Artıyor
Fotoğraf: ©bahadirdurgut/shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli için askerlik, Türk vatandaşlığı ile kurulan ilişkinin de önemli bir boyutunu oluşturuyor. Bu yönüyle dövizle askerlik bedeli üzerindeki her artış, yalnızca askerlik başvurularını değil, Türkiye vatandaşlığını sürdürme kararını da yakından etkiliyor. Gelinen durumda askerlik, diaspora için bir yükümlülükten çok bir tercih meselesine dönüşmüş durumda.

Bu tablo tesadüfi değil. Özellikle Türkiye kökenli erkekler için vatandaşlık, ödenmesi gereken bir bedel, aşılması gereken bürokratik bir süreç ve kimi zaman kaçınılması gereken bir yükümlülük anlamına geliyor. Gelinen noktada askerlik politikaları Türkiye’nin yurtdışındaki vatandaşları ile ilişki kurma kapasitesini doğrudan etkileyen bir araç.

Peki dövizle askerlik, Türkiye ile bağı zayıflatan bir eşik mekanizmasına nasıl dönüştü?

Dövizle Askerlik, Vatandaşlık ve Avro Türkler

Zorunlu askerlik, modern ulus-devletin inşa sürecinde merkezî bir rol oynadı. 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’da ortaya çıkan kitlesel ordular, vatandaşlığı yalnızca haklar değil, aynı zamanda yükümlülükler üzerinden tanımlayan bir siyasal düzenin temelini oluşturdu. Bu çerçevede askerlik, “vatan hizmeti” olarak kodlandı ve yurttaşlığın en somut ifadesi hâline geldi.

Türkiye’de de benzer bir tarihsel hat izlendi. Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte askerlik, erkek vatandaşlar için zorunlu bir görev olarak tanımlandı ve ulusal aidiyetin temel unsurlarından biri oldu. Ancak Türkiye’nin 1960’lardan itibaren dışarıya yoğun göç verme deneyimi yaşaması, bu klasik modelin yeniden düşünülmesini zorunlu kıldı.

İlk kuşak işçilerin Avrupa’ya gitmesiyle birlikte ortaya çıkan temel sorunlardan biri, askerlik yükümlülüğünün bu kişilerin çalışma hayatını kesintiye uğratmasıydı. Bu durum hem bireyler hem de işverenler açısından ciddi bir sorun teşkil ediyordu. Bu nedenle Türkiye, 1980 yılında dövizle askerlik uygulamasını hayata geçirerek Avrupa ülkelerine çalışmak için yerleşmiş vatandaşları ile devlet arasında pragmatik bir çözüm geliştirdi. Bu uygulamanın iki temel amacı vardı: Yurt dışında yaşayan vatandaşların askerlik yükümlülüğünü kolaylaştırmak ve Türkiye’ye döviz girdisi sağlamak.

Zamanla dövizle askerlik uygulaması gelişerek kurumsallaştı. Eğitim süresinin kısaltılması, ardından tamamen kaldırılması ve başvuru şartlarının esnetilmesiyle dövizle askerlik, Avro Türkler için daha erişilebilir bir seçenek hâline geldi. Bu dönemde devlet perspektifinden askerlik, vatandaşlık bağını zorlaştıran değil, aksine sürdürülebilir kılan bir araç olarak işlev gördü. Ancak bu denge, özellikle 2010’ların sonundan itibaren değişmeye başladı.

Dövizle Askerlik Bedeli: Maliyet, Mevzuat ve Yeni Eşikler

Dövizle askerlik uygulamasının seyrine bakıldığında, bedel ile başvuru sayısı arasında güçlü bir ilişki olduğu açıkça görülmektedir. Dövizle askerlik bedelinin düşük olduğu dönemlerde başvuruların dramatik biçimde arttığı, yüksek olduğu dönemlerde ise ciddi biçimde azaldığı verilerle sabittir. Örneğin 2016 yılında dövizle askerlik bedelinin 1000 avroya düşürülmesiyle başvuru sayıları rekor seviyeye ulaşmış, buna karşılık 10 bin avro seviyesine çıktığı dönemlerde başvurular tarihsel olarak en düşük seviyelere gerilemiştir.

Bu ilişki yalnızca askerlik başvurularını değil, vatandaşlık tercihlerini de etkilemektedir. Zira dövizle askerlik bedeli arttıkça, özellikle askerlik yükümlüsü (başka vatandaşlığa da sahip) erkekler için Türkiye vatandaşlığını sürdürmenin maliyeti de artmaktadır. Bu dönüşümde en kritik kırılma noktası ise 2019 yılında yürürlüğe giren yeni askerlik sistemidir. Bu düzenleme ile birlikte bedelli askerlik kalıcı hâle getirilmiş, dövizle askerlik bedeli yurt içi bedelle eşitlenmiş, son olarak da yaş ve bazı bürokratik sınırlamalar kaldırılmıştır

Ancak bu reform, Avro Türkler açısından farklı bir sonuç doğurmuştur. Daha önce döviz bazlı ve görece bağımsız belirlenen bedel, artık Türkiye’deki bedelli askerlik sistemine endekslenmiştir. Bu da dövizle askerlik maliyetinin doğrudan Türkiye’deki ekonomik dinamiklere bağlı hâle gelmesine yol açmıştır.

Nitekim 2026 yılı itibarıyla bu durum çok daha görünür olmuştur. 2 Nisan 2026’da TBMM’de kabul edilen düzenleme ile bedelli askerlik ücretine yapılan yüzde 25’lik artış, dövizle askerlik bedelini de doğrudan etkilemiş ve toplam tutar 416 bin 361 TL’ye yükselmiştir. Bu miktar, döviz cinsinden sekiz bin avrodan yüksek bir tutara karşılık gelmekte ve özellikle genç kuşaklar için ciddi bir mali yük oluşturmaktadır.

Buna ek olarak, çifte vatandaşların diğer ülkelerde yaptıkları askerlik hizmetinin Türkiye’de tanınmasına ilişkin önceki esnek düzenlemelerin büyük ölçüde ortadan kalkması da önemli bir değişim yaratmıştır. Günümüzde yalnızca sınırlı sayıda ülke ile yapılan anlaşmalar kapsamında bu tür muafiyetler mümkündür. Bu durum, özellikle Avrupa’da askerlik yapmış bireyler için hukuki belirsizlik ve eşitsizlik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Avrupa ülkelerinde genel olarak zorunlu askerlik uygulamasının yıllar önce yürürlükten kaldırılmış olması bu konunun gündeme gelmesini engellemiş olsa da son yıllarda Avrupa’da yeniden askerlik hizmetine dair tartışmaların başlaması bu konuyu tekrar gündeme getireceğe benziyor.

Dolayısıyla dövizle askerlik artık yalnızca bir kolaylaştırıcı mekanizma değil, aynı zamanda vatandaşlık bağını sürdürmenin mali ve hukuki koşullarını belirleyen bir eşik hâline gelmiştir.

Vatandaşlık, Aidiyet ve Yeni Kuşaklar

Bugün yurtdışında yaşayan Türkler bağlamında askerlik meselesinin en önemli boyutu, yeni kuşakların Türkiye ile kurduğu ilişkinin dönüşümünde yatmaktadır. Avrupa’da doğup büyüyen ikinci ve üçüncü kuşaklar için askerlik, önceki nesillerde olduğu gibi güçlü bir kimlik ve aidiyet unsuru olmaktan giderek uzaklaşmaktadır.

Türkiye’de askerlik uzun süre “yurttaşlık görevi”, “erkekliğe geçiş ritüeli” ve toplumsal kabulün önemli bir eşiği olarak görülmüştür. Ancak Avro Türkler bağlamında bu anlamlar önemli ölçüde zayıflamıştır. Yeni kuşaklar için askerlik daha çok bürokratik bir yükümlülük, ekonomik bir maliyet ve zaman zaman kaçınılması gereken bir risk olarak algılanmaktadır.

Bu dönüşüm, vatandaşlık tercihlerini de doğrudan etkilemektedir. Veriler, askerlik yükümlülüğünün yalnızca erkeklere yönelik olmasının vatandaşlıktan çıkış istatistiklerine de yansıdığını göstermektedir. Erkekler arasında vatandaşlıktan çıkış oranlarının kadınlara kıyasla belirgin biçimde daha yüksek olması, askerlik ile vatandaşlık arasındaki yapısal bağın bir göstergesi olarak okunmaktadır.

2010-2020 dönemine ait veriler, dövizle askerlik bedeli ile vatandaşlıktan çıkışlar arasındaki ilişkiyi oldukça net biçimde ortaya koymaktadır. 16 Avrupa ülkesinde yaşayan ve askerlik yükümlülüğü kapsamında değerlendirilebilecek 19 ila 38 yaş arası erkeklerin vatandaşlıktan çıkış sayısı, uzun süre yıllık yaklaşık 12 bin iken, bedelin 10 bin avroya çıkarıldığı 2012 yılında neredeyse yüzde ellilik bir artış yaşamıştır. Buna karşılık bedelin 1000 avroya düşürüldüğü 2016 ve 2017 yıllarında vatandaşlıktan çıkışların keskin biçimde gerilediği görülmektedir.

Yurtdışındaki Türk vatandaşlarının yaklaşık yarısının yaşadığı Almanya örneği bu eğilimi daha da netleştirmektedir. Genel yaş gruplarında kadın ve erkekler arasında büyük farklar görülmezken, 26-38 yaş aralığında erkeklerin vatandaşlıktan çıkışının sistematik olarak daha yüksek olması dikkat çekmektedir.

Türkiye Vatandaşlığını Sürdürmenin Maliyeti Artıyor

Dövizle askerlik bedeli arttığı dönemlerde vatandaşlıktan çıkışlar yükselirken, düştüğü dönemlerde belirgin biçimde gerilemektedir. Örneğin, Almanya’nın 2000 yılında marktan avroya geçmesiyle birlikte nominal tutar değişmemesine rağmen avronun daha yüksek değeri nedeniyle fiilî maliyet yaklaşık iki katına çıkmış, bu da erkeklerle kadınlar arasındaki farkın giderek açılmasına yol açmıştır. Nitekim bedelin 10 bin avro olduğu dönemde bu fark tarihsel zirvesine ulaşarak iki katı aşmış (7.722 erkek – 2.875 kadın), bedelin 1000 avroya indirildiği 2017’de ise yaklaşık 300 kişiye kadar gerilemiştir.

Bu noktada vatandaşlık artık yalnızca kültürel aidiyet ya da kimlik meselesi değil, aynı zamanda maliyet-fayda dengesi üzerinden değerlendirilen bir statüye dönüşmektedir. Özellikle çifte vatandaşlığa izin veren ülkelerde yaşayan bireyler için Türkiye vatandaşlığını sürdürmenin maliyeti arttıkça, bu bağın korunması daha az cazip hâle gelebilmektedir.

Bu durumun bir diğer önemli sonucu ise “hiç vatandaş olmama” eğilimidir. Çifte vatandaşlık hakkına sahip olmasına rağmen askerlik ve benzeri yükümlülükler nedeniyle Türk vatandaşlığına hiç başvurmayan yeni kuşakların sayısının da arttığı düşünülmektedir. Bu, klasik “vatandaşlıktan çıkış” tartışmasının ötesine geçen daha derin bir kopuş ihtimaline işaret etmektedir.

Dövizle askerlik uygulaması, tarihsel olarak Türkiye ile Avrupa’da yasayan milyonlarca Türkiye kökenli arasındaki bağı korumayı amaçlayan bir politika olarak ortaya çıkmıştır. Ancak bugün gelinen noktada aynı mekanizmanın ters yönde işleyebildiği görülmektedir. Yüksek maliyetler, hukuki belirsizlikler ve değişen toplumsal algılar bir araya geldiğinde askerlik, vatandaşlık bağını güçlendiren değil, zayıflatan bir faktöre dönüşebilmektedir.

Bu nedenle mesele yalnızca askerlik sisteminin teknik düzenlemeleri değil, daha geniş bir çerçevede vatandaşlık politikalarının nasıl şekilleneceğidir. Eğer vatandaşlık, Avro Türkler ile bağın en temel unsuru olarak görülüyorsa, askerlik yükümlülüğünün bu bağı koparmayacak şekilde yeniden düşünülmesi gerekmektedir. Aksi hâlde ortaya çıkan tablo nettir: Modern ulus-devletin en klasik kurumlarından biri olan askerlik, Avro Türkler bağlamında artık bir “aidiyet üretme aracı” olmaktan çıkıp, bir “bağ koparma riski” hâline gelebilir.

Not: Konuya dair daha fazlası için: Tavacı, E & Gündoğar, H. (2023) Dövizle Askerlik Uygulaması ve Sahadaki Yansımaları. M.Köse (ed.) Diaspora Politikalarına Dair Türkiye İçin Öneriler -1 Siyasi ve Sivil Haklar, Ankara, GavPerspektif

Ebubekir Tavacı

Lisans derecesini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden 2016 yılında alan Tavacı, Fransa’da Université Panthéon Sorbonne’da Siyaset Bilimi yüksek lisans programından 2021 yılında mezun olmuş ve aynı üniversitede aynı alanda doktora araştırmasına devam etmektedir. Tavacı, Perspektif redaksiyon kurulu üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler