B'Tselem

Almanya’ya Karşı Çıkma Çağrısı: “Holokost, İsrail’in Politikalarına Kalkan Olamaz”

İsrail merkezli insan hakları örgütü B’Tselem, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’e hitaben yayımladığı açık mektupta, Holokost’un İsrail politikalarını meşrulaştırmak için araçsallaştırıldığını savundu. Aynı dönemde yıllık insan hakları raporunu yayımlayan Uluslararası Af Örgütü ise Berlin’i uluslararası hukuku siyasi çıkarlarına feda etmekle suçladı.

Almanya’ya Karşı Çıkma Çağrısı: “Holokost, İsrail’in Politikalarına Kalkan Olamaz”
Fotoğraf: Shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

İsrail’de faaliyet gösteren insan hakları örgütü B’Tselem, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’e hitaben bir açık mektup yayımladı. 1989 yılında kurulan ve işgal altındaki Filistin topraklarında insan hakları ihlallerini belgeleyen örgüt, mektubunda İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in sosyal medya platformu X üzerinden Merz’e yönelik sert açıklamalarına da yanıt verdi.

Smotrich, Merz’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarına yönelik eleştirilerine tepki gösterdi. Almanya’nın İsrail’e “ahlak dersi vermeye hakkı olmadığını” savunan Smotrich, “Almanların Yahudilere nerede yaşayabileceklerini söylediği günlerin geride kaldığını” ifade etti. B’Tselem ise mektubunda Almanya’nın Holokost’tan kaynaklanan tarihsel sorumluluğunun İsrail hükûmetinin politikalarına koşulsuz destek anlamına gelmediğini belirterek, Berlin’i uluslararası hukuk ve insan hakları temelinde daha net bir tutum almaya çağırdı. B’Tselem’in Almanya Başbakanı Merz’e hitaben kaleme aldığı açık mektubun tam metni şöyle:

B’Tselem: “Holokost’un Nasıl Araçsallaştırıldığını Büyük Bir Endişeyle İzliyoruz”

“Sayın Federal Şansölye Merz,

Size derin bir aciliyet duygusuyla yazıyoruz. On yıllardır İsrail’in Filistin halkına karşı gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini belgeleyen bir insan hakları örgütü olarak, Holokost anısının affedilemez olanı meşrulaştırmak için nasıl araçsallaştırıldığını büyük bir endişeyle izliyoruz.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in size ve genel olarak Alman halkına yönelttiği açıklamalar, ahlaki ve siyasi ikiyüzlülüğün dikkat çekici bir örneğidir. Holokost’un, gettoların ve Almanya’nın tarihsel sorumluluğunun; İsrail’in Batı Şeria’yı ilerleyen şekilde ilhak etmesine yönelik haklı eleştirilere karşı bir kalkan olarak araçsallaştırılması -ki bu ilhak, Filistinli sakinlerin zorla etnik temizliğe tabi tutulmasıyla gerçekleştirilmektedir- tarihin yalnızca sinik bir manipülasyonu olmanın ötesindedir. Bu, insanlığın 20. yüzyıldan çıkarması gereken ahlaki dersin ayaklar altına alınmasıdır.

“Dile Getirdiğiniz ‘Bir Daha Asla’ İlkesi Herkes İçin Geçerli Olmalıdır”

Bakan Smotrich, ‘Almanların Yahudilere nerede yaşayabileceklerini ve nerede yaşayamayacaklarını dikte ettiği günlerin geride kaldığını” yazdı. Ancak bu demagojinin ötesinde gerçek şudur ki milyonlarca Filistinliye nerede yaşayabileceklerini, ne zaman ve nereye seyahat edebileceklerini -tabii seyahat etmelerine izin verilirse- dikte eden devlet İsrail’dir.

Bakan gettoları kınarken, İsrail yerleşimci milisleri finanse etmekte ve silahlandırmaktadır; bu milisler İsrail ordusuyla yan yana Filistin köylerinde her gün pogrom olarak nitelendirilen saldırılar gerçekleştirmekte, sakinleri zorla yerlerinden etmekte ve onları duvarlarla çevrili, kontrol noktaları ve bariyerlerle kuşatılmış izole yerleşimlere hapsetmektedir.

Buna ek olarak İsrail’in yoğun nüfuslu Gazze Şeridi’nde topladığı iki milyon Filistinli bulunmaktadır; bu insanlar açlık, bombardıman ve sivil yaşamın tüm yönlerinin sistematik biçimde yok edilmesine maruz bırakılmaktadır.

Sayın Şansölye, Almanya’da pek çok kişi Holokost’un, geçmiş kurbanlar adına insanlığa karşı suçların işlenmesi için asla bir bahane olarak kullanılamaması gerektiğini anlamaktadır. Holokost’tan ve tarihteki her soykırımdan çıkarılması gereken ders evrensel olmalıdır: İnsan hakları mutlaktır. Bunlar milliyete, dine veya tarihsel anlatılara bağlı değildir. ‘Bir daha asla’ ilkesi evrensel bir vaat olmalıdır: Hiçbir insanın ve hiçbir topluluğun bir daha insanlıktan çıkarılma, mülksüzleştirme ya da fiziksel ve kültürel yok edilme dehşetini yaşamaması gerektiğine dair bir söz. Bu ilke asla yıkım ve yok etmenin gerekçesi olarak yeniden yorumlanamaz.

“İsrail, Batı Şeria’da Etnik Temizlik Politikası İzliyor”

Bakan Smotrich Avrupa’nın ahlaki pusulasını yitirdiğini vaaz ederken, B’Tselem’e göre İsrail -onun ve siyasi ortaklarının liderliğinde- iki buçuk yıldır Gazze Şeridi’nde soykırım gerçekleştirmektedir. Bu güvenlik değildir. Bu, yaşamı sürdürmek için gerekli altyapının sistematik biçimde yok edilmesi, sivil nüfusun kasıtlı olarak aç bırakılması ve on binlerce kadın ile çocuğun öldürülmesidir.

Batı Şeria’da İsrail açık biçimde bir etnik temizlik politikası yürütmektedir: 59 Filistin topluluğu zaten topraklarından sürülmüş durumdadır ve daha pek çoğu da yakın zamanda yerinden edilme tehdidi altındadır. İsrail tarım arazilerine el koymaya devam etmekte ve bunları yalnızca Yahudilere tahsis etmektedir; böylece aynı coğrafi alan içinde insanları etnik kökenlerine göre ayıran bir apartheid rejimini pekiştirmektedir.

Yahudi halkının güvenliğine yönelik tarihsel sorumluluğu nedeniyle Almanya, onlarca yıl boyunca Filistinlilere karşı İsrail tarafından işlenen suçlara karşı net kırmızı çizgiler koymaktan kaçınmış ve devam eden işgalle yüzleşmekten uzak durmuştur.

Bakan Smotrich bunun fazlasıyla farkındadır ve tam da bu sorumluluğu alaycı biçimde kullanmaktadır; İsrail’in en ağır suçları işlerken bile Almanya’dan mutlak dokunulmazlık görmeye devam edeceğine güvenmektedir.

Bugün açık ve tereddütsüz bir şekilde söylüyoruz: Artık korkuya ya da kafa karışıklığına yer yoktur. İsrail hükûmetinin ölümcül politikaları karşısında uluslararası toplumun -ve özellikle Almanya’nın- tavır alması bir görevdir. Tam da Holokost ve Almanya’nın benzersiz tarihsel sorumluluğu nedeniyle, İsrail’in apartheid ve soykırım politikalarına karşı çıkma yönündeki ahlaki yükümlülük size düşmektedir.

Almanya’nın İsrail’e tanıdığı, süregelen dokunulmazlık Yahudi halkına hizmet etmemektedir. Bu, nehir ile deniz arasında yaşayan milyonlarca insan -Filistinliler ve İsrailliler- için derin bir adaletsizliktir. Hepimiz, Filistinlilerin insanlığını yok edilmesini merkezi bir değer haline getirmiş bir rejimin altında yaşıyoruz; böyle bir dokunulmazlık demokrasi, insan hakları ve uluslararası hukukun temel ilkelerine ihanettir.

“Alman Hükûmeti Yükümlülüklerini Yeterince Yerine Getirmiyor”

Sayın Şansölye, size çağrıda bulunuyoruz: Bakan Smotrich’in milliyetçi retoriğine boyun eğmeyin. Batı Şeria’nın fiili ilhakına karşı yaptığınız açıklamalar memnuniyet verici bir ilk adımdır; ancak İsrail’in şu anda Gazze’de ve Batı Şeria’da işlediği vahşet karşısında bir Alman hükûmet başkanı olarak yükümlülüklerinizi yerine getirmek için bu adımlar yetersiz kalmaktadır.

Artık Almanya’nın, 1945’ten sonra dünyaya karşı üstlendiği sorumluluğun bir parçası olarak harekete geçmesi gerektiğini kabul etme zamanı gelmiştir. Hatta Avrupa ülkelerine liderlik ederek, geçmiş kurbanların anısını onurlandırma bahanesiyle işlenen İsrail suçlarını durdurmak için somut önlemler alınmasına öncülük etmesi gerekmektedir.

Holokost’tan çıkarılması gereken ders şudur: Herkes için insan hakları, daha azı değil.

Derin bir üzüntüyle,

B’Tselem – İşgal Altındaki Topraklarda İsrailli İnsan Hakları Bilgi Merkezi”

Amnesty: “Almanya Uluslararası Hukuku Çıkarlarına Feda Ediyor”

Bu tartışmalar sürerken, uluslararası insan hakları örgütü Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) yayımladığı yıllık insan hakları raporunda benzer yönde eleştiriler dile getirerek Berlin’in İsrail politikası konusunda uluslararası hukuk temelinde daha net bir tutum alması gerektiğini vurguladı. Af Örgütü, Berlin yönetimini ekonomi ve güvenlik politikalarını uluslararası hukukun önüne koymakla ve özellikle İsrail ile olan ilişkilerinde “tarihî bir unutkanlık” içinde hareket etmekle suçladı.

Raporu Alman kamuoyuna Berlin’de düzenlediği basın toplantısında tanıtan Uluslararası Af Örgütü Almanya Genel Sekreteri Julia Duchrow, Almanya’nın bazı uluslararası hukuk ihlalleri karşısındaki tutumunu sert sözlerle eleştirdi. Duchrow, Almanya’nın özellikle ABD ve İsrail’e yönelik politikasını “yatıştırma siyaseti” olarak nitelendirdi.

“Tarihten Ders Çıkarılmadı”

Duchrow, bu yaklaşımın “tarihten ders çıkarılmadığını gösterdiğini” belirterek şöyle konuştu: “Almanya’nın bu politikası İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası hukuk kurallarını ve kurumlarını zayıflatıyor.” Örgüte göre, Almanya’nın insan haklarını savunma konusunda daha tutarlı bir politika izlemesi ve Gazze’deki soykırım bağlamında uluslararası hukukun uygulanmasını desteklemesi gerekiyor. Özellikle Venezuela ve İran’a yönelik uluslararası hukuka aykırı saldırılar ile İsrail hükûmetine verilen sınırsız destek, Berlin’in bu sessiz ve uzlaşmacı tavrına temel örnekler olarak gösterildi.

Çatışmaların durmadığını vurgulayan Örgüt, Avrupa Birliği’nin İsrail ile olan Ortaklık Anlaşması’nın derhal askıya alınması çağrısında bulundu. Örgüt, Alman devletinden sivil toplumu baskı altına almak yerine güçlendirmesini talep etti. Özellikle Filistin’e destek eylemleri gibi “hoşnutsuzluk yaratan” protestolara yönelik kısıtlamaların kaldırılması ve son dönemde artış gösteren polis şiddetinin durdurulması gerektiği vurgulandı.

Almanya, İsrail’in En Büyük İkinci Silah Tedarikçisi Konumunda

Raporda özellikle Gazze savaşı sırasında Berlin’in İsrail’e verdiği siyasi ve askerî desteğin uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğu vurgulandı. Almanya, güncel veriler ışığında ABD’den sonra İsrail’in en büyük ikinci silah tedarikçisi konumunu koruyor. 2023 yılında bir önceki yıla oranla on katlık devasa bir artışla 326,5 milyon avro seviyesine ulaşan silah ihracat onayları, 2024 ve 2025 yıllarında da hız kesmeden devam etti. İsrail’in ithal ettiği konvansiyonel silahların yaklaşık yüzde 30’unu sağlayan Almanya; hava savunma parçalarından denizaltı teknolojilerine kadar kritik mühimmat desteği sunmaya devam ediyor.

Ağustos 2025’te İsrail’e yönelik silah ihracatını bazı kategoriler için kısıtlayan Almanya, Kasım 2025’te “ateşkes sürecinin bir istikrar getirdiğini” ileri sürerek bu kısıtlamayı yürürlükten kaldırdı. İsrail’le süren silah ticaretini durdurmaya yönelik yargıya yapılan başvurularda bir sonuç edilemedi: 2026 başında Federal Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bir kararda İsrail’e yönelik silah satışının hükûmetin dış ve güvenlik politika çerçevesindeki takdir hakkına bağlı olduğuna hükmedildi. (P)

Enise Yılmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi gören Yılmaz, Perspektif'in yayın kurulu üyesidir.
Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler