Rekor Başvuru, Yetersiz Koruma: Almanya’da 2025 Ayrımcılık Raporu Ne Söylüyor?
Son yıllık rapora göre Almanya’da ayrımcılık başvuruları 2025’te yeni bir zirveye ulaştı. Başvuruların en büyük bölümünü ırkçı ayrımcılık oluştururken, başörtülü Müslüman kadınlar, engelliler ve kronik hastalığı olan kişiler de raporda öne çıkan gruplar arasında yer aldı.
Almanya’da ayrımcılığa maruz kaldığını belirten kişilerin Federal Ayrımcılıkla Mücadele Kurumuna (Antidiskriminierungsstelle des Bunde – ADS) yaptığı danışma başvuruları 2025 yılında yeni bir zirveye ulaştı. Kurumun Bağımsız Federal Ayrımcılıkla Mücadele Sorumlusu Ferda Ataman tarafından açıklanan 2025 yılı raporuna göre, yıl boyunca toplam 13.067 danışma talebi kaydedildi. Bu sayı, bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 15’lik artış anlamına geliyor.
Raporda yer alan verilere göre 13.067 başvurunun 10.497’si, Almanya’daki Genel Eşit Muamele Yasası’nın (Allgemeines Gleichbehandlungsgesetz – AGG) koruma kapsamına giren en az bir ayrımcılık özelliğiyle bağlantılı. AGG; yaş, engellilik, cinsiyet, din veya dünya görüşü, cinsel kimlik ile “ırk” ya da etnik köken temelinde ayrımcılığı yasaklıyor. Ancak yasa, esas olarak çalışma hayatı ile mal ve hizmetlere erişim alanlarında koruma sağlıyor; devlet kurumlarıyla yaşanan birçok ayrımcılık vakası ise bu kapsamın dışında kalıyor.
En Çok Başvuru Irkçı Ayrımcılık Nedeniyle Yapıldı
2025 yılında en fazla danışma talebi ırkçı ayrımcılık ve etnik köken temelindeki ayrımcılık nedeniyle yapıldı. Bu kategoride 4.571 başvuru kaydedildi. Böylece ırkçılıkla bağlantılı başvurular, AGG kapsamındaki başvuruların yaklaşık yüzde 43’ünü oluşturdu. ADS verilerine göre bu alandaki başvurular 2021’den bu yana sürekli artıyor ve söz konusu dönemde iki kattan fazla yükselmiş durumda.
Ferda Ataman, raporun bu yılki odağını ırkçı ayrımcılığa ayırdıklarını belirterek, “Irkçı tutumlar yerleşik hâle geliyor ve insanların çok daha ağır hissettiği ayrımcılıklara yol açıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Ataman’a göre başvuru sahipleri, iş yerinde ırkçı hakaret ve değersizleştirme, konut ararken ayrımcı retler, sağlık hizmetlerinde dışlanma ve kamu kurumlarıyla temas sırasında eşitsiz muamele gibi çok farklı alanlarda ayrımcılık deneyimleri aktarıyor.
Raporda özellikle gündelik hayatta karşılaşılan ırkçılığa dikkat çekiliyor. Kulüp girişlerinde geri çevrilme, iş yerinde aşağılayıcı ifadeler, ev sahiplerinin ayrımcı beyanları, mağaza ve güvenlik personelinin keyfî kontrolleri gibi vakalar, danışma başvurularında öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. ADS, bu başvuruların Almanya’daki ayrımcılık tablosunun tamamını yansıtmadığını, yalnızca kuruma ulaşan vakaları gösterdiğini özellikle vurguluyor. Rapora göre birçok kişi yaşadığı ayrımcılığı herhangi bir kuruma bildirmiyor.
Engellilik ve Kronik Hastalık Nedeniyle Başvuranların Sayısı İlk Kez 3 Bini Aştı
Irkçı ayrımcılığın ardından en fazla danışma talebi engellilik veya kronik hastalık nedeniyle yapıldı. 2025 yılında bu alanda 3.015 başvuru kayda geçti. Bu sayı, söz konusu kategoride ilk kez 3 bin eşiğinin aşılması anlamına geliyor. Toplam içindeki oran yaklaşık yüzde 27 olarak açıklandı.
Cinsiyet veya cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılığa ilişkin başvurular ise 2.407 vaka ile yaklaşık yüzde 22’lik paya sahip oldu. Diğer ayrımcılık alanlarında ise yaş nedeniyle başvurular yüzde 12, din ve dünya görüşü nedeniyle başvurular yaklaşık yüzde 7, cinsel kimlik nedeniyle başvurular ise yaklaşık yüzde 4 seviyesinde gerçekleşti.
ADS raporu, ayrımcılığın çoğu zaman tek bir kategoriyle sınırlı olmadığını da ortaya koyuyor. Birçok başvuruda birden fazla ayrımcılık özelliği iç içe geçiyor. Özellikle başörtülü Müslüman kadınlar bakımından din, cinsiyet ve etnik köken temelli ayrımcılık biçimlerinin birlikte işlediğine dikkat çekiliyor. Rapora göre 2025 yılında Müslüman başörtüsünün taşınmasıyla bağlantılı 172 danışma talebi kaydedildi.
Ayrımcılık En Çok İş Hayatında Bildirildi
Başvuruların yaşam alanlarına göre dağılımında ilk sırada çalışma hayatı yer aldı. 2025 yılında 3.600’ün üzerinde başvuru iş hayatındaki ayrımcılık iddialarıyla ilgiliydi. Başvuranlar, ayrımcı iş ilanları, işe alım süreçlerinde retler, daha kötü çalışma koşulları, iş yerinde mobbing veya dışlayıcı davranışlar nedeniyle kuruma başvurdu.
AGG, iş hayatının tüm aşamalarında ayrımcılık yasağı getiriyor: Başvuru süreci, işe alım, çalışma ilişkisi ve iş ilişkisinin sona ermesinden sonraki süreç bu kapsama giriyor. Ancak raporda, ayrımcılık iddiasıyla hak aramak isteyen kişilerin çoğu durumda çok kısa süreler içinde harekete geçmek zorunda kaldığı belirtiliyor. Mevcut düzenlemeye göre AGG kapsamındaki taleplerin genellikle iki ay içinde ileri sürülmesi gerekiyor. ADS, bu sürenin birçok mağdur açısından gerçekçi olmadığını savunuyor.
İkinci büyük alan ise mal ve hizmetlere erişim ile konut piyasası oldu. Konut erişimiyle ilgili 2025 yılında 488 danışma başvurusu yapıldı. Bu sayı, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 25’lik artışa işaret ediyor. Sağlık ve bakım alanındaki başvurularda da benzer şekilde neredeyse yüzde 25’lik artış kaydedildi.
Devlet Kurumlarıyla Yaşanan Vakalar AGG Kapsamı Dışında
Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de devlet kurumlarıyla yaşanan ayrımcılık iddiaları oldu. 2025 yılında 1.400’den fazla kişi, daireler ve resmî makamlarla temas sırasında ayrımcılığa uğradığını bildirdi. 500’den fazla başvuru ise polis ve yargı ile temas sırasında yaşanan ayrımcılık iddialarına ilişkindi. Eğitim alanında bildirilen vaka sayısı 600’ün üzerine çıktı.
Bu vakaların önemli bir bölümü AGG’nin doğrudan koruma alanı dışında kalıyor. ADS’ye göre AGG kapsamındaki özelliklerle bağlantılı başvuruların yaklaşık yüzde 42’sinde, ayrımcılığın yaşandığı alan yasa tarafından kapsanmadığı için başvuranlar AGG’ye dayanamıyor. Bu nedenle kurum, ayrımcılığa karşı korumanın devlet kurumlarıyla temas, sağlık, eğitim ve yapay zekâ kaynaklı karar süreçleri gibi alanlara genişletilmesi gerektiğini savunuyor.
Ataman, federal hükûmet tarafından kabul edilen AGG reform taslağını bu nedenle yetersiz bulduğunu ifade etti. Taslakta cinsel taciz alanındaki bazı boşlukların kapatılmasının doğru ve gecikmiş bir adım olduğunu belirten Ataman, buna karşın reformun günlük hayatta ayrımcılıkla karşılaşan birçok kişi için sınırlı etki doğuracağını söyledi. Ataman’a göre devlet kurumları, sağlık sektörü ve yapay zekâ destekli ayrımcı uygulamalar hâlâ “hukuki gri alan” olarak kalıyor.
“Ayrımcılıktan En Çok Müslüman Kadınlar Etkileniyor”
İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Ali Mete de rapora ilişkin yaptığı açıklamada, verilerin “açık bir uyarı sinyali” olduğunu belirtti. Mete, “Rakamlar endişe verici. Irkçılık en yaygın ayrımcılık biçimi olmaya devam ediyor. Müslüman kadınlar özellikle bu durumdan en çok etkilenen kesim. Planlanan reformlar yeterli değil.” dedi.
Mete, insanların kökenleri, ten renkleri, isimleri veya dinî inançları nedeniyle dışlanmasının yalnızca bireysel mağduriyetler olarak görülemeyeceğini belirterek, bunun toplumun genel durumuna ilişkin bir gösterge olduğunu ifade etti. Engelli ve kronik hastalığı olan kişilere yönelik ayrımcılıktaki artışa da dikkat çeken Mete, bir toplumun en kırılgan gruplara nasıl davrandığının insanlık düzeyinin önemli ölçütlerinden biri olduğunu söyledi.
Başörtülü Müslümanlara yönelik ayrımcılığın ayrıca ele alınması gerektiğini belirten Mete, ADS’ye bu alanda ulaşan 172 başvurunun gerçek tablonun yalnızca görünen kısmı olduğunu savundu. Mete’ye göre siyasi ve bürokratik kaynaklı başörtüsü yasakları, Müslüman kadınların dinî görünürlüğünü sorun olarak kodluyor ve bu durum gündelik hayattaki ayrımcı tutumları da besliyor.
AGG İçin Reform Tartışması Sürecek
ADS raporu, Almanya’da ayrımcılığın hem sayısal olarak daha fazla bildirildiğini hem de bazı alanlarda daha görünür ve daha sert biçimler aldığını ortaya koyuyor. Ancak raporun en kritik tespiti, mevcut hukukî çerçevenin birçok vakada mağdurlara etkili koruma sağlayamaması. Kurum, AGG’nin kapsamının genişletilmesini, başvuru sürelerinin uzatılmasını, ayrımcılık mağdurlarına mahkemede daha güçlü destek verilmesini ve danışma yapılarının ülke genelinde kalıcı biçimde finanse edilmesini talep ediyor.
2025 verileri, Almanya’da ayrımcılıkla mücadelenin yalnızca bireysel başvuru mekanizmalarına bırakılamayacak kadar geniş bir sorun alanına dönüştüğünü gösteriyor. Irkçılık, engellilik, cinsiyet, din, yaş ve cinsel kimlik temelindeki başvuruların artması; iş piyasasından konut arayışına, sağlık sisteminden kamu kurumlarına kadar birçok alanda daha güçlü ve uygulanabilir düzenlemelere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor. (P)