ABD-İran Savaşında Yeni Cephe: Husilerden Babülmendep Boğazı’nı Kapatma Tehdidi
Yemen merkezli Husilerin Suudi Arabistan'a deniz ablukası uygulama kararı, ABD-İran arasındaki savaşta yeni bir cephe açıyor. Bu durum, Kızıldeniz'deki Babülmendep Boğazı'nı kilitlenme tehlikesiyle karşı karşıya bırakarak küresel ekonomi üzerinde ağır sonuçlar doğurma riski taşıyor.
ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nın kontrolü için yaşanan mücadele sürerken, bölgedeki kritik deniz geçişi olan Kızıldeniz’in güvenliğine dair endişeler de giderek artıyor. Yemen’deki İran destekli Husi isyancılar, 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a tam bir deniz ablukası uygulayacaklarını duyurdu. Ablukanın tam olarak neleri kapsayacağına dair detay vermeseler de Yemen’de kontrol ettikleri bölge, Suudi Arabistan’ın küresel pazarlara petrol ihraç ederken kullandığı Kızıldeniz’in güney ucundaki Babülmendep Boğazı boyunca uzanıyor. Husilerin bu çıkışı, İsrail’e ait veya İsrail ile bağlantılı tüm gemilerin Kızıldeniz’den geçişini yasaklayıp bu gemileri “meşru askerî hedef” ilan etmelerinden bir aydan kısa bir süre sonra geldi.
“Babülmendep Ablukası, Kırılgan Durumdaki Enerji Piyasaları İçin Yeni Bir Yük”
Kuzeydoğu Afrika ile Arap Yarımadası arasında yer alan ve yaklaşık 2.250 kilometre uzunluğunda bir iç deniz olan Kızıldeniz, küresel deniz taşımacılığının en önemli ana damarlarından biri konumunda. Kuzeyde Süveyş Kanalı’ndan güneyde Babülmendep Boğazı’na kadar uzanan bu su yolundan her yıl, değeri 1 trilyon doları aşan küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12 ila 15’i geçiyor.
Hürmüz Boğazı ile birlikte Kızıldeniz de İran savaşında kritik bir ekonomik baskı noktası haline geldi. Uzmanlar, başta Husiler olmak üzere Kızıldeniz’deki müdahalelerin sürekli hale gelmesinin tedarik zincirinde ciddi aksamalara yol açacağını, enerji fiyatlarını yukarı çekeceğini ve küresel ekonomiyi daha da istikrarsızlaştıracağını belirtiyor.
Dış İlişkiler Konseyi (CFR) enerji ve iklim uzmanı Clara Gillispie konuyu şöyle özetliyor:
“Mesele sadece Babülmendep Boğazı’ndan normalde geçen petrolün devasa hacmi değil. Kızıldeniz genelini bir yana bırakın, sadece Babülmendep Boğazı’ndan güvenli geçiş garantisinin ortadan kalkması bile, Orta Doğu ile diğer bölgeler arasındaki kullanılabilir petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret rotalarının daha da daralması anlamına geliyor. Bu durum, normalde piyasaya sürülebilecek kaynakların kilitlenmesi riskini doğuracak ve daha geniş resimde, zaten kırılgan olan küresel enerji piyasalarına ek bir yük bindirecektir.”
Yemen merkezli Husilerin, İsrail’in Gazze’deki askerî harekâtını protesto amacıyla ticari gemileri ve savaş gemilerini hedef almaya başladığı 2023 yılından bu yana bu su yolu aktif bir çatışma alanına dönüştü ve uluslararası deniz taşımacılığı ciddi şekilde sekteye uğradı. Grubun mart ayında İsrail’in güneyine füze fırlatarak İran savaşına katılması, Kızıldeniz’in daha geniş bölgesel gerilimlerde yeni bir cepheye dönüşebileceğini gösterdi. Husilerin kapsamı henüz açıklanmayan Suudi Arabistan ablukası da ABD ile İran arasındaki ateşkesin çökmesinin ardından geldi. Çatışmaların tırmandığı bir ortamda bu karar, savaşın daha geniş bir alana yayılmasının işareti olabilir.
Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı Neden Bu Kadar Önemli?
Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü, Kızıldeniz’i “küresel ticaretin sürmesini sağlayan en kritik deniz güzergâhlarından biri” olarak tanımlıyor. Uluslararası deniz ticaretinin yüzde 12 ila 15’i ve dünya konteyner trafiğinin yüzde 30’u her yıl bu su yolundan geçiyor. Bu güzergâhta tahıl ve gübre gibi tarım ürünleri, cevher ve metal gibi ham maddeler, elektronik ürünler ve otomobil parçaları gibi sanayi bileşenleri ile enerji kaynakları taşınıyor.
ABD Enerji Enformasyon İdaresinin (EIA) verilerine göre 2025’in ilk yarısında, Kızıldeniz’in kuzey ucunda bulunan Süveyş Kanalı ile Süveyş-Akdeniz Boru Hattı üzerinden günde yaklaşık 4,9 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçti. Kızıldeniz’in güney ucundaki Babülmendep Boğazı’ndan geçen miktar ise günde yaklaşık 4,2 milyon varile ulaştı. Bu üç güzergâh üzerinden yapılan petrol sevkiyatları, söz konusu dönemde deniz yoluyla taşınan toplam petrolün yaklaşık yüzde 6’sına karşılık geldi. Karşılaştırmak gerekirse aynı dönemde Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol miktarı günde ortalama 21 milyon varile yaklaştı.
Kızıldeniz aynı zamanda dijital iletişim açısından da kritik bir geçiş noktası. Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan deniz altı fiber optik kabloların tahminen yüzde 90’ı bu bölgeden geçiyor. Körfez Araştırma Merkezinde savunma ve güvenlik çalışmaları kıdemli danışmanı olan Abdullah Jaber AlZaidi, CFR’ın küresel perspektifler derlemesinde bu kabloların “petrol ve ticaret yolları kadar önem taşıyan, egemenlik açısından kritik su altı altyapısı” olduğunu yazdı. Geçmişte bu kabloların zarar görmesi, bölgenin yanı sıra Afrika ve Asya’da da internet bağlantılarında ve bulut hizmetlerinde büyük kesintilere neden olmuştu.
Kızıldeniz, ABD-İran Savaşının Genel Tablosunda Nasıl Bir Yere Sahip?
Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar sürerken uzmanlar, İran’ın Husileri vekil güç olarak kullanarak Babülmendep Boğazı’ndaki deniz trafiğini engellemesi hâlinde Kızıldeniz’in savaşın bir sonraki kritik geçiş noktasına dönüşebileceğini söylüyor.
CFR uzmanı Steven A. Cook konuyu şöyle değerlendiriyor:
“Tarihsel olarak Washington’ın seyrüsefer özgürlüğünü koruma çabası, Orta Doğu’dan petrol ve gazın serbestçe akışını sağlama yönündeki temel çıkarıyla her zaman el ele yürüdü. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Babülmendep’in kapanma ihtimali, her iki ilke için de ciddi bir sınav niteliğinde.”
Yaklaşık 32 kilometre genişliğindeki Babülmendep Boğazı, Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e giriş yapılabilen tek nokta. Boğaz aynı zamanda Yemen’de Husilerin kontrol ettiği bölgelerin hemen yanından geçiyor. İran’ın boğazdaki gemilere saldırmak için doğrudan kendi kuvvetlerini gönderip göndermeyeceği henüz bilinmiyor. Bununla birlikte İran’ın yıllardır sağladığı destek, Husilerin askerî kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Bu destek, grubun Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz’in daha geniş kesimlerinde güç kullanabilmesini sağladı.
İran’ın Dinî Lideri Mücteba Hamaney’in uluslararası ilişkilerden sorumlu kıdemli danışmanı Ali Ekber Velayeti, nisan ayında sosyal medyada yaptığı paylaşımda İran’ın Orta Doğu’daki müttefiklerinden oluşan “Direniş Cephesi” adlı grubun “Babülmendep’e Hürmüz’e baktığı gibi baktığını” yazmıştı. Velayeti ayrıca, “Beyaz Saray o aptalca hatalarını tekrarlamaya kalkışırsa, küresel enerji ve ticaret akışının tek bir hamleyle nasıl sekteye uğratılabileceğini çok yakında anlayacaktır.” ifadelerini kullanmıştı.
İsrail ile Hamas’ın Ekim 2025’te Gazze’de ateşkese ulaşmasının ardından Husilerin Babülmendep Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırıları büyük ölçüde durmuştu. Ama uzmanlara göre durum hâlâ son derece kırılgan. Bu kırılganlık, grubun Suudi Arabistan’ın Yemen’e yıllardır uyguladığını öne sürdüğü “baskıcı kuşatmaya” karşılık olarak deniz ablukası ilan etmesinin ardından daha da arttı. Husiler, Yemen’in en büyük uluslararası havalimanına düzenlenen son hava saldırısını da bu kuşatmanın bir parçası olarak gösteriyor.
“Husiler, Suudi Arabistan’ın Petrol İhraç Edemez Hâle Getirebilir”
Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği hem ABD’nin hem de İran’ın uyguladığı kısıtlamalarla karşı karşıya. Bu ortamda Husilerin bölgenin başlıca petrol ihracatçılarından Suudi Arabistan’ı hedef alan ablukası, enerji piyasaları açısından kritik öneme sahip bir başka su yolunu da kapatma tehdidi yaratıyor. Böyle bir gelişme küresel ekonomideki istikrarsızlığı daha da derinleştirebilir.
CFR uzmanı Edward Fishman’a göre Suudi Arabistan, petrol sahalarını Kızıldeniz limanlarına bağlayan bir boru hattı ağı aracılığıyla günde yaklaşık dört ila beş milyon varil ihracat yapıyor; bu durum Babülmendep Boğazı’na erişimi hayati hale getiriyor. Fishman, “Fakat İran’ın müttefiki olan Husiler teorik olarak Babülmendep’i kapatabilir ve temel olarak Suudi Arabistan’ı petrol ihraç edemez hâle getirebilir.” diyor.
Husilerin Kızıldeniz’de daha önce düzenlediği saldırılar, meselenin ekonomik boyutunu açık biçimde ortaya koydu. Grubun İsrail-Hamas savaşına tepki olarak gerçekleştirdiği saldırılar, Babülmendep Boğazı’ndaki deniz trafiğini ciddi biçimde aksatmıştı. Bunun sonucunda bölgedeki petrol sevkiyatları 2023’te günde 9,3 milyon varil seviyesindeyken 2024’te günde yalnızca 4,1 milyon varile gerilemişti.
Kızıldeniz’deki Çatışmanın Tarafları Kimler?
Kızıldeniz’deki gelişmelerde birçok önemli bölgesel ve uluslararası aktör rol oynuyor:
- Husiler
İran’ın bağımsız bir ortağı olarak görülen Yemen merkezli grup, İsrail’in Gazze’deki askerî operasyonlarına karşılık olarak 2023’ün sonlarında Kızıldeniz’de İsrail’e ait ve uluslararası gemileri hedef almaya başladı. Grup daha sonra Gazze’de ateşkes sağlanmasının ardından İsrail’e ait olmayan gemilere yönelik saldırıları durdurduğunu açıkladı. Ama Husilerin Temmuz 2026’da Suudi Arabistan’a karşı ilan ettiği deniz ablukası, grubun denizlerde yürüttüğü harekâtın kapsamını genişletti. Bu karar, Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığının ve küresel petrol arzının yeniden kesintiye uğrayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.
- İran
Tahran, Kızıldeniz’i bölgedeki gücünü göstermek, küresel ticareti aksatmak ve Batı’nın etkisine meydan okumak için kullanıyor. Pentagon, ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının mayıs ayına kadar İran’ın petrol gelirlerinde yaklaşık 5 milyar dolarlık kayba yol açtığını tahmin etmişti. İranlı yetkililer buna karşılık olarak daha önce Husileri kullanarak Babülmendep Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulunmuş, ancak bu tehdidi hayata geçirmemişti. İran, Husilerin başlıca destekçisi. Gruba silah sevkiyatı, askerî eğitim ve istihbarat desteği dâhil olmak üzere geniş çaplı güvenlik yardımı sağlıyor.
- İsrail
İsrail, Husi saldırılarının başlıca hedeflerinden biri oldu. Bu saldırılar, İsrail’in Kızıldeniz’deki tek limanı olan Eilat Limanı’ndaki faaliyetleri büyük ölçüde sekteye uğrattı. Husilerin saldırıları üzerine İsrail, Yemen’de grubun kontrol ettiği limanlara ve altyapı tesislerine hava saldırıları düzenledi. Doğrudan çatışmalar 2025’in sonlarında büyük ölçüde durmuştu ama daha sonra yeniden başladı.
- ABD ve müttefikleri
Washington ve müttefikleri, küresel deniz taşımacılığını korumak ve Kızıldeniz’de seyrüsefer özgürlüğünü yeniden sağlamak amacıyla çeşitli adımlar attı. Biden yönetimi, Husilerin 2023’te başlayan ilk saldırılarına karşı çok uluslu bir güvenlik girişimi olan Refah Muhafızı Harekâtı’nı başlattı. Harekâta Fransa, Birleşik Krallık ve diğer bazı Avrupa ülkelerinden askerî birlikler de katıldı.
Trump yönetimi ise Mart 2025’te Yemen’deki Husi üslerini hedef alan daha saldırgan bir operasyon olan Rough Rider Harekâtı’nı başlattı. Operasyon, ABD’nin Husilerle geçici bir ateşkes anlaşmasına ulaşmasının ardından Mayıs 2025’te sona erdi. Ama bu anlaşma, Husilerin başta İsrail ve İsrail bağlantılı olanlar olmak üzere başka ülkelere ait gemilere saldırmasını açıkça yasaklamıyordu; nitekim ateşkes iki ay sonra çöktü.
Çatışmanın Orta Doğu Dışındaki Sonuçları Neler Olabilir?
Uzmanlar, uluslararası deniz taşımacılığında yaşanacak aksamaların yanı sıra Kızıldeniz’deki istikrarsızlığın artmasının Kuzey ve Doğu Afrika’da hâlihazırda devam eden krizleri daha da ağırlaştırabileceği uyarısında bulunuyor. CFR Afrika uzmanı Michelle Gavin şuna dikkat çekiyor: “Bölgede zaten Nil suları, Etiyopya’nın limana erişim arzusu, Sudan’daki iç savaş ile Somali’deki siyasi ve güvenlik krizleriyle bağlantılı, birbirini tetikleyen pek çok gerilim var.”
Bu çatışmaların önemli bir kısmı; Katar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi Orta Doğu güçleri arasındaki rekabetin bir sonucu olarak stratejik yatırımlar, askerî destek ve güvenlik iş birliği üzerinden şekilleniyor. Gavin, “Rekabet ne kadar kızışırsa, Afrika topraklarında bir çatışmayla sonuçlanma ihtimali de o kadar artıyor.” diye ekliyor.
Kızıldeniz’e Alternatif Hangi Güzergâhlar Var?
İran ve Husilerin Babülmendep Boğazı’nı tamamen kapatması hiç de kolay değil. Basra Körfezi’nden açık okyanusa çıkış sağlayan tek deniz yolu olan Hürmüz Boğazı’nın aksine, Kızıldeniz’e Babülmendep Boğazı üzerinden giren gemiler kuzeyde Süveyş Kanalı’ndan çıkabiliyor. Yine de EIA verilerine göre her iki boğazda aynı anda yaşanacak uzun süreli bir kesinti, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 24’ünü taşıyan transit rotalarını felç edebilir ve ülkelere bölgeye petrol sokup çıkarmak için çok az seçenek bırakır.
CFR’den Fishman, alternatif rotalar bulunmasına rağmen bunların verimlilik açısından çok geride kaldığını belirtiyor. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarından Asya’ya gönderilen petrol, Hint Okyanusu’na ulaşmak için tüm Afrika kıtasını dolaşmadan önce Süveyş Kanalı ve Akdeniz üzerinden kuzeye doğru ilerleyebilir. Ama Fishman şu uyarıyı da yapıyor: “Bu çok daha uzun bir yolculuk olsa da imkânsız değil; ürünü bir şekilde pazara ulaştırabilirsiniz fakat Babülmendep’i kullanmak kadar pratik olmaktan çok uzak.”
Gemileri Güney Afrika’daki Ümit Burnu’na yönlendirmek de kendi içinde zorluklar barındırıyor. Gavin, “Güney Afrika limanları, Ümit Burnu çevresine kayan deniz trafiğinden tam anlamıyla yararlanabilecek konumda ve kapasitede değil.” diyerek “liman altyapısına ve verimliliğine yatırım yapmanın zaman aldığını” vurguluyor.
Bazı Körfez ülkeleri, Kızıldeniz’deki deniz yollarına olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kara ticareti ve lojistik koridorlarına yatırım yaptı. Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan arasındaki kara köprüsü bu alternatifler arasında yer alıyor. Ama bu güzergâhların kullanımı oldukça yüksek maliyetler doğuruyor.
NOT: Bu yazı, Council on Foreign Relations (CFR) tarafından yayımlanan “Another Hormuz? What to Know About the Houthi Threat to the Red Sea” başlıklı makalenin tercümesidir. Orijinal içerik CFR tarafından sağlanmıştır ve Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.