Futbol

Dünya Kupası ABD İçin Bir “Yumuşak Güç” Başarısızlığına mı Dönüştü?

Dünya Kupası bugünkü final maçıyla sona eriyor. ABD, Kanada ve Meksika’yla birlikte ev sahipliği yaptığı turnuvayı, son yıllarda yıpranan küresel itibarını onaracak bir yumuşak güç gösterisine dönüştürmeyi hedefliyordu. Ancak vize ve seyahat kısıtlamaları, turnuva görevlileri ile futbolculara yönelik uygulamalar ve Balogun’un cezasında siyasi baskı şüphesi, ülkenin açık, adil ve misafirperver ev sahibi iddiasını zedeledi.

Dünya Kupası ABD İçin Bir “Yumuşak Güç” Başarısızlığına mı Dönüştü?
FIFA Başkanı Gianni Infantino, ABD Başkanı Donald Trump, Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum ve Kanada Başbakanı Mark Carney, 5 Aralık 2025'te Washington DC'deki John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi'nde düzenlenen 2026 FIFA Dünya Kupası kura çekimi sırasında selfie çekiyorlar. | Fotoğraf: lev radin - Shutterstock.

FIFA Erkekler Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak, bir ülkenin elde edebileceği en büyük yumuşak güç kazanımlarından biri olarak görülür. Almanya, 2006’da turnuvaya ev sahipliği yaparken “Dost edinme zamanı” şeklindeki resmî sloganı benimsemişti. Böylece ciddi ve mesafeli bir ülke olduğu yönündeki küresel algıyı değiştirmeyi ve kendisini misafirperver bir ev sahibi olarak tanıtmayı amaçlıyordu.

ABD, Dünya Kupası’na Ev Sahipliği Yaparak ile Neyi Hedefliyordu?

Aradan yirmi yıl geçmesine rağmen 2006 Dünya Kupası, bir ülkenin büyük bir spor organizasyonundan dünyanın kendisine bakışını iyileştirmek için nasıl yararlanabileceğinin en belirgin örneklerinden biri olarak gösterilmeye devam ediyor. Nitekim turnuvaya öylesine iyimser bir atmosfer hâkimdi ki organizasyon, Almanya’da bugün hâlâ “Sommermärchen”, yani “Yaz Masalı” adıyla sevgiyle hatırlanıyor.

Amerikalı siyaset bilimci Joseph Nye’ın 1990’da geliştirdiği “yumuşak güç” (soft power) kavramı, bir ülkenin yurt dışındaki etkisini zor kullanarak değil, cazibe yaratarak artırabileceği düşüncesine dayanır. Açık, adil ve misafirperver görülen bir ülke; daha fazla ticaret, turizm ve uluslararası siyasette daha güçlü bir itibar gibi somut avantajlar elde eder.

Büyük spor organizasyonları, bir ülkeyi haftalar boyunca küresel kamuoyunun karşısına çıkardığı için bu tür bir imaj oluşturmanın en etkili araçları arasındadır. Milyonlarca insan, doğrudan gördükleri ve yaşadıkları üzerinden ev sahibi ülke hakkında kanaat edinir. ABD’nin, Kanada ve Meksika ile birlikte 2026 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmak istemesinin başlıca nedenlerinden biri de buydu.
Turnuvanın, dünyaya açık bir ABD imajı sunması bekleniyordu. Beyaz Saray Dünya Kupası Görev Gücü Başkanı Andrew Giuliani, 8 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında milyonlarca ziyaretçinin “yalnızca Amerikalıların sunabileceği ve sağlayabileceği misafirperverliği” deneyimlemesi için aylar süren hazırlık yapıldığını söyledi.

Dünya Kupası ayrıca ABD’ye, İran’daki savaş ve Trump yönetiminin ülkenin geleneksel müttefiklerine yönelik sözlü saldırıları nedeniyle son yıllarda yıpranan küresel imajını onarma ve uluslararası kamuoyunda olumlu bir izlenim oluşturma fırsatı sunuyordu. Ancak peş peşe yaşanan tartışmalar, turnuvayı yumuşak gücün nasıl başarısızlığa uğrayabileceğini gösteren bir örneğe dönüştürecek gibi görünüyor.

Kırmızı Kart Skandalı, Sınırdan Çevrilen Hakem ve Meksika’ya Gönderilen İran Takımı

Son tartışma temmuz ayının başında, ABD Başkanı Donald Trump’ın FIFA Başkanı Gianni Infantino’yu bizzat arayarak ABD’li forvet Folarin Balogun’a gösterilen kırmızı kartın yeniden incelenmesini istemesiyle patlak verdi. Balogun’un Bosna-Hersek’e karşı oynanan eleme maçında gördüğü bu kırmızı kartın otomatik olarak bir maçlık cezayla sonuçlanması gerekiyordu.

Ancak FIFA cezanın uygulanmasını erteledi ve Balogun’un ABD millî takımının Belçika’ya karşı oynadığı, ancak elenmekten kurtulamadığı son 16 turu karşılaşmasında forma giymesine izin verdi. Daha önce örneği görülmemiş bu karar, dünya çapında büyük tepki çekti ve Avrupa futbolunun yönetim organı UEFA tarafından sert biçimde eleştirildi. Pek çok gözlemci kararı, siyasi baskının sportif bir sonucu şekillendirmesinin örneği olarak değerlendirdi.

Önceki haftalarda da çeşitli skandallar yaşanmıştı. Geçerli belgelere sahip olmasına rağmen FIFA kokartlı Somalili hakem Omar Artan’ın, içeriği açıklanmayan “güvenlik incelemesiyle ilgili kaygılar” gerekçesiyle ABD’ye girişine izin verilmedi. Artan daha sonra turnuva kadrosundan tamamen çıkarıldı. Iraklı forvet Aymen Hussein ise yolculuğuna devam etmesine izin verilmeden önce Chicago’daki bir havalimanında yedi saat boyunca alıkonuldu.

Aralarında 39 ülkeyi kapsayan seyahat yasağının da bulunduğu vize kısıtlamaları, turnuvaya katılma hakkı kazanan bazı ülkelerin taraftarlarının maçlara gitmesini engelledi. İran Millî Takımı da ABD yerine Meksika’nın Tijuana kentinde konaklamak zorunda bırakıldı. İranlı futbolcuların her maçın hemen ardından ABD’den ayrılması şart koşuldu. Bunun üzerine teknik direktör Amir Ghalenoei, İran’ı turnuvanın “en fazla baskıya maruz kalan takımı” olarak nitelendirdi.

Bu olayların her biri, ABD’nin yansıtmayı umduğu misafirperver ülke imajına zarar verme potansiyeli taşıyor. Bu durum, araştırmacıların “yumuşak güç kaybı” (soft disempowerment) olarak adlandırdığı olguya örnek teşkil ediyor. İngilizcede soft disempowerment olarak ifade edilen bu kavram, ilk kez Katar’ın 2022 FIFA Erkekler Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığı dönemde maruz kaldığı eleştirileri açıklamak üzere geliştirilmişti. Kavram, ev sahibi ülkenin büyük bir organizasyon öncesindeki ve sırasındaki tutumunun insanları cezbetmek yerine kendisinden uzaklaştırdığı durumları tanımlıyor.

Stadyumların inşası sırasında göçmen işçilerin hayatını kaybettiğine ilişkin haberler, rüşvet iddiaları ve stadyumlarda alkole izin verilmesi kararından son anda vazgeçilmesi, Katar’ın Dünya Kupası aracılığıyla uluslararası imajını güçlendirme çabalarına zarar verdi. 2025’te yayımlanan bir araştırma, Katar’ın görsel açıdan başarılı bir turnuva düzenlemesine rağmen sosyal medyadaki yoğun inceleme ve eleştirilerin, küresel kamuoyunun ülkeye bakışında kalıcı bir olumsuz değişime yol açtığı sonucuna vardı.

Dünya Kupası’na Gelecekte Ev Sahipliği Yapacak Ülkeler İçin Dersler

Yumuşak güç kaybının etkileri 2026 Dünya Kupası’nın çok ötesine uzanıyor. Giderek daha fazla ülke, büyük spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmayı uzun vadeli ulusal stratejisinin temel unsurlarından biri olarak görüyor. Bunlar arasında 2030 Dünya Kupası’nı İspanya ve Portekiz’le birlikte düzenlemeye hazırlanan Fas ile bir sonraki turnuvaya 2034’te ev sahipliği yapacak Suudi Arabistan da bulunuyor.

Spor aracılığıyla yumuşak güç oluşturmak, bir ülkenin organizasyon vesilesiyle kapısından içeri giren insanlara verdiği sözleri yerine getirmesine bağlıdır. Siyasetin adil işleyen süreçleri açıkça geçersiz kıldığı ya da ziyaretçilerin misafirperverlik yerine kuşkuyla karşılandığı durumlarda, sporu böylesine güçlü bir yumuşak güç aracına dönüştüren görünürlük, bu kez söz konusu gücün çözülmesine yol açan mekanizmaya dönüşür.

Gelecekte bu sahnede yer almaya hazırlanan ev sahibi ülkeler açısından 2026 Dünya Kupası, başarıdan çok başarısızlığa ilişkin öğretici bir örnek olarak tarihe geçebilir.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 14 Temmuz’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Tariq Alshikhy

Tariq Alshikhy, Bournemouth Üniversitesinde doktora araştırmacısıdır. Çalışmalarında büyük spor organizasyonlarının ev sahibi ülkelerin küresel itibarı ve kültürel görünürlüğü üzerindeki etkisini; yumuşak güç, ülke markalaşması ve spor yoluyla itibar aklama kavramları üzerinden inceliyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler