Mahkemeden Belçika’ya: “Gazze’de Soykırımı Önlemede Yetersiz Kaldın”
Brüksel Temyiz Mahkemesi, Belçika’nın Gazze’deki ciddi soykırım riski karşısında uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini zamanında ve yeterince yerine getirmediğine hükmetti. Karar, devletlerin üçüncü ülkelerin eylemleri karşısındaki sorumluluğunun yargı denetimine açılması açısından emsal niteliği taşıyor.
16 Mart’ta Brüksel Temyiz Mahkemesi, Belçika Krallığı’nın Gazze’deki olası soykırım riskine karşı yeterli önlem almadığına hükmetti. Karar, devletlerin üçüncü ülkelerin eylemleri karşısındaki yükümlülüklerinin yargı denetimine açılması açısından “tarihî” olarak değerlendiriliyor.
Yargı Süreci ve Davacı Kuruluşların Talepleri
Dava, 22 Temmuz 2025’te Droit pour Gaza, Belgian-Palestinian Association, CNAPD, SOS Gaza ve iki Filistinli mağdur tarafından açıldı. Başvurucular, Belçika’nın İsrail’in Gazze’deki eylemleri karşısında hareketsiz kalarak uluslararası hukuk yükümlülüklerini ihlal ettiğini savundu.
Davada Belçika’dan üç temel adım talep edildi. İsrail’e yönelik silah ve çift kullanımlı ekipman taşımacılığının hava sahasında yasaklanması, İsrail yerleşimleriyle tüm ticari ve mali ilişkilerin kesilmesi ve Avrupa Birliği–İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması ya da feshedilmesi.
24 Eylül 2025’te ilk derece mahkemesi ihtiyati tedbir talebini reddetti. Bunun üzerine dosya temyize taşındı ve 9 Şubat 2026’da temyiz mahkemesinin ihtiyati tedbirler dairesinde görüldü.
Mahkemeden Tarihî Karar: “Belçika Yeterli ve Zamanında Adım Atmadı”
Temyiz mahkemesi, 16 Mart 2026 tarihli ara kararında ilk derece kararını kısmen değiştirerek Belçika devletinin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmekte kusurlu olduğuna hükmetti. Kararda, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) 26 Ocak 2024’te Gazze’de “ciddi bir soykırım riski” bulunduğunu tespit etmesinin kritik bir eşik olduğu vurgulandı. Mahkemeye göre bu tarihten itibaren Belçika’nın önleyici tedbir alma yükümlülüğü doğdu.
Ancak mahkeme, Belçika’nın silah ve askerî ekipman transferlerini engelleme konusunda zamanında hareket etmediğini, “elindeki tüm makul araçları” kullanmadığını ve gerekli önlemleri ancak 18 Ocak 2026’da yürürlüğe koyduğunu tespit etti. Ayrıca, hem sivil hem askerî amaçla kullanılabilen “çift kullanımlı” ürünlerin transferine ilişkin alınan önlemlerin yetersiz olduğu ve hükûmetin bu konuda yeterli açıklama yapmadığı belirtildi. Bu nedenle mahkeme, bu başlıkta yargılamanın yeniden görülmesine karar verdi.
Başvuruyu yapan dört kuruluş, kararı şu sözlerle değerlendirdi:
“Belçika devletinin Gazze’deki soykırım karşısında hareketsiz kalması nedeniyle aleyhine açılan davada, Brüksel Temyiz Mahkemesi uluslararası hukuk açısından tarihi bir karar vermiştir: Mahkeme, ciddi bir soykırım riski ve Cenevre Sözleşmeleri’nin ağır ihlalleri karşısında, Belçika’nın soykırımı ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerini durdurmak için uluslararası hukuk yükümlülüklerine uygun hareket edip etmediğini inceleme konusunda kendisini yetkili ilan etmiştir. Bu çerçevede Mahkeme, Belçika’nın ciddi bir soykırım riski ve Cenevre Sözleşmeleri’nin ağır ihlalleri karşısında uluslararası yükümlülüklerine uygun hareket edip etmediğini inceleme yetkisine sahip olduğuna karar verdi.”
Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, bir ulusal mahkemenin, üçüncü bir devletin eylemleri karşısında kendi devletinin yükümlülüklerini denetleyebileceğini açıkça kabul etmesi oldu. Bu yönüyle kararın emsal oluşturabileceği değerlendiriliyor.
Mahkeme AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın Askıya Alınması Talebini Kabul Etmedi
Öte yandan mahkeme, İsrail yerleşimleriyle ticaretin durdurulması ve AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınması taleplerini reddetti. Buna dair gerekçesini açıklayan mahkeme, bu tür kararların doğrudan dış politika, ticaret politikası ve uluslararası anlaşmalar rejimiyle bağlantılı olduğuna dikkat çekerek, söz konusu alanların yürütme ve yasama organlarının takdir yetkisi kapsamında kaldığını vurguladı.
Kararda, yargının bu tür stratejik ve siyasi sonuçları olan kararları doğrudan belirleyemeyeceği, aksi bir yaklaşımın kuvvetler ayrılığı ilkesini zedeleyeceği ifade edildi. Bu yönüyle mahkeme, devletin uluslararası hukuk yükümlülüklerinin denetlenebileceğini kabul etmekle birlikte, bu yükümlülüklerin hangi araçlarla ve ne ölçüde yerine getirileceğinin belirlenmesini siyasal otoritenin alanında bırakmış oldu.
Ancak bu yaklaşım, davayı açan kuruluşlar tarafından eleştiriyle karşılandı. Davayı açan taraflar, mahkemenin bir yandan Belçika’nın “soykırımı önlemek için elindeki tüm makul araçları kullanma” yükümlülüğünü açıkça teyit ettiğini, diğer yandan ise bu araçların en etkili olanlarından bazılarını -özellikle ticari yaptırımlar ve uluslararası anlaşmaların askıya alınması gibi adımları- yargı denetiminin dışında bıraktığını belirtti. Bu durumun, kararın iç tutarlılığı açısından soru işaretleri doğurduğu ifade edildi.
Öte yandan mahkemenin, yürütmenin takdir yetkisine yaptığı vurgu, Avrupa’daki diğer benzer davalar açısından da önemli bir sınır çizgisine işaret ediyor. Karar, ulusal mahkemelerin devletleri uluslararası hukuk yükümlülükleri bakımından denetleyebileceğini ortaya koyarken, bu denetimin kapsamının somut ve uygulanabilir önlemlerle sınırlı kalacağını, geniş ölçekli dış politika tercihlerinin ise yargı müdahalesine kapalı tutulacağını gösteriyor. Dosyanın “çift kullanımlı ürünler” (dual-use goods) boyutuna ilişkin yargılama ise devam ediyor. Bu kapsamda ilerleyen günlerde dava takviminin belirlenmesi ve açıklanması planlanıyor.
Belçika Filistini Resmî Olarak Tanıyacak mı?
Öte yandan, Eylül 2025’te bu konudaki niyetini açıklayan Belçika’nın Filistin’i ne zaman tanıyacağı konusu da gündemdeki yerini koruyor. Belçika Başbakanı Bart De Wever Ocak 2026’ta Belçika’nın Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımadan önce beklemesinin “uygun” olacağını söyledi. Yaptığı açıklamada De Wever, Belçika’nın geçtiğimiz yıl Filistin’i prensipte tanımayı kabul ettiğini ancak bunun yalnızca katı koşullar altında gerçekleşeceğini hatırlattı.
De Wever Eylül ayında yaptığı açıklamada bu tanımanın “Hamas için bir ödül anlamına gelmemesi gerektiğini” savunmuştu. Ocak 2025’te işbaşı yapan hükûmetin koalisyon anlaşmasında yer alan şartlara dikkat çeken başbakan, bu koşullar arasında Hamas’ın elinde tuttuğu tüm rehinelerin serbest bırakılması ve örgütün Gazze’deki iktidardan uzaklaştırılmasının bulunduğunu ifade etti. (P)