Avrupa Birliği

Avrupa Birliği, İsrailli Bakanlara Yaptırım Uygulamayı Tartışıyor

Avrupa’da altı ülke, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’e giriş yasağı getirdi. Büyük ölçüde sembolik nitelik taşıyan yaptırım kararı, İsrail hükümetine yönelik siyasi baskının arttığına işaret ediyor. Almanya ise İsrailli aşırı sağcı bakanlara yönelik yaptırımlar konusunda çekimser tutumunu sürdürüyor.

Avrupa Birliği, İsrailli Bakanlara Yaptırım Uygulamayı Tartışıyor
Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu binası önünde yan yana dalgalanan İsrail ve AB bayrakları. AB çapında oy birliği sağlanamaması nedeniyle İsrail'e yönelik kurumsal yaptırımlar tıkanırken, bazı Avrupa ülkeleri kendi inisiyatifleriyle yaptırım ve seyahat yasakları uyguluyor. | Fotoğraf: Alexandros Michailidis/Shutterstock.com

Avrupa’da altı ülke, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’e ülkeye giriş yasağı koydu. Fransa’nın yanı sıra bu listede Birleşik Krallık, Norveç, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda yer alıyor.

Bu yaptırımın nedeni, Smotrich’in Batı Şeria’nın ilhakını açık aktif olarak teşvik etmesi. Aşırı sağcı Smotrich, İsrailli yerleşimlerin işgal altındaki Batı Şeria’da genişletilmesinden ve Filistin topraklarındaki şiddetin tırmanmasından sorumlu isimlerden birisi olarak görülüyor.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) verilerine göre 2023 yılından Mayıs 2026 tarihine kadar Batı Şeria’da 117 Filistinli topluluk tamamen ya da kısmi olarak yerinden edildi. Yaklaşık 6.000 Filistinli ise İsrailli yerleşimcilerin şiddet ve saldırıları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Son aylarda İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak planları ise hız kazanmış durumda. 2026’nın şubat ayında İsrail hükümeti, işgal altındaki Filistin toprakları için bir arazi kayıt sistemi kabul etti. Bu adım, Filistinlilere ait toprakların kamulaştırılmasını ve el konulmasını kolaylaştırıyor.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e yönelik Fransa ve Slovenya’nın uyguladığı bir yaptırım hâlihazırda mevcut. Ben-Gvir, Küresel Sumud Filosu aktivistlerine yönelik işkence ve suistimali tasdik eden bir video yayınlamıştı. Bunun üzerine İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, Ben-Gvir’e yönelik AB genelinde yaptırım uygulanması meselesinin AB dışişleri bakanları toplantısında konuşulması için başvuruda bulunduğunu açıklamıştı.

AB’nin ve AB Ülkelerinin İsrail’e Yönelik Yaptırımları

Hâlihazırda Avrupa Birliği, Smotrich ve Ben-Gvir’e yönelik yaptırım uygulamıyor. Mevcut yaptırımlar, yalnızca bazı üye devletlerin kendi inisiyatifiyle gerçekleşiyor. Zira 27 üye devlet arasında İsrail’in soykırım ve işgal eylemlerine verilecek tepki konusunda bir siyasi uzlaşı mevcut değil. AB’nin bir bütün olarak bireylere yönelik yaptırım uygulayabilmesi için yaptırım kararının Avrupa Birliği Konseyi’nde oy birliği ile alınması gerekiyor.

Üye devletler ise İsrail üzerindeki baskının artırılmasına karşı çıkanlarla, daha sert önlemler alınmasını savunanlar arasında bölünmüş durumda. Fransa, İrlanda, Slovenya ve İspanya gibi ülkeler, İsrail’in üzerindeki baskının artırılması yönünde bir dış politikaya sahipken, Almanya, İsrail’e yönelik her türlü yaptırım ve baskıya geleneksel olarak blokaj koyuyor.

Almanya’ya Göre İsrailli Yerleşimcilere Yaptırım “Gerekli Değil”

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul (CDU), Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere ve hükümet yetkililerine yönelik ilave yaptırımların “şu aşamada gerekli olmadığını” söyledi.

Wadephul, Almanya’nın başkenti Berlin’de Macaristan Dışişleri Bakanı Anita Orban ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından ortak basın toplantısında konuştu. Toplantıda bir gazeteci, Fransa, Birleşik Krallık, Norveç, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda başta olmak üzere birçok Batılı ülkenin, İsrailli işgalcilere ve hükümet yetkililerine yönelik yaptırımları sertleştirdiğini hatırlatarak, Alman hükümetinin Yahudi yerleşimciler ile İsrailli hükümet yetkililerine yönelik yaptırımları değerlendirip değerlendirmediğini sordu.

Wadephul, uluslararası hukuk konusunda net tutuma sahip olduklarını savunarak, “İsrail hükümetine, bu yasa dışı yerleşim politikasının bu şekilde sürdürülmemesi gerektiğini ve özellikle E1 gibi projelerin Oslo Süreci’nin tamamını ihlal edeceğini düşündüğümüzü açıkça belirttik” ifadelerini kullandı.

Bu konuya dikkat çekmeye devam ettiklerini belirten Wadephul, “Alman hükümeti, şu an sesimizin İsrail’de duyulduğu ve başka önlemlerin şu anda gerekli olmadığı görüşünde” dedi.

Wadephul, yaptırımların bir kısmını geçmişte yerleşimci örgütlere karşı uyguladıklarını ve bunun yeni bir durum olmadığını savunarak, söz konusu yaptırımların AB düzeyinde kararlaştırıldığını söyledi.

Konunun 15 Haziran’da yapılacak AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın gündemine gelip gelmeyeceğinden emin olmadığını ifade eden Wadephul, ancak gündeme gelmesi halinde meseleyi Avrupalı ortaklarıyla birlikte değerlendireceklerini vurguladı.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, Filistin topraklarını gasbeden İsraillileri kastederek, “İngiliz, Kanadalı, Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve Norveçli ortaklarımızla beraber, Batı Şeria’da sömürgeciliğin ve şiddetin yoğunlaşmasından sorumlu olanlara karşı bugün yeni yaptırım kararları alıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Barrot, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich başta olmak üzere, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerden oluşan kurumların 4 sorumlusu ile bu toprakları gasbeden şiddet yanlısı 21 İsraillinin Fransa’ya girişinin yasaklandığını bildirmişti.

Almanya, İsrailli Bakanlara Yaptırım Çıkmazında Eleştirilerin Odağında

AB’de İsrailli aşırı sağcı bakanlara yönelik yaptırım arayışları üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarına takılırken, Almanya’nın tutumu yeniden tartışma konusu olmuş durumda. Brüksel’de görev yapan Avrupa politikaları uzmanı Shada İslam, Almanya’nın İsrail’e yönelik yaptırımları engellemesinin AB’nin ortak adımlar atmasını zorlaştırdığını, bu politikanın Berlin’e uluslararası alanda giderek artan bir diplomatik maliyet yüklediğini söyledi.

AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinin bir araya geldiği son AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’e yönelik olası yaptırımlar ele alındı.

Almanya’nın, toplantıda yaptırım listesinin yalnızca Ben-Gvir ile sınırlandırılmasını savunduğu, Smotrich’in liste dışında bırakılmasında ısrar ettiği öğrenildi. Çekya’nın ise Ben-Gvir’e yönelik yaptırımlara da karşı çıkan tek üye ülke olduğu belirtildi.

Shada İslam ise Almanya’nın, İsrail üzerinde anlamlı baskı kurulmasına yönelik adımlara sürekli mesafeli yaklaştığını belirtiyor. İslam, “Almanya, nisan ayında AB-İsrail ticaret anlaşmasının askıya alınmasını da engellemişti” ifadesini kullandı.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un İsrail’e yönelik bu tür baskı araçlarını “uygunsuz” bulduğu yönündeki söylemini anımsatan İslam, Almanya’nın İsrail konusunda AB içinde daha sert adımlar atılmasına yönelik çabaları engelleyen başlıca ülkelerden biri olarak öne çıktığını söyledi.

İslam; İrlanda, Fransa, Polonya ve Hollanda gibi ülkelerin Ben-Gvir ve Smotrich’e yönelik seyahat yasağı gibi tedbirleri desteklediğini ancak Almanya’nın bu tavrı nedeniyle AB çapında ortak bir yaptırım kararının alınamadığına dikkati çekti.

“Almanya Diplomatik Bedel Ödüyor”

Berlin’in İsrail’e verdiği güçlü desteğin uluslararası alanda maliyet yaratmaya başladığını savunan İslam, Almanya’nın özellikle “Küresel Güney ülkeleri” ile ilişkilerinde bunun etkilerinin hissedildiğini ifade etti.

İslam, “Bu politika Almanya’ya ağır diplomatik maliyetler getiriyor” diyerek, Almanya’nın kısa süre önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin geçici üyeliği için yürüttüğü kampanyada istediği sonucu elde edemediğini hatırlattı.

İslam, Berlin’in Gazze’de yaşananlara ilişkin uluslararası tepkiler karşısında giderek daha yalnız bir pozisyona sürüklendiğini belirterek şöyle dedi: “Almanya’nın İsrail’e desteği uzun süredir dış politikasının temel unsurlarından biri. Ancak bu yaklaşımın diplomatik sonuçları artık daha görünür hale geliyor.”

AB Komisyonu, İsrail’in Gazze’deki soykırımı karşısında uzun süre sessiz kalmakla eleştirilmesinin ardından bazı üye ülkelerden gelen talepler üzerine Kasım 2025’te İsrail ile Ortaklık Anlaşması’nın bazı bölümlerinin askıya alınmasını ve İsrail hükümetindeki “aşırı sağcı bakanlara” yaptırım uygulanmasını önermişti.

Ancak bu adımlar, üye ülkeler arasında oy birliği sağlanamadığı için hayata geçirilemedi. Ateşkesin ardından da dosya fiilen donduruldu.

Dışişleri bakanlarının geçen ay yaptığı gayri resmi toplantıda Ben-Gvir’e yönelik yaptırımlar yeniden gündeme geldi ancak konu AB ülkelerinin dışişleri bakanlarının 15 Haziran’da yapacağı resmi toplantıya bırakıldı. Fakat toplantı öncesinde yapılan COREPER görüşmelerinde de üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları giderilemedi.

Avrupalı Eski Liderlerden AB’ye İsrail’e Yaptırım Çağrısı

Tartışma sürerken aralarında Avrupalı eski üst düzey siyasetçiler ve Avrupa Birliği (AB) yetkililerinin bulunduğu çok sayıda siyasetçi, AB’ye, İsrail’e karşı etkili tedbirler alma çağrısında bulundu.

Eski İsveç Başbakanı Stefan Löfven, eski İrlanda Başbakanı Leo Varadkar, eski Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, eski Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve eski Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in de aralarında yer aldığı üst düzey Avrupalı isimler, 15 Haziran’da yapılacak AB Dışişleri Bakanları Toplantısı ile 18-19 Haziran’da yapılacak AB zirvesi öncesinde ortak görüş yazısına imza attı.

“AB’nin Filistin’de İsrail’in yasa dışı uygulamalarına göz yummayı bırakmasının zamanı geldi” başlıklı yazıda, AB’nin uluslararası hukuk üzerine kurulduğu ve Birlik üyesi ülkelerin AB yasaları ile uluslararası anlaşmalara bağlı olduğu vurgulandı.

Yazıda, AB’nin uluslararası hukukun uygulanması ve özellikle AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın hükümlerinin hayata geçirilmesi konusunda siyasi ve ahlaki liderlik göstermemesinin, Birliğin hem kendi vatandaşları hem de uluslararası toplum nezdindeki güvenilirliğine zarar verdiği belirtildi.

AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın 2’nci maddesinin, taraflar arasındaki ilişkilerin insan haklarına ve demokratik ilkelere saygı temelinde yürütülmesini öngördüğü hatırlatılan yazıda, mevcut durumun bu şartlarla bağdaşmadığı ifade edildi. Yazıda, 7 Ekim 2023’te “Hamas ve diğer silahlı grupların İsrailli sivillere yönelik saldırıları” kınanarak, bunun İsrail’in Gazze’deki soykırımını haklı gösteremeyeceği kaydedildi.

Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de en az 73 bin kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin 21 bin 500’den fazlasının ise çocuk olduğu biliniyor. Ekim 2025’teki ateşkesten sonra da İsrail Gazze’de 900’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Filistinlilerin Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki haklarının telafisi mümkün olmayan şekilde zarar görmesi riskinin bulunduğuna hükmetmiş, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) de İsrailli liderler hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklama kararı çıkarmıştı. Buna rağmen İsrail hükûmeti Gazze’ye insani yardım ulaştırılmasını engellemeyi sürdürüyor ve Gazze’nin işgalini genişletmeyi hedefliyor.

Temmuz 2024’te UAD, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan ve en az 750 bin kişinin yaşadığı tüm İsrail yerleşimlerinin yasa dışı olduğuna karar vermişti. İsrail hükümeti bu görüşü dikkate almayarak Batı Şeria ile Doğu Kudüs’teki ilhak politikalarını da sürdürmeye devam ediyor.

İsrail’in Batı Şeria’daki E1 bölgesi ile C Alanı’nda yeni arazilere el koymaya hazırlandığı, bu durumun Batı Şeria’yı ikiye bölerek AB’nin de desteklediği iki devletli çözüm perspektifini zayıflatacağı ifade ediliyor.

İsrailli Yasadışı Yerleşimlerden Gelen Ürünler AB’de

AB’nin, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki soykırım, işgal ve etnik temizlik eylemlerine ortak tepki veremeyişi yalnızca İsrailli bakanlara yönelik yaptırım tartışmasıyla sınırlı değil. Uluslararası hukuka göre “yasadışı” kabul edilen İsrailli yerleşimlerde üretilen ürünler hâlâ Avrupa Birliği’ne ithal edilmeye devam ediniyor.

Uluslararası hukuk ve ticaret politikaları alanında çalışan Global Echo Litigation Center tarafından yayımlanan “İşgalin İthalatı” (Importing Occupation) başlıklı rapor, İsrailli işgalcilerin Filistinlilerin topraklarında ürettikleri ürünlerin Avrupa pazarına sistematik bir şekilde “İsrail ürünü” olarak sokulduğunu ortaya çıkardı. “Yerleşim Yeri Tarım Ürünleri Ticareti Yoluyla Avrupa’nın Filistinlilerin Mülksüzleştirilmesindeki Suç Ortaklığı” alt başlıklı rapor kapsamında 30 binden fazla ihracat belgesi ve 6.800’den fazla tarım ürünü sevkiyatı incelendi. İnceleme sonrasında Avrupa’ya yapılan 5900 sevkiyattan 1000’den fazlasında ürünlerin menşeinin sanki İsrailmiş gibi gösterildiği tespit edildi.

Rapora göre Avrupa Birliği ülkelerine giden sevkiyatların yaklaşık yüzde 20’sinde işgalcilerin ürünleri İsrail ürünleri gibi gösterilerek piyasaya sürüldü.

Raporda, Avrupa’nın işgalcilere karşı ciddi olmadığı ve bu politikasıyla işgalcilerin Filistinlileri mülksüzleştirmesinde suç ortağı olduğu ifade edilirken, bazı Avrupa ülkelerinin yerleşim ürünlerine yönelik daha sert önlemler almaya başladığı belirtiliyor. Örneğin İspanya’nın işgalci yerleşimcilerin ürünlerinin ithalatını yasaklayan düzenlemeler yaptığı, Slovenya’nın benzer bir karar aldığı ve İrlanda ile Hollanda’da da benzer adımların tartışıldığı aktarılıyor. (P/AA)

admin

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler