Gazze Şeridi

AB Geri Dursa da Avrupa’da İsrail’e Yaptırım Talebi Büyüyor: 1 Milyon İmza Eşiği Aşıldı

AB’nin İsrail’e yönelik yaptırım dosyasını "ateşkes" gerekçesiyle geri plana itmesine rağmen, Avrupa'da toplumsal baskı artıyor. 1 milyon imzayı aşan ve Avrupa Vatandaş Girişimi üzerinden yürütülen kampanya, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması talebini yeniden Brüksel’in gündemine taşırken, kamuoyu ile siyasi irade arasındaki mesafeyi de görünür kılıyor.

AB Geri Dursa da Avrupa’da İsrail’e Yaptırım Talebi Büyüyor: 1 Milyon İmza Eşiği Aşıldı
Kolaj: Perspektif.

Avrupa Birliği’nin İsrail’e yönelik yaptırım seçeneklerini Gazze Şeridi’nde 10 Ekim 2025’te başlayan ama yüzlerce defa İsrail tarafından ihlal edilen “ateşkes” sürecini gerekçe göstererek askıya almasının ardından, AB içinde uzun süredir bastırılan bir tartışma yeniden yüzeye çıktı. Avrupa genelinde sol eğilimli partiler, sivil toplum kuruluşları ve bazı Avrupa Parlamentosu üyelerinin öncülüğünde başlatılan kampanya, AB ile İsrail arasındaki Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması talebiyle 1 milyon imzayı aşarak Brüksel’in gündemine geri döndü.

Avrupa Komisyonu İmza Kampanyasının Taleplerini Değerlendirmek Zorunda

Avrupa Vatandaş Girişimi (ECI) kapsamında 13 Ocak’ta başlatılan kampanya, Avrupa Birliği hukukuna göre kritik bir eşiği geçmiş durumda. Kampanya, “Justice for Palestine” adıyla bir araya gelen aktivist ağlar ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan organizatörler grubu tarafından yürütülüyor. Avrupa genelinde farklı Filistin dayanışma platformları ve insan hakları örgütleri de girişime destek veriyor.

AB üyesi en az 7 üye ülkeden 1 milyon geçerli imza toplanmasıyla birlikte girişim, Avrupa Komisyonu tarafından resmî olarak ele alınmak zorunda. Bu mekanizma Komisyon’u doğrudan yasa teklifine zorlamasa da, siyasi pozisyonunu açıkça ortaya koymaya mecbur bırakıyor.

Kampanyanın odağında ise AB-İsrail Ortaklık Anlaşması yer alıyor. 1995 yılında yürürlüğe giren bu anlaşma, AB ile İsrail arasındaki ticari ayrıcalıkları düzenleyen ve iki taraf arasındaki ekonomik-siyasi ilişkilerin omurgasını oluşturan temel metin niteliğinde. Bugün AB, İsrail’in en büyük ticaret ortağı konumunda bulunuyor. Anlaşmanın askıya alınması geçtiğimiz yılın yaz aylarında gündeme gelmiş ama AB yönetimi ve ulusal hükûmetlerin öne çıkan bir yaptırım hedefie dönüşmemişti.

“Ortaklık Anlaşması’nın Hâlâ Yürürlükte Olması, Dolaylı Ortaklık Anlamına Geliyor”

Ancak bu çerçeve, özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’de yaşanan gelişmelerle birlikte Avrupa kamuoyunda ciddi bir meşruiyet tartışmasının konusu hâline geldi. Kampanyayı yürütenler, AB’nin bu anlaşmayı sürdürmesinin “insan hakları ihlalleriyle suçlanan bir devlete dolaylı destek anlamına geldiğini” savunuyor. Girişim metninde yer alan “AB vatandaşları, savaş suçları işleyen bir devleti finanse eden bir anlaşmayı kabul edemez” ifadesi, bu eleştirinin tonunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu eleştiriler yalnızca sivil toplumla sınırlı değil. AB kurumlarının kendi içinde yapılan değerlendirmeler de benzer bir çelişkiye işaret ediyor. 2025 yılında başlatılan inceleme sürecinde, İsrail’in Gazze’de uluslararası hukuku ihlal ettiğine dair tespitler yapılmıştı. Buna rağmen Brüksel’in bu bulguları somut yaptırımlara dönüştürmemesi, Birliğin kendi hukuki çerçevesini işletmekte isteksiz olduğu yönündeki eleştirileri güçlendirdi.

Bu konuda basına konuşan diplomatik kaynaklara göre, bu durumun temel nedeni siyasi irade eksikliğinden ziyade üye devletler arasındaki derin görüş ayrılıkları. İspanya ve İrlanda gibi ülkeler daha sert bir tutum çağrısı yaparken, -12 Nisan’da hükûmeti değişen- Macaristan gibi bazı üyeler İsrail’e yönelik yaptırımlara açık şekilde karşı çıkıyor(du). AB’nin dış politika kararlarında oy birliği şartı, bu tür krizlerde Birliği fiilen kilitleyen yapısal bir soruna dönüşmüş durumda.

ABD arabulucuğunda başlatılan ve daha sonra “Barış Kurulu” adlı uluslararası yapının kurulmasına evrilen ateşkes süreci ise bu tıkanıklığı aşmak yerine, dosyanın ertelenmesi için bir gerekçe işlevi gördü. AB yetkilileri yaptırımların askıya alınmasını “kırılgan diplomatik dengeyi koruma” ihtiyacıyla açıklarken, eleştirmenler bu yaklaşımın aslında siyasi risk almaktan kaçınmak anlamına geldiğini belirtiyor. Nitekim AB’nin kendi iç değerlendirmelerinde dahi ihlallerin tespit edilmiş olmasına rağmen harekete geçmemesi, Birliğin “normatif güç” iddiasını zedeleyen bir çelişki olarak öne çıkıyor.

Vatandaş Girişimi Brüksel’i Yeniden Baskı Altına Almayı Hedefliyor

Bu noktada Avrupa Vatandaş Girişimi (ECI) mekanizmasının devreye girmesi, tartışmayı yeniden siyasetin merkezine taşıdı. Avrupa Komisyonu, 2012’de yürürlüğe giren bu mekanizmayı vatandaşların doğrudan demokratik katılımını güçlendiren bir araç olarak tanımlıyor. Ancak ECI mekanizmasında sonuçlanan girişimler bağlayıcı değil; daha çok Komisyon üzerinde siyasi baskı oluşturma işlevi görüyor.

Avrupa Parlamentosu’ndaki bazı milletvekilleri ve kampanyayı destekleyen sivil toplum temsilcileri, imza sayısının 1 milyonu aşmasının, ateşkes süreciyle birlikte geri plana itilen yaptırım tartışmalarını yeniden görünür kıldığını belirtiyor. Kampanyayı yürüten organizatörler de yaptıkları açıklamalarda, girişimin “teknik bir prosedürden ibaret olmadığını”, Avrupa genelinde süren Filistin dayanışma gösterileri ve artan kamuoyu tepkisiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Diplomatik çevrelerde ise daha temkinli bir değerlendirme öne çıkıyor. AB içinde görev yapan bazı yetkililer ve analistler, Brüksel’in bir yandan uluslararası hukuk ihlallerine ilişkin artan baskıyla karşı karşıya olduğunu, diğer yandan ise üye devletler arasındaki görüş ayrılıkları ve jeopolitik dengeler nedeniyle hareket alanının sınırlı kaldığını ifade ediyor. Bu durum, AB’nin dış politikada “değerler” söylemi ile “siyasi gerçeklikler” arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıyor.

Haziran 2025’te YouGov tarafından yayımlanan araştırmanın sonuçları da Avrupa’daki bu toplumsal dönüşümü somut verilerle ortaya koyuyor. Buna göre Batı Avrupa’da İsrail’e yönelik olumlu görüşler yalnızca yüzde 13 ile yüzde 21 arasında kalırken, olumsuz görüşler yüzde 63 ila yüzde 70 seviyesine ulaşmış durumda. Aynı ankette, İsrail’in soykırım suçlamasıyla yargılanan Gazze’deki askerî operasyonlarını “orantısız” bulanların oranı birçok ülkede yüzde 29 ile yüzde 40 arasında değişirken, operasyonları tamamen yanlış bulanların oranı da yüzde 12 ile yüzde 24 arasında ölçülüyor. Buna karşılık Filistin tarafına daha yakın hissedenlerin oranı yüzde 18 ile yüzde 33’e yükselmiş durumda.

Avrupa Vatandaş Girişimleri, Avrupa Komisyonu tarafından resmî olarak kaydedildikten sonra 12 ay boyunca imza toplayabiliyor. Dilekçe 13 Ocak 2027’ye kadar dilekçe imzalanmanya açık durumda olacak. (P)

GÜNCELLEME NOTU: 21 Nisan’da Lüksemburg’da toplanan AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması yönündeki çağrıyı desteklemedi. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, önerinin yeterli desteği bulamadığını açıklarken, yerleşim ürünlerine yönelik yaptırım seçeneğinin Avrupa Komisyonuna taşınacağını duyurdu.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler