Hürmüz Açılıyor, Nükleer Pazarlık Yeni Başlıyor: ABD-İran Ateşkesinde Bilinenler ve Bilinmeyenler
ABD ve İran, Pakistan’ın arabuluculuğunda askerî operasyonları durdurma ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden uluslararası ticarete açma konusunda ön mutabakata vardı. Cuma günü Cenevre’de imzalanması beklenen metin umut yaratırken, şimdilik ertelenen nükleer dosya ve Lübnan cephesi belirsizliğini sürdürüyor.
Aylardır süren, küresel enerji piyasalarını sarsan ve ABD-İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşta, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını ve askerî operasyonların durdurulmasını öngören ön mutabakatla kritik bir diplomatik aşamaya gelindi. Pakistan’ın arabuluculuğundaki ateşkes görüşmelerinde varılan yeni ön mutabakatla birlikte taraflar, askerî operasyonları durdurma ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden uluslararası ticarete açma konusunda anlaştı.
ABD Başkanı Donald Trump ve Tahran yönetimi peş peşe yaptıkları açıklamalarla ateşkesi doğrularken, cuma günü İsviçre’de imzalanması beklenen mutabakat zaptı, kalıcı barış ihtimaline dair temkinli bir umut yarattı. Ama metnin detaylarındaki belirsizlikler ve nükleer program gibi ağır başlıkların sonraki görüşmelere bırakılması, bölgenin geleceği hakkındaki soru işaretlerini henüz tam olarak giderebilmiş değil.
İlk Adımlar ve Mutabakatın Çerçevesi
Pazar günü Washington saatiyle akşamüzeri gelen duyuru, uluslararası kamuoyunda hızla yankı buldu. Süreci başlatan ilk resmî açıklama, krizde arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan’ın Başbakanı Şahbaz Şerif’ten geldi. Şerif, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da diplomatik katkılarıyla tarafların askeri operasyonları tüm cephelerde sonlandırma kararı aldığını duyurdu.
Hemen ardından ABD Başkanı Donald Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden anlaşmanın tamamlandığını ilan etti. Trump, Hürmüz Boğazı’nın ticari gemilere açılacağını ve İran limanlarına uygulanan Amerikan ablukasının kaldırılması için donanmaya emir verdiğini belirtti. Al Jazeera‘nin haberine göre, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de sağlanan bu ateşkesin Orta Doğu’da “yeni bir dönem” başlatabileceğini vurgulayarak, anlaşmanın hayata geçmesinde Trump’ın Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel ortaklarla yürüttüğü diplomasinin büyük payı olduğunu ifade etti.
Tahran cephesi de bu gelişmeleri hızla teyit eden adımlar attı. Reuters’ın haberine göre, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, anlaşma kapsamında 60 günlük bir ateşkes döneminin başlayacağını açıkladı. Bu süre zarfında hem yaptırımların kaldırılması hem de daha geniş kapsamlı bir barış planı için masaya oturulacak. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi de yaptığı açıklamayla, Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerdeki savaş halinin kalıcı olarak sona ereceğini duyurdu.
Al Jazeera‘nin İran’ın resmî Mehr haber ajansına dayandırdığı detaylara göre, hazırlanan taslak metin 14 maddeden oluşuyor. Bu maddeler arasında ABD’nin İran çevresindeki güçlerini geri çekme taahhüdü yer alırken, en dikkat çekici kısımlardan birini İran’ın füze programı ile direniş gruplarına verdiği desteğin müzakere masasından tamamen çıkarılması oluşturuyor. Mehr‘in aktardığına göre, petrol satışlarına yönelik yaptırımların askıya alınması da bu 14 maddelik taslağın bir parçası.
Hürmüz Düğümü ve Enerji Piyasalarına Etkisi
Anlaşma haberinin küresel ekonomiye yansıması gecikmedi. Asya piyasalarının açılmasıyla birlikte Brent petrol vadeli işlemleri ilk saatlerde yüzde 4 oranında değer kaybetti. Savaş süresince İran’ın fiilen kapalı tuttuğu ve küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın açılacağı beklentisi, aylardır tırmanan enerji fiyatlarını aşağı çekti.
The Guardian gazetesinin analizine göre, boğazın statüsü konusunda taraflar arasında söylem farklılıkları göze çarpıyor. Trump, su yolunun tamamen ve ücretsiz olarak geçişe açılacağını, gemilerin motorlarını çalıştırıp petrolün akmasına izin vermesi gerektiğini söylerken, İran’ın resmî Mehr haber ajansı boğazın “İran’ın düzenlemeleri” çerçevesinde 30 gün içinde açılacağını öne sürdü. Bu farklı açıklamalar, geçiş koşulları ve olası geçiş ücretleri üzerinde henüz tam bir uzlaşma sağlanamadığı izlenimi veriyor.
Öte yandan, boğazın fiziki olarak ne zaman güvenli hale geleceği ayrı bir tartışma konusu. Trump, mayın temizleme çalışmaları için talimat verdiğini söylese de uzmanlar, bölgedeki enerji altyapısının onarılmasının ve uluslararası sigorta şirketlerinin rotayı tekrar güvenli bularak gemilere onay vermesinin haftalar hatta aylar sürebileceğine dikkat çekiyor.
Tahran tarafı ise bu gelişmeyi diplomatik bir zafer olarak yorumluyor. Al Jazeera‘nin haberine göre, İran’ın Ankara Büyükelçiliği resmi X hesabından, Hürmüz Boğazı üzerinde dalgalanan bir İran bayrağı görseli paylaşarak “Yeni dönemin Orta Doğu’suna hoş geldiniz” mesajını yayınladı.
Welcome to the Middle East of a new era. pic.twitter.com/TPsrHs4uib
— Iran Embassy in Türkiye (@Iran_in_Turkiye) June 14, 2026
Lübnan Açmazı ve İsrail’in Yaklaşımı
Müzakerelerin en hassas noktalarından birini Lübnan cephesi oluşturdu. Pakistan Başbakanı Şerif ve İranlı diplomatlar, ateşkesin Lübnan’ı da kesin bir biçimde kapsadığını açıkça ifade etti. Buna karşın, Trump’ın ilk açıklamalarında Lübnan veya Hizbullah’a hiç değinmeyip tamamen Hürmüz Boğazı’na odaklanması dikkatlerden kaçmadı.
Bu süreçte asıl merak edilen konu, baştan beri ABD-İran görüşmelerinin dışında tutulan İsrail’in nasıl bir yol izleyeceği. Başbakan Benjamin Netanyahu hükûmeti, anlaşmanın duyurulmasının ardından ilk etapta sessiz kalmayı tercih etti. İsrail, daha önce defalarca Lübnan’daki operasyonlarında hareket serbestisini koruyacağını ve kendi güvenlik hedeflerinden taviz vermeyeceğini dile getirmişti.
Pazar günü ateşkes açıklanmadan sadece saatler önce İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine düzenlediği hava saldırısı, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Al Jazeera‘nin aktardığı kulis bilgilerine göre bu saldırı, mutabakatın duyurulmasını ve imza sürecini birkaç saat geciktirdi. Trump, daha önceki haftalarda Beyrut’a yönelik başka bir saldırı sonrası Netanyahu için “Hiç muhakeme yeteneği yok.” ifadesini kullanmış ve Amerikan desteği olmasaydı hapiste olacağını söylemişti. Trump ile Netanyahu arasında bu konuda ciddi gerilimler yaşandığı, Trump’ın İsrail liderini Amerikan çıkarlarını riske atmakla suçladığı basına yansıyan haberler arasında yer alıyor. Trump, New York Times‘a verdiği röportajda Netanyahu’yu “Görüşmesi çok zor bir adam.” olarak nitelendirdi ve İsrail Başbakanı’nın, ülkesini nükleer silahlı bir İran’dan kurtardığı için kendisine teşekkür etmesi gerektiğini savundu.
Ateşkesi Belirsizleştiren Bir Faktör: İsrail’in Güney Lübnan’ı İşgali
Anlaşmaya dair asıl gölge düşüren gelişme ise İsrail içinden gelen son açıklamalar oldu. İsrail basınından Haaretz gazetesinin aktardığı habere göre, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail ordusunun sınırları korumak adına Lübnan, Suriye ve Gazze’deki “güvenlik bölgelerinde süresiz olarak” kalmaya devam edeceğini duyurdu. Güney Lübnan’da geniş bir alanı işgal altında tutan İsrail’in bu topraklardan çekilmeyeceğini vurgulayan Katz’ın çıkışı, Pakistan arabuluculuğundaki barış görüşmelerinde yer almayan İsrail tarafının pozisyonunu netleştirdi. İsrailli siyasetçilerin büyük kısmı, Hizbullah’ın kapasitesini daha da zayıflatmak için Lübnan’daki savaşın devam etmesini savunuyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2 Mart’ta Hizbullah’ın roket saldırılarına misilleme olarak başlayan ve İran dinî liderinin Tahran’da öldürülmesinin ardından alevlenen süreçte, bugüne kadar en az 3 bin 711 kişi İsrail saldırılarında hayatını kaybetti. Çok sayıda sivil can kaybının yanı sıra Güney Lübnan’da geniş çaplı yıkıma yol açan bu askeri harekat, yüz binlerce insanı ani tahliye emirleri nedeniyle evlerini terk etmeye zorlayarak bölgede bir mülteci krizini tetiklemiş durumda. İsrail’in bu süresiz kalış ilanı, kağıt üzerinde sağlanan ABD-İran barış mutabakatının sahada ne kadar uygulanabilir olduğunu büyük bir belirsizliğe itiyor.
Ateşkes Anlaşmasındaki Nükleer Silah ve Uranyum Rezervi Tartışması
Savaşın temel gerekçelerinden biri olarak gösterilen nükleer kriz, bu geçici mutabakatla kalıcı bir çözüme kavuşmak yerine önümüzdeki 60 günlük müzakere takvimine devredildi. Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceklerini yinelerken, Tahran yönetiminin nükleer programını sınırlandıran yeni bir anlaşmaya yanaşmaması durumunda, Amerikan askeri operasyonlarının yeniden başlayabileceğini vurguladı.
İran ise başından beri nükleer programının tamamen barışçıl amaçlar taşıdığını savunmaya devam ediyor. Ama savaş sırasında ağır hasar gören tesislerinde uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdüren Tahran’ın elinde, silah yapım seviyesine çok yakın saflıkta 400 kilogramı aşkın uranyum stoku bulunduğu tahmin ediliyor. Bu stokun akıbeti, önümüzdeki 60 günün en çetin pazarlık konusu olacak.
Diplomatik kaynaklar, hazırlanan taslak metinde ABD’nin İran’a ait dondurulmuş 25 milyar dolarlık varlığı serbest bırakmayı kabul ettiğini belirtiyor. Buna karşılık İran’ın da elindeki yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumu ülke içinde seyreltmeyi önerdiği konuşuluyor. Fakat ABD’li yetkililer, varlıkların serbest kalması için uranyum stokunun tamamen imha edilmesi veya ülke dışına çıkarılması şartını koşarak müzakere masasında ellerini güçlü tutmaya çalışıyor.
Öte yandan, Al Jazeera‘nin haberine göre, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi nihai barış için öngörülen 60 günlük nükleer müzakerelerin, ancak İran’ın çatışmaların bitmesi, deniz ablukasının kalkması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması taahhütlerini ABD’nin yerine getirdiğini doğrulamasının ardından başlayacağını vurguladı. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi de benzer bir tonda, nihai anlaşma müzakerelerinin, karşı tarafın mutabakat zaptındaki yükümlülüklerini yerine getirmesinin sonrasına erteleneceğini açıkladı.
Ateşkes Mutabakatının Amerikan İç Siyasetindeki ve Dünyadaki Yankıları
Anlaşma, ABD iç siyasetinde de geniş çaplı tartışmalara zemin hazırladı. Yaklaşan Kasım ara seçimleri öncesi artan akaryakıt fiyatları, Trump yönetimini köşeye sıkıştıran en büyük unsurlardan biriydi. Bu anlaşma, Cumhuriyetçi Partililer için iç siyasette bir nefes alma fırsatı olarak görülse de parti içindeki şahin isimlerin tepkisini çekme riski barındırıyor. İran karşıtlığıyla bilinen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, süreci yakından izleyeceklerini ve olası bir nükleer anlaşmanın yasalar gereği mutlaka Kongre onayından geçmesi gerektiğini hatırlattı.
Reuters‘ın haberine göre, Eski Biden dönemi Dışişleri yetkililerinden Matthew Miller ise duruma daha eleştirel yaklaşarak, Trump’ın sırf savaş öncesi statükoya dönebilmek adına İran’a gereksiz tavizler verdiğini savundu. Miller’a göre bu tablo, İran’ın küresel ekonomiyi rehin alarak ABD’den istediklerini koparabileceğini dünyaya kanıtlamış oldu.
Uluslararası toplum ise gelişmeleri temkinli bir iyimserlikle izliyor. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’dan oluşan E4 bloku yaptıkları ortak açıklamada, İran’ın nükleer programında doğrulanabilir geri adımlar atması halinde yaptırımların kaldırılabileceği mesajını verdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hürmüz Boğazı’nda güvenliği sağlamak için İngiltere ile birlikte kurdukları uluslararası misyonun göreve hazır olduğunu duyururken, Lübnan devletinin egemenliğini desteklemeye devam edeceklerini açıkladı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise teknik görüşmelere destek vermeye hazır olduklarını belirterek, boğazın geçiş ücreti olmadan açılmasının enerji piyasaları için hayati önem taşıdığını vurguladı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de mutabakatın Orta Doğu’da “yeni bir dönem” başlatabileceğini söyleyerek iyimser bir tablo çizdi.
Şimdi tüm gözler 19 Haziran Cuma günü Cenevre’de atılacak resmî imzalara çevrildi. Diplomatik kulislere göre bu imzalar bir bitişten ziyade, Orta Doğu’ya kalıcı barışın gelip gelmeyeceğini belirleyecek 60 günlük zorlu bir diplomatik maratonun sadece başlangıç fişeği olacak. (P)