Gazze Şeridi

Ulm5 Davası: Almanya’da Soykırım Karşıtı Aktivizme Gözdağı Veren Yargılama

Almanya’da farklı ülkelerden gelen beş aktivist, İsrail’in Gazze’deki soykırımında rolü nedeniyle eleştirilen silah şirketi Elbit Systems’e yönelik protesto eylemi sonrası aylardır tutuklu bulunuyor. Kelepçeli duruşmalar, cam kafes uygulaması, savunma hakkına yönelik kısıtlamalar ve “suç örgütü” suçlamasıyla Ulm5 davası, Almanya’da soykırım karşıtı aktivizme verilen "ibretlik" yargı cevabına dönüşmüş durumda. Peki davada şimdiye kadar neler yaşandı? Sürecin kronolojisine yakından bakalım.

Ulm5 Davası: Almanya’da Soykırım Karşıtı Aktivizme Gözdağı Veren Yargılama
Fotoğraflar: Hanno Haunstein. Kolaj: Perspektif. | Kolaj sırasında fotoğrafların kalitesi yapay zekâ yardımı ile artırılmıştır.

İrlanda, Birleşik Krallık, İspanya ve Almanya vatandaşlığına sahip beş aktivistten oluşan ve “Ulm 5” olarak anılan aktivist grubu, 8 Eylül 2025 tarihinde Almanya’nın güneybatısındaki Ulm kentinde bulunan Elbit Systems tesisinde bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Öğrenciler, sanatçılar ve aktivistlerden oluşan bu grubun amacı, Gazze’deki soykırımda kullanılan silahların büyük bölümünün tedarikçisi olan Elbit Systems’in soykırımdaki rolüne dikkat çekmekti.

Eylemin ardından gözaltına alınan Ulm 5, o tarihten bu yana “mülke izinsiz giriş”, “mala zarar verme” ve “suç örgütü üyeliği” suçlamalarıyla tutuklu yargılanıyor. Aktivistlerin avukatları ise bu suçlamaların temelsiz olduğunu savunuyor. Savunma ekibi, eylemi “insan hayatını korumayı amaçlayan ve yalnızca maddi unsurları hedef alan bir sivil itaatsizlik eylemi” olarak tanımlarken, protesto sırasında hiç kimseye yönelik saldırı gerçekleşmediğini, olayda yaralanan olmadığını ve beş aktivistin de eylemin ardından olay yerinde kalarak gözaltına alınmayı beklediğini vurguluyor.

Ulm5 davasını kamuoyunda tartışmalı hâle getiren yalnızca düzenlenen protesto eylemi değil. Stuttgart-Stammheim’da görülen duruşmalar, sanıklara muamele ve mahkeme başkanının tutumuyla da ilk günden ciddi hukuk tartışmalarını beraberinde getirdi.

İlk Duruşmada Redd-i Hakim Talebi ve Görmezden Gelinen Masumiyet Karinesi

 Aylar süren tutukluluğun ardından Ulm5’e yönelik ilk duruşma, 27 Nisan 2026 tarihinde Stuttgart Eyalet Mahkemesi Devlet Güvenlik Dairesi tarafından görülmeye başladı. Savunma tarafının avukatlarına göre davanın Stammheim’da görülmesi tesadüfi değildi. Almanya’da 1970’li yılların RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) davaları ve “terör yargılamaları” ile özdeşleşen Stammheim’daki mahkemenin tercih edilmesi, savunmaya göre sanıkların daha en baştan “tehlikeli” ve “suçlu” olarak konumlandırılması anlamına geliyordu. Bu nedenle dava yeri seçimi, hukuk devleti ilkeleri açısından başlı başına tartışmalı bir mesaj taşıyordu.

İddianameye göre beş sanık; Alman Ceza Kanunu’nun 129. maddesi kapsamında “Palestine Action Germany” adlı bir suç örgütüne üyelik, mala zarar verme ve izinsiz şekilde mülke girme suçlamalarıyla yargılanıyordu. Savcılığa göre “Palestine Action Germany”, antisemitist hedeflere sahip ve İsrail’in “var olma hakkını” inkâr eden bir örgüt olarak görülüyor. Sanıkların suçlu bulunmaları hâlinde, örgüt üyeliği suçlaması kapsamında beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilecekleri belirtiliyor.

İlk duruşmada sanıkların kelepçeli şekilde ve cam kafesin arkasında mahkeme salonuna getirilmesi büyük tepki çekti. Ayrıca savunmanın, müvekkillerin kendi avukatlarının yanında oturabilmesi yönündeki talepleri de hâkim tarafından reddedildi. Savunma avukatları, avukat ile müvekkil arasındaki gizli iletişim hakkının fiilen engellendiğini belirterek mahkemenin tutumunu adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirdi ve hâkimin reddini talep etti.

Avukatlar, Hâkim Kathrin Lauchstädt’in mahkemeyi yönetme biçimi karşısında “dehşete düştüklerini” belirttikleri açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Müvekkillerimiz, masumiyet karinesi açıkça ihlal edilerek kamuoyuna ve basına, suçlarının çoktan kesinleştiği izlenimini uyandıracak şekilde sunuldu: Duruşma başında kelepçeli halde mahkeme salonuna getirildiler. Bu halde dakikalarca basının fotoğraf çekimine maruz bırakıldılar ve ardından tüm duruşma boyunca, kamuoyundan güvenlik camıyla ayrılmış bir cam kafes içinde, ayrıca adliye görevlilerinin gözetimi altında tutulmaya devam ettiler.”

Birinci duruşmada avukatlar, teknik sorunlar nedeniyle müvekkilleriyle iletişimlerinin sürekli kesintiye uğradığını ve tercüme aksaklıkları nedeniyle sanıkların davayı takip edemediklerini belirtirken, savunmanın talepleri hâkim Karin Lauchstädt tarafından dinlenmeden reddedildi.

Bunun üzerine avukatlar, Stuttgart Eyalet Mahkemesinden, ilk duruşmadaki hukuk devleti ilkesine aykırı koşulların düzeltilmesini; ikinci duruşma gününde savunma ile sanıklar arasında gizli iletişime izin verilmesini ve tüm peşin hükümlü uygulamalardan vazgeçilmesini talep etti.

“Davanın Hâkimi Açıkça Dış Baskı Altında”

İlk duruşmanın ardından Ulm5’in aileleri ve yakınları, mahkeme salonunda yaşananlardan dolayı şok olduklarını belirterek bir açıklamada bulundular:

“Yakınlarımızın bu şekilde (cam kafes ardında) sergilenmesi, masumiyet karinesini ihlal etmekte ve gerçekte hiçbir kişiye zarar vermemiş olmalarına rağmen, geri döndürülemez biçimde suçluluk ve tehlikelilik izlenimi yaratmaktadır. Beş kişi de tutuklanmaya direnmemiş, polis işlemleri sırasında tamamen sakin davranmış ve sekiz aydır süren duruşma öncesi tutukluluk süreçlerinde de bütünüyle barışçıl kalmışlardır.”

Ulm5’in yakınları ayrıca İrlanda, İspanya ve Birleşik Krallık hükümetlerine, vatandaşlarının haklarını gözetmeleri ve duruşmayı izlemeleri çağrısında bulundu. Aileler ayrıca davanın görüldüğü Almanya’ya da sanıklara muamele konusunda uluslararası, Avrupa ve AB standartlarına uyma çağrısında bulundu.

Duruşmanın ardından Ulm5 aktivistlerinden Vi’nin partneri Josi ise şu açıklamayı yaptı:

“İnsanlar Ulm 5’in eylemleri hakkında ne düşünürse düşünsün, onların adil bir yargılamayı hak ettikleri açık. Baş hâkim saldırgan tavırlı ve görevine uygun değil. Sadece beş kişiye ve avukatlarına saygısızlık etmiyor; hukuki usule de saygısızlık ediyor. Bana göre davranışları, hukuki standartları bir kenara bırakması ve belirli bir sonuca ulaşılması yönünde dış baskı altında olduğunu gösteriyor. Kararlarının gerekçesi ne olursa olsun ve sergilediği makul olmayan davranışlar ne sebeple ortaya çıkarsa çıksın, yalnızca davadan çekilmesi değil, meslekten ihraç edilmesi gerek.”

İkinci Duruşma Hâkim Tarafından Yeniden İptal Edildi

11 Mayıs 2026 tarihinde görülen ikinci duruşma da yine Stuttgart-Stammheim’da yapıldı. Ancak ilk duruşmada gündeme gelen hak ihlalleri ve usul tartışmaları bu oturumda da devam etti. Savunma avukatları, müvekkillerinin adil yargılanma hakkının sistematik biçimde ihlal edildiğini belirterek yeniden itirazlarda bulundu.

Buna rağmen Ulm5 üyeleri bir kez daha kelepçeli şekilde mahkeme salonuna getirildi ve savunma avukatlarının ifadeleriyle, “ancak diktatörlüklerde görülebilecek türden” bir cam kafesin içinde duruşmaya çıkarıldı.

Duruşmada savunma tarafı; müvekkillerle avukatlar arasındaki gizli iletişimi fiilen engelleyen oturma düzeninin değiştirilmesini, savunmanın ayrıntılı duruşma notları tutabilmesine imkân sağlanmasını -zira Almanya’daki birçok davada resmî tutanak tutulmuyor- yetersiz simultane çeviri hizmetinin düzeltilmesini, sanıkların kendi notlarını alabilmesine izin verilmesini ve basın özgürlüğü kapsamında mahkeme önünde basın açıklaması dağıtımına müsaade edilmesini talep etti. Ancak hâkim, savunmanın tüm bu taleplerini reddetti.

İkinci duruşmada da iddianame okunmadı; savunma tarafı açılış beyanlarını sunamadığı gibi sanıkların ifadeleri de alınmadı. Avukatlar yayımladıkları açıklamada, mahkeme salonundaki teknik sorunlara ve oturma düzenine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:

“Sanıklar ve savunma tarafından defalarca dile getirilen sorunlar mahkeme tarafından ele alınmadığı sürece, özellikle de sanıkların avukatlarıyla gizli iletişim kuramaması ve savunma için bir tutanak görevlisinin bulunmaması nedeniyle, gelecekteki duruşmalarda davanın sağlıklı şekilde ilerlemesine dair umut oldukça zayıf görünüyor.”

Ulm5 avukatları Stuttgart’taki mahkemeyi “göstermelik bir dava” olarak nitelendirerek, mahkemenin savunmaya alan tanımamakta kararlı olduğunu söyleyerek, Ulm5’in anayasal ve insan haklarının korunması adına uluslararası duruşma gözlemciliği çağrılarını yinelediler.

Avukatlar, “Stammheim’da yargılanan yalnızca Ulm 5 değil, aynı zamanda Alman yargısıdır.” ifadelerinde bulundu.

İkinci duruşmanın ardından Ulm5 aktivisti Leandra’nın avukatı Mathes Breuer ise şöyle dedi: “Mahkeme bir kez daha Ulm 5’in haklarının kendisi için önemsiz olduğunu gösterdi. Mahkeme, adil yargılanma hakkını artık geri döndürülemeyecek şekilde ihlal etti.”

Üçüncü Duruşmada Sanıklar Salona Zorla Getirildi

20 Mayıs’ta görülen üçüncü duruşmada ise Stuttgart Eyalet Mahkemesi, savunma avukatlarının “hukuka aykırı” olarak nitelendirdiği oturma düzeninde ısrar etti. Bu duruşmada da sanıkların mahkeme salonuna kelepçeli şekilde getirilmesi istendi. Bu durumun ardından sanıklar, avukatlarının yanında oturamadıkları ve cam kafesin arkasından duruşmayı takip etmeye zorlandıkları bir düzenin kendileri açısından peşin hüküm anlamına geldiğini belirterek salona kendi rızalarıyla gitmeyi reddetti. Bunun üzerine hâkim, sanıkların güvenlik görevlileri tarafından zorla mahkeme salonuna taşınması talimatını verdi.

Güvenlik tedbirlerinin daha da sıkılaştırıldığı üçüncü duruşmada gazetecilerin kalemlerine el konulurken, duruşma gözlemcilerinin not almasına da izin verilmedi.

Üçüncü duruşmada savunma tarafı açılış beyanlarını da sundu. Avukatlar, sanıklara isnat edilen eylemin Gazze’deki soykırıma karşı “meşru müdafaa” ve “zorunluluk hâli” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Ayrıca savunma, aktivistlere yöneltilen antisemitizm suçlamalarını da en sert şekilde reddetti.

Ulm5 avukatlarından Benjamin Düsberg, duruşmanın ardından yaptığı açıklamada şunu söyledi:

“Mahkeme heyetinin şimdiye kadarki tutumu, bu davanın, müvekkillerimizin haklı antimilitarist eylemini tehlikeli gibi göstermek amacıyla yürütülen bir göstermelik dava olduğunu ortaya koyuyor. Müvekkillerimizin çok açık şekilde ağır biçimde cezalandırılması isteniyor ki başkaları da caydırılsın. Oysa müvekkillerimizin sanık sandalyesinde oturmaması gerek. Burada yargılanması gereken başka insanlar var. Söz konusu eylem, Elbit Systems Deutschland şirketine yönelikti. Ve bu şirket Gazze’deki soykırımın aktif bir parçası. Bu, Soykırım Sözleşmesi’nin açık bir ihlali. Aynı zamanda soykırıma yardım ve yataklık anlamına da geliyor.

Silah sevkiyatlarını durdurmak için başvurulabilecek diğer bütün, daha hafif yöntemler başarısız olduğu için müvekkillerimiz fiilen meşru müdafaa hakkına sahipti. Oradaki silah üretimine zarar verme ve onu engelleme hakları vardı. Bu gerekliydi, çünkü diğer bütün yollar sonuçsuz kalmıştı. Ayrıca insan hayatını kurtarmaya elverişliydi; çünkü en azından işletmenin faaliyetlerinin kesintiye uğramasına yol açtılar. Eğer ‘Bir daha asla’ sözü gerçekten herhangi bir biçimde evrensel olarak geçerli olacaksa, o zaman müvekkillerimiz her insanın yapması gereken şeyi yaptı.”

“Bu Davanın Sonucu Soykırım Karşıtı Protestoculara Yönelik Müdahaleleri Belirleyebilir”

Duruşmanın ardından Freitag’a konuşan Hanno Hauenstein’e göre de Ulm5 yargılaması, artık basit bir mala zarar verme davasının çok ötesine geçmiş durumda. Hauenstein, “Bu dava, Almanya’nın gelecekte Gazze’deki soykırıma karşı gerçekleştirilen radikal protesto biçimlerine nasıl yaklaşacağının belirleyici bir örneği niteliğinde. Aynı zamanda iklim hareketi gibi farklı bağlamlardaki protesto biçimlerine yönelik tutum açısından da emsal teşkil ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Hauenstein’e göre davanın asıl meselesi, protesto eyleminin cezai kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği değil; Almanya’da soykırımı durdurmak isteyen ve bunun için mevcut hukuk düzenini ihlal etmeyi göze alan insanlara nasıl muamele edileceği sorusu.

Dördüncü Duruşma: Sanıklar Söz Alıyor

22 Mayıs’ta davanın dördüncü duruşmasında da sanıklar, avukatlarının taleplerine rağmen kelepçeli bir şekilde mahkeme salonuna getirildi ve cam kafeslerin ardından duruşmayı takip etti. Duruşmanın dördüncü oturumunda güvenlik tedbirleri olağanüstü biçimde artırıldı. Mahkeme başkanı, ilk kez oturma düzeninin değiştirilmesine yönelik başvuruları kabul etti fakat bu taleplerle ilgili kararını sonraki duruşmalarda vereceğini açıkladı. Savunmanın, duruşmadaki konuşulanları kayda alması için bir zabıt katibi görevlendirilmesi talebi ise reddedildi.

Sanıklardan Tetlow-Devally savunmasında, İşgal ve toplu katliama karşı direnişi antisemitizm olarak göstermek bir utançtır.” ifadesini kullandığında seyircilerden birisi destekleyici bir tepki verdiğinde ise mahkeme, sanığın sözünü keserek savunmasını sonlandırdı. Bunun üzerine savunma avukatları, mahkeme başkanının görevini, sanıkların beyanlarını dinlemeye istekli başka bir mahkeme heyetine devretmesi çağrısında bulundu.

29 Mayıs 2026 tarihinde, Ulm5’e yönelik beşinci duruşmada ise avukatların daha önce yinelediği sorunlar devam etti. Bu duruşmada sanıklar yaptıkları açıklamalarda, silah üreticisi Elbit Systems’i hedef alma kararı aldıklarını ifade ettiler. Açıklamalarda, bu şirketin Gazze’deki soykırımda sorumluluğu bulunduğu ve Alman hükûmetinin, Alman şirketlerinin soykırıma verdiği desteği engellemek için hiçbir adım atmadığını belirtildi.

Sanıklar nihayet kendi eylemlerinin gerekçelerini kişisel olarak açıklama imkânı bulduktan sonra, savunma tarafı tüm tutuklama kararlarının kaldırılmasını talep etti.

“Almanya Hapishanelerinde Sömürü Sistemi Var”

Daha önce de Ulm5 aktivistlerinin aileleri, aktivistlerin çok ağır gözaltı şartlarında tutulduğunu belirtmişlerdi. 25 yaşındaki Zoe Hailu’nun annesi Nicky Robertson, aktivistlerin maruz kaldığı aşırı muamelenin, mala zarar verme suçlamasına kıyasla “orantısız” olduğunu söylemişti:

“Zoe tamamen soyuldu. Kendisine bir çocuk bezi verildi ve bu şekilde altı saat boyunca hücrede tutuldu. Bu gözetim uygulaması; büyük bir kalbe sahip, tüm insanlara sevgi besleyen, güçlü bir adalet duygusuna sahip sıradan, ilkeli bir genç insana karşı orantısızdı.”

Kızının gözatlında 23 saatlik tecritten çıkabilmek ve duş alma hakkı kazanabilmek için hapishanede temizlik yaptığını, kendisini 30 dakika arayabilmek içinse 15 saat çalışması gerektiğini söyleyen Robertson, “Uluslararası hukuku savunan, bir soykırımı önlemeye çalışan bir insanın bu tür bir istismara maruz bırakılması inanılmaz bir şey. Neden böyle cezalandırılıyor?” demişti.

Ulm5 aktivistlerinden Dublinli Daniel Tatlow-Devally’nin avukatı Benjamin Düsberg ise, Alman devletinin daha önce hiçbir sabıkası bulunmayan bu beş kişiyi ibretlik bir örnek hâline getirmeye çalıştığına inandığını söyledi. Düsberg ayrıca aktivistlerin İsrail’e silah sevkiyatını engellemeye çalışarak “başkalarını savunma” amacıyla gerçekleştirilen bir eylem olduğunu söyledi: “Biz bu yargılamayı esasen rolleri tersine çevirmek için kullanmak istiyoruz. Sanık sandalyesinde olması gerekenlerin müvekkillerimiz değil, soykırım sürerken dahi silah teslimatına devam eden Elbit yöneticileri.”

Ulm5 Davası Nasıl Devam Edecek?

Ulm5’in savunma avukatları, savcılığın asıl soruları sormadığını ileri sürerek Elbit Systems Deutschland’ın Gazze’deki Filistin halkına yönelik soykırımdaki rolünün sorgulanmasını istiyor. Savunma avukatları bunun için Kasım 2025’te, Ulm merkezli Elbit Systems’in hangi ürünleri kime tedarik ettiğinin araştırılması için resmî başvuruda bulundu. Savcılık ise bu başvuruyu görmezden geldi. Avukatların temel stratejisi, yargılanma sürecinde Ulm5’in eylemlerinin hem hukuken hem de ahlaken bir “zorunlu yardım” (Nothilfe) eylemi olarak meşru olduğunun belirlenmesi üzerine kurulu.

Alman Ceza Kanunu’nun 32. Maddesine göre meşru müdafaa kapsamında gerekli olan bir fiili işleyen kimse hukuka aykırı hareket etmiş sayılmıyor. Kişinin kendisine veya bir başkasına yönelik mevcut ve hukuka aykırı bir saldırıyı bertaraf etmek için gerekli olan savunma ise “meşru müdafaa” olarak görülüyor.

Ulm5’in avukatları, İsrail’in Gazze’deki hedeflerini tespit etmesine yarayan Gospel ve Lavender gibi yapay zeka sistemleri için teknoloji sevkiyatı yapan Elbit Systems Deutschland’ın soykırım eylemlerinin engellenmesi için aktivistlerin meşru müdafaa yaptığını belirtiyor. İsrail ordusunun kullandığı drone’lerin yüzde 85’i Elbit Systems tarafından sağlanıyor. Bu yönüyle Elbit Systems, İsrail drone stoğunun belkemiği olarak görülüyor.

Savcılık ise Ulm5’in Elbit Systems Deutschland’a yönelik eylemiyle 1 milyon avro tutarında bir mali zarar verdiğini öne sürüyor. Sanıklar Ceza Hukuku’nun 129. Maddesi kapsamında suç örgütü üyeliği kapsamında yargılandığı için, tutuksuz yargılanma ve kefalet talepleri ise Stuttgart-Stammheim Mahkemesi tarafından reddediliyor.

Davanın en başta temmuz ayının sonuna kadar sürmesi beklenirken, mahkeme başkanı davanın süresini Ocak 2027’ye kadar uzattı. Bu durum, Ulm5’in tutukluluk sürelerinin de uzaması anlamına geliyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler