Ticaret

Ticarete Yasak, Yatırımlara Açık Kapı: İsrail Sermayesinin Hollanda Hattı

Hollanda hükûmeti, işgal altındaki Batı Şeria ve Suriye Golanı’ndaki İsrail yerleşimlerinde üretilen malların ticaretini üç yıl süreyle yasaklama kararı aldı. Ancak araştırmalar, yerleşim ürünlerinin menşeinin farklı adresler, karma sevkiyatlar ve İsrail etiketiyle gizlendiğini; Hollanda’nın da İsrail’e yönelen 27,3 milyar avroluk yatırım pozisyonu ve çokuluslu şirket ağlarıyla başlıca finansal geçiş merkezlerinden biri olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.

Ticarete Yasak, Yatırımlara Açık Kapı: İsrail Sermayesinin Hollanda Hattı
Kolaj yapay zekâ yardımıyla oluşturulmuştur.

Hollanda hükûmeti, işgal altındaki Batı Şeria ile Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ndeki İsrail yerleşimlerinde üretilen malların ticaretini yasaklamaya hazırlanıyor. Bakanlar Kurulunun 22 Mayıs’ta kabul ettiği düzenleme, Hollandalı kişi ve şirketlerin yerleşim mallarını ithal etmesini, satın almasını, satmasını ve bunların ticaretine aracılık etmesini engellemeyi amaçlıyor. Başbakan Rob Jetten, kararın uluslararası hukuk ihlallerine karşı çıkmak ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hükûmeti üzerindeki baskıyı artırmak için alındığını söyledi.

Avrupa Birliği genelinde benzer bir yasak için gerekli uzlaşmanın sağlanamaması üzerine ulusal düzeyde hazırlanan düzenleme, hızlı biçimde uygulanabilmesi amacıyla acil görüş talebiyle Hollanda Devlet Konseyine gönderildi. Yasak, yürürlüğe girdikten sonra üç yıl geçerli olacak. Hükûmet, uygulamanın denetlenmesini güçlendirmek için benzer tedbirler üzerinde çalışan Belçika gibi ülkelerle iş birliği arayacağını da açıkladı.

Hollanda’nın Yaptırım Mallarla Sınırlı: Hizmetler ve Yatırımlar Kapsam Dışında

Karar, Hollanda’nın İsrail yerleşimlerine yönelik politikasında önemli bir değişime işaret ediyor. Lahey yönetimi bugüne kadar şirketleri yerleşimlerle ekonomik ilişki kurmamaya teşvik eden ancak bağlayıcı olmayan bir “caydırma politikası” izliyordu. Yeni düzenleme, belirli ticari faaliyetleri doğrudan yasaklaması bakımından bu yaklaşımın ötesine geçiyor.

Bununla birlikte yaptırım yalnızca malları kapsıyor. Yerleşimlerle bağlantılı hizmetler, yatırımlar, şirket finansmanı ve diğer ekonomik ilişkiler şimdilik düzenlemenin dışında bırakıldı. Hollandalı bakanlar, malların ticaretine yönelik ulusal bir yasak için Avrupa hukukunda açık bir dayanak bulunduğunu, hizmet ve sermaye hareketleri açısından ise hukukî seçeneklerin hâlen incelendiğini belirtiyor.

Bu ayrım, yaptırımın kapsamını anlamak açısından belirleyici. Çünkü Hollanda ile İsrail arasındaki ekonomik ilişkinin ağırlık merkezi, yerleşimlerde üretilen tüketim mallarından çok daha geniş bir şirket, yatırım ve finansman altyapısına dayanıyor.

Menşei Gizlenen Ürünler Yasağın Denetimini Zorlaştırıyor

Global Echo Litigation Center tarafından Haziran 2026’da yayımlanan “İşgali İthal Etmek” başlıklı araştırma, yasağın neden yalnızca siyasî irade değil, güçlü bir denetim sistemi de gerektirdiğini ortaya koyuyor. Araştırma kapsamında Ekim 2017 ile Şubat 2026 arasında İsrail’den gönderilen 6 bin 800’ü aşkın tarım sevkiyatına ait 30 binden fazla belge incelendi. Avrupa’ya yönelen 5 bin 900 sevkiyatın yüzde 17,2’sinde, yalnızca AB ülkelerine gidenlerin ise yüzde 19,2’sinde işgal altındaki topraklarda bulunan yerleşimlerden gelen ürünler tespit edildi.

Rapora göre yerleşim ürünleri üç temel yöntemle İsrail ürünü gibi gösteriliyor. Bazı belgelerde gerçek üretim yeri ve posta kodu yazılmasına rağmen ülke hanesinde “İsrail” ifadesi kullanılıyor. Bazı sevkiyatlarda İsrail’in tanınmış sınırları içinde gerçeği yansıtmayan adresler gösteriliyor. Diğerlerinde ise yerleşimlerde yetiştirilen ürünler İsrail içindeki ürünlerle paketleme ve soğutma tesislerinde karıştırılarak ortak menşe belgeleriyle ihraç ediliyor.

Bu yöntemler, Hollanda hükûmetinin yerleşim mallarını gümrükte ayırt etmesini güçleştiriyor. Yerleşimler ayrı bir gümrük alanına sahip olmadığı için denetimin yalnızca ürünün üzerinde yazan ülkeye dayanması yeterli değil. Üretim yeri, posta kodu, paketleme tesisi, sertifikalar ve tedarik zincirinin birlikte incelenmesi gerekiyor.

Hollanda, Belgelenen Sevkiyatların Avrupa’daki Ana Giriş Yeri

Global Echo’nun incelediği 6 bin 800’ü aşkın tarım sevkiyatının 2 bin 303’ünün varış noktası Hollanda’ydı. Bu, araştırmada belgelenen bütün sevkiyatların yaklaşık üçte birine ve AB’ye yönelenlerin neredeyse yarısına karşılık geliyor.

Raporda, Batı Şeria’daki yerleşimlerde üretilen 4 bin kilogram hurmanın Ocak 2025’te Hollanda’ya, İsrail menşeli ürünlere tanınan gümrük avantajından yararlanma iddiası taşıyan bir belgeyle gönderildiği örneğine yer veriliyor. İşgal altındaki Suriye Golanı’nda yetiştirilen mango sevkiyatlarının da Hollandalı ithalatçılara ulaşırken bazı belgelerde menşeinin “İsrail” olarak gösterildiği tespit edildi. Bu bulgular, Hollanda’nın yasağı yalnızca ithalatçının beyanına dayanarak uygulamasının yeterli olmayacağını gösteriyor.

Yeni yaptırımın etkili olabilmesi için ithalatın yanı sıra ülke içindeki alım, satış ve aracılık işlemlerinin de denetlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde ürünlerin başka bir Avrupa ülkesinden Hollanda’ya sokulması veya İsrail menşeli ürünler arasında yeniden etiketlenmesi yasağın aşılmasına imkân verebilir.

Hollanda Üzerinden İsrail’e 27,3 Milyar Avroluk Yatırım

Yerleşim mallarının ticareti, Hollanda ile İsrail arasındaki ekonomik bağların yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Kurumsal araştırma kuruluşu Çokuluslu Şirketler Araştırma Merkezi (SOMO) tarafından 30 Haziran’da yayımlanan beş bölümlük “Hollanda-İsrail Yatırım Dosyaları” adlı kapsamlı araştırma ülkenin İsrail’e giren ve İsrail’den çıkan uluslararası sermaye bakımından üstlendiği merkezî rolü inceliyor.

Hollanda Merkez Bankası verilerine göre 2024 itibarıyla Hollanda merkezli şirketlerin İsrail’deki doğrudan yatırım pozisyonu 27,3 milyar avroya ulaştı. Bu rakam Hollanda’yı ABD’nin ardından İsrail’deki ikinci büyük yatırım kaynağı hâline getiriyor. Aynı yıl İsrail’den Hollanda’ya yönelen doğrudan yatırımlar ise 44,9 milyar avroydu. İsrail’in toplam dış yatırımlarının yarısından fazlası Hollanda’da kayıtlıydı.

Ancak bu veriler, söz konusu sermayenin tamamının Hollandalı yatırımcılara ait olduğu anlamına gelmiyor. Hollanda parlementosunun eski politika danışmanlarından Jasper van Teeffelen tarafından hazırlanan SOMO raporuna göre İsrail’e Hollanda üzerinden yönelen yatırımların büyük bölümü, ülkeyi uluslararası şirket yapılanmaları için üs olarak kullanan yabancı çokuluslu şirketlerden geliyor. Yabancı şirketlerin Hollanda merkezli araçları çıkarıldığında, gerçek Hollanda şirketlerinin İsrail’deki yatırımları 2024’te 1 milyar avronun altında kalıyor.

Toplam yatırımın yüzde 20’den fazlası ise Hollanda’da kayda değer çalışanı veya üretim faaliyeti bulunmayan özel amaçlı şirketlerden, diğer adıyla “posta kutusu şirketlerinden” kaynaklanıyor. Hollanda bu nedenle klasik anlamda doğrudan yatırımcıdan çok, uluslararası sermayeye şirket kimliği, vergi avantajları ve hukukî koruma sağlayan bir geçiş merkezi işlevi görüyor.

Silah ve Teknoloji Şirketlerinin Avrupa Üssü

SOMO’nun incelediği şirket yapıları, yerleşim mallarına getirilen yasağın dışında kalan ekonomik ilişkinin ölçeğini silah sanayisinden siber güvenliğe, kimyadan ilaç sektörüne kadar somutlaştırıyor. İsrail’in en büyük silah üreticilerinden Rafael Advanced Defense Systems ve Elbit Systems, Avrupa’daki üretim ve satış ağlarının önemli bölümlerini Hollanda’da kayıtlı holdingler üzerinden yönetiyor.

İsrail devletine ait Rafael, 2004’te kurduğu ERCAS B.V. aracılığıyla Almanya’daki Dynamit Nobel Defence, Birleşik Krallık’taki Pearson Engineering ve İspanya’daki PAP Tecnos’u elinde tutuyor. Hollanda’da çalışanı bulunmayan ve yalnızca Lahey’i hukukî merkez olarak gösteren ERCAS’ın yaklaşık 210 milyon avroluk varlığı bulunuyor. Şirket, Rafael’e Avrupa’daki silah üreticilerini satın alma, NATO ülkelerinin savunma ihalelerine girme ve bölgesel faaliyetlerini tek bir holding altında toplama imkânı sağlıyor. Dynamit Nobel Defence füze rampaları ve askerî koruma sistemleri üretirken, Pearson Engineering zırhlı araçlar için mayın temizleme ekipmanları geliştiriyor; PAP Tecnos ise İspanyol ordusuna kara, hava, deniz ve siber savunma sistemleri satıyor.

Elbit Systems da Almanya, Avusturya ve Romanya’daki iştiraklerini Truley Investment B.V. ile Talla-Com Wireless B.V. adlı iki Hollanda şirketi üzerinden kontrol ediyor. Bu şirketlerin Hollanda’daki faaliyetleri ve çalışan sayıları, “mikro şirket” statüleri nedeniyle kamuya açık mali kayıtlarda ayrıntılı biçimde yer almıyor. Buna karşın bağlı şirketler Almanya’da haberleşme sistemleri, insansız hava araçları ve silah nişangâhları üretiyor; Avusturya ordusuna yüzlerce drone satıyor; Romanya’da tank modernizasyon sistemleri, havanlar ve askerî elektronik parçalar imal ediyor. Elbit’in Avrupa’dan elde ettiği gelir 2025’te 2,1 milyar dolara, toplam satışlarının yüzde 27’sine ulaştı.

Hollanda’nın holding ve finansman merkezi işlevi teknoloji sektöründe de görülüyor. İsrailli siber güvenlik şirketi Check Point; Çin, Rusya, Brezilya ve Almanya dâhil 33 ülkedeki iştirakini, 74,5 milyon dolarlık varlığa sahip Hollanda şirketi üzerinden yönetiyor. Şirket 2018’e kadar Hollanda’da çalışanı bulunmayan bir holding niteliğindeyken, daha sonra ülkedeki operasyonel ofisiyle birleştirildi ve 20’den fazla çalışan istihdam etmeye başladı.

ABD merkezli Palo Alto Networks’ün Hollanda’daki yapısı ise İsrail operasyonlarının doğrudan finansmanında kullanılıyor. Grubun Hollanda’daki ana şirketinin 326 çalışanı ve 2025’te 2,65 milyar dolarlık geliri bulunurken, çalışanı olmayan ayrı bir holding şirketi 522 milyon dolarlık varlığıyla İsrail iştirakinin tamamına sahip. Bu holding, İsrail’deki şirkete 2017’de 104 milyon dolar, 2019’da ise 158 milyon ve 223 milyon dolarlık faizsiz krediler sağladı. 2023’te İsrailli Dig Security ve Talon Cyber Security şirketlerinin satın alınması için Hollanda üzerinden toplam 704 milyon dolar aktarıldı.

İsrailli kimya şirketi ICL ile ilaç üreticisi Teva da Avrupa merkezlerini ve grup içi finansman ağlarını Hollanda’da kurdu. ICL Finance B.V., çalışanı bulunmamasına rağmen 3 milyar avroyu aşan varlıkları ve milyarlarca avroluk grup içi kredileri yönetiyor. Teva ise Hollanda’daki üç ayrı finansman şirketi üzerinden avro, dolar ve İsviçre frangı cinsinden tahvil çıkarıyor. Yalnızca dolar tahvillerini yöneten şirketin 2024 itibarıyla 9,7 milyar dolarlık borçlanma aracı bulunuyor ve bu kaynakların tamamı Teva’nın ABD iştirakine aktarılıyor.

Bu yapılar, Hollanda’nın İsrailli şirketler için yalnızca Avrupa pazarına açılan bir kapı olmadığını; iştiraklerin mülkiyetinin, satın almaların, tahvil ihracının ve grup içi sermaye transferlerinin yönetildiği başlıca merkezlerden biri olduğunu gösteriyor. SOMO, şirketlerin Hollanda’da hukuka aykırı faaliyette bulunduğunu veya vergi kaçırdığını ileri sürmüyor; araştırmanın işaret ettiği temel sorun, bu geniş ekonomik altyapının yerleşim mallarına yönelik yaptırımın bütünüyle dışında kalması.

SOMO’dan Daha Fazla Yaptırım Çağrısı: “AB Uzlaşmazlığını Gerekçe Göstermeyin”

Raporu kaleme alan SOMO araştırmacısı Jasper van Teeffelen, yerleşim mallarına getirilen yasağın daha geniş ekonomik yaptırımlarla tamamlanması gerektiğini söylüyor. Van Teeffelen’e göre Hollanda hükûmeti, Avrupa Birliği içinde ortak karar alınamamasını ulusal adımların önünde gerekçe olarak kullanmamalı ve kendi yetkisi dâhilindeki yatırım, vergi ve ticaret araçlarını devreye sokmalı. Hükûmet şimdiye kadar daha kapsamlı tedbirleri Brüksel üzerinden uygulamayı tercih etti ancak üye ülkeler bu konuda uzlaşamadı. Dışişleri Bakanı Caspar Veldkamp da Ağustos 2025’te kabinenin ilave ulusal önlemleri desteklememesi üzerine görevinden ayrılmıştı.

SOMO’nun önerileri arasında İsrail’le 1973’ten beri yürürlükte olan vergi anlaşmasının sona erdirilmesi, Tel Aviv’deki Hollanda Büyükelçiliği ve Hollanda Yabancı Yatırım Ajansı üzerinden yürütülen ticaret ve yatırım teşviklerinin durdurulması bulunuyor. Faiz ve telif ödemeleri gibi iki ülke arasındaki mali akışlarda vergi oranlarını sınırlandıran anlaşmanın feshi için AB onayı gerekmiyor.

Van Teeffelen, Hollanda’nın İsrail’e giren ve İsrail’den çıkan sermayenin başlıca geçiş noktalarından biri olmasının hükûmete daha ağır bir sorumluluk yüklediğini savunuyor. “Bir devletin İsrail’le ekonomik ve siyasî ilişkisi ne kadar yakınsa, soykırımı önleme yükümlülüğü kapsamında kullanması gereken araçlar da o kadar geniştir” diyen araştırmacı, Hollanda’nın yatırım ilişkilerinin bu sorumluluğu güçlendirdiğini belirtiyor.

SOMO, raporda adı geçen şirketlerin Hollanda’da hukuka aykırı faaliyet yürüttüğünü veya vergi kaçırdığını ileri sürmüyor. Araştırma, Hollandalı şirketlerin yayımlamakla yükümlü olduğu mali bilgilerin sınırlı olması nedeniyle vergi kaçınması ya da vergi kaçırmanın somut biçimde tespit edilemediğini özellikle vurguluyor. Van Teeffelen’in aktardığına göre Hollanda hükûmeti raporun bulgularına henüz yanıt vermedi. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler