Filistinli Mülteciler

Almanya’da UNRWA Karşıtı Kampanyalar Nasıl Kurumsallaştı?

Rosa Luxemburg Vakfının yayımladığı yeni rapor, UNRWA’yı hedef alan İsrail yanlısı aktörlerin söylemlerinin Almanya’da medya, sivil toplum ve siyaset üzerinden nasıl kurumsallaştığını inceliyor. Çalışmaya göre kampanya yalnızca yardım kuruluşunun finansmanını kesmeyi değil, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını da siyasi ve hukuki zeminden uzaklaştırmayı amaçlıyor.

Almanya’da UNRWA Karşıtı Kampanyalar Nasıl Kurumsallaştı?
Gazze Şeridi'ndeki Nusayrat Mülteci Kampı içerisindeki UNRWA tesisi, İsrail'in hava saldırısıyla yok edilmişti. 6 Haziran 2024| Fotoğraf: Anas-Mohamed - Shutterstock.

Rosa Luxemburg Vakfı tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına (UNRWA) yönelik eleştirilerin Almanya’da nasıl üretildiğini, dolaşıma sokulduğunu ve siyasi kararlara dönüştürüldüğünü mercek altına alıyor.

Alman-İsrailli bağımsız araştırmacı Alon Sahar’ın hazırladığı “Almanya’da UNRWA’ya ve Filistinlilerin Geri Dönüş Hakkına Karşı Kampanya: İsrail Yanlısı Aktörler, Anlatılar ve Bunların Siyasi Yankıları” başlıklı çalışma, 2014 ile Ocak 2026 arasındaki yaklaşık 12 yıllık dönemi kapsıyor.

Parlamento tutanakları, kurumların mali bildirimleri, hükûmet belgeleri, medya yayınları ve savunuculuk kuruluşlarının raporlarını inceleyen çalışma, UNRWA karşıtı söylemlerin münferit eleştirilerden ibaret olmadığını savunuyor. Rapora göre bu söylemler, farklı kurumların birbirini tamamlayan roller üstlendiği, sınır aşan ve yüksek kaynaklara sahip bir siyasi etki ağı içerisinde dolaşıma sokuldu.

Rapora Göre Asıl Hedef Geri Dönüş Hakkı

Araştırmanın temel tezi, UNRWA’ya yönelik kampanyanın yalnızca kuruluşun denetimi, tarafsızlığı veya kurumsal işleyişiyle ilgili olmadığı yönünde.

Rapora göre UNRWA’nın Hamas’la bağlantılı, antisemitik eğitim içeriklerini yayan ve İsrail-Filistin çatışmasının devamına hizmet eden bir kurum olarak sunulması, daha geniş bir siyasi hedefe bağlanıyor: Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının etkisini sınırlandırmak.

Bu çerçevede UNRWA’nın varlığı, insani yardım sağlayan kurumsal bir yapı olmaktan çıkarılarak mülteci statüsünü ve geri dönüş talebini “yapay biçimde yaşatan” ideolojik bir mekanizma olarak tanımlanıyor.

Çalışma ise burada temel bir hukuki ayrıma dikkat çekiyor. Filistinlilerin mülteci statüsü ve geri dönüş hakkı UNRWA’nın varlığından değil, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararları ve uluslararası hukuk çerçevesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle UNRWA’nın kapatılması veya faaliyetlerinin sona erdirilmesi, geri dönüş hakkını hukuken ortadan kaldırmıyor.

Buna karşılık kuruluşun zayıflatılması; Gazze, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan ve Suriye’de eğitimden sağlık hizmetlerine, gıda yardımından sosyal desteğe kadar uzanan geniş bir alanda ciddi bir kurumsal boşluk meydana getirme riski taşıyor.

Anlatılar Önce Üretiliyor, Ardından Almanya’ya Uyarlanıyor

Çalışma, UNRWA karşıtı aktörleri tek merkezden yönetilen, resmî bir örgütlenme olarak tanımlamıyor. Bunun yerine ortak siyasi kabuller, finansman çevreleri, personel bağlantıları, ortak yayınlar ve tekrarlanan argümanlar üzerinden işleyen “işlevsel bir koalisyon”dan söz ediyor. Raporda aktörler, bu sistem içerisinde üstlendikleri görevlere göre sınıflandırılıyor.

UN Watch, NGO Monitor ve IMPACT-SE gibi kuruluşlar, temel iddiaları ve bunları desteklediği ileri sürülen raporları üreten “söylem üreticileri” olarak tanımlanıyor. Eski İsrailli milletvekili ve yazar Einat Wilf ise UNRWA, mülteci statüsü ve geri dönüş hakkı hakkındaki farklı eleştirileri ortak bir ideolojik çerçevede birleştiren başlıca isimlerden biri olarak ele alınıyor.

European Leadership Network (ELNET), Deutsch-Israelische Gesellschaft (DIG), Mideast Freedom Forum Berlin (MFFB) ve Nahost Friedensforum (NAFFO) gibi Almanya’da faaliyet gösteren kuruluşların ise bu anlatıları Alman siyasetinin tarihsel, ahlaki ve kurumsal diline tercüme ettiği ileri sürülüyor.

Rapora göre UNRWA hakkındaki iddialar Almanya’ya taşınırken özellikle üç çerçeve kullanılıyor: antisemitizmle mücadele, Almanya’nın İsrail’e yönelik tarihsel sorumluluğu ve Alman vergi gelirlerinin kullanımına ilişkin denetim yükümlülüğü.

Bu anlatıların daha sonra antisemitizmle mücadele ve siyasi eğitim alanında çalışan kurumlar tarafından normalleştirildiği, WELT ve BILD gibi medya kuruluşları aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırıldığı ve nihayet parlamento gündemine taşındığı savunuluyor.

Eğitim Materyalleri Kampanyanın Başlıca Dayanaklarından Biri

Araştırmanın üç temel vaka çalışmasından ilki, Filistinli öğrencilerin kullandığı ders kitapları ve UNRWA okullarındaki eğitim içerikleriyle ilgili.

IMPACT-SE ve UN Watch gibi kuruluşların raporlarında, Filistin Yönetiminin ve UNRWA’nın kullandığı materyallerin antisemitik ifadeler, şiddeti teşvik eden içerikler ve “terörün yüceltilmesi” olarak değerlendirilen unsurlar içerdiği ileri sürüldü.

Bu iddialar Almanya’da düzenlenen parlamento toplantılarına, siyasi eğitim programlarına ve medya haberlerine taşındı. Çalışmaya göre tartışmalı örnekler zaman içerisinde tekrar edilerek, tekil veya bağlama bağlı sorunlardan UNRWA’nın bütünü hakkında kurumsal sonuçlara ulaşıldı.

Raporda, Avrupa Birliği tarafından görevlendirilen Georg Eckert Enstitüsünün bazı IMPACT-SE yayınlarında yanlış tercümeler, hatalı sınıflandırmalar ve bağlamından koparılmış alıntılar tespit ettiği hatırlatılıyor. Ancak bu yöntemsel eleştirilerin, UNRWA karşıtı raporların ulaştığı siyasi ve medyatik görünürlüğe erişemediği savunuluyor.

7 Ekim Sonrasında Reform Tartışmasının Yerini Kurumun Kapatılması Aldı

İkinci vaka çalışması, UNRWA’nın giderek bir güvenlik tehdidi olarak çerçevelenmesine odaklanıyor. Rapora göre 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırıların ardından UNRWA’ya yönelik söylem belirgin biçimde sertleşti. Kuruluştaki bazı çalışanlara ilişkin suçlamalar, kısa sürede UNRWA’nın bütün kurumsal yapısının Hamas tarafından nüfuz edildiği iddiasına dönüştürüldü.

İsrail tarafından sunulan istihbarat dosyalarında bazı UNRWA çalışanlarının 7 Ekim saldırılarına katıldığı ileri sürülmesinin ardından Almanya dâhil birçok ülke, kuruluşa yönelik yeni mali taahhütlerini geçici olarak durdurdu.

Eski Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna başkanlığındaki bağımsız inceleme, UNRWA’nın diğer benzer kuruluşlara kıyasla gelişmiş tarafsızlık mekanizmalarına sahip olduğunu, ancak bazı alanlarda ilave reformlara ihtiyaç bulunduğunu belirledi. Buna rağmen rapor, Almanya’daki tartışmanın giderek denetim ve reform seçeneklerinden uzaklaştığını belirtiyor.

Çalışmaya göre 2024 ve 2025 yıllarında UNRWA’nın dönüştürülmesi, görevlerinin başka kurumlara devredilmesi veya kuruluşun tamamen ortadan kaldırılması talepleri siyasi ana akım içerisinde daha görünür hâle geldi.

Bu süreçte UNRWA’nın insani yardım kapasitesi ve olası bir tasfiyenin sahadaki sonuçları geri planda kalırken, kuruluşun finansmanı Almanya açısından bir güvenlik, itibar ve tarihsel sorumluluk meselesi olarak ele alınmaya başladı.

Geri Dönüş Hakkı Hukuki Talepten “Varoluşsal Tehdide” Dönüştürüldü

Üçüncü vaka çalışması ise Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının Alman kamuoyundaki anlamının nasıl değiştirildiğini inceliyor.

Rapora göre söz konusu hak, giderek uluslararası hukuk ve nihai statü müzakereleri kapsamında ele alınması gereken bir talep olmaktan çıkarıldı. Bunun yerine İsrail’in Yahudi devlet niteliğini demografik olarak ortadan kaldırmayı amaçlayan ideolojik bir program şeklinde sunuldu.

Einat Wilf’in çalışmaları bu dönüşümde merkezi bir yere sahip. Wilf, UNRWA’nın mülteci statüsünü sonraki kuşaklara aktarmasının geri dönüş beklentisini canlı tuttuğunu ve bu durumun çatışmanın çözümünü engellediğini savunuyor.

Çalışmaya göre bu yaklaşım, Almanya’da düzenlenen parlamento toplantıları, kapalı bilgilendirme oturumları, siyasi eğitim programları ve çeşitli yayınlar aracılığıyla geniş bir dolaşım alanı buldu.

Böylece UNRWA’ya yönelik eğitim, personel ve tarafsızlık eleştirileri, daha kapsamlı bir siyasi sonuca bağlandı: Kuruluşun yalnızca kötü yönetilen veya reforma ihtiyaç duyan bir insani yardım ajansı değil, geri dönüş hakkını ayakta tutan ideolojik bir kurum olduğu düşüncesi güç kazandı.

UNRWA’ya Yönelik Suçlamalar Önce Muhalefet Partileri Tarafından Gündeme Taşındı

Raporda UNRWA’ya yönelik en sert parlamento müdahalelerinin ilk olarak Almanya için Alternatif (AfD) tarafından yapıldığı belirtiliyor. Finansmanın askıya alınması, mülteci tanımının değiştirilmesi ve kurumun görev alanının sorgulanması gibi talepler, daha sonra FDP ve CDU/CSU tarafından da farklı biçimlerde gündeme getirildi.

Araştırma, UNRWA hakkındaki dilin son üç Alman koalisyon sözleşmesinde geçirdiği değişimi de bu dönüşümün göstergelerinden biri olarak değerlendiriyor.

2018 koalisyon sözleşmesinde UNRWA’nın sürdürülebilir şekilde finanse edilmesi ve reform edilmesi desteklenirken, 2021 metninde mali desteğin sürdürülmesi daha güçlü izleme hükümlerine bağlandı. 2025 koalisyon sözleşmesinde ise gelecekteki desteğin kapsamlı reform koşullarına tabi tutulduğu belirtildi.

Rapor, bu değişimi “reformla birlikte destek” yaklaşımından “denetimli destek” ve ardından “koşullu iş birliği” modeline geçiş olarak yorumluyor.

Özel Amerikan Fonları ve Alman Kamu Kaynakları

Çalışmanın dikkat çektiği başlıklardan biri de UNRWA karşıtı anlatıların dolaşıma sokulmasını sağlayan finansman yapıları. Rapora göre ağ, birbirini tamamlayan iki mali kaynaktan besleniyor. UN Watch, NGO Monitor, IMPACT-SE ve ELNET gibi uluslararası aktörler, ağırlıklı olarak ABD merkezli özel bağışçılar ve aile vakıfları tarafından destekleniyor.

Almanya’daki bazı kuruluşlar ise antisemitizmle mücadele, demokratik eğitim ve siyasi eğitim programları kapsamında federal hükûmetten, eyalet yönetimlerinden veya kamu kurumlarından kaynak alıyor.

Çalışma, kamu desteğinin varlığını tek başına sorun olarak tanımlamıyor. Esas eleştiri, kamu tarafından finanse edilen programların belirli bir İsrail-Filistin yorumunu kurumsallaştırırken yeterli şeffaflık, denetim ve içerik çoğulculuğuna sahip olmaması.

Rapora göre Filistinli, insan hakları temelli veya İsrail hükûmetini eleştiren Yahudi ve İsrailli aktörler, karar alıcılara erişim, kurumsal kaynaklar ve medya görünürlüğü bakımından benzer ölçekte bir altyapıya sahip değil.

Vakıftan Antisemitik Komplo Anlatılarına Karşı Uyarı

Rosa Luxemburg Vakfı, raporla birlikte yayımladığı açıklamada araştırmanın antisemitik komplo anlatılarından açık biçimde ayrılması gerektiğini vurguladı.

Vakıf, siyasi etkinin “gizli Yahudi gücü” veya “Siyonist dünya hâkimiyeti” gibi antisemitik çerçevelerle açıklanmasını reddediyor. Çalışmanın odağında kimlikler değil, kamuya açık örgütsel roller, finansman ilişkileri, yayınlar, parlamento faaliyetleri ve belgelenmiş iş birlikleri bulunuyor.

Vakıf açıklamasında aynı zamanda Almanya’daki İsrail-Filistin tartışmalarında çoğulcu alanların giderek daraldığı ve siyasi karar alıcılara erişimin son derece eşitsiz dağıldığı savunuluyor. İsrail Ofisi Direktörü Gil Shohat, araştırmanın amacını, Almanya’nın Orta Doğu politikasındaki siyasi etki mekanizmalarının daha şeffaf biçimde tartışılmasına katkı sunmak olarak tanımlıyor.

UNRWA Tartışması Almanya’nın Üç Temel Taahhüdünü Karşı Karşıya Getiriyor

Raporun vardığı sonuçlardan biri, UNRWA tartışmasının Almanya’nın İsrail ve Filistin politikasını şekillendiren üç temel ilke arasındaki gerilimi görünür hâle getirdiği yönünde. Bu ilkeler; Almanya’nın Holokost’tan doğan tarihsel sorumluluğu ve İsrail’in güvenliğine bağlılığı, Filistinlilere yönelik insani yardım politikası ve uluslararası hukuk ile çok taraflı kurumlara bağlılık olarak sıralanıyor.

Çalışmaya göre bu üç alan, özellikle 7 Ekim sonrasında birbirini tamamlayan yükümlülükler olmaktan çok, aralarında tercih yapılması gereken karşıt politikalar biçiminde ele alınmaya başladı.

Bunun sonucunda Filistinli mültecilerin geleceği, geri dönüş hakkı ve çatışmanın siyasi çözümü gibi meseleler uluslararası hukuk ve müzakere alanından uzaklaştırılarak bağışçı devletlerin finansman, denetim ve idari yönetim kararlarına indirgeniyor.

Rapor, UNRWA’nın zayıflatılmasının geri dönüş hakkını ortadan kaldırmayacağını, ancak milyonlarca Filistinlinin bağlı olduğu insani yardım sistemini istikrarsızlaştırarak sahada daha derin bir siyasi ve insani boşluk yaratacağını savunuyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler