Dosya: "Okulda Başörtüsü"

“Eyvah! Küçük Kızım Okula Başörtüyle Gitmek İstiyor!”

Müslüman ebeveynler için kız çocuklarının başörtüsü takmak istemesi hem sevinç hem de tedirginlik kaynağı olabiliyor. Bir yanda çocuklarının inançla bağ kurmasından mutluluk duyan aileler, diğer yanda onların kamusal tartışmaların, temsiliyet baskısının ve devlet müdahalelerinin yükünü erken yaşta omuzlamasından endişe ediyor. Peki Müslüman aileler çocuklarıyla başörtüsü hakkında nasıl konuşuyor? Başörtüsü takmak isteyen kız çocuklarına nasıl cevap veriyorlar?

“Eyvah! Küçük Kızım Okula Başörtüyle Gitmek İstiyor!”
Başörtüsü takmak isteyen çocukların ebeveynleri için bu durum, ebeveynlik reflekslerinin sınandığı bir sürece dönüşebiliyor. | Fotoğraf: shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Avrupa’da yaşayan birçok Müslüman aile için başörtüsü, karmaşık duyguların kesiştiği bir dinî pratik. Özellikle yasakların ve okul yönetimleriyle gerginliklerin yoğunlaştığı şehirlerde, Müslüman ailelerin okul çağındaki kız çocukları açısından bu karmaşa daha da derinleşiyor.

Müslüman ebeveynler bir yandan çocuklarına inançlarını sevdirerek aktarmak, başörtüsünü anlamlı bir değer olarak tanıtmak istiyorlar. Diğer yandan ise Avrupa’da Müslüman görünürlüğünün giderek daha fazla siyasal ve toplumsal tartışmaların konusu hâline geldiği bir atmosferde, küçük bir çocuğun bu görünürlüğün yükünü omuzlaması düşüncesi ailelerde ciddi bir tedirginlik yaratıyor.

Çoğu zaman bir çocuğun başörtüsü takmak istemesi, ebeveynlere aynı zamanda çocuğun yetişkinlerin sert ideolojik çatışmalarının ortasına savunmasız biçimde bırakılması ihtimalini de düşündürüyor. Peki Müslüman ebeveynler çocuklarıyla başörtüsü konusunda hangi iletişim stratejilerini benimsiyor? Bu tedirginliği yaşayan üç Müslüman ebeveyn ile konuştuk.

“Başörtüsü Takmasını Engellemem Ama Önce Güçlenmesini İsterim”

36 yaşındaki Ebru Hanım*, çocuk yaşta Almanya’ya gelmiş ve bugün Kuzey Ren-Vestfalya’da yaşayan iki çocuk annesi. Büyük kızı henüz ilkokul çağındayken başörtüsüne ilgi göstermeye başlamış. Ebru Hanım, bu ilginin kendisi için şaşırtıcı olmadığını; çünkü başörtüsünün aile hayatının doğal bir parçası olarak çocuklarının dünyasında hep mevcut olduğunu söylüyor:

“Biz başörtüsünü çocuklarımıza oturup teorik olarak anlattığımız bir konu gibi ele almadık. Bizi namazda gördüler, cemaat ortamlarında başörtüsünü gördüler. Onların dünyasında bu, hayatın doğal bir parçasıydı.”

Ancak bu doğal yakınlığa rağmen Ebru Hanım, çocuklarının küçük yaşta başörtüsü takma arzusuna hemen “evet” demenin doğru olmadığını düşünüyor:

“Kızım 5. sınıfa geçtiğinde bana ‘Anne, kapanabilir miyim?’ diye sordu. Çok duygulandım. Bir anne olarak bundan mutluluk duydum. Ama aynı anda şunu düşündüm: Evladım bu duruma gerçekten hazır mı?”

Ebru Hanım’ın tereddüdü daha çok toplumsal boyutlara sahip. Başörtülü olmanın Almanya’da oldukça görünür bir kimlik dışavurumu olduğunu; Müslüman karşıtı ırkçılığın arttığı bir toplumda başörtüsü takmanın çocuklar için kırıcı deneyimlere yol açabileceğini düşünüyor:

“Benim korkum başörtüsü değil. Kızımın bununla karşılaşabileceği tepkiler karşısında incinmesinden endişe ediyorum. Eğer biri onu sorgularsa, küçümserse ya da rencide ederse kendini savunabilecek kadar güçlü olmasını istiyorum.”

“Başörtüsünü Sevsin İstedim Ama Küçük Yaşta Taşımasını İstemedim”

Köln’de yaşayan 40 yaşındaki üç çocuk annesi Sema Hanım* ise kızının başörtüsüyle kurduğu ilişkinin çok daha erken yaşlarda başladığını anlatıyor. Ona göre bu ilgi, çocukların doğal gözlem ve aidiyet duygusunun bir sonucu:

“Kızım hafta sonları camiye giderken ya da Ramazan’da teravih namazlarına gelirken başörtüsü takmak istiyordu. Önceleri ben yardım ediyordum, şimdi kendi hangi rengi, hangi modeli takacağına kendisi karar vermek istiyor.”

Sema Hanım, kızının başörtüsüne sevgiyle yaklaşmasını özellikle önemsemiş:

“Genelde jersey şalları seviyor. İstediği modelleri almaya özen gösterdim. Severek takmasını istedim.”

Kızının çevresinde çok sayıda başörtülü kadınla büyüdüğünü anlatan Sema Hanım, başörtüsünü bir üstünlük ölçütü gibi sunmamaya da dikkat ettiğini söylüyor:

“Kızım açık arkadaşlarımı görünce ‘Onlar neden takmıyor?’ diye soruyordu. Ben de bunun Allah’ın bir emri olduğunu ama herkesin bu konuda farklı zorlukları olabileceğini anlattım. Bir insanın iyi ya da kötü olduğunu başörtüsüne bakarak anlayamayacağımızı da kızıma özellikle anlattım.”

Ancak Sema Hanım, bu dinî yakınlığa rağmen kızının okulda kalıcı biçimde başörtüsü takma isteğine olumlu cevap vermemiş. Kızı 5. sınıfa başladığında başını örtmek istediğini söylediğinde, yaşının henüz çok küçük olduğunu düşünerek izin vermemiş.

Sema Hanım’ın bu kararın arkasında kendi çocukluk deneyimleri yatıyor. Almanya’da doğup büyüyen ve burada okula giden Sema Hanım, okul yıllarında yaşadığı ayrımcı tecrübelerin bugün hâlâ kararlarını etkilediğini anlatıyor:

“Okulda başörtü takardım. Diğer çocuklar benim başörtümü çekerdi. Öğretmenler bazen küçümseyici davranırdı. Bir keresinde doğru cevap verdiğim hâlde anlamadığım varsayılarak puanım düşürülmüştü. Babamın yaptığı iş küçümsenirdi. Belki de kendi yaşadıklarım gözümün önüne geldi ve kızımı korumak istedim.”

Kızı zaman zaman bu karara itiraz etse de Sema Hanım bugünün okul ortamını geçmişe göre daha farklı görüyor:

“Kızım bazen hâlâ ‘Ben başörtüsü takmak istedim, sen izin vermedin’ diye sitem ediyor. Ama açıkçası bugün Almanya’da başörtüsüyle okula giden kızların eskisi kadar sistematik haksızlığa uğradığını da düşünmüyorum. Okullar bu konuda daha alışkın. Rehber öğretmenler de destek olabiliyor.”

Yine de Sema Hanım görünmeyen önyargıların tamamen ortadan kalktığından emin değil. Başörtülü bir veli olarak okulda açık bir olumsuzluk yaşamadığını söyleyerek ekliyor:

“Okullarda kapalı kapılar ardında başörtülü öğrenciler ya da veliler hakkında neler konuşuluyor bilemiyoruz. Türk ailelerin bazen öğretmenler tarafından daha sert eleştirildiğini duydum. Yine de çocuklarımızın hakkını savunan iyi öğretmenlerin olduğuna inanmak istiyorum.”

“Gerekirse Profesyonel Destekle Süreci Birlikte Yönetiriz”

42 yaşındaki Enes Bey* ise, üç kız çocuğu babası. Başörtüsü takma kararında belirleyici olan şeyin çocuğun yaşı ve kararı hangi bilinç düzeyinde verdiği olduğunu söyleyen Enes Bey şöyle diyor:

“Eğer evladım akil baliğ olmuşsa, artık dinî sorumluluğun muhatabıdır. Bu noktada kendi kararına saygı duyar, yanında olur ve desteklerim. Ama 7 yaşındaki kızım için aynı şeyi söylemem mümkün değil. O yaşta başörtüsü, çocuğun kendi bilinçli tercihiyle üstlenebileceği bir sorumluluk değil. Bu nedenle böyle bir talebe izin vermem; ama bunu yasaklayıcı ya da sert bir dille değil, nedenlerini yaşına uygun şekilde anlatarak yaparım.”

Enes Bey, kız çocuklarının başörtüsü takma kararını kendilerinin vermesi gerektiğini vurguluyor:

“Benim kanaatime göre, başörtüsü ancak kişi kendi iradesiyle ve içten bir kabulle takmaya başladığında sağlıklı biçimde taşınabilir. Çünkü ancak o zaman dışarıdan gelebilecek zorluklarla kişi daha güçlü baş edebilir. Elbette bu süreç her zaman kolay değil. Okulda, sosyal çevrede ya da kimlik mücadelesinde evladımın zorlandığı anlar olabilir. Böyle durumlarda kızlarımı desteklerim. Zorlandıkları zamanlarda onlarla konuşarak, anlamaya çalışarak ve gerekiyorsa profesyonel destek alarak bu süreci birlikte yönetiriz.”

Ebeveynlik Reflekslerini Sınayan Bir Süreç

Başörtüsü yasaklarının ya da yasağa dair tartışmaların çocuklar üzerindeki etkisi çoğu zaman hukuki tartışmaların soğuk dili içinde görünmez kalıyor. Oysa küçük yaşta bir çocuğun bedenine ve kıyafetine yönelik müdahaleler hem çocuklar hem de aileler üzerinde çok daha yoğun ve kişisel biçimde deneyimleniyor.

Bu röportajlarda dikkat çeken ortak nokta, ebeveynlerin başörtüsüne karşı değil; çocuklarının bu görünürlüğün beraberinde getirebileceği yüklerle erken yaşta karşılaşmasına karşı duydukları kaygı. Kimi aile çocuklarını bilinçlenerek karar vermeye teşvik ediyor, kimi ise bu kaygı nedeniyle daha korumacı davranabiliyor.

Müslüman aileler için başörtüsü; çocuklarını ayrımcılıktan, dışlanmadan ve kimlikleri nedeniyle savunmaya zorlanacakları durumlardan koruma çabasıyla karakterize. Bu da başörtüsü meselesini, inanç kadar güvenlik, aidiyet ve ebeveynlik refleksleriyle de ilgili bir tartışmaya dönüştürüyor.

Başörtüsü takmak isteyen küçük çocuklar açısından ise mesele, yetişkinlerin dünyasındaki yüklü politik anlamlardan oldukça farklı bir yerde duruyor. Birçok kız çocuğu için başörtüsü; annesinin ayakkabılarını denemek, sevdiği bir yetişkinin kıyafetlerini taklit etmek ya da aidiyet hissettiği bir dünyanın parçası olmak gibi doğal bir özdeşleşme biçimi. Ancak başörtüsünün olumsuz damgalandığı ülkelerdeki yasakçı ve dışlayıcı yaklaşımlar, bu masum deneyselliği kamusal bir gerilim alanına dönüştürebiliyor.

Böylece Müslüman ebeveynler kendilerini paradoksal bir ikilemin içinde buluyor: Çocuklarının kendi inançlarıyla doğal bir bağ kurmasına alan mı açmalılar, yoksa onları ayrımcılık ve bazı durumlarda şiddetten korumak için sınır mı koymalılar?

*Görüşülen ebeveynlerin ismi kendi istekleri üzerine anonimleştirilmiştir.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler