Filistin

İsrail’in Şeyh Cerrah Projesi: Doğu Kudüs’ü Batı Şeria’dan Koparan İlhak Süreci

İsrail’in Şeyh Cerrah’ta onayladığı yerleşim projesi, Doğu Kudüs’ün demografik ve coğrafi yapısını dönüştürerek Batı Şeria ile bağını koparmayı hedefleyen ilhak stratejisinin parçası olarak öne çıkıyor. Süreç, uluslararası hukuka aykırılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.

İsrail’in Şeyh Cerrah Projesi: Doğu Kudüs’ü Batı Şeria’dan Koparan İlhak Süreci
8 Ağustos 2023 | Filistinliler, Kudüs’teki Şeyh Cerrah mahallesinde İsrail’in yasadışı Yahudi yerleşimlerini ve sınır dışı etme politikasını protesto ediyor | Fotoğraf: Mostafa Alkharouf – Anadolu Ajansı

20 Nisan 2026’da Kudüs Bölge Planlama Komitesi, Şeyh Cerrah’ın kalbinde Or Somayach ya da Glassman Yeşivası olarak bilinen 11 katlı ultra-Ortodoks Yahudi dinî okulunu onayladı. Proje, mahallenin güney girişinde, Şeyh Cerrah Camii’nin tam karşısında bulunan beş dönümlük arazi üzerine yükselecek. Yüzlerce öğrenci için yurtlar ve öğretim kadrosu için konut birimlerini de içeriyor. Filistinli yetkililer kararı derhâl kınayarak, bunun mevcut bölgesel dikkat dağınıklığını kasıtlı biçimde istismar ettiğini vurguladı.

ABD Bağlantılı Enstitü Araziye Yıllar Önce El Koymuştu

Gazze Şeridi ve Lübnan’daki kırılgan ateşkesler sürerken ve dikkat İran’a kayarken, İsrail işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki yerleşimci-sömürgeci projesini ilerletiyor. Şeyh Cerrah’taki bu son adım münferit bir olay değil. Filistinlilerin yerinden edilmesi ve yerleşimcilerin bölgeye yerleştirilmesi amacıyla yürütülen sistematik bir çabanın parçası. Bu süreç, gerçekçi herhangi bir iki devletli çözümü ortadan kaldırıyor ve uluslararası hukuku ihlal ediyor. Bunun yükünü doğrudan Filistinli aileler taşıyor.

Karar, onlarca yıldır süren kampanyanın son bölümü. İşgal makamları araziye yıllar önce “kamusal ihtiyaçlar” bahanesiyle el koydu ve 2007’de ABD bağlantılı Or Somayach Institutions’a devretti.

Kompleks inşa edilirse, yerleşimci nüfusu keskin biçimde artıracak, güvenlik kontrollerini sıkılaştıracak ve mahallenin karakterini geri dönülmez biçimde değiştirecek. Mahalle sakinleri hâlihazırda günlük tacize, hareket kısıtlamalarına ve sürekli tahliye tehdidine maruz kalıyor.

Filistin Ulusal Konseyi Başkanı Ravhi Fettuh, onayı hesaplanmış bir sömürgeci stratejinin parçası olarak niteledi: “Or Somayach projesinin onaylanması, bölgesel kargaşayı kullanarak işgal altındaki Kudüs’te hukuka aykırı değişiklikler dayatan sistematik bir sömürgeci projenin parçasıdır.” Fettuh’a göre zamanlama tesadüf değil. Bu adım, başka yerlerdeki ateşkeslere odaklanılmasını fırsat bilerek, normalde daha güçlü direnişle karşılaşacak fiilî durumları sahaya yerleştiriyor.

Proje Doğu Kudüs’ü Batı Şeria’dan Koparacak

Bu tek proje, çok daha geniş bir toprak gaspının yalnızca bir parçası. Geçen ağustosta İsrail makamları, Doğu Kudüs’ü Ma’ale Adumim yerleşim bloğuna bağlayacak binlerce yeni konut biriminin önünü açan tartışmalı E1 planını sonuçlandırdı. Tamamlandığında, Doğu Kudüs’ü Batı Şeria’nın geri kalanından koparacak ve kesintisiz bir İsrail koridoru yaratacak. Bu yıl şubat ayında hükûmet, Area C’nin geniş bölümlerinde resmî arazi tescilini yeniden başlattı; bu, 1967’den beri ilk kez yapılıyor. Plana karşı çıkanlar, bunu haklı olarak fiilî ilhak sürecinin kurumsallaştırılması olarak nitelendiriyor. Bu süreç, Filistin topraklarının geniş kesimlerini İsrail devletine aktarabilir.

Yerleşimlerin etrafındaki tampon bölgeler genişlemeye devam ediyor, yeni karakollar ortaya çıkıyor ve bağlantı yolları çoğalıyor. Bütün bu önlemler Filistinlilerin kendi tarım arazilerine ve evlerine erişimini kısıtlıyor. Birlikte ele alındığında, coğrafi olarak bütünlüklü bir Filistin devletini imkânsız hâle getiriyor ve kalıcı işgali pekiştiriyorlar.

Bölgesel ateşkesler, İsrail’e ihtiyaç duyduğu siyasi örtüyü sağladı. Gazze ateşkesinin Ekim 2025’te başlamasından altı ay sonra insani kriz sürüyor; kısıtlamalar, hastalık salgınları ve yeniden inşa süreci hâlâ tıkanmış durumda.

Yine de dikkat başka yöne kaydı. Nisan ortasında başlayan Lübnan ateşkesi ve İran çevresindeki tedirgin duraksamalar diplomatik ve medya odağını başka tarafa çekti. Filistinli yetkililer Şeyh Cerrah kararını doğrudan bu dikkat dağınıklığına bağladı.

“Filistinli Çocuklar Dışlanacak, Ebeveynler Miraslarının Yok Oluşuna Tanıklık Edecek”

İsrailli hak örgütü Ir Amim, yeşiva planının Filistinli mahalle sakinleri üzerindeki baskıyı keskin biçimde artıracağı uyarısında bulundu. Plan ilerlerse, kuşaklardır Şeyh Cerrah’ta yaşayan aileler için günlük güvensizlik artacak. Çocuklar, kendilerini dışlamak üzere kasıtlı biçimde yeniden tasarlanmış mahallelerde büyüyecek. Ebeveynler ise miraslarının ve gelecek umutlarının fiziksel ve demografik dönüşüm altında yok oluşunu izleyecek.

Bu adımların her biri uluslararası hukuku ihlal ediyor. İşgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetleri Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ediyor. E1 planı ve arazi tescil süreci ilhak ve zorla nakil anlamına geliyor; bunların ikisi de sözleşme ve tekrarlanan BM kararları uyarınca yasaklanmış durumda. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) da bu tür eylemleri defalarca yasa dışı ilan etti.

İlerleyerek İsrail, Doğu Kudüs’te Filistinlilerin haklarını koruması gereken hukuki güvenceleri zayıflatıyor. Ayrıca şehrin gelecekteki bir Filistin devletinin başkenti olmasına dair fiilî zemini ortadan kaldırıyor; bu talep uluslararası uzlaşıya ve Filistin ulusal hedeflerine dayanıyor.

İnsani bedel sıradan Filistinli ailelerin üzerine yıkılıyor. Birçoğu zaten tekrar eden tahliye tehditlerinin ve ev yıkımlarının izlerini taşıyor.

Yeni yeşiva, mahallelerinin ortasına yüzlerce yeni yerleşimci getirecek ve günlük yaşamı daha da zorlaştıracak. Bu aileler soyut istatistikler değil. Uluslararası hukukun önlemeyi amaçladığı mülksüzleştirmenin yaşayan kanıtlarıdır.

Şeyh Cerrah’tan ve Batı Şeria’daki paralel adımlardan çıkan mesaj açık: İşgali dokunulmadan bırakan ateşkesler barış getirmez. Sadece bir sonraki mülksüzleştirme aşamasının kapısını açar. Dünya başka yerlerdeki kırılgan ateşkesleri izlerken, İsrail iki devletli çözümü gömüyor ve apartheid ile eşitsizliğe dayalı tek devletli bir gerçeklik dayatıyor.

Bölgede gerçek güvenlik ve istikrar, şiddette geçici duraksamalardan fazlasını gerektirir. Gerçek hesap verebilirlik, yerleşim genişlemesinin derhâl sona erdirilmesi ve geri dönüş hakkı ile Kudüs’ün Filistin’in başkenti olması dâhil Filistin haklarının tamamen iadesini gerektirir. Ancak işgalin amansız sürekliliğiyle yüzleşerek uluslararası toplum uluslararası hukuku koruyabilir ve Orta Doğu’nun acilen ihtiyaç duyduğu eşitlik ile adaleti ilerletebilir.

NOT: Bu tercüme, Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı ile yapılmıştır. Metnin Middle East Monitor tarafından yayımlanan İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Farwa Imtiaz

Farwa Imtiaz, National Defence University bünyesinden yüksek lisans derecesine sahip bağımsız bir analist ve yayımlanmış bir yazardır. İlgi alanları arasında Filistin meseleleri, Orta Doğu çatışmaları, çatışma analizi ve uluslararası hukuk yer almaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler