Batı Şeria

Batı Şeria’da Artan Yerleşimci Şiddeti: AB Yaptırım Uygulamak İçin Çoğunluk Arıyor

Batı Şeria’da yasa dışı İsrail yerleşimleri genişlerken Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları rekor düzeye ulaştı. AB’de yerleşimlerle ticaretin tamamen yasaklanması en fazla destek alan seçenek olsa da gerekli çoğunluk ve kararın hukuki usulü konusunda uzlaşma sağlanamadı. İnsan hakları kuruluşları ise şiddetin Filistinlileri topraklarından uzaklaştıran devlet destekli bir mekanizmanın parçası olduğunu belirtiyor.

Batı Şeria’da Artan Yerleşimci Şiddeti: AB Yaptırım Uygulamak İçin Çoğunluk Arıyor
İşgal altındaki Batı Şeria'da, Beytüllahim yakınlarındaki bir tepeye kurulu Yahudi yerleşimi ©Shutterstock.com

İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere ve mallarına yönelik şiddetinin son aylarda artması ve İsrail hükûmetinin uluslararası hukuka aykırı yerleşim faaliyetlerini hızlandırması, Avrupa Birliği’nde (AB) yaptırım taleplerini güçlendirdi. 13 Temmuz Pazartesi günü Brüksel’de toplanan AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı İsrail yerleşimlerine yönelik ticari yaptırımları ele aldı. Her ne kadar somut bir karar çıkmasa da, ticaret yasağı seçeneği üye ülkeler arasında en fazla desteği gören öneri oldu.

En Fazla Destek Ticaret Yasağı Getirilmesi Önerisine Geldi

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Batı Şeria’daki gelişmelerin iki devletli çözümü her geçen gün daha da zorlaştırdığını belirterek, “Herkes Batı Şeria’daki durumun gerçekten tahammül edilemez olduğu konusunda hemfikir.” dedi. Brüksel’deki toplantıda bir araya gelen üye ülkelerin dışişleri bakanları, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan gizli belgede yer alan üç seçeneği değerlendirdi:

  • İsrail yerleşim yerlerinden gelen ürünler için ithalat lisansı sistemi getirilmesi
  • Caydırıcı gümrük vergileri uygulanması
  • Ya da yerleşimlerle ticaretin tamamen yasaklanması

Kallas, yasa dışı yerleşimlerle ticaretin yasaklanmasının en fazla desteği alan seçenek olduğunu söyledi. Ancak hiçbir önerinin açık çoğunluğu sağlayamadığını belirten Kallas, üye ülkelerin büyükelçilerinin konu üzerindeki çalışmaları sürdürmekle görevlendirildiğini açıkladı. Toplantı öncesinde diplomatlar da belirli bir yaptırım konusunda resmî karar beklemediklerini, görüşmelerin yalnızca yeterli siyasi desteğin bulunup bulunmadığını ortaya koyacağını ifade etmişti.

Hollanda Dışişleri Bakanı Tom Berendsen AB ülkelerinin bu konuda üç gruba ayrıldığını söyledi. Berendsen’e göre Hollanda gibi bazı ülkeler ticaret yasağını desteklerken, bazıları buna karşı çıkıyor; bir grup ülke ise henüz tutumunu netleştirmiş değil. “Önümüzdeki haftalarda kararsız ülkelerin nasıl bir tutum alacağının netleşmesini bekliyoruz. Ardından yaz sonunda bir sonraki adımı atmayı umuyoruz.” diyen Berendsen, yasağın nitelikli çoğunlukla kabul edilebileceğini savundu.

Kararın Düğüm Noktası: Nitelikli Çoğunluk mu, Oy Birliği mi?

Toplantıda öne çıkan en önemli anlaşmazlık ticaret yasağının hangi usulle kabul edileceği oldu. Üye ülkelerin çoğunluğu, yerleşimlerle ticaretin sınırlandırılmasının dış politika değil ticaret politikası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Bu yaklaşım kabul edilirse kararın tüm üye ülkelerin oybirliğiyle değil, nitelikli çoğunlukla alınması mümkün olacak.

Belçika, Fransa, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda, İspanya ve İsveç’in de aralarında bulunduğu ülkeler, söz konusu önlemlerin ticaret politikası kapsamında ele alınması gerektiğini savunuyor. Böylece kararın kabulü için en az 15 üye ülkenin ve AB nüfusunun yüzde 65’ini temsil eden ülkelerin desteği yeterli olacak.

Yerleşimlerle ticaret yasağının dış politika aracı olarak değerlendirilmesi ve tüm üye ülkelerin oy birliğiyle kabul edilmesi gerektiğini savunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise, süreci yavaşlatarak yasaklama kararının alınmasını engellemekle eleştiriliyor. Zira böyle bir durumda gerekli desteğin sağlanmasının oldukça güç olacağı ifade ediliyor.

Toplantıda von der Leyen başkanlığındaki Avrupa Komisyonunun hazırladığı önerinin geç sunulması ve yeterince ayrıntı içermemesi de eleştirildi. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, “Bu bana gerçekten ilerleme sağlama arzusundan çok, önümüze kemirilmek üzere bir kemik atılmış hissi veriyor.” dedi. İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares ise, “Asıl gerekli olmayan şey, durmaksızın tartışıp hiçbir adım atmamak. Bunun bir oyalama taktiğine dönüştüğünden endişe ediyorum. Yerleşimlerle ticareti durdurma kararı, uluslararası hukukun uygulanmasından başka bir şey değildir.” ifadelerini kullandı.

İspanya, Belçika ve İrlanda Cumhuriyeti İsrail’e yerleşim politikası nedeniyle ağır yaptırımlar uygulanmasını isterken, Almanya ve İtalya’nın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler ise böyle bir adıma karşı çıkıyor.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar ise Kallas’ı ticaret yasağını kabul ettirebilmek için diplomatik “hilelere” başvurmakla suçladı. X hesabından yaptığı açıklamada, “İsrail’in Avrupa ile ilişkileri diyalog ve adalet temelinde yürütülmelidir.” dedi.

UAD: “Devletler Yerleşimlerle Ticareti Engellemeli”

Birleşmiş Milletler organları ve dünya devletlerinin büyük bölümü, Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı kabul ediyor. İsrail ise bölgenin “ihtilaflı toprak” olduğunu savunarak bu değerlendirmeyi reddediyor.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Temmuz 2024’te yayımladığı danışma görüşünde İsrail’in Filistin topraklarını işgalinin ve Batı Şeria’daki yerleşimlerinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, devletlerin bu hukuka aykırı durumun sürdürülmesine katkı sağlayan ticaret ve yatırım ilişkilerini engellemek için gerekli adımları atması gerektiğini belirtmişti.

AB hâlihazırda İsrail yerleşimlerinde üretilen ürünlere ilişkin “ayrıştırma” (differentiation) politikası uyguluyor. Buna göre bu ürünler, İsrail’de üretilen mallara tanınan gümrük avantajlarından yararlanamıyor ve AB-İsrail Ortaklık Anlaşması‘nın kapsamı dışında tutuluyor. Bununla birlikte İspanya, Hollanda ve İrlanda Cumhuriyeti gibi bazı ülkeler, işgal altındaki Filistin topraklarında kurulan İsrail yerleşimlerine yönelik kendi ticaret kısıtlamalarını da uygulamaya koymuş durumda.

İsrail Batı Şeria’daki Yasa Dışı Yerleşimlerini Hızla Genişletiyor

İsrail, Batı Şeria’yı 1967’den bu yana işgal altında tutuyor. Doğu Kudüs hariç tutulduğunda, bölgede yaklaşık üç milyon Filistinlinin yanı sıra 500 binden fazla İsrailli yerleşimci yaşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi bu ay, işgal altındaki Batı Şeria’nın orta kesiminde 13 yeni yerleşim birimi kurulmasını öngören planı onayladı. Filistin İsrail Araştırmaları Forumu’nun (Palestinian Forum for Israeli Studies- MADAR) verilerine göre, son yıllarda kurulan yeni yerleşim noktalarının sayısı dikkat çekici biçimde arttı. 2012-2022 yılları arasında yılda ortalama sekiz yeni yerleşim noktası kurulurken, bu sayı 2023’te 32’ye, 2024’te 62’ye, 2025’te ise 86’ya yükseldi.

AB dışişleri bakanlarının toplantısından bir gün sonra, 14 Temmuz’da, İsrail Güvenlik Kabinesi, Batı Şeria’da 34 yeni yerleşimin kurulması için 1,3 milyar şekellik bütçeyi onayladı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ayrıca bu yerleşimlere ulaşımı sağlayacak yollar için 1,075 milyar şekellik ek kaynak ayrılacağını açıkladı.

Yerleşim faaliyetlerindeki bu genişlemeye, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetindeki artış da eşlik ediyor. Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri Projesi’nin (Armed Conflict Location and Event Data Project – ACLED) Orta Doğu Araştırmaları Yardımcı Müdürü Nasser Khdour’a göre 2026 yılı, ACLED’in yaklaşık on yıl önce Filistin’deki olayları kayıt altına almaya başlamasından bu yana yerleşimci şiddetinin en ölümcül yılı oldu.

Khdour, ACLED’in mayıs ayında yayımladığı değerlendirmede, kaydedilen olayların Filistinlilere yönelik saldırılar, mülklerin tahrip edilmesi, tarım ekipmanları ve tesislerine zarar verilmesi, ağaçların sökülmesi, Filistinlilere ait tarım arazilerinde hayvan otlatılması ile ekipman, koyun ve tarım ürünlerinin çalınmasını da kapsayan yağma vakalarını içerdiğini belirtti.

ABD’li Kongre Üyesi Khanna da Yerleşimci Şiddetinin Hedefi Oldu

Kaliforniyalı Demokrat Kongre Üyesi Ro Khanna, 8 Temmuz’da işgal altındaki Batı Şeria’ya yaptığı üç günlük ziyaret sırasında yerleşimci şiddetini bizzat tecrübe etti. Khanna ve beraberindeki heyet, 2023 yılı sonunda yerleşimci saldırıları nedeniyle boşaltılan Bedevi köyü Khirbet Zanuta’yı ziyaret ederken silahlı İsrailli yerleşimciler tarafından durduruldu. Khanna’nın aktardığına göre kısa süre sonra olay yerine gelen dört İsrail askeri de kendilerini yaklaşık 90 dakika alıkoydu. Heyet, ziyaret kapsamında yerleşimci saldırılarının hedefi olan ve binlerce Filistin kökenli ABD vatandaşının yaşadığı Turmus Ayya köyünü de ziyaret etti.

ABD’li Demokrat Temsilci Ro Khanna ©Phil Pasquini / Shutterstock.com

Reuters‘a konuşan Khanna, ABD yapımı M4 tüfekleri taşıyan yerleşimcilerin araçlarını kuşattığını belirterek, “Yerleşimcilerin yıktığı bir köyü inceliyorduk. Sonra İsrail ordusu geldi. Bu kişiler yolu kapattı ve ordu Amerikalıların değil, yerleşimcilerin tarafında durdu.” dedi. Khanna sözlerini şöyle sürdürdü:

“Silahlı, 21-22 yaşlarındaki yerleşimcilerin gözlerindeki kibri gördüm. Bizi alıkoydukları için gülüyorlardı. Vergilerimle finanse edilen genç İsrail askerlerinin kibrini de gördüm. Amerikalıları alıkoyduklarına aldırış etmiyorlardı. O otobüste bir Amerikan Kongre üyesinin bulunmasına da hiçbir saygı göstermediler. Tercümanımız, otobüste Amerikalılar bulunduğunu ve ABD Büyükelçiliğinin durumdan endişe duyduğunu söylediğinde ise buna gülerek karşılık verdiler.”

“Eğer bir Amerikan Kongre üyesini 90 dakika boyunca bu kadar çaresiz hissettirebiliyorlarsa, işgal altındaki Filistinlilerin her gün neler yaşadığını bir düşünün.” diyen Khanna, olayın “hesap vermeyen ve bütünüyle cezasız bırakılan bir gücün kibrini” ortaya koyduğunu ve bu durumun “zehirli bir baskı kültürü yarattığını” ifade etti.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise 12 Temmuz’da NBC News ve CNN‘e verdiği röportajlarda yerleşimci şiddetinin “gerçek boyutunun çok ötesinde büyütüldüğünü” iddia etti. Failleri yaklaşık 150 kişilik “çocuk suçlular” veya “kanun tanımaz kişiler” olarak nitelendiren Netanyahu, İsrail’in “hukukun üstünlüğüne dayalı bir ülke” olduğunu ve suç işleyenlerin yargılandığını öne sürdü. Buna karşın İsrailli insan hakları kuruluşlarının ve İsrail basınının yayımladığı çok sayıda rapor, Filistinlilere karşı suç işleyen yerleşimcilerin büyük ölçüde cezasız bırakıldığını ortaya koyuyor.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisinin (OCHA) verilerine göre 2026 yılında Batı Şeria’da günde ortalama altı yerleşimci saldırısı kaydedildi. Bu, OCHA’nın kayıt tutmaya başladığı tarihten bu yana görülen en yüksek oran. Saldırılarda yıl başından bu yana en az 13 Filistinli hayatını kaybetti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de Khanna’nın yaşadığı olayın istisnai bir vaka değil, insan hakları kuruluşlarının yıllardır belgelediği sistematik bir uygulamanın örneği olduğunu belirtiyor. Kuruluşa göre yerleşimci saldırıları çoğu zaman İsrail askerlerinin doğrudan katılımıyla gerçekleşiyor ya da askerler olay yerinde bulunmalarına rağmen olaya müdahale etmiyor. ABD, 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’e yaklaşık 24 milyar dolar askerî yardım sağlarken, Trump yönetimi Ocak 2025’te Biden döneminde şiddet yanlısı onlarca yerleşimciye uygulanan yaptırımları kaldırmıştı.

İsrailli Yerleşimciler Batı Şeria’da Yabancı Gazetecilere Saldırdı

ABD’li Kongre Üyesi Ro Khanna’nın Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler tarafından alıkonulmasından sadece birkaç gün sonra, bu kez gazetecileri taşıyan bir konvoy sopa, taş ve bıçaklarla saldırıya uğradı. 11 Temmuz Cumartesi günü gerçekleşen olay, işgal altındaki Filistin topraklarında görev yapan yabancı gazetecilere yönelik son saldırılardan biri olarak kayda geçti. Saldırıyla bağlantılı olarak dört yerleşimcinin gözaltına alındığı bildirildi.

CNN muhabiri Jeremy Diamond’un da bulunduğu konvoydaki gazeteciler, bir yıl önce İsrailli yerleşimciler tarafından dövülerek öldürülen Filistin asıllı ABD vatandaşı Saif Musallet’in babasına, oğlunun öldürüldüğü bölgeye yaptığı ziyarette eşlik ediyordu. Florida’da yaşayan ve akrabalarını ziyaret için gittiği Batı Şeria’da İsrailli yerleşimciler tarafından öldürülen Musallet’in cinayetinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen olayla ilgili bugüne kadar kimse tutuklanmadı.

Konvoydaki araçlardan birinde bulunan bağımsız gazeteci ve Filistin dayanışma aktivisti Adele Shoko, saldırının işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimci faaliyetlerindeki “benzeri görülmemiş tırmanışın” parçası olduğunu söyledi. Shoko, saldırının Filistin Ulusal Yönetimi’nin nominal olarak tam kontrolünde bulunan A Bölgesi’nde gerçekleşmesine dikkat çekerek, “C Bölgesi, İsrail devleti tarafından desteklenen yerleşimciler tarafından neredeyse tamamen etnik temizliğe uğratıldı. Ardından B Bölgesi’ne geçerek büyük köylere saldırmaya başladılar. Ama A Bölgesi tamamen başka bir aşama.” ifadelerini kullandı.

avrupa birliği ab israil yaptırım ticaret batı şeria yerleşim yerleri yerleşimci şiddeti ilhak

İsrailli yerleşimciler işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyinde bulunan El Halil kentine bağlı Halhul beldesinde CNN’e ait bir basın aracı ile Filistinlilere ait 3 araca zarar verdi. Yerleşimcilerin, araçların lastiklerini patlattığı, camlarını taşla kırdığı ve arabaları kullanılamaz hale getirdiği görüldü. | Fotoğraf: Wisam Hashlamoun – AA

Konvoyda bulunan bir diğer gazeteci Jasper Nathaniel ise işgal altındaki Batı Şeria’da haber takibi yaparken daha önce de birçok kez yerleşimcilerin saldırısına uğradığını söyledi. Nathaniel, İsrail yanlısı çevrelerin gazetecileri, aktivistleri ve uluslararası gözlemcileri “reklam peşinde koşmakla” suçlayarak yerleşimci şiddetini küçümsemeye çalıştığını belirtti. “Batı Şeria’da yeterince zaman geçirirseniz – ki ‘yeterince’ derken birkaç günü kastediyorum – buna benzer bir olayın başınıza gelmesi neredeyse kaçınılmazdır.” diyen Nathaniel, yerleşimcilerin gazetecilere yönelik taciz ve şiddetinin artık sıradan bir olgu hâline geldiğini ifade etti.

B’Tselem: “Yerleşimci Şiddeti Devlet Politikasının Parçası”

ABD’li Senatör Khanna ve CNN muhabirlerinin yaşadıkları son olaylar, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin münferit kişilerin eylemlerinden ibaret olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi. İsrailli insan hakları kuruluşu B’Tselem 2021 yılında yayımladığı bir analiz yazısında bu soruya daha açık bir yanıt vererek, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini münferit bireylerin eylemleri olarak değil, İsrail devletinin Filistin topraklarını ele geçirme stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak tanımlıyor. Kuruluş, bu tespitini hukuki düzenlemeler, idari uygulamalar ve sahadaki örneklerle temellendiriyor.

B’Tselem’e göre İsrail, 1967’de Batı Şeria’yı işgal etmesinden bu yana iki milyondan fazla dönüm Filistin toprağını yerleşim inşası, mevcut yerleşimlerin genişletilmesi, tarım ve sanayi bölgelerinin oluşturulması ile yerleşimcilere hizmet eden yolların yapımı için kullandı. Örgüt, bu toprakların bir kısmının askerî emirler, “devlet arazisi”, “atış sahası” veya “doğa koruma alanı” ilan edilmesi gibi resmî yöntemlerle; bir kısmının ise yerleşimcilerin sistematik şiddeti sayesinde fiilen ele geçirildiğini belirtiyor. İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu iki yöntemin gerçekte aynı stratejinin tamamlayıcı unsurları olduğunu savunuyor.

Analize göre İsrail devleti, Filistinlilerden şiddet yoluyla alınan topraklar üzerinde kurulan yasa dışı yerleşim noktalarını (outpost) ve sözde tarım çiftliklerini fiilen destekliyor. Bu destek; askerî koruma sağlanması, güvenlik giderlerinin karşılanması, yol, su ve elektrik altyapısının kurulması, devlet kurumları ile Dünya Siyonist Örgütü Yerleşim Birimi aracılığıyla mali yardım yapılması, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin sübvanse edilmesi ve mahkemelerde hukuki savunma sağlanmasını kapsıyor.

“Yerleşimci Şiddeti Cezasız Bırakılıyor: Amaç Filistinlileri Topraklarından Uzaklaştırmak”

B’Tselem, yerleşimci şiddetinin işgalin ilk yıllarından bu yana devlet belgeleri, asker ve Filistinli tanıklıkları, insan hakları raporları ve medya haberleriyle ayrıntılı biçimde belgelendiğini, buna rağmen saldırıların büyük ölçüde cezasız kaldığını vurguluyor. Kuruluşun analizinde bu saldırıların darp, taşlama, tehdit, tarım alanlarını yakma, ağaç ve ürünleri tahrip etme, mahsul çalma, ev ve araçlara zarar verme, yolları kapatma, gerçek mermi kullanma ve zaman zaman öldürmeye kadar uzandığı belirtiliyor. Özellikle yerleşimci çiftliklerinden gelen grupların Filistinli çiftçi ve çobanları nesillerdir kullandıkları mera ve su kaynaklarından zorla uzaklaştırdığı, insansız hava araçlarıyla sürüleri korkutup dağıttığı ifade ediliyor.

İsrail askerleri yerleşimcileri gözaltına alma yetkisine sahip olmalarına rağmen çoğu zaman bunu kullanmıyor. Bunun yerine birçok olayda Filistinlileri kendi arazilerinden uzaklaştırıyor; askerî yasak bölge ilanları, göz yaşartıcı gaz, ses bombası, plastik kaplı metal mermi ve zaman zaman gerçek mermi kullanıyor. Bazı vakalarda askerlerin saldırılara doğrudan katıldığı veya olay yerinde bulunmalarına rağmen müdahale etmediği belirtiliyor. İsrailli sivil toplum kuruluşu Yesh Din’in verilerine göre yerleşimci şiddetine ilişkin 15 yıllık soruşturmalarda dosyaların yüzde 91’i iddianame düzenlenmeden kapatıldı; incelenen 1.200’den fazla dosyanın yalnızca 100’ünde dava açıldı.

Rapora göre yerleşimci şiddetinin en önemli sonucu, Filistinlilerin yaşadıkları bölgelerde kalmasını giderek imkânsız hâle getirmesi. Sürekli saldırı tehdidi nedeniyle birçok aile hayvancılığı bırakıyor, tarım arazilerine ve su kaynaklarına ulaşamıyor; uzun süre işlenemeyen bazı araziler ise verimsizleşiyor. B’Tselem, bu sürecin Batı Şeria’da resmî olarak çizilmemiş ancak herkes tarafından bilinen fiilî sınırlar oluşturduğunu, Filistinlilerin bu alanlara girmeleri hâlinde hayatlarını riske attığını belirtiyor.

B’Tselem’in vardığı sonuca göre İsrail’in apartheid rejimi; hükûmet, ordu, sivil idare, Yüksek Mahkeme, polis ve iç istihbarat teşkilatı gibi kurumlarla birlikte yerleşimcileri de aynı stratejinin parçası olarak kullanıyor. Yerleşimci şiddeti bazen resmî devlet müdahalelerinden önce geliyor, bazen de bunlarla eş zamanlı yürütülüyor. Kuruluşa göre bu yapı, İsrail’e hem Filistinlileri topraklarından uzaklaştırma politikasını ilerletme hem de sorumluluğu “kontrol edilemeyen yerleşimcilere” yükleyerek şiddetle arasına mesafe koyma imkânı sağlıyor. Ancak B’Tselem, devletin bilgisi, desteği ve koruması altında gerçekleşen yerleşimci şiddetinin fiilen devlet şiddetinin bir parçası olduğunu savunuyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler