Macaristan’da Orbán 16 Yıl Sonra Kaybetti, Eski Müttefiki Péter Magyar Kazandı
16 yıl boyunca Macaristan’ı yöneten Viktor Orbán, seçimlerde ağır bir yenilgi aldı. Orbán’ın partisi Fidesz'in eski üyesi Péter Magyar liderliğindeki Tisza, anayasayı değiştirecek çoğunluğu elde ederken, sonuçlar ülkenin Avrupa ile ilişkilerinde yeni bir dönemin başlayabileceğine işaret ediyor.
Macaristan’da 12 Nisan’da yapılan genel seçimler, 16 yıldır iktidarda olan Viktor Orbán dönemini sona erdirirken, ülkenin iç siyaseti kadar Avrupa dengeleri açısından da dikkat çekici bir kırılma yarattı. Sandıktan çıkan sonuçlar, yalnızca iktidar değişimini değil, uzun süredir tartışılan “Orbán modelinin” seçmen nezdindeki karşılığını da ortaya koydu.
Magyar’ın Partisi Tisza Anayasayı Değiştirecek Çoğunluğu Elde Etti
13 Nisan sabahı itibarıyla Macaristan Ulusal Seçim Ofisi (NVI) verilerine göre sandıkların yaklaşık yüzde 99’unun açıldığı seçimlerde, Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi yüzde 53 oy oranına ulaştı. Orbán’ın liderliğindeki Fidesz ise yüzde 37’de kaldı.
199 sandalyeli parlamentoda Saygı ve Özgürlük Partisinin (Tisza) 138 milletvekili kazanması, yalnızca hükûmet kurma çoğunluğunu değil, anayasa değişikliği için gerekli 133 sandalyelik eşiği de aşması anlamına geliyor. Orbán, seçim gecesi yaptığı açıklamada sonucu “acı ama açık” olarak nitelendirerek rakibini tebrik etti ve muhalefette kalacaklarını söyledi.
Magyar ise destekçilerine hitabında, “Bugün Macaristan kazandı” ve “Macaristan yeniden Avrupa’ya dönmek istiyor.” ifadelerini kullanarak yeni dönemin yönünü işaret etti.
Seçmenin Önceliği Tartışması: Ekonomi ve Sistem Tartışması
Seçim sürecini takip eden analizler, kampanyanın belirleyici eksenine işaret ediyor. Politico‘ya konuşan Chatham House analistlerinden Timothy Ash, kampanya boyunca yolsuzluk ve ekonomik sıkıntıların öne çıktığını belirterek, “Ekonomi zayıfladığında ve halk elitlerin zenginleştiğini gördüğünde tepki kaçınılmaz oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Princeton University öğretim üyesi, siyaset bilimci Prof. Kim Lane Scheppele ise Orbán’ın uzun süre güçlü ekonominin sağladığı destekle yeniden seçilebildiğini, ancak son dönemde ekonomik durgunluk ve yolsuzluk ifşalarının kamuoyundaki algıyı değiştirdiğini ifade etti.
Macaristan’ın seçim coğrafyası üzerine çalışan akademisyen Dr. Mátyás Bódi de seçmen davranışını “gündelik hayatın sorunları” üzerinden okuyarak, yüksek yaşam maliyetleri, iş imkânları ve kamu hizmetlerindeki aksaklıkların oy tercihlerini doğrudan etkilediğini vurguladı.
Orbán ve Magyar’ın Hem Farklı Hem de Benzer Seçim Kampanyaları
Seçim kampanyası boyunca Viktor Orbán, önceki seçimlerde olduğu gibi güvenlik, ulusal egemenlik ve dış tehdit söylemini ön plana çıkardı. Ukrayna’daki savaş, göç politikaları ve Avrupa Birliği ile yaşanan gerilimler, kampanyanın ana çerçevesini oluşturdu. Orbán, rakibini ülkeyi “Brüksel’in ve Kiev’in etkisine açmakla” suçlayarak seçmeni jeopolitik riskler üzerinden mobilize etmeye çalıştı.
Buna karşılık Péter Magyar, kampanyasını “işleyen bir devlet” ve “normalleşme” vaadi üzerine kurdu. Yolsuzluk iddiaları, kamu hizmetlerinin zayıflaması ve ekonomik sorunlar, Magyar’ın konuşmalarında merkezi yer tuttu. Ancak Macar siyaseti uzmanların Magyar’ın çizgisi, klasik bir muhalefet söyleminden ziyade, sistem içinden gelen bir düzeltme iddiası olarak öne çıktığını vurguluyor. Magyar’ın profili, Avrupa’daki klasik merkez sağ siyasetçilere daha yakın bir yerde konumlanıyor. Göç konusunda sınır kontrolünü savunması, ulusal egemenlik vurgusunu tamamen terk etmemesi ve dış politikada temkinli bir çizgi izlemesi bu noktada öne çıkan görüşleri arasında yer alıyor.
Nitekim Magyar’ın geçmişte Fidesz çevresinde yer almış olması, iki isim arasındaki farkın mutlak bir kopuştan ziyade yöntem ve öncelik ayrışması olarak okunmasına yol açtı. Kampanya boyunca Magyar’ın da ulusal egemenlik, NATO üyeliği ve Ukrayna’ya doğrudan askerî destek konusunda temkinli bir çizgi izlemesi, bazı başlıklarda Orbán’la örtüşen bir zeminin korunduğunu gösterdi.
Bu durum, seçim rekabetini yalnızca “iki zıt dünya görüşü” değil, aynı siyasi geleneğin farklı yorumları arasında bir mücadele olarak da değerlendiren analizleri beraberinde getirdi. The Guardian gazetesine konuşan Budapeşte merkezli Political Capital düşünce kuruluşunun direktörü Péter Krekó, seçim sonucunu değerlendirirken, “Tisza, devlet kaynaklarının, medya gücünün ve kurumsal avantajların büyük ölçüde iktidar lehine olduğu bir ortamda kazandı.” diyerek sonucun önemine dikkat çekti.
Seçimin Dışarıdaki Kazananları ve Kaybedenleri: Trump, Putin, Netanyahu ve Zelenskiy
Seçim, uluslararası aktörlerin açık pozisyon aldığı nadir Avrupa seçimlerinden biri oldu. Donald Trump ve JD Vance, seçim öncesinde Viktor Orbán’a destek açıklamaları yapmıştı. Ancak sonuçlar, bu desteğin seçmen davranışı üzerinde belirleyici olmadığını gösterdi. ABD Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, sonuçların ardından yaptığı açıklamada Orbán’ın yenilgisini “otoriter sağ popülizm için bir uyarı” olarak nitelendirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından da sonuçlar dikkat çekici. Orbán, Avrupa Birliği içinde Moskova ile en yakın ilişkileri sürdüren liderlerden biri olarak görülüyordu. Bu nedenle Budapeşte’deki değişim, Kremlin’in Avrupa içindeki manevra alanını etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu da seçim sürecinde Orbán’a destek veren isimler arasındaydı. İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, Macaristan’daki olası değişimin AB içinde İsrail’e verilen siyasi desteği zayıflatabileceği ifade edilmişti. Macaristan, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasının aleyhine görüş bildiren ülkelerden biriydi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy ise seçim sonuçlarını temkinli bir iyimserlikle karşılayan liderler arasında yer aldı. Zelenskiy, yaptığı açıklamada Macaristan ile “yapıcı iş birliğine hazır olduklarını” belirtirken, yeni dönemde ilişkilerin gelişebileceğine işaret etti. Ancak bu tablo, Kiev açısından net bir kazanım olarak görülmüyor. Zira Péter Magyar, Orbán’dan farklı olarak AB ile daha uyumlu bir çizgi vaat etse de, Ukrayna’ya silah gönderilmesi ve üyelik sürecinin hızlandırılması konularında temkinli yaklaşımını koruyor. Bu nedenle uzmanlar, Budapeşte’deki değişimin Kiev için “kısmi bir rahatlama, ancak sınırlı bir kazanım” anlamına geldiğini ifade ediyor.
Geçiş Süreci Nasıl Olacak?
Seçim sonuçları net bir tablo ortaya koysa da, yeni hükûmeti oldukça karmaşık bir geçiş süreci bekliyor. American Enterprise Institute uzmanlarından Dalibor Rohac, Viktor Orbán döneminde inşa edilen yapıya dikkat çekerek, “Devlet, medya, iş dünyası ve kamu yönetiminde kurulan ağlar son derece derin ve yaygın.” değerlendirmesinde bulunuyor. Bu durum, iktidar değişse bile sistemin kısa vadede tamamen dönüşmesini zorlaştıran temel faktörlerden biri olarak görülüyor.
Benzer şekilde, Macaristan’da son 16 yılda yargıdan bürokrasiye kadar birçok kurumda yapılan atamaların ve yasal düzenlemelerin, yeni yönetimin hareket alanını sınırlayabileceği ifade ediliyor. Özellikle medya ve ekonomik yapı üzerindeki etkisini sürdüren Fidesz’e yakın çevrelerin, yeni dönemde nasıl bir pozisyon alacağı da belirsizliğini koruyor.
Péter Magyar ise seçim gecesi yaptığı konuşmada “en yumuşak ve barışçıl geçişi” hedeflediklerini vurgulayarak, sert bir tasfiye yerine kademeli bir dönüşüm mesajı verdi. Magyar’ın bu yaklaşımı, hem kurumsal direnç riskini azaltmayı hem de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmemeyi amaçlayan bir strateji olarak değerlendiriliyor.
Seçimi Kazanan Péter Magyar Kimdir?
Macaristan siyasetinde son yılların en dikkat çekici figürlerinden biri olan Péter Magyar, hukukçu ve eski diplomat kimliğiyle tanınıyor. Uzun yıllar Viktor Orbán’ın liderliğindeki Fidesz çevresinde yer alan Magyar, devlet kurumlarında ve Brüksel’de çeşitli görevlerde bulundu; kamu şirketlerinin yönetimlerinde ve diplomatik yapılarda aktif rol üstlendi.
Magyar’ın kamuoyunda geniş çapta tanınması ise 2024 başında patlak veren çocuk istismarı bağlantılı af skandalı sonrasında gerçekleşti. Bu süreçte dönemin Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı’nın istifasına yol açan kriz, iktidar içindeki karar alma mekanizmalarını tartışmaya açtı. Magyar, bu dönemde yaptığı açıklamalarda, sistemin şeffaflıktan uzak olduğunu ve devletin dar bir siyasi-ekonomik çevre tarafından yönetildiğini savunarak Fidesz’e yönelik eleştirilerini açık biçimde dile getirdi.
Bu çıkış, onun iktidar çevrelerinden kopuşunu hızlandırdı. 2024’te muhalefete yönelen Magyar, kısa süre içinde Tisza’nın liderliğini üstlendi. Kampanyasını yolsuzlukla mücadele, hukukun üstünlüğünün yeniden tesisi ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin onarılması üzerine kuran Magyar, aynı zamanda ulusal egemenlik ve göç gibi başlıklarda daha temkinli bir merkez sağ çizgi izleyerek farklı seçmen gruplarına hitap etmeyi başardı. (P/AA)