Diplomasi

Yedi Yıllık Kampanyanın Ardından: Almanya BM Güvenlik Konseyi Üyeliği Yarışını Nasıl Kaybetti?

Almanya, 2019’dan beri yürüttüğü kampanyaya rağmen BM Güvenlik Konseyinin 2027-2028 dönemi için seçilemedi. Portekiz ve Avusturya’nın gerisinde kalan Berlin açısından sonuç, Gazze politikası, Rusya’nın karşı lobi faaliyeti ve “Küresel Güney” ülkeleri nezdinde zayıflayan güvenin görünür hâle geldiği ağır bir diplomatik yenilgi olarak değerlendiriliyor.

Yedi Yıllık Kampanyanın Ardından: Almanya BM Güvenlik Konseyi Üyeliği Yarışını Nasıl Kaybetti?
New York'ta BM Güvenlik Konseyi toplantılarının yapıldığı salon. | Fotoğraf: Birleşmiş Milletler.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2027-2028 dönemi için yapılan geçici üyelik seçimleri, Almanya açısından beklenmedik ve ağır bir diplomatik yenilgiyle sonuçlandı. 2019’dan bu yana Konsey’e yeniden dönmek için kampanya yürüten Berlin, Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu’na ayrılan iki sandalye için Avusturya ve Portekiz’le yarıştı; ancak BM Genel Kurulu’ndaki gizli oylamada iki rakibinin gerisinde kalarak seçilemedi.

BM Genel Kurulu’nda yapılan seçimde Portekiz 134, Avusturya 131 oy alarak Güvenlik Konseyinin 2027 başında başlayacak iki yıllık döneminde yer almaya hak kazandı. Almanya ise 104 oyda kaldı. Seçilebilmek için Genel Kurul’da oy kullanan ülkelerin üçte ikisinin desteğini almak gerekiyordu. Aynı oylamada Zimbabve ve Trinidad ve Tobago rakipsiz oldukları bölgesel gruplardan Konsey’e seçilirken, Asya-Pasifik grubunda Kırgızistan, Filipinler’i geride bırakarak ilk kez BM Güvenlik Konseyi üyeliği elde etti.

Yeni üyeler 1 Ocak 2027’de Danimarka, Yunanistan, Pakistan, Panama ve Somali’nin yerini alacak. Böylece Konsey’in 2027-2028 döneminde geçici üyelik tablosuna Avusturya, Portekiz, Kırgızistan, Zimbabve ve Trinidad ve Tobago eklenecek.

6 Defa Geçici Üyelik Yapan Almanya, Bu Sefer Seçilemedi

Almanya açısından sonucu daha çarpıcı kılan nokta, bunun yalnızca bir seçim kaybı olmamasıydı. Berlin daha önce BM Güvenlik Konseyinde altı kez geçici üye olarak görev yapmış, bu tür adaylıklarda şimdiye kadar başarısızlığa uğramamıştı. Yedi yıllık süreci değerlendiren Deutsche Welle‘ye göre Almanya, BM sisteminin en büyük mali destekçilerinden biri olarak adaylığını “güvenilir ortak”, “çok taraflılığın taşıyıcısı” ve “sorumluluk almaya hazır Avrupa gücü” söylemi üzerine kurmuştu.

Bu nedenle New York’taki oylama, Almanya’nın maddi katkısının ve kurumsal ağırlığının otomatik siyasi destek üretmediğini gösteren dikkat çekici bir sınav hâline geldi. DW’ye konuşan Frankfurt Barış Araştırmaları Enstitüsü araştırmacısı Frederik Schissler de seçim öncesinde olası bir yenilginin Almanya açısından sembolik ağırlığına dikkat çekmişti. Schissler’e göre böyle bir sonuç “bir utanç” anlamına gelebilir; üstelik zamanlaması yenilgiyi daha da ağırlaştıracaktı. Çünkü Almanya tam da bu dönemde “daha görünür bir diplomatik aktör” olarak kendisini konumlandırmaya çalışıyordu.

Schießler, olası bir başarısızlığın yalnızca hükûmetin kampanya performansına değil, Almanya’nın dış politika itibarı hakkındaki daha geniş algıya da işaret edeceğini belirterek, bunun “Almanya’nın dış politika aktörü olarak iyi itibarının zayıfladığı” izlenimini doğurabileceğini söyledi. 2019’dan bu yana yürütülen kampanyanın sonunda ortaya çıkan tablo, Berlin’in beklediği uluslararası karşılığı alamadığını ortaya koydu.

Dışişleri Bakanı Wadephul: “Acı Bir Yenilgi Yaşadık”

Başbakan Friedrich Merz, sonuçların ardından yaptığı yazılı açıklamada hayal kırıklığını açık biçimde kabul etti. “Adaylığımızı kararlılıkla sunduk. Hedefimize ulaşamadık.” diyen Merz, buna rağmen Almanya’nın BM’deki rolünden geri çekilmeyeceğini vurguladı.

Merz açıklamasında, “Almanya, çok taraflı sistemin güvenilir bir dayanağı olmaya devam edecektir. Bu sorumluluğu kararlılıkla üstleniyoruz.” ifadelerini kullandı. Merz’in açıklaması, yenilgiyi telafi etmeye dönük ölçülü bir ton taşısa da Berlin’deki siyasi atmosfer bunun sıradan bir diplomatik aksaklık olarak görülmediğini gösterdi.

Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise sonucu “gerçek bir hayal kırıklığı” ve “acı bir yenilgi” olarak nitelendirdi. Wadephul, böyle bir sonucun ayrıntılı biçimde analiz edilmesi gerektiğini belirterek, Almanya’nın hangi başlıklarda destek kaybettiğinin dikkatle inceleneceğini söyledi.

Rusya Faktörü: Ukrayna Desteğinin Diplomatik Maliyeti

Wadephul’a göre Almanya’nın oy kaybında iki başlık özellikle etkili olmuş olabilir: Ukrayna savaşında Rusya’ya karşı izlenen sert çizgi ve Almanya’nın İsrail’e yönelik tarihsel sorumluluk vurgusuyla şekillenen Orta Doğu politikası.

Bakan, “Rusya’nın Güvenlik Konseyinde böyle bir sesi istemediği sır değil.” diyerek Moskova’nın Almanya’nın adaylığına karşı lobi yürüttüğünü söyledi. Almanya, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından bu yana Kiev’in Avrupa’daki en önemli destekçilerinden biri oldu. Askerî yardım, yaptırımlar ve diplomatik söylem bakımından Berlin’in pozisyonu, Moskova açısından Güvenlik Konseyinde ilave bir baskı unsuru anlamına gelebilirdi.

Bu nedenle Rusya’nın, özellikle Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki bazı ülkeler nezdinde Almanya karşıtı bir zemin oluşturmaya çalıştığı yönündeki iddialar Berlin’de ciddiye alınıyor. Ancak Almanya’nın oy kaybını yalnızca Rusya faktörüyle açıklamak da eksik kalıyor.

Almanya’nın Gazze ve İsrail Politikası Oyları Etkilemiş Olabilir

Almanya’nın destek kaybında öne çıkan ikinci büyük başlık Gazze savaşı ve Berlin’in İsrail politikası oldu. Gazze savaşı boyunca Almanya’nın İsrail’e verdiği güçlü siyasi destek, özellikle “Küresel Güney” ülkelerinde uzun süredir eleştiri konusu. Schissler de bu noktaya dikkat çekerek, Almanya’nın İsrail politikası ve Gazze savaşı boyunca İsrail hükümetine verdiği desteğin “özellikle Küresel Güney ülkeleri tarafından tartışmalı” görüldüğünü söyledi. Bu ülkelerin Genel Kurul’daki ağırlığı nedeniyle, söz konusu tepkinin seçim sonucunda belirleyici olabilecek bir zemin oluşturduğu değerlendiriliyor.

Wadephul da bu başlığın oylamaya etkisini dışlamadı. Almanya’nın Orta Doğu çatışması bağlamında İsrail’e karşı özel bir sorumluluk üstlenmesi gerektiği görüşünün bazı ülkeler nezdinde oy kaybına yol açmış olabileceğini söyledi. Bakan, “Mevcut hükümetin politikasını belirli konularda eleştiriyor olsak da tarihsel sorumluluğumuzu üstlenmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Almanya hükûmeti son dönemde İsrail hükümetinin bazı politikalarına daha açık itirazlar yöneltse de bu, Berlin’in savaşın ilk dönemlerinden itibaren benimsediği çizginin yarattığı algıyı bütünüyle değiştirmedi. BM Genel Kurulu’nda geniş destek arayan bir adaylık için bu algının maliyet üretmiş olabileceği değerlendiriliyor.

Küresel Güney’in Desteği Neden Kritik?

BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği seçimlerinde sonuç, yalnızca Avrupa içi dengelerle belirlenmiyor. Genel Kurul’daki ülkelerin büyük bölümü Afrika, Asya, Latin Amerika ve Pasifik ülkelerinden oluşuyor. Bu nedenle “Küresel Güney” olarak adlandırılan ve jeopolitik ağırlığı artan bu ülkelerin desteği, özellikle çekişmeli gruplarda belirleyici hâle geliyor.

Almanya, adaylık sürecinde “saygı, adalet ve barış” başlıklarını öne çıkarmış; barış inşası, kriz önleme, iklim güvenliği, kadınların barış süreçlerine katılımı ve BM reformu gibi alanlarda sorumluluk üstlenmeye hazır olduğunu vurgulamıştı. Berlin ayrıca Güvenlik Konseyi reformu tartışmalarında Küresel Güney ülkelerine daha güçlü temsil verilmesini savunan ülkeler arasında yer alıyordu.

Ancak oylama, bu söylemin BM Genel Kurulu’ndaki geniş ve farklı önceliklere sahip blokları ikna etmeye yetmediğini gösterdi. Almanya’nın Ukrayna ve Gazze başlıklarındaki pozisyonları, bazı ülkeler tarafından çok taraflılık söylemiyle uyumlu görülmedi. Kalkınma yardımlarındaki kesintilere yönelik eleştiriler de Almanya’nın “güvenilir ortak” imajını zayıflatan unsurlar arasında sayıldı.

Alman Basınında “Büyük Utanç” Yorumu

Seçim sonucu Almanya’da geniş yankı uyandırdı. Bild gazetesi, “Federal hükûmet için büyük bir utanç. Almanya, BM Güvenlik Konseyi üyeliğini kaçırdı.” manşetine yer verdi ve Merz hükûmetinin Portekiz ile Avusturya karşısında ağır bir başarısızlık yaşadığını yazdı.

Frankfurter Allgemeine gazetesi, sonucun Dışişleri Bakanı Wadephul ile Başbakan Merz’in Almanya’yı önceki yıllara kıyasla uluslararası sahnede daha güçlü bir aktör olarak konumlandırma çabalarına büyük darbe vurduğu yorumunu yaptı. Tagesschau ise Almanya’nın daha önceki Güvenlik Konseyi adaylıklarında hiç başarısız olmadığına dikkat çekti.

Welt gazetesindeki değerlendirmelerde ise Almanya’nın dış politikadaki çekingen tavrının da seçim sonucuna etki etmiş olabileceği belirtildi. Yorumlarda, Berlin’in İsrail’in Gazze saldırılarına ilişkin tutumu kadar, İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve ABD’nin Venezuela’daki müdahalesi karşısında sergilediği çizginin de eleştirilere konu olduğu aktarıldı.

Muhalefetten Merz ve Wadephul’a Eleştiri

Almanya’daki siyasi çevreler de sonucu sert biçimde değerlendirdi. Sosyal Demokrat Parti Meclis Grubunun Dış Politika Sözcüsü Adis Ahmetovic, “Ülkemizin adaylığı, uluslararası alanda nasıl algılandığının da bir göstergesiydi.” dedi.
Almanya’nın seçilememesini dış politika açısından hissedilir bir gerileme olarak tanımlayan Ahmetovic, bu başarısızlığın “bir iş kazası değil, bir uyarı sinyali” olduğunu vurguladı.

Sol Parti Başkanı İnes Schwerdtner de sonucu “hezimet” olarak nitelendirerek Almanya’nın ABD veya İsrail tarafından işlenen uluslararası hukuk ihlallerine karşı sessiz kaldığını savundu.

Yeşiller Partisi Eş Genel Başkanı Franziska Brantner ise yenilgiyi Merz ve Wadephul’un dış politika çizgisiyle ilişkilendirdi. Brantner, “Sonuç kimseyi şaşırtmamalı. Almanya, son aylarda uluslararası sahnede çok fazla güven kaybetti.” değerlendirmesinde bulundu.

Aşırı sağ parti Almanya için Alternatif (AfD) de sonucu hükûmete karşı iç politik bir saldırı başlığına dönüştürdü. AfD Eş Başkanı Alice Weidel, Merz’in Almanya’yı “uluslararası sahneye geri getirme” vaadine atıf yaparak, “Utanç verici olaylar arka arkaya geliyor. Merz, Başbakanlığının başında ülkemizi uluslararası sahneye geri getirmek istemişti ancak Almanya’nın artık BM Güvenlik Konseyinde koltuğu kalmadı.” ifadelerini kullandı.

BM Güvenlik Konseyi Nedir ve Neden Önemlidir?

BM Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler sisteminin uluslararası barış ve güvenlikten sorumlu en etkili organı olarak kabul ediliyor. Üyelik yapısı nedeniyle uzun yıllardır eleştirilen bir yapı olan Konsey, veto yetkisine sahip beş daimî üyeden -ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere- ve iki yıllığına seçilen on geçici üyeden oluşuyor.

Konsey kararları hukuken bağlayıcı nitelik taşıyabiliyor. Daimî üyelerin veto yetkisi ise özellikle Ukrayna, Gazze ve İran gibi krizlerde Konsey’in hareket alanını sık sık sınırlandırıyor. Buna rağmen geçici üyelik, ülkeler için hem uluslararası gündemi etkileme hem de diplomatik görünürlük kazanma bakımından önemli bir platform olmayı sürdürüyor.

Almanya açısından bu üyelik, yalnızca sembolik bir temsil anlamına gelmiyordu. Berlin, Güvenlik Konseyine dönerek hem Avrupa’nın güvenlik mimarisinde daha merkezi bir rol üstlenmek hem de çok taraflı düzenin savunucusu olarak kendisini yeniden konumlandırmak istiyordu.

Ancak oylama sonucu, Almanya’nın dış politika iddiası ile uluslararası algısı arasında belirgin bir mesafe oluştuğunu gösterdi. Rusya’nın karşı kampanyası, Gazze savaşındaki tutumun yarattığı tepki, kalkınma yardımlarındaki kesintilere yönelik eleştiriler ve Berlin’in bazı krizlerde yeterince bağımsız bir profil çizmediği yönündeki algı, Almanya’nın beklediği desteği daraltan başlıca faktörler olarak öne çıktı. (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler