“İşgali İthal Etmek”: İsrail Yerleşimlerinin Ürünleri Market Raflarına Nasıl Giriyor?
İsrail illegal yerleşimlerinde üretilen tarım ürünleri, yeni bir rapora göre menşei gizlenerek Avrupa pazarına giriyor. "İşgali İthal Etmek" başlıklı araştırma, AB’nin hukuken tanımadığı yerleşim ekonomisinin gümrük, sertifikasyon ve etiketleme açıkları üzerinden nasıl görünmezleştiğini inceliyor.
Global Echo Litigation Center (Küresel Yankı Dava Merkezi) tarafından yayımlanan kapsamlı bir rapor, işgal altındaki Filistin toprakları ve Suriye Golanı’ndaki İsrail yerleşimlerinde üretilen tarım ürünlerinin, menşei gizlenerek Avrupa pazarına “İsrail ürünü” etiketiyle girmeye devam ettiğini ortaya koydu. Importing Occupation (İşgali İthal Etmek) başlıklı rapor, bu durumu münferit etiketleme hatalarıyla değil; ihracat belgeleri, gümrük uygulamaları, organik ve bitki sağlığı sertifikaları ile market raflarındaki tüketici etiketlerine uzanan sistematik bir menşe gizleme düzeniyle açıklıyor.
Haziran 2026’da yayımlanan rapor, Avrupa’nın İsrail yerleşimlerini hukuken tanımadığı hâlde, bu yerleşimlerde üretilen tarım ürünlerinin Avrupa pazarına girişini engelleyemediğini savunuyor. Rapora göre bu tablo, Avrupa Birliği’nin uzun yıllardır benimsediği “ayrıştırma” politikasının sahada büyük ölçüde işlemediğini gösteriyor. AB, İsrail ile 1967’den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Suriye Golanı arasında hukuki ayrım yapılması gerektiğini kabul ediyor. Ancak rapor, bu ayrımın gümrük kapılarında, sertifika süreçlerinde ve perakende zincirlerinde sık sık ortadan kalktığını ileri sürüyor.
Raporda Sekiz Yıllık İhracat Belgeleri İncelendi
413 sayfalık raporun en dikkat çekici yanı, bulgularını geniş bir belge havuzuna dayandırması. Global Echo, Ekim 2017 ile Şubat 2026 arasında İsrail’den ihraç edilen 6 bin 827 tarımsal sevkiyata ilişkin 30 binden fazla ihracat kaydını analiz etti. Araştırma, bu belgeleri devlet verileri, şirket kayıtları, saha incelemeleri, tanık görüşmeleri ve sektör temsilcileriyle yapılan mülakatlarla karşılaştırdı.
Bulgulara göre Avrupa’ya gönderilen 5 bin 900’den fazla tarımsal sevkiyatın yüzde 17,2’si İsrail yerleşimlerinden kaynaklanan ürünler içeriyordu. AB üyesi ülkelere giden sevkiyatlarda ise bu oran yüzde 19,2’ye yükseldi. Başka bir ifadeyle Avrupa’ya giden yaklaşık her altı sevkiyattan biri, AB’ye gidenlerde ise yaklaşık her beş sevkiyattan biri yerleşim ürünü barındırıyordu.
Raporda incelenen ürünler arasında hurma, narenciye, tahin, biber, otlar, avokado, mango ve zeytinyağı öne çıkıyor. Hurma ise en sık belgelenen ürün olarak dikkat çekiyor. Rapora göre Avrupa’ya gönderilen ve incelenen tarımsal ihracat içinde hurmalar, 100 milyon avroyu aşan bir değere sahip. Bu nedenle mesele yalnızca sembolik ya da sınırlı bir ticaret kalemi olarak değil, yerleşim ekonomisine düzenli gelir sağlayan bir ticari akış olarak ele alınıyor.
“Sistematik Gizleme”: Ürünlerin İsrail Menşeli Olduğu Nasıl Gizleniyor?
Rapor, yerleşim ürünlerinin Avrupa pazarına “İsrail ürünü” gibi girmesini sağlayan üç temel yönteme dikkat çekiyor. İlk yöntem, ürünün gerçek üretim yerinin işgal altındaki topraklarda bulunmasına rağmen belgelerde bu yerin “İsrail” olarak gösterilmesi. Raporda bu yöntem, ürünlerin “göz önünde saklanması” olarak tarif ediliyor.
İkinci yöntem, İsrail’in uluslararası tanınan sınırları içinde yer alan ancak ürünün gerçek üretim yeriyle ilgisi bulunmayan adreslerin kullanılması. Rapor bunu “sahte adres” yöntemi olarak adlandırıyor. Üçüncü yöntem ise yerleşim ürünlerinin İsrail içinde üretilen ürünlerle paketleme, soğutma veya ihracat aşamasında karıştırılması. Böylece ürünlerin gerçek menşei tedarik zinciri içinde bulanıklaşıyor.
Raporun önsözünü kaleme alan eski BM Özel Raportörü Michael Lynk, ortaya çıkan tablonun “münferit hata” değil, “sistematik gizleme” olduğunu vurguluyor. Lynk’e göre yerleşim ürünleri ya açıkça görünür biçimde yanlış tanımlanıyor, ya sahte adreslerle yönlendiriliyor ya da İsrail’in tanınmış sınırları içindeki ürünlerle karıştırılarak hukuki ayrım bürokratik süreç içinde eritiliyor.
AB Hukuku ve Gümrük Ayrıcalıkları
Raporun hukuki ağırlık merkezi, AB’nin kendi düzenlemeleriyle sahadaki uygulama arasındaki gerilimde yatıyor. AB-İsrail Ortaklık Anlaşması, yalnızca İsrail’in uluslararası tanınan sınırları içindeki ürünler için tercihli gümrük muamelesi öngörüyor. İşgal altındaki Batı Şeria veya Suriye Golanı’ndaki İsrail yerleşimlerinde üretilen ürünlerin bu ayrıcalıktan yararlanmaması gerekiyor.
Ancak rapora göre incelenen 2 binden fazla fatura ve menşe belgesi içinde yüzde 16,7’lik bir bölüm, yerleşim ürünleri için İsrail menşei iddiasıyla tercihli tarife talep edildiğini gösteriyor. Bu belgelerin kapsadığı ürünlerin toplam değerinin 13,1 milyon avro olduğu belirtiliyor. Bu bulgu, AB’nin teknik olarak dışladığı yerleşim ürünlerinin pratikte İsrail ürünü gibi işlem görebildiğini gösteren en somut başlıklardan biri.
Daha da çarpıcı olan ise İsrail’in bu alandaki tazmin mekanizması. Rapora göre AB makamları yerleşim ürünlerine tercihli tarife uygulamayı reddetse bile İsrail devleti ihracatçıların mali kaybını telafi ediyor. 2005-2024 arasında yerleşim ürünleri ihraç eden şirketlere en az 63 milyon avro ödeme yapıldığı belirtiliyor. Bu mekanizma, rapora göre AB’nin ayrıştırma politikasını mali açıdan etkisizleştiriyor; zira gümrükte doğan ek maliyet ihracatçı üzerinde caydırıcı bir baskıya dönüşmeden devlet tarafından karşılanıyor.
Organik Sertifikalar ve Bitki Sağlığı Belgeleri Tartışması
Rapor yalnızca menşe etiketleri ve gümrük tarifelerine odaklanmıyor. Organik ürün sertifikaları ve bitki sağlığı belgeleri de soru işaretleri arasında. AB’ye giren bazı tarımsal ürünlerin bitki sağlığı sertifikasına sahip olması gerekiyor. Rapora göre işgal altındaki topraklarda üretilen bazı ürünler için İsrail makamlarınca verilen sertifikalar, AB hukukunun öngördüğü yetki sınırlarıyla çelişiyor.
Benzer bir tartışma organik ürünler için de geçerli. İsrail’in AB nezdindeki organik sertifikasyon yetkisi, rapora göre 1967’den beri işgal altında bulunan toprakları kapsamıyor. Buna rağmen işgal altındaki Batı Şeria ve Suriye Golanı’ndan gelen bazı ürünlerin İsrail bağlantılı sertifika mekanizmaları üzerinden Avrupa’ya organik ürün olarak girdiği ileri sürülüyor. Rapor, bu durumun yalnızca hukuki değil, aynı zamanda tüketici güveni ve düzenleyici kurumların itibarı açısından da ciddi sonuçlar doğurduğunu savunuyor.
Market Rafındaki Etiket: Tüketici Ne Satın Aldığını Biliyor mu?
Raporun Avrupa’daki tüketici açısından en görünür boyutu etiketleme meselesi. Avrupa Adalet Divanının (AAD) 2019 tarihli Psagot kararına göre işgal altındaki topraklarda bulunan İsrail yerleşimlerinden gelen gıda ürünlerinin yalnızca “İsrail” etiketiyle satılması yeterli değil. Ürünün, örneğin “Batı Şeria’daki İsrail yerleşimi” ya da “Golan Tepeleri’ndeki İsrail yerleşimi” kaynaklı olduğunun açıkça belirtilmesi gerekiyor.
Buna rağmen rapor, yerleşim ürünlerinin Avrupa marketlerinde sıklıkla “İsrail ürünü” olarak sunulduğunu ileri sürüyor. Bu durum, yalnızca teknik bir menşe hatası olarak değil, tüketicinin etik, politik veya sosyal gerekçelerle bilinçli tercih yapma hakkının ihlali olarak ele alınıyor. Raporda, perakendeciler ve gıda üreticilerinin yanlış etiketleme yoluyla tüketiciyi yanıltma sürecine dahil olduğu savunuluyor.
Yerleşim Tarımı: Ticaretin Ötesinde Bir İşgal Ekonomisi
Raporun temel iddiası, yerleşim tarımının sıradan bir ekonomik faaliyet olmadığı yönünde. Batı Şeria’nın C Bölgesi’nde tarım arazileri ve su kaynaklarının büyük bölümü İsrail kontrolü altında bulunuyor. Yerleşim tarımı, geniş arazi kullanımı, su kaynaklarına erişim, devlet teşvikleri ve güvenlik altyapısıyla birlikte Filistinlilerin tarımsal faaliyet alanını daraltıyor.
Rapora göre bu sistem, Filistinli toplulukların topraklarına, suya ve pazarlara erişimini kısıtlarken, yerleşim ekonomisinin büyümesine katkı sağlıyor. Tarım burada yalnızca üretim biçimi değil; toprağın kontrol altına alınması, yerleşimlerin genişlemesi ve işgal altındaki bölgelerde kalıcı İsrail varlığının pekiştirilmesi için kullanılan stratejik araçlardan biri olarak tarif ediliyor.
İşgal altındaki Suriye Golanı da raporda ayrı bir başlık olarak ele alınıyor. İsrail’in 1967’de bölgeyi işgal etmesinin ardından birçok Suriye köyünün yıkıldığı, yerinden edilen nüfusun geri dönüşünün engellendiği ve bölgenin verimli toprakları ile su kaynaklarının İsrailli yerleşimciler lehine kullanıldığı belirtiliyor. Rapora göre Golan’daki yerleşim tarımı, Suriyeli çiftçilerin ekonomik alanını daraltırken, İsrail’in bölgedeki kalıcı kontrolünü güçlendiren bir mekanizma işlevi görüyor.
Uluslararası Hukuk Bağlamı
Rapor, bulgularını Uluslararası Adalet Divanı’nın Temmuz 2024 tarihli danışma görüşüyle de ilişkilendiriyor. Divan, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının hukuka aykırı olduğunu belirtmiş; üçüncü devletlerin İsrail ile işgal ettiği topraklar arasında ayrım yapma yükümlülüğünü vurgulamıştı. Rapora göre Avrupa devletlerinin yerleşim ürünlerinin kendi pazarlarına girişine izin vermesi, bu yükümlülüklerle gerilim içinde.
Bu çerçevede mesele yalnızca İsrail’in ihracat pratikleriyle sınırlı değil. Rapor, AB ve üye devletlerin gümrük, sertifikasyon ve tüketici koruma alanlarında etkili denetim yapmadığı takdirde, işgal ekonomisinin sürdürülebilirliğine dolaylı katkı sunduğunu savunuyor. Bu nedenle Global Echo, bulguların ardından hukuki girişimler başlatacağını duyurdu.
Avrupa İçin Siyasi ve Hukuki Sınav
Rapor, Avrupa’nın İsrail yerleşimlerine dair yıllardır tekrar ettiği hukuki pozisyon ile ticaret rejiminin fiilî işleyişi arasındaki mesafeyi görünür kılıyor. AB, yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu söylüyor; ancak rapora göre bu ürünlerin Avrupa pazarına girmesini sağlayan idari ve ticari boşlukları kapatmakta yetersiz kalıyor.
Bu tablo, özellikle Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve Slovenya gibi Avrupa sevkiyatlarında öne çıkan ülkeler açısından daha somut bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Rapor, yerleşim ürünlerinin Avrupa pazarındaki varlığını yalnızca dış politika meselesi olmaktan çıkarıp gümrük memurunun, sertifika kuruluşunun, ithalatçının, perakendecinin ve nihayet tüketicinin önüne gelen bir mesele hâline getiriyor.
Şubat 2025’te aralarında İnsan Hakları İzleme Örgütünün (HRW) de bulunduğu 160’tan fazla sivil toplum kuruluşu, sendika ve insan hakları örgütü, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e hitaben yaptıkları çağrıda AB’den işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimleriyle ticareti ve bu yerleşimlerle bağlantılı iş faaliyetlerini yasaklamasını istemişti. Bu çağrının merkezinde, mevcut AB politikasının yerleşim ürünlerini tercihli gümrük ayrıcalıklarından dışlamakla yetindiği, fakat bu ürünlerin Avrupa pazarına girişini bütünüyle engellemediği eleştirisi yer alıyordu.
Yeni raporun ortaya koyduğu belge akışı, sertifika tartışmaları ve menşe gizleme yöntemleri, bu eleştiriyi daha somut bir zemine taşıyor. Zira mesele artık yalnızca AB’nin İsrail yerleşimlerini “hukuka aykırı” ilan edip etmediği değil; bu hukuki pozisyonun gümrük kapılarında, market raflarında ve şirket tedarik zincirlerinde karşılığını bulup bulmadığı. Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 tarihli danışma görüşünde üçüncü devletlere yüklediği “tanımama” ve “yardım etmeme” yükümlülükleri de dikkate alındığında, Avrupa’nın önündeki soru giderek daha dar bir alana sıkışıyor: Yerleşim ekonomisini yalnızca doğru etiketlemek mi, yoksa bu ekonomiyle ticari bağı kesmek mi?
Avrupa Raflarından Bir Örnek: İsrail Menşeli Olduğu Gizlenen Hurmalar
Yerleşim ürünleri tartışmasında hurma, hem ramazan ayındaki ticari ağırlığı hem de tüketiciye doğrudan ulaşan yapısı nedeniyle özel bir yere sahip. Importing Occupation raporuna göre Avrupa’ya gönderilen tarımsal ürünler içinde en sık belgelenen ürün hurma. Raporun incelediği Avrupa sevkiyatlarında hurma, toplam ihracatın yaklaşık yüzde 35,5’ini oluşturuyor ve 100 milyon avroyu aşan bir ticari değere ulaşıyor. İncelenen hurma sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 37’sinin ise işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerinden kaynaklandığı belirtiliyor.
Bu tabloyu Almanya pazarı açısından somutlaştıran örneklerden biri, gazeteci Tarek Baé’nin Şubat 2026’da yayımlanan araştırması. Baé, özellikle Medjoul (Medjool) hurmalarının Avrupa’daki menşe tartışmasının merkezinde yer aldığını belirtiyor. Çünkü Medjoul, İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimler ve Filistinli üreticiler tarafından yetiştirilen; görünüş itibarıyla tüketicinin kolayca ayırt edemeyeceği bir ürün. Araştırmaya göre sorun yalnızca hurmaların “İsrail” etiketiyle satılması değil; kimi zaman Hollanda, Fransa, Fas, Birleşik Arap Emirlikleri veya hatta “Filistin” gibi farklı menşe ya da ara ticaret etiketleri altında piyasaya sürülmesi.
“Dattelwäsche”, yani “hurma aklama” olarak adlandırılan bu pratik, yerleşimlerde üretilen hurmaların farklı tedarik zincirleri, ara tüccarlar veya paketleme süreçleri üzerinden gerçek kaynağından koparılarak Avrupa pazarına sokulmasını ifade ediyor. Filistinli üreticiler, İsrail yerleşimlerinden gelen daha ucuz hurmaların Filistinli tedarik zincirlerine karıştırılabildiğini, bunun da hem tüketiciyi yanılttığını hem de zaten suya, toprağa ve güvenliğe erişimde dezavantajlı olan Filistinli çiftçilerin rekabet gücünü daha da zayıflattığını anlatıyor. (P/AA)