Vergi Kaçakçılığı Soruşturması Kapsamında Deutsche Bank Genel Merkezine Polis Baskını
Alman savcılar, Postbank’ın 2008-2010 yıllarındaki “cum-cum” işlemleriyle 350 milyon avroyu aşan vergi kaybına yol açtığı şüphesiyle Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezi ve Postbank’ın Bonn’daki ofislerinde arama yaptı.
Almanya’nın en büyük bankası Deutsche Bank’ın Frankfurt’taki genel merkezi ile Postbank’ın Bonn’daki ofisleri, 22 Temmuz Çarşamba günü geniş çaplı bir operasyon kapsamında arandı. Düsseldorf Savcılığı bünyesindeki Ekonomik ve Mali Suçların Takibi Merkez Biriminin yürüttüğü soruşturma, Postbank’ın 2008-2010 yılları arasındaki bazı hisse senedi işlemlerinde “cum-cum” yöntemiyle vergi kaçırılmasına aracılık edip etmediğine odaklanıyor.
Deutsche Bank Genel Merkezine Geniş Çaplı Polis Baskını
Kuzey Ren-Vestfalya Maliye Bakanlığının verdiği bilgilere göre Frankfurt ve Bonn’daki banka binalarının yanı sıra başka adresleri de kapsayan aramalara yaklaşık 150 görevli katıldı. Savcılık, vergi mahremiyeti kurallarını gerekçe göstererek soruşturmanın ayrıntıları hakkında şimdilik kapsamlı bir açıklama yapmadı.
Alman basınına yansıyan bilgilere göre dosyada, incelenen dönemde Postbank’ta yöneticilik yapan on kişi şüpheli olarak yer alıyor. Tagesschau‘nun aktardığına göre eski yöneticilerin, bankanın kurumlar vergisi beyannamelerinde yanlış veya eksik bilgi verilmesi yoluyla 350 milyon avroyu aşan bir vergi kaybına neden olduklarından şüpheleniliyor.
Deutsche Bank ise soruşturmada şüpheli değil, “üçüncü taraf” konumunda bulunduğunu ve yetkililerle iş birliği yaptığını açıkladı. Bankanın merkezinin aranmasının nedeni, Deutsche Bank’ın 2018’de tamamlanan birleşmenin ardından Postbank’ın hukuki halefi olması.
Welt gazetesinin haberine göre soruşturmadaki şüpheliler arasında, 2004-2009 yıllarında Postbank’ta yöneticilik yapan ve bugün Deutsche Bank’ın risklerden sorumlu yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan Marcus Chromik de bulunuyor. Savcılık şüphelilerin kimliklerini resmen açıklamadığı için Chromik’in dosyadaki konumuna ilişkin bilgi henüz yalnızca basında yer alan haberlere dayanıyor.
Deutsche Bank Neden Arandı?
Soruşturmanın merkezinde doğrudan Deutsche Bank’ın günümüzdeki faaliyetleri değil, bankanın daha sonra bünyesine kattığı Postbank’ın 2008-2010 dönemindeki işlemleri bulunuyor. Deutsche Bank, 2008’de varılan anlaşmanın ardından 2009’dan itibaren Postbank’taki payını aşamalı olarak artırmış, tam devralma ve hukuki birleşme süreci ise 2018’de tamamlanmıştı.
Bu nedenle Deutsche Bank, soruşturmanın hedefindeki işlemlerin gerçekleştirildiği dönemde Postbank’ın sahibi olmasa da bugün şirketin hukuki sorumluluklarını üstlenen kurum konumunda. Aramada elde edilen belgeler ve elektronik verilerin, Postbank’ın müşterileri adına gerçekleştirdiği işlemlerin ekonomik niteliğini ve vergi avantajlarının taraflar arasında nasıl paylaşıldığını ortaya çıkarmak amacıyla inceleneceği belirtiliyor.
Soruşturmanın Merkezindeki “Cum-Cum” İşlemleri Nedir? Nasıl Gerçekleştiriliyor?
“Cum-cum”, özellikle yabancı yatırımcıların Almanya’da dağıtılan temettüler üzerinden ödemek zorunda oldukları vergiyi azaltmak veya tamamen önlemek amacıyla kullanılan hisse senedi işlemlerine verilen ad.
Almanya’da mukim banka ve yatırım kuruluşları, temettü üzerinden kesilen vergiyi kurumlar vergisinden mahsup ettirebilir veya belirli koşullarda geri alabilirken yabancı yatırımcılar aynı imkândan tam olarak yararlanamıyordu. Cum-cum işlemlerinde yabancı yatırımcı, elindeki Alman şirketi hisselerini temettü ödeme tarihinden hemen önce geçici olarak Almanya’da yerleşik bir banka veya finans kuruluşuna devrediyordu.
Temettünün ödenmesi ve vergi avantajının elde edilmesinin ardından hisseler satış, geri alım veya menkul kıymet ödünç sözleşmesinin sona ermesi yoluyla yabancı yatırımcıya dönüyordu. Ortaya çıkan vergi avantajı ise yabancı yatırımcı ile işleme aracılık eden Alman finans kuruluşu arasında paylaşılıyordu.
Bu işlemlerde belirleyici hukuki soru, hisselerin ekonomik mülkiyetinin gerçekten Alman kuruma geçip geçmediği. Alman kurum yalnızca yabancı yatırımcının vergi yükünü azaltmak amacıyla kısa süreliğine devreye sokulmuşsa, işlemin ekonomik bir gerekçeye dayanmadığı ve vergi avantajının hukuka aykırı biçimde elde edildiği kabul edilebiliyor. Bununla birlikte her cum-cum işlemi otomatik olarak suç teşkil etmiyor; sözleşmelerin yapısı, tarafların üstlendiği riskler ve hisseler üzerindeki fiilî tasarruf yetkisi her dosyada ayrı ayrı inceleniyor.
Cum-Cum ile Cum-Ex Arasındaki Fark Ne?
Cum-cum işlemleri, Almanya tarihinin en büyük mali skandallarından biri olarak görülen “cum-ex” yöntemleriyle aynı dönemde yaygınlaştı. Her iki model de temettü ödemeleri çevresinde oluşturulan karmaşık hisse senedi işlemlerine dayanmasına rağmen işleyişleri birbirinden farklı.
Cum-cum işlemlerinde amaç, yabancı yatırımcının ödemesi gereken temettü vergisini Almanya’da yerleşik bir kurumun vergi avantajından yararlanarak azaltmak. Cum-ex işlemlerinde ise açığa satışların da kullanıldığı hızlı hisse devirleri sonucunda, aynı hisse ve aynı temettü vergisi için birden fazla vergi belgesi düzenleniyordu. Böylece bir kez ödenen, hatta bazı vakalarda hiç ödenmeyen vergi için devletten birden çok iade alınabiliyordu.
Cum-ex skandalı, eski Başbakan Olaf Scholz’ün Hamburg Belediye Başkanı olduğu dönemde Warburg Bank yöneticileriyle yaptığı görüşmeler nedeniyle uzun süre siyasi ve parlamenter incelemelerin odağında kalmıştı. Tartışmalar, Hamburg vergi idaresinin bankadan talep edebileceği milyonlarca avroluk alacaktan başlangıçta vazgeçmesi ve Scholz’ün banka yöneticileriyle yaptığı görüşmelerin içeriğini hatırlamadığını söylemesi üzerinde yoğunlaşmıştı.
Cum-Cum Soruşturmaları Neden Yavaş İlerliyor?
Almanya Federal Maliye Mahkemesi (Bundesfinanzhof), 2015 yılında belirli bir cum-cum modelini ele aldığı kararında, hisselerin ekonomik mülkiyetinin Alman finans kuruluşuna gerçekte geçmediğine hükmetti. Ancak bu karar bütün cum-cum işlemlerini otomatik olarak vergi suçu hâline getirmedi.
Ceza hukuku bakımından önemli bir dönüm noktası Aralık 2024’te yaşandı. Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesi, bir cum-cum dosyasında vergi kaçırma suçlamasıyla dava açılmasına izin verdi. Böylece Almanya’da bu işlemlerin yalnızca vergi hukuku açısından değil, ceza hukuku kapsamında da yargılanmasının önü açıldı.
Cum-ex soruşturmalarında çok sayıda mahkûmiyet kararı verilmesine rağmen cum-cum dosyaları hâlâ daha yavaş ilerliyor. Bunun başlıca nedeni, ekonomik mülkiyetin kime ait olduğunun ve işlemin gerçek bir ticari risk taşıyıp taşımadığının her vaka için ayrı ayrı belirlenmek zorunda olması. İncelenen işlemlerin yıllar önce gerçekleştirilmiş olması ve birden fazla ülkedeki banka, fon ve yatırımcıları kapsaması da soruşturmaları zorlaştırıyor.
Milyarlarca Avroluk Vergi Kaybının Küçük Bir Bölümü Geri Alınabildi
Alman hükûmetinin kayıt altına aldığı cum-cum dosyalarındaki toplam tutar yaklaşık 7,3 milyar avroya ulaşıyor. Mannheim Üniversitesinden vergi uzmanı Christoph Spengel ise kayıt dışı veya henüz tespit edilmemiş işlemleri de hesaba katan çalışmasında, Almanya’nın 2000-2020 dönemindeki cum-cum kaynaklı vergi kaybının 28,5 milyar avroya ulaşmış olabileceğini tahmin ediyor.
Federal hükûmetin Haziran 2025’te Federal Meclise (Bundestag) verdiği yanıta göre 240 dosyada yaklaşık 6,7 milyar avroluk işlem incelendiği açıklanmıştı. O tarihe kadar sonuçlandırılan 76 dosyada geri alınabilen veya ödenmesi engellenen tutar ise yalnızca 205 milyon avroda kalmıştı. Bu tablo, aradan geçen uzun zamana rağmen kamu zararının yalnızca küçük bir bölümünün telafi edilebildiğini gösteriyor.
Alman Finansal Denetim Kurumunun (BaFin) 13 Temmuz 2026’da yayımladığı araştırma da skandalın finans sektörü üzerindeki güncel yükünü ortaya koydu. Araştırmaya katılan 73 banka, 21 sigorta şirketi ve 12 diğer finans kuruluşunun cum-cum ve cum-ex işlemleri nedeniyle karşılaştığı veya karşılaşabileceği toplam maliyet 7,01 milyar avro olarak hesaplandı.
Bu tutarın 4,82 milyar avrosu cum-cum, yaklaşık 2,2 milyar avrosu ise cum-ex işlemleriyle bağlantılı. BaFin’e göre toplam yükün yüzde 41’i henüz kesinleşmemiş vergi talepleri, dava giderleri ve diğer muhtemel maliyetlerden oluşuyor. Dolayısıyla 7,01 milyar avroluk rakam, devletin uğradığı toplam vergi kaybını değil, finans kuruluşlarının bilançolarına yansıyan veya ileride yansıyabilecek mali yükü ifade ediyor.
Deutsche Bank’a Bir Yılda Üçüncü Arama
Frankfurt’taki son operasyon, Deutsche Bank’a 2026 yılı içinde gerçekleştirilen üçüncü arama oldu. Ocak ayındaki arama, bankanın 2013-2018 yılları arasında bazı yabancı şirketlerle yürüttüğü ilişkiler üzerinden açılan kara para aklama soruşturmasıyla bağlantılıydı.
14 Temmuz’daki ikinci arama ise genel merkezi değil, Frankfurt’taki Taunusanlage’de bulunan bir perakende şubesini hedef aldı. Bu dosyada eski bir çalışanın müşteri paralarını zimmetine geçirdiği iddiası araştırılıyor. Banka, söz konusu olayı kendisinin yetkililere bildirdiğini açıklamıştı. Deutsche Bank ayrıca Mart 2026’da iki cum-ex fonuyla bağlantılı bir uzlaşma kapsamında Federal Merkezi Vergi Dairesine 29 milyon avro ödedi. Bu ödeme, Postbank’ın cum-cum işlemlerine ilişkin mevcut soruşturmadan ayrı bir dosyaya dayanıyor.
Bankanın adı geçmişte Jeffrey Epstein ile sürdürdüğü iş ilişkisi nedeniyle de eleştirilerin odağında yer aldı. Deutsche Bank, hakkında cinsel istismar suçlamaları bulunan Epstein’ı 2013 yılında müşteri olarak kabul etmiş ve iş ilişkisini 2018’e kadar sürdürmüştü. ABD’li düzenleyici kurumlar, bankanın bu hesaplarla bağlantılı şüpheli işlemleri yeterince denetlemediği sonucuna varmıştı. Banka 2020’de New York Eyaleti Finansal Hizmetler Departmanına 150 milyon dolar ceza ödemeyi, 2023’te ise Epstein’ın mağdurları tarafından açılan toplu davada 75 milyon dolarlık uzlaşmaya gitmeyi kabul etmişti.
Postbank da son yıllarda farklı sorunlarla gündeme geldi. Bankanın Deutsche Bank’ın sistemlerine teknolojik entegrasyonu, 2023’te müşteri hesaplarında ve hizmetlerinde ciddi aksaklıklara yol açtı. BaFin, sorunların giderilmesini denetlemek üzere bankaya özel bir temsilci atadı. Postbank’ın eski hissedarlarıyla satın alma bedeli konusunda yürütülen hukuki uyuşmazlıklar ise 2024’te Deutsche Bank’ın bilançosuna milyarlarca avroluk karşılık olarak yansıdı ve bankanın uzun süren kâr serisinin sona ermesinde etkili oldu. (P)