Almanya’da Siyasete Güven 2022’den Bu Yana Belirgin Biçimde Geriledi
SVR’nin yeni raporuna göre federal hükûmet ve Federal Meclise duyulan güven 2022’den bu yana toplumun tüm kesimlerinde geriledi; düşüş göç geçmişi olmayanlarda daha sert gerçekleşti. Araştırma, düşük siyasi güvenin daha zayıf seçim katılımı, temsil edilmeme hissi, parti bağlarının çözülmesi ve AfD’ye yakınlıkla birlikte seyrettiğini ortaya koyuyor.
Kamuoyu araştırmalarına göre Almanya’da siyasi kurumlara duyulan güven uzun yıllar boyunca istikrarlı seyretti. Ancak Entegrasyon ve Göç Uzmanlar Konseyinin (SVR) yayımladığı “Azalan Güven Demokrasi İçin Bir Risk mi? Göç Toplumunda Siyasi Güven ve Siyasal Katılım” (Sinkendes Vertrauen als Demokratierisiko? Politisches Vertrauen und Partizipation in der Einwanderungsgesellschaft) başlıklı yeni politika raporu, özellikle 2022 sonrasında bu tablonun belirgin biçimde değiştiğini ortaya koyuyor.
Rapora göre federal hükûmete ve Federal Meclis (Bundestag) kurumuna duyulan güven, hem göç geçmişi olanlar hem de olmayanlar arasında geriledi. Ancak düşüş, göç geçmişi bulunmayanlarda daha sert gerçekleşti. Araştırma ayrıca düşük siyasi güvenin yalnızca kurumlara yönelik memnuniyetsizlikle sınırlı kalmadığını; seçimlere katılım, siyasi temsil algısı ve parti tercihleriyle de yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.
Uzun Yıllar Süren İstikrarın Ardından 2022 Sonrasında Belirgin Gerileme
SVR’nin politika raporu, 2020, 2022 ve 2024 yıllarında periyodik olarak yapılan “Entegrasyon Barometresi” araştırmalarına dayanıyor. Her araştırma döneminde ülke genelinde yaklaşık 15 bin kişiyle görüşüldü. Bunların yaklaşık 8 binini göç geçmişi bulunmayanlar, 7 binini ise göçmenler ve onların Almanya’da doğan çocukları oluşturdu. Telefonla yapılan görüşmeler Almanca, İngilizce, Türkçe, Rusça, Arapça ve Fransızca gibi farklı dillerde gerçekleştirildi.
Rapor ayrıca, Almanya’daki kurumsal güvenin 1980’lerden bu yana gelişimini inceleyen Genel Sosyal Bilimler Nüfus Araştırması (ALLBUS) verilerinden de yararlanıyor. Uzun dönemli veriler, siyasi kurumlara güvenin Almanya’da onlarca yıl boyunca büyük ölçüde istikrarlı kaldığını, 2000’li yıllardan itibaren ise hafif bir yükseliş gösterdiğini ortaya koyuyor. İlk belirgin gerileme 2023 verilerinde görülürken, SVR’nin 2024 araştırması bu kırılmanın daha da derinleştiğini gösteriyor.
Göç geçmişi bulunmayanlar arasında federal hükûmete güven 2022 ile 2024 arasında 21 puan, Federal Meclise güven ise 13 puan düştü. Böylece 2020 ve 2022’de yaklaşık üçte iki düzeyinde olan güven oranı, her iki kurum için de yaklaşık yarıya geriledi.
Göç geçmişi olanlarda da benzer yönde, ancak daha sınırlı bir düşüş yaşandı. Bu grupta federal hükûmete güven 12 puan, Federal Meclise güven 9 puan azaldı. 2024 itibarıyla göç geçmişi olan katılımcıların yüzde 60’ı federal hükûmete, yüzde 61’i ise Federal Meclise güvendiğini belirtti.
Araştırma, bu düşüşün yalnızca belirli bir toplumsal kesimle sınırlı olmadığını vurguluyor. Raporda, “Siyasi güven kaybı göçmen kökenli olan ve olmayan kişileri benzer şekilde etkiliyor.” değerlendirmesi yapılıyor.
Yeni Gelenlerin “Güven Kredisi” Zamanla Aşınıyor
Raporun ayırt edici yönlerinden biri, göç geçmişi olan nüfusu tek ve homojen bir grup olarak ele almaması. Bulgular, siyasi güvenin Almanya’da geçirilen süreye ve göç kuşağına göre önemli ölçüde değiştiğini gösteriyor.
Almanya’da beş yıldan daha kısa süredir yaşayanların federal hükûmet ve Federal Meclise duyduğu güven 2024’te yüzde 80’in üzerinde seyrediyor. Altı ila on yıldır ülkede yaşayanlarda da güven düzeyi toplum ortalamasının üzerinde kalıyor. Buna karşılık Almanya’da 20 yıldan uzun süredir yaşayan göçmenlerde ve Almanya doğumlu ikinci kuşakta siyasi güven belirgin biçimde geriliyor.
SVR bu durumu, yeni gelenlerin kabul ülkesindeki kurumlara başlangıçta tanıdığı bir “güven kredisi” ile açıklıyor. Göçmenler, geldikleri ülkenin siyasi ve idari kurumlarını önceki deneyimleriyle karşılaştırabiliyor ve Almanya’daki sisteme başlangıçta daha iyimser yaklaşabiliyor. Ancak kalış süresi uzadıkça, siyasi ve toplumsal kurumlarla kurulan doğrudan deneyimler arttıkça bu güven avantajı zayıflıyor. Raporda bu durum, “Yeni göç edenler kabul ülkesine başlangıçta bir güven avantajı tanıyor.” sözleriyle tarif ediliyor.
Araştırma bu yönüyle, göçmenlerin tutumlarının zamanla genel toplum düzeyine yaklaştığını savunan klasik entegrasyon teorileriyle örtüşüyor. Ancak yakınsama siyasi güvenin toplum genelinde yükselmesiyle değil, uzun süredir Almanya’da yaşayan göçmenler ile ikinci kuşağın güven düzeyinin düşmesiyle gerçekleşiyor.
Özellikle 20 yıldan uzun süredir ülkede yaşayanlarda, ikinci kuşakta ve göç geçmişi bulunmayanlarda 2022 ile 2024 arasındaki düşüş dikkat çekiyor. Son beş yıl içinde gelenler ise genel gerileme eğiliminin başlıca istisnasını oluşturuyor.
Ayrımcılık Deneyimi Güveni Zedeliyor
Köken nedeniyle dezavantajlı muamele gördüğünü ifade edenler, siyasi kurumlara belirgin biçimde daha az güven duyuyor. Bu ilişki hem göç geçmişi olanlar hem de olmayanlar arasında görülse de, ikinci kuşakta özellikle güçlü.
Almanya doğumlu ikinci kuşakta ayrımcılık deneyimi yaşamadığını belirtenlerin yüzde 55’i Federal Meclise güvenirken, ayrımcılık yaşadığını söyleyenlerde bu oran yüzde 37’ye düşüyor. Federal hükûmet için de benzer biçimde yüzde 48’den yüzde 36’ya gerileme görülüyor.
Birinci kuşakta fark daha sınırlı olmakla birlikte aynı yönde. SVR, kökene bağlı dezavantaj deneyimlerinin siyasi kurumların adil, kapsayıcı ve temsil edici olduğu yönündeki inancı aşındırabileceğine işaret ediyor.
Eğitim Düzeyi Güvende Belirleyici
Rapor, siyasi güvenin yalnızca göç deneyimiyle değil, eğitim, gelir, yaşanılan bölge, ayrımcılık deneyimi ve siyasi temsil algısıyla da bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Göç geçmişi bulunmayan yüksek eğitimlilerin yüzde 73’ü Federal Meclise güvendiğini belirtirken, bu oran orta eğitim düzeyindekilerde yüzde 40’a, düşük eğitim düzeyindekilerde yüzde 37’ye geriliyor. Federal hükûmete güven de benzer bir seyir izliyor.
İkinci kuşakta da eğitim farkı belirgin. Yüksek eğitimli ikinci kuşağın yüzde 60’ı Federal Meclise güvenirken, düşük eğitimlilerde bu oran yüzde 27’ye kadar düşüyor. Birinci kuşak göçmenlerde ise eğitim düzeyi ile siyasi güven arasındaki ilişki daha zayıf. Bu grupta Almanya’da geçirilen süre ve önceki ülke deneyimleri daha belirleyici görünüyor.
Gelir ile güven arasında ise tüm gruplar için geçerli doğrusal bir ilişki bulunmuyor. Yüksek gelir, göç geçmişi bulunmayanlarda daha yüksek güvenle bağlantılıyken, birinci kuşak göçmenlerde düşük gelirli katılımcılar bazı durumlarda daha yüksek güven bildiriyor.
Doğu ve Batı Bölgelerinde Güven Duyma Oranları Farklılaşıyor
Göç geçmişi bulunmayanlar arasında Doğu ve Batı Almanya arasındaki güven farkı da dikkat çekiyor. Batı Almanya ve Berlin’de yaşayanların yüzde 55’i Federal Meclise güvenirken, doğudaki eyaletlerde bu oran yüzde 40’ta kalıyor. Rapor, bu farkı Doğu Almanya’daki farklı siyasi sosyalleşme süreçleriyle ve 1990 sonrasında yaşanan büyük ekonomik ve toplumsal dönüşümün etkileriyle ilişkilendiriyor.
Göçmenlerde ise ilk bakışta ters bir tablo görülüyor. Doğu Almanya’da yaşayan birinci kuşak göçmenlerin yüzde 72’si Federal Meclise güvenirken, Batı Almanya’da bu oran yüzde 64. Ancak SVR’ye göre bunun temel nedeni bölgesel siyasi farklılıktan çok, göçmen nüfusun bileşimi. Doğu Almanya’daki göçmenlerin önemli bir bölümü ülkeye yakın zamanda gelirken, Batı Almanya’da 20 yıldan uzun süredir yaşayanların oranı daha yüksek.
Siyasetin Kendilerini Dinlemediğini Düşünenler Güvenmiyor
Araştırmadaki en güçlü bağlantılardan biri, siyasi sistemin vatandaşlara karşı duyarlı ve karşılık verici olduğu algısıyla ilgili. Rapor bu durumu “siyasi öz yeterlilik” kavramıyla inceliyor. Kavramın bir boyutu, kişinin siyasi meseleleri anlayabileceğine ve tartışmalara katılabileceğine ilişkin inancını; diğer boyutu ise politikacıların toplumun taleplerini dikkate aldığına yönelik algısını kapsıyor.
Siyasetin kendi ihtiyaçlarına cevap vermediğini düşünenlerde güven son derece düşük. Düşük dışsal siyasi öz yeterlilik bildiren gruplarda Federal Meclise güven yüzde 33 ila 43, federal hükûmete güven ise yüzde 26 ila 42 arasında kalıyor.
Buna karşılık politikacıların toplumla temas kurduğunu ve insanların taleplerini dikkate aldığını düşünenlerde her iki kuruma güven yüzde 80’in üzerine çıkıyor. Rapor, insanların siyasi süreçleri anlayamamasından çok, siyaset tarafından dikkate alınmadığını düşünmesinin güven kaybında daha belirleyici olduğunu gösteriyor.
Müslümanlarda Keskin Kuşak Farkı
Raporun dinî aidiyetlere ilişkin bulguları, Müslümanlar arasında belirgin bir kuşak farkına işaret ediyor. Birinci kuşak Müslüman göçmenlerin yüzde 77’si Federal Meclise, yüzde 76’sı federal hükûmete güvendiğini belirtiyor. Bu oranlar, hem diğer göçmen grupların hem de genel toplumun ortalamasının üzerinde.
Buna karşılık Almanya’da doğan ikinci kuşak Müslümanlarda Federal Meclise güven yüzde 36, federal hükûmete güven ise yüzde 37 düzeyinde kalıyor. İkinci kuşak Müslümanlar, araştırmadaki diğer dinî gruplarla karşılaştırıldığında siyasi kurumlara en düşük güveni gösteren kesimlerden birini oluşturuyor.
SVR, kuşaklar arasındaki bu keskin farkın yalnızca ayrımcılık deneyimlerinin yoğunluğuyla açıklanamayacağını belirtiyor. Araştırmacılar, ayrımcılık deneyimleri hesaba katıldığında da farkın devam ettiğini, ikinci kuşağın siyasi sisteme yönelik beklentilerinin ve eşit temsil talebinin daha belirleyici olabileceğini kaydediyor.
Bu bulgu, ilk kuşağın kurumları çoğu zaman geldiği ülkeyle karşılaştırmasına karşılık, Almanya’da doğan ve büyüyen ikinci kuşağın siyasi sistemi eşit yurttaşlık, temsil ve kapsayıcılık ölçütleri üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor.

SVR’nin 2024 yılındaki Entegrasyon Barometresi çalışmasının verileridir. Rapordaki infografik Perspektif tarafından Türkçeleştirilmiştir.
Güven Kaybı Siyasete ve Topluma Katılımı Engelliyor
SVR raporu, siyasi güvenin yalnızca bir duygu durumu olmadığını; demokratik sistemin işleyişi açısından somut sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre siyasi kurumlara daha az güvenen kişiler seçimlere daha düşük oranda katılıyor, dilekçe verme veya gösterilere katılma gibi seçim dışı siyasi faaliyetlerde de daha az yer alıyor. Rapor, “Güvensizlik insanları daha fazla siyasete yönlendirir.” tezini destekleyen herhangi bir bulguya ulaşmadığını özellikle vurguluyor.
Bunun yanında siyasi güveni düşük olan kişiler kendilerini siyasette temsil edilmemiş hissettiklerini ve siyasi süreçleri anlamakta zorlandıklarını daha sık ifade ediyor. Özellikle göçmenler ve göçmen kökenliler, siyasi katılım önündeki engeller arasında rol model eksikliği ile ayrımcılık endişesini diğer gruplardan daha fazla dile getiriyor.
Araştırmanın öne çıkan sonuçlarından biri de parti tercihleriyle ilgili. Rapora göre siyasi güven düzeyi düştükçe herhangi bir partiye bağlı olmama eğilimi artıyor. Aynı zamanda aşırı sağ parti Almanya İçin Alternatif (AfD) tercihinde bulunma olasılığı da yükseliyor. SVR, bu durumu “Düşük siyasi güven, popülist pozisyonlara açıklığı artırabilir veya bireylerin siyasi sistemden uzaklaşmasına katkıda bulunabilir.” değerlendirmesiyle yorumluyor.
Parti Tercihi ve Sandıktan Uzaklaşma
Araştırma, siyasi güven ile parti tercihleri arasında da belirgin bir bağlantı bulunduğunu ortaya koyuyor. Güven yükseldikçe CDU/CSU, SPD ve Yeşiller gibi partilere yönelim artarken, düşük güven herhangi bir partiye yakınlık duymama ve AfD tercihiyle daha sık birlikte görülüyor.
Göç geçmişi bulunmayanlarda siyasi güven ölçeğindeki her bir puanlık artış, AfD’yi tercih etme ihtimalinde ortalama yaklaşık 6 puanlık düşüşle ilişkili. Bu veriler nedensellik değil ilişki gösterse de siyasi güvensizlik, temsil edilmeme hissi ve popülist partilere yakınlık arasında güçlü bir bağlantıya işaret ediyor.
Düşük güvenin seçim katılımıyla ilişkisi de aynı yönde. Göç geçmişi bulunmayanlarda yüksek güvene sahip kişilerin 2021 Federal Meclis seçimlerine katıldığını söyleme oranı, düşük güvenlilerden 18 puan daha yüksek.
2024 araştırmasında varsayımsal bir Federal Meclis seçimine katılıp katılmayacakları sorulan göç geçmişi bulunmayan düşük güvenli katılımcıların yüzde 17’si sandığa gitmesinin muhtemel olmadığını belirtti. Yüksek güvenlilerde bu oran yüzde 4 oldu. Alman vatandaşlığına sahip göç geçmişi olanlarda düşük güvenlilerin yaklaşık üçte biri seçime katılmasının muhtemel olmadığını söylerken, yüksek güvenlilerde bu oran yüzde 14’te kaldı.
Raporun Çözüm Önerileri: Eğitim, Katılım ve Siyasi Sorumluluk
SVR’ye göre siyasi güven, yalnızca iletişim kampanyalarıyla yeniden kurulamaz. Güven; ekonomik koşullar, kamu hizmetlerinin işleyişi ve siyasetin somut sorunlara çözüm üretme kapasitesiyle doğrudan bağlantılı.
Rapor, katılım engellerini azaltmak için siyasi eğitimin güçlendirilmesini öneriyor. Okullarda yerel katılım yollarını tanıtan proje haftaları, karar alma süreçlerini canlandıran simülasyonlar, belediye ve meclis ziyaretleri ile başvuru ve katılım kanallarına ilişkin uygulamalı bilgilendirmeler bu kapsamda öne çıkıyor.
Siyasette yeterince temsil edilmeyen gruplar için ise göç geçmişi olan rol modellerin yer aldığı kampanyalar, yerel sivil toplum kuruluşlarının hedefli erişim programları ve partilerin üyelik dışındaki katılım biçimlerini geliştirmesi tavsiye ediliyor. Partilerin yalnızca seçim dönemlerinde değil, yerel düzeyde sürekli ve görünür biçimde temas kurması gerektiği vurgulanıyor (P)