Savaş

Lübnan İçin “Ateşkes” İlanı: İsrail İşgali Genişledi ve Saldırılar Durmadı

ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında yeni bir ateşkes mutabakatı duyurulsa da İsrail ordusu güney Lübnan’daki saldırılarını sürdürdü. İsrail’in “güvenlik bölgesi” olarak tanımladığı alandan çekilmeyeceğini açıklaması, yaklaşık 1,2 milyon kişinin yerinden edildiği Lübnan’da ateşkesin sahada yeni bir kontrol düzenine dönüşebileceği endişesini artırıyor.

Lübnan İçin “Ateşkes” İlanı: İsrail İşgali Genişledi ve Saldırılar Durmadı
30 Mayıs'ta İsrail'in Nebatiye'nin Maifadoun, Kfar Tebnit ve Zavter beldelerine düzenlenen saldırıları sonucu dumanlar yükseldi. | Fotoğraf: Ramiz Dallah - AA.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş, bölgesel diplomasinin ana eksenini Tahran, Washington ve Tel Aviv hattına taşırken, çatışmanın en ağır yıkım alanlarından biri Lübnan oldu. Hizbullah’ın İran’a destek amacıyla İsrail’e yönelik saldırılarını yeniden başlatmasının ardından İsrail, mart ayından bu yana Lübnan’ın güneyinde geniş çaplı bir askerî harekât yürütüyor. Son olarak Washington’da duyurulan yeni ateşkes mutabakatına rağmen İsrail ordusunun hava saldırılarını sürdürmesi, Lübnan cephesinde çatışmanın henüz sona ermediğini gösterdi.

Reuters’ın aktardığına göre İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, yeni ateşkes mutabakatının ardından yaptığı açıklamada İsrail’in “şimdilik” Lübnan’daki operasyonlarını sürdüreceğini ve güneyde oluşturduğu “güvenlik bölgesinden” çekilmeyeceğini söyledi. Katz, İsrail güçlerinin hafta sonu ele geçirdiği Beaufort Kalesi (Qal’at al-Shaqif ) çevresi dâhil olmak üzere bölgede kalacağını, yerinden edilen nüfusun bu alanlara dönmesine izin verilmeyeceğini belirtti.

Ateşkes Duyuruldu, Ama İsrail Saldırıları Devam Etti

Lübnan cephesinde ilk ateşkes, 16 Nisan 2026’da 10 günlük geçici çatışmasızlık olarak ilan edildi. Bu mutabakat mayıs ayında 45 gün uzatıldı; ancak İsrail saldırıları ve Hizbullah’ın karşılıkları sahada çatışmasızlığı fiilen aşındırdı. Washington’da 3 Haziran’da duyurulan yeni mutabakat ise Hizbullah’ın saldırılarını tamamen durdurması, Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesi ve Lübnan ordusunun belirli bölgelerde kontrolü devralması şartlarıyla daha kapsamlı bir ateşkes çerçevesi sundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı, İsrail ve Lübnan’ın Hizbullah’ın saldırılarını tamamen durdurması ve tüm unsurlarını İsrail sınırı ile Litani Nehri arasındaki bölgeden çekmesi şartıyla geniş kapsamlı bir ateşkes üzerinde mutabakata vardığını duyurdu. Mutabakat, Lübnan ordusunun belirli “pilot bölgelerde” devlet dışı silahlı aktörleri dışarıda bırakarak münhasır kontrol kurmasını öngörüyor.

Ancak ateşkes açıklamasından kısa süre sonra sahadan gelen bilgiler, çatışmasızlık beklentisinin karşılık bulmadığını gösterdi. Lübnan’ın resmî haber ajansı NNA’ya göre İsrail ordusuna ait bir insansız hava aracı, güneydeki Sur kentine bağlı Marub beldesinde bir motosikleti hedef aldı. Saldırıda 1 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı. İsrail ordusu ayrıca Beraşit, Sarife, Kefre, Doğu Zavtar, Batı Zavtar, Deyr ez-Zehrani, Şevkin, Haris ve Mansuri beldelerini hava saldırılarıyla hedef aldı.

Sabah saatlerinde İsrail’e ait bir insansız hava aracının Nebatiye kentinde bir aracı hedef aldığı saldırıda da 3 kişi yaralanmıştı. Hizbullah ise ateşkes ihlallerine karşılık olarak Lübnan’ın güneyindeki Kantara beldesinde bulunan İsrail askerlerine iki roket saldırısı düzenlediğini duyurdu.

İsrail’den Yerinden Edilenlere “Ateşkes Var Ama Yine de Geri Dönmeyin” Uyarısı

Ateşkes mutabakatına rağmen İsrail ordusunun güney Lübnan halkına yaptığı uyarı, sahadaki askerî gerçekliği daha açık biçimde ortaya koydu. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde Hizbullah’a ait olduğunu iddia ettiği tesis ve altyapıları hedef almaya devam ettiğini belirtti.

Adraee, daha önceki saldırılar nedeniyle yerinden edilen bölge sakinlerine ikinci bir duyuruya kadar Zehrani Nehri’nin güneyine geçmemeleri çağrısında bulundu. Bu uyarı, ateşkesin yalnızca silahlı aktörler arasındaki çatışmaları değil, sivillerin evlerine dönüşünü de doğrudan etkileyen bir güvenlik rejimine dönüştüğünü gösteriyor.

Lübnanlı yetkililere göre İsrail’in mart ayından bu yana yürüttüğü saldırılar ve tahliye emirleri yaklaşık 1,2 milyon kişinin evlerinden ayrılmasına yol açtı. Reuters, Lübnan’daki savaşın İran savaşının en geniş çaplı bölgesel yayılması hâline geldiğini ve yerinden edilenlerin önemli bölümünün güney Lübnan’dan olduğunu aktardı.

Güney Lübnan’da Genişleyen “Güvenlik Bölgesi”

İsrail’in Lübnan’ın güneyinde oluşturduğu “güvenlik bölgesi”, ateşkes tartışmasının en kritik başlıklarından biri hâline geldi. ABD’nin duyurduğu mutabakat metninde Hizbullah’ın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesi şartı öne çıkarken, İsrail ordusunun güneyden çekilmesine dair açık bir ifade yer almadı. Bu durum, Lübnan açısından ateşkesin İsrail’in sahadaki askerî kazanımlarını kalıcılaştırma riskini beraberinde getiriyor.

İşgalin kapsamına dair veriler de bu kaygıyı güçlendiriyor. Yapılan analizlere göre İsrail güçlerinin Beaufort Kalesi’ni ele geçirmesi, İsrail ordusunun 25 yılı aşkın süredir Lübnan içinde ulaştığı en derin noktalardan biri olarak değerlendiriliyor. Haberde İsrail’in hâlihazırda Lübnan topraklarının yaklaşık beşte birine karşılık gelen 770 mil karelik alanı (yaklaşın 2 bin kilometre kare) işgal ettiği, ayrıca Litani Nehri’nin güneyini “tampon bölge”ye dönüştürme gerekçesine rağmen bazı noktalarda nehrin kuzeyindeki alanlara da ilerlediği belirtiliyor.

Al Jazeera‘nın Beyrut muhabiri Nida Ibrahim’e göre İsrail’in güney Lübnan’daki yaklaşımı, Gazze’yi ikiye bölen güvenlik hattı uygulamasıyla birlikte okunabilir. Gazze’de ateşkes yürürlükte olmasına rağmen İsrail ordusu, “Sarı Hat” olarak tanımlanan bölgeye yaklaşan kişilere karşı operasyonlarını sürdürüyor. Ibrahim, İsrail ordusunun güney Lübnan’da da benzer bir model izlemeye hazırlandığını; Beyrut’a yönelik saldırılarda belirli kısıtlamalar kabul edilirken güneyde operasyon serbestisinin korunmak istendiğini belirtiyor.

Bu nedenle İsrail muhalefetinden bazı isimler anlaşmayı eleştirse de sahadaki tablo Tel Aviv açısından önemli avantajlar içeriyor. Anlaşma, İsrail güçlerinin güney Lübnan’da kalmasına, yerinden edilen sivillerin dönüşünün engellenmesine ve İsrail ordusunun bölgedeki saldırı kapasitesini sürdürmesine imkân tanıyor. Böylece ateşkes, Lübnan açısından çatışmanın sona ermesinden çok, güneyde İsrail kontrolünün yeni bir güvenlik rejimi altında devam etmesi anlamına gelebilir.

Katz’ın “nüfusun dönüşü olmadan” ifadesi ise yalnızca askerî bir pozisyonu değil, demografik ve insani sonuçları olan bir sahayı tarif ediyor. Bu, güney Lübnan’daki birçok köy ve beldenin ateşkes ilan edilse dahi siviller için erişilemez kalabileceği anlamına geliyor.

Lübnan Ordusuna “Pilot Bölge” Sorumluluğu

Yeni mutabakatın en önemli maddelerinden biri, Lübnan ordusunun güneyde belirlenen pilot bölgelerde tek yetkili güvenlik gücü hâline gelmesi. Bu formül, Hizbullah’ın silahlı varlığının sınır hattından uzaklaştırılmasını ve Lübnan devletinin egemenlik kapasitesinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Ancak bu hedefin nasıl uygulanacağı belirsiz. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Joseph Aoun), müzakerelerin zorlu geçtiğini ve anlaşmanın “son fırsat” niteliği taşıdığını söyledi. Aoun’a göre Lübnan heyeti, İsrail’in tutumu nedeniyle bir aşamada görüşmelere katılımını askıya aldı; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun müdahalesiyle müzakereler yeniden başladı.

Beyrut merkezli Levant Institute for Strategic Affairs’ten Sami Nader’e göre anlaşma, Lübnan ile İsrail arasında bu ölçekte müzakere edilen ilk ateşkes olması bakımından “emsalsiz” bir nitelik taşıyor. Nader, önceki süreçlerde ateşkesin çoğunlukla Hizbullah veya İran üzerinden şekillendiğini, bu kez Lübnan devletinin doğrudan muhatap olarak öne çıktığını belirtiyor. Ancak anlaşmanın sahada nasıl uygulanacağı hâlâ en büyük soru işareti.

İsrail İç Siyasetinde “Ateşkes Yapmama” Çağrıları

Ateşkes mutabakatı İsrail içinde de sert tartışmalara yol açtı. Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, anlaşmayı “büyük bir hata” olarak nitelendirdi. Ben Gvir, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmeyeceğini, Lübnan ordusunun da Hizbullah unsurlarını bölgeden çıkaracak kapasiteye sahip olmadığını savundu.

Ben Gvir’in tepkisi, Netanyahu hükûmeti üzerindeki iç baskının bir göstergesi. Agam Labs anketine göre İsrail’in kuzeyinde Netanyahu’nun Likud Partisi’ne destek 2022 seçimlerinde aldığı yüzde 35 seviyesinden yüzde 23’e geriledi. Kuzeydeki seçmenlerin yaklaşık yüzde 70’i hükûmetin Lübnan’a yönelik savaşı yönetme biçiminden memnun olmadığını belirtti.

Bu tablo, Netanyahu’nun Washington’un ateşkes baskısı ile İsrail’in kuzeyindeki seçmenlerin daha sert askerî tutum talebi arasında sıkıştığını gösteriyor. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot gibi muhalif figürler de İsrail ordusunun Hizbullah’ın konuşlandığı her yerde operasyon yapması gerektiğini savunarak Netanyahu’ya sağdan baskı kuruyor.

Trump-Netanyahu Hattında Gerilim: “Deli Misin?”

Lübnan cephesi, ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde de gerilim başlıklarından biri hâline geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde Lübnan’daki saldırılar nedeniyle İsrail Başbakanı’na sert tepki gösterdiğini kabul etti. Trump, Axios’un aktardığı ve kendisine yöneltilen soruda Netanyahu’ya “deli” dediği iddiasını reddetmedi; Pod Force One yayınına katılan Trump, “Evet, söyledim.” karşılığını verdi.

Trump aynı yayında, Netanyahu’nun Lübnan’daki saldırıları sürdürmesinden rahatsız olduğunu belirterek, “Bir noktada Bibi’ye, bunu durdurmalıyız dedim.” ifadesini kullandı. Netanyahu ise görüşmenin ayrıntılarına girmedi; ancak Trump’la ilişkilerinde ortak hedeflere sahip olduklarını, zaman zaman “taktiksel anlaşmazlıklar” yaşanabileceğini söyledi.

Bu gerilim, İran’la yürütülen savaş ve muhtemel müzakere süreci açısından da önem taşıyor. İran, ABD ile varılacak herhangi bir anlaşmanın Lübnan’daki İsrail saldırılarını da kapsaması gerektiğini savunuyor. Dolayısıyla Lübnan cephesi yalnızca İsrail-Hizbullah çatışması değil, İran savaşının diplomatik geleceğini de etkileyen bir başlık hâline gelmiş durumda.

BM’nin Barış Gücü UNIFIL de Saldırıya Uğradı

Güney Lübnan’daki kırılgan güvenlik ortamı, BM Lübnan Geçici Görev Gücü’nü de doğrudan etkiliyor. UNIFIL, Marjayoun yakınlarında bir mevziye isabet eden havan mermileri sonucu bir barış gücü askerinin hayatını kaybettiğini, iki askerin yaralandığını duyurdu. UNIFIL, mermilerin nereden atıldığını açıklamazken olayla ilgili soruşturma başlattığını bildirdi.

Bu gelişme, 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının öngördüğü güvenlik düzeninin fiilen ne kadar zayıfladığını da gösteriyor. Karar, İsrail sınırı ile Litani Nehri arasındaki bölgede Lübnan ordusu ve UNIFIL dışında silahlı güç bulunmamasını öngörüyordu. Ancak son savaş, hem Hizbullah’ın silahlı varlığının hem de İsrail’in kara operasyonlarının bu düzeni büyük ölçüde işlemez hâle getirdiğini ortaya koydu. (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler