ADAS

“Berlin Okulları Müslüman Öğrencileri Ayrımcılıktan Korumakta Yetersiz Kalıyor”

Berlin Okullarında Ayrımcılığa Karşı Başvuru ve Danışma Merkezi ADAS, öğrencileri ve ailelerini okul ortamında yaşanan ayrımcılık vakaları karşısında destekleyen bağımsız bir danışma kuruluşu. ADAS’a göre Berlin okullarındaki İslam karşıtı ırkçılık çoğu zaman öğretmenlerin tutum ve uygulamalarında ortaya çıkıyor. Başörtüsü ve namaz gibi görünür dinî pratiklerin sorunlaştırılması ise öğrencilerin ruh sağlığına, aidiyet duygusuna ve eğitim hayatına zarar veriyor.

“Berlin Okulları Müslüman Öğrencileri Ayrımcılıktan Korumakta Yetersiz Kalıyor”
Fotoğraf: Shutterstock.com

ADAS bünyesindeki danışmanlık çalışmalarınızda en sık hangi tür Müslüman karşıtı ayrımcılık türleriyle karşılaşıyorsunuz? Berlin okullarına dair elinizdeki güncel veriler bu konuda neler söylüyor?

Berlin Okullarında Ayrımcılığa Karşı Başvuru Merkezi (ADAS) olarak bize en sık bildirilen vakalarda İslam’a ya da Müslüman kimliğine doğrudan bir gönderme yapılmıyor. Buna rağmen öğrencilerin ve ebeveynlerin isimleri, dış görünüşleri veya kökenleri nedeniyle Müslüman olarak algılandığını ve bu algı üzerinden ayrımcılığa uğradığını değerlendirebiliyoruz.

Bu vakalarda hakaret ve ayrımcı muamele çoğunlukla uyruk, dış görünüş ya da kullanılan dil üzerinden gerçekleşiyor. Öğretmenlerden kaynaklanan daha örtük ayrımcılık biçimleri de bulunuyor. Müslüman olarak algılanan öğrenciler farklı muamele görüyor, orantısız biçimde sorunlu olarak gösteriliyor ve aynı kuralı ihlal eden diğer öğrencilere kıyasla daha ağır cezalandırılıyor. Bazı olaylarda roller tersine çevrilerek ayrımcılığa uğrayan öğrenci suçlu konumuna getiriliyor. Müslüman karşıtı ırkçılığın bu tür dolaylı biçimleri, geçtiğimiz yıl bize ulaşan toplam 100 bildirim ve danışmanlık başvurusunun yüzde 78’ini oluşturdu.

Doğrudan Müslüman karşıtı ırkçılık vakalarında ise son yıllarda özellikle iki biçim öne çıktı. Bunlardan ilki, kız çocuklarının ve genç kadınların başörtüsü nedeniyle ayrımcılığa uğraması. İkincisi ise daha çok erkek çocuklarını etkileyen; Müslüman erkeklerin saldırganlığa, şiddete, hatta terörizme eğilimli olduğu yönündeki kalıp yargılara dayanarak tehdit olarak damgalandıkları ayrımcılık biçimi.

“Ayrımcılık Vakalarının Büyük Bölümü Öğretmenlerden Kaynaklanıyor”

Bildirilen olayların büyük bölümünün öğretmenlerden kaynaklanması özellikle dikkat çekici. Ön yargılar ve kalıplaşmış fikirler okulun gündelik hayatında nasıl bir rol oynuyor?

Gerçekten de ADAS’ın 2016’da faaliyete geçmesinden bu yana bize bildirilen ayrımcılık vakalarının yüzde 70 ila 80’i öğretmenlerden ya da okulun kurumsal uygulamalarından kaynaklanıyor. Bu durum, Müslüman karşıtı ayrımcılık vakalarında daha da belirgin. Geçtiğimiz yıl öğretmenlerden kaynaklanan vakaların oranı, Müslüman karşıtı ayrımcılık başvurularında genel ortalamanın 9 puan üzerindeydi.

Bu artışın nedenlerinden biri, danışmanlık verileri ile toplumsal ve siyasi tartışmalar arasındaki ilişkide görülebilir. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki terör saldırısının ve ardından İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaşın ardından Berlin okullarındaki Müslüman karşıtı ayrımcılık vakalarında belirgin bir artış gözlemledik. Aynı dönemde öğretmenlerden kaynaklanan ayrımcılık olaylarının oranı da 16 puan artarak yüzde 83’e ulaştı. Bu, ADAS’ın bugüne kadar kaydettiği en yüksek oran.

Toplumsal ve siyasi tartışmaların etkisinin yanı sıra araştırmalar, Müslüman karşıtı önyargıların Almanya toplumunda uzun süredir yüksek düzeyde varlığını koruduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu önyargılara öğretmenler arasında da rastlanıyor. Ancak danışmanlık çalışmalarımızda çoğunlukla örtük ayrımcılık biçimleriyle karşılaşıyoruz. Öğretmenler çekincelerini ya da küçümseyici tutumlarını doğrudan dile getirmiyor; bu tutumlar, öğrencilere yönelik ayrımcı muamelelerde görünür hâle geliyor.

Okullarda namaz ve başörtüsü gibi dinî uygulamalar sürekli tartışma konusu oluyor. Dinî inanç ve uygulamalara yönelik meşru eleştiri ile Müslüman karşıtı ırkçılık arasındaki sınır nasıl çizilmeli?

Bir ayrımcılıkla mücadele merkezi olarak bizim açımızdan belirleyici olan, somut olayda ayrımcılık ya da eşitsiz muamele bulunup bulunmadığıdır. Böyle bir durum varsa buna karşı harekete geçmek meşru ve haklı bir taleptir. Berlin Eyaleti Ayrımcılıkla Mücadele Yasası uyarınca okullarda dine dayalı ayrımcılık yasaktır.

Berlin Okul Yasası da okul personeline öğrencileri ayrımcılıktan koruma yükümlülüğü getiriyor. Ayrıca öğrenciler de temel haklara sahiptir. Bu nedenle Alman Anayasası’nın 4. maddesinde güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğü onlar için de geçerlidir. Bu özgürlük, kişinin dinini yaşama ve uygulama hakkını da kapsar.

“Müslümanların Dindarlığının Görünür Olması, Çoğu Zaman Rahatsızlık Konusu Oluyor”

Bu haklar bütün dinlere mensup kişiler için eşit biçimde geçerli olsa da okullardaki dinî uygulamalara yönelik tutumlar arasında büyük farklılıklar bulunduğunu görüyoruz. Örneğin Hristiyan bayramları memnuniyetle karşılanıp okulda birlikte kutlanırken ramazan ayı bir güçlük, hatta her yıl tekrarlanan bir çatışma kaynağı gibi sunuluyor. Özellikle Müslümanların dindarlığının görünür olması çoğu zaman rahatsızlık konusu hâline geliyor. Okulların giderek artan dinî çoğulculukla başa çıkma konusundaki yetersizliği, Hristiyan olmayan en büyük dinî grup olarak Müslümanları daha fazla etkiliyor.

2021 yılında Müslüman gençlerle yaptığımız bir ankette, Berlin’deki çok sayıda okulda Müslüman öğrencilerin namaz kılmasını açıkça yasaklayan düzenlemeler bulunduğunu tespit ettik. Bazı okul yönetmeliklerinde de yer alan bu düzenlemeler, anayasa hukuku bakımından son derece sorunlu. Çünkü din özgürlüğü doğrudan anayasal güvence altındadır ve tek tek okullar bu hakkı kendi düzenlemeleriyle sınırlandıramaz. Berlin’deki namaz yasakları genellikle “okul huzurunun tehlikeye girmesi” iddiasıyla gerekçelendiriliyor.

ADAS’a ulaşan somut başvurularda ise bu gerekçenin çoğu zaman yaşanan olayla bağdaşmadığını görüyoruz. Bize bildirilen vakalarda öğrenciler, teneffüs sırasında gözlerden uzak bir yerde namaz kılmak istiyordu. Bunun için bazen bodrum katına bile çekiliyorlardı. Özgürlük Hakları Derneğinin Berlin’deki bir okulun yönetmeliğinde yer alan genel namaz yasağına karşı açtığı dava hâlen Berlin İdare Mahkemesinde görülüyor.

“Okula Gitmek Bile Müslüman Öğrenciler İçin Bir Yüke Dönüşebiliyor”

Raporunuzda öğrencilerin terörizmle ilişkilendirildiği ya da namaz kılmalarının engellendiği olaylardan söz ediliyor. Bu tür deneyimler etkilenen kişiler üzerinde nasıl sonuçlar doğuruyor?

Ayrımcılık deneyimleri birçok açıdan zarar veriyor. Öncelikle çocuklar ve gençler psikolojik olarak yük altında kalıyor. Ötekileştirme, hakaret ya da aşağılanma gibi ayrımcılık deneyimleri, etkilenen kişilerin özsaygısını zedeliyor. Namaz ve başörtüsü yasakları gibi dışlayıcı uygulamalarla öğrencilerin okul topluluğuna aidiyeti reddediliyor; bu da okulla ve dolayısıyla devlet kurumlarıyla özdeşleşmenin azalmasına yol açabiliyor. Fiziksel ya da sözlü saldırılarda ise okulda güvende olma hissi yok ediliyor ve böylece okula gitmenin kendisi bir yük hâline gelebiliyor.

Bu yük, bedeni etklieyen psikosomatik sonuçlara da yol açabilir. Etkilenen öğrenciler örneğin baş ağrısı, karın ağrısı ya da uyku bozukluklarından şikâyet etti. Ayrımcı zorbalıkta olduğu gibi uzun süre devam eden ayrımcılık deneyimleri depresyona neden olabilir. Dolayısıyla ayrımcılık deneyimleri öğrencilerin sonraki eğitim hayatını da olumsuz etkiler.

Ayrımcılığın sonuçları öğrencilerle sınırlı kalmıyor, aileleri de doğrudan etkiliyor. Ebeveynler, çocuklarının okulda uğradığı ayrımcılığa karşı harekete geçebilmek için fazladan zaman ve enerji harcamak zorunda kalıyor. Okulla görüşme ayarlamak, e-posta yazmak, telefon görüşmeleri yapmak, toplantılara hazırlanmak ve danışma merkeziyle iletişim kurmak gerekiyor. Aileler bütün bunlar için harcadıkları zamanı ve gücü artık diğer sorumlulukları ya da ihtiyaçları için kullanamıyor.

Danışmanlık çalışmalarımız sırasında, ilkokul çocuklarının terörizmi desteklediğinden şüphelenildiği vakalarla da karşılaştık. Bu olayların yol açtığı güven kaybı ve bütün aile üzerinde oluşturduğu psikolojik yük son derece ağırdı. Etkilenen çocuklar yalnızca okul değiştirmek zorunda kalmadı, aynı zamanda terapi desteğine de ihtiyaç duydu.

“Irkçılık ve Çeşitlilik Yetkinliği Zorunlu Eğitimin Parçası Olmalı”

Sizce Müslüman çocukların ve gençlerin ayrımcılığı okul gündelik hayatlarının bir parçası olarak yaşamak zorunda kalmaması için hem okullarda hem de eğitim politikasında nelerin değişmesi gerekiyor?

Öğretmenlerin ve okul sosyal hizmet uzmanlarının Müslüman karşıtı ırkçılığı tanıyabilmesi ve buna etkili biçimde karşı koyabilmesi için öncelikle çeşitlilik ve ırkçılık konusunda yetkinliğin mesleki eğitim ile hizmet içi eğitimin zorunlu bir parçası hâline gelmesi önemli. Ayrımcılık ve ırkçılık eleştirisine dayalı, aynı zamanda dinî hassasiyetleri gözeten öğrenme birimlerinin yanı sıra hukuki temellerin aktarılması da buna dâhil. Dinî ve dünya görüşü çeşitliliği, çeşitlilik yetkinliğinin bir parçası olarak mutlaka daha güçlü biçimde ele alınmalı.

Okulların ayrımcılık vakalarıyla kurumsal düzeyde daha iyi başa çıkabilmesi ve ayrımcılığa duyarlı bir okul iklimi geliştirebilmesi için buna uygun bir okul gelişim süreci önemli. Berlin’de bazı okullara böyle bir süreçte eşlik ediyor ve destek sağlıyoruz. Buna, uygun bir davranış kuralları metninin geliştirilmesinin yanı sıra işler bir şikâyet mekanizmasının kurulması da dâhil. Ancak okulların kendi bünyelerinde önemli değişiklikler gerçekleştirebilmesi için zamana ve personele ilişkin kaynaklara ihtiyacı var. Bu noktada görev eğitim politikasına düşüyor.

Ayrımcılıktan korunma, birçok eyalette hâlihazırda yerleşik olan çocuk ve gençlerin korunması anlayışının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Koruma konseptleri, Müslüman karşıtı ırkçılığı da kapsayan okul temelli ayrımcılıkla mücadele stratejileriyle tamamlanmalı. Okullar ancak bu şekilde çocuklar ve gençler için daha kapsamlı biçimde güvenli bir yer hâline gelebilir.

Okulların atabileceği adımların yanı sıra, ayrımcılığa uğrayan kişilerin yanında duran ve onlara destek sunan bağımsız danışma ve şikâyet merkezlerinin bulunması da vazgeçilmezdir. Bu merkezler sayesinde öğrenciler ve aileleri, okulda karşılaştıkları ayrımcılığa karşı daha etkili biçimde harekete geçebilir. Danışmanlık çalışmalarımızda ebeveynlerin, çocukları ayrımcılığa uğradıktan sonra okulla kendi imkânlarıyla defalarca iletişime geçtiğini, ancak seslerinin yeterince duyulmadığını ve ayrımcılığın devam ettiğini düzenli olarak görüyoruz. Ayrımcılıkla mücadele eden toplum temelli danışma merkezleri tam da bu noktada önemli bir destek sağlıyor.

Muhammed Suiçmez

Marmara Üniversitesinde İslam ilahiyatı bölümünde eğitimini tamamlayan Suiçmez, yüksek lisans eğitimini Osnabrück Üniversitesinde manevi rehberlik alanında bitirmiştir. Suiçmez şu anda IslamiQ haber-yorum platformunun genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler