Bilim Dünyasında Epstein Ağı: Akademideki Bağlantılarını Nasıl Kurdu?
Harvard, MIT ve Columbia gibi seçkin üniversitelere uzanan Epstein ağı; milyonlarca dolarlık bağışlar, seçkin bilim insanlarıyla kurulan ilişkiler ve tartışmalı fikirlerin “bilimsel merak” çerçevesinde dolaşıma sokulduğu bir etki alanını ortaya koyuyor.
Ocak 2026’ta ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan soruşturma dosyası, Jeffrey Epstein’in bilim dünyasıyla kurduğu ilişkilerin kapsamını yeniden gündeme taşıdı. Belgeler, Epstein’in saygın akademik çevrelerle temasını yalnızca kişisel itibarını güçlendirmek için değil, aynı zamanda tartışmalı fikirlerini “bilimsel merak” çerçevesinde meşrulaştırmak için de kullandığını ortaya koyuyor.
Epstein’in özellikle yapay zekâ ve genetik gibi geleceği şekillendiren alanlara yönelmesi, Harvard, MIT ve Columbia gibi önde gelen kurumlarla temas kurmasının önünü açtı. Alman yapay zeka uzmanı Joscha Bach’tan Noam Chomsky’ye uzanan bu temas ağına dair kamuoyuna yansıyan detaylar, bilimsel araştırmaların finansmanı ve etik denetimi konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Epstein Bilim Ağı Nasıl Kuruldu?
Harvard, Epstein’in en yoğun etkileşimde olduğu kurumlardan biriydi. Scientific American verilerine göre Epstein, 2008 yılındaki reşit olmayan bir kişiyi fuhşa zorlama suçundan mahkumiyetinden önce Harvard’a 9 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Mahkumiyetinden sonra da Epstein aracılığıyla Harvard bilim insanlarına 9,5 milyon dolarlık ek bağış yönlendirildi. Bu bağış trafiği, Epstein’in akademiyle ilişkisini mahkumiyet sonrasında dahi sürdürebildiğini gösteriyor. Bu sürecin sonuçlarından biri, eski ABD Hazine Bakanı ve eski Harvard Üniversitesi Rektörü Larry Summers’ın akademik kariyerini sonlandırması oldu. Summers her ne kadar herhangi bir suçla itham edilmese de, ortaya çıkan belgelerdeki kişisel yazışmaların yol açtığı kamuoyu baskısı Summers’ın akademik görevlerinden istifa etmeye zorladı.
Benzer bir sarsıntı MIT (Massachusetts Institute of Technology) cephesinde de yaşandı. Epstein’in mahkumiyetinden sonra MIT Media Lab’a 525 bin dolar ve makine mühendisliği profesörü Seth Lloyd’a 225 bin dolar bağış yaptığı ortaya çıktı. Üniversite raporlarına göre bu bağışlar, standart denetim süreçlerinin dışına çıkılarak işleme alındı. Skandalın patlak vermesinin ardından MIT Media Lab direktörü Joichi Ito, Epstein’in bağışlarını gizlediği ve onunla yakın ilişkiler kurduğu gerekçesiyle istifa etmek zorunda kaldı.
Columbia Üniversitesi’nde ise Nobel ödüllü ünlü bilim insanı Richard Axel, Epstein ile olan bağlantıları nedeniyle Columbia Üniversitesi’ndeki nörobilim laboratuvarı başkanlığı görevinden ayrıldı. Sızdırılan e-postalar, Axel’in Epstein’ın talebi üzerine bazı isimler lehine devreye girdiğini de ortaya koydu. E-postalarda, Axel’in Epstein’ın talebi üzerine, Avrupalı milyarder bir banker olan Rothschild ailesinin kızı Alice de Rothschild’in Columbia Üniversitesi’ne kabul edilmesi için aracılık ettiği de geçiyordu.
Epstein Bilim Ağı herkesi içine çekmeyi başaramadı. Science.org’un raporuna göre, Epstein’in iddialarına ve bilimsel söylemlerine mesafeli yaklaşan isimler de vardı. Teorik fizikçi Sean Carroll, Epstein ile yaptığı bir telefon görüşmesinden sonra şüphe duyan ve gecikmeden Epstein’le arasına mesafe koyan isimlerden biri oldu.
Carroll, Epstein’in kendisini etkilemeye çalışırken kullandığı dili şu sözlerle özetledi: “Büyük kelimeler kullanan ama bu kelimelerin gerçek anlamı hakkında hiçbir fikri olmayan, hızlı konuşan standart bir şarlatan.”
Epstein’in Almanya Bağlantısı: Bilim İnsanı Joscha Bach
Epstein Bilim Ağı Almanya ayağındaki en dikkat çekici isim kognitif bilimci ve yapay zeka uzmanı Joscha Bach oldu. Bach’ın 2013 ile 2019 yılları arasındaki araştırma süreci Epstein tarafından finanse edildi. Bu destek, Epstein’in 2008 yılında reşit olmayanlarla cinsel ilişkiye teşvik suçundan hapis cezası almasından sonraki dönemi kapsıyor. Joscha Bach, Jeffrey Epstein ile olan ilişkisine dair Die Zeit’a bir açıklama yaptı.
Bach, yaptığı açıklamada, geçmişte hüküm giymiş kişilerle etkileşim kurmanın, bu kişilerin işlediği suçların kabul edildiği anlamına gelmediğini savundu. Ancak bugün geldiği noktada kısmi bir özeleştiri yaparak şu ifadeyi kullandı: “Bugünün perspektifinden baktığımda, etik kaygılarımı daha fazla dikkate almalıydım.”
Bach’ın açıklamalarına göre Epstein, yıl içerisinde farklı isimleri bir araya getirdiği toplantılar organize etti. Bu buluşmalarnn davetli listesinde dilbilimci ve filozof Noam Chomsky, Terence Tao gibi dünyaca ünlü matematikçiler, genetikçi George Church ve kuantum fizikçisi Seth Lloyd da yer aldı. Ayrıca yapay zekanın öncüsü Marvin Minsky ile de yakın dostluk kuran Epstein, fizikçi Stephen Hawking’i bile adasındaki bir konferansa dahil etmeyi başardı.
Epstein Bilim Ağı Altındaki Karanlık İdeoloji
Epstein’in bilim dünyasına sızma çabalarının yalnızca itibar kazanma stratejisiyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda belirli ideolojik yönelimleri yayma amacı taşıdığı da görülüyor. Live Science’ın raporuna göre, Epstein’in bilim dünyasına olan ilgisinin merkezinde, insan ırkını genetik olarak manipüle etme ve kendi DNA’sını yayma arzusu yatıyordu.
Epstein, insanın biyolojik sınırlarını teknolojiyle aşmayı hedefleyen transhümanizm akımını, kendi genetik ve ideolojik ajandasını meşrulaştırmak için bir platform olarak kullandı. Bu çerçevede, önde gelen bilim insanlarını bu tartışmalara dahil ederek radikal fikirlerini yapay zekâ geliştiricisi teknoloji devleri gibi daha geniş çevrelere taşıdı.
Epstein’in Joscha Bach gibi isimlerle gerçekleştirdiği görüşmelerin odağında; ırksal hiyerarşi, genetik mühendisliği ve iklim krizi gibi ekstrem koşullarda kitlesel ölümün sözde faydası gibi distopik senaryolar da yer alıyordu. Bu tartışmalar, bilimsel merak ile ideolojik yönlendirme arasındaki sınırın ne kadar bulanıklaşabildiğini gösteriyor. Epstein, öjenik (insan ırkını genetik olarak ayıklama ve geliştirme) saplantısına da sahipti. The New York Times‘ın araştırmasına göre New Mexico’daki çiftliğinde onlarca kadını aynı anda hamile bırakarak kendi DNA’sını yaymayı ve “üstün bir nesil” yaratmayı planlıyordu.
Objektif Bilim Yanılsaması: Epstein Arşivinden Irkçı ve Cinsiyetçi Yazışmalar
Dahası, sızan e-posta trafiği bu diyalogların sadece teorik tartışmalarla sınırlı kalmadığını; Alman bilim insanı Bach’ın kadınların bilimsel yetkinliklerine dair cinsiyetçi yorumlarını ve belirli etnik grupların genetik yapısına yönelik ırkçı yaklaşımlarını da içerdiğini belgeliyor. Bach, matematikte neredeyse hiç kadın olmadığını, çünkü bu alanın onlara ihtiyaç duydukları “sosyal ilgiyi” sağlamadığını savunurken; siyahi çocukların genetiği üzerinde “gelişimsel” oynamalar yapılmasını önerecek kadar ileri gidiyor.
Bach’ın yaptığı, “Etik kaygılarımı daha fazla dikkate almalıydım.” savunması da, ancak belgeler sızdıktan sonra gelmesi nedeniyle, eleştirmenlere göre samimi bir yüzleşmeden ziyade itibar koruma refleksi olarak değerlendiriliyor.
Epstein’in finansal gücüyle desteklenen bu vizyon; nesnel olması gereken bilimsel disiplinlerin, finansal güç ve ideolojik takıntılar birleştiğinde nasıl bir manipülasyon aracına dönüşebileceğini gösteriyor. Harvard, MIT ve Columbia gibi kurumlarda ortaya çıkan bağış ilişkileri, bilimsel araştırmaların yalnızca akademik meritokrasiyle değil, aynı zamanda finansman kaynaklarının etkisiyle de şekillenebildiğini somut biçimde ortaya koyuyor. Mahkûmiyet sonrası dahi devam eden bağış trafiği ve bu bağışların denetim dışı işlenebilmesi, mevcut etik mekanizmaların sınırlarını gözler önüne seriyor.
Bu tablo, “bağımsız bilim” idealinin ancak güçlü ve şeffaf denetim mekanizmalarıyla mümkün olabileceğini hatırlatıyor. Aksi halde, bilimsel üretim süreçleri; ekonomik güç, kişisel ağlar ve ideolojik yönlendirmelere açık hale gelmeye devam ediyor.