“İsrail ile Dayanışmacı Eğitim”: Alman Okulları İçin Hazırlanan Tartışmalı Broşür
Almanya’da okullar için hazırlanan İsrail-Filistin konulu bir broşür, öğretmenlere “olgulara dayalı” materyal sunma iddiasıyla yayımlandı. Ancak metinde geçen “İsrail ile dayanışmacı eğitim çalışması” ifadesi ve Filistin perspektiflerine sınırlı yer verilmesi, siyasi eğitimde tarafsızlık ve çoklu perspektif ilkesi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Almanya’da İsrail-Filistin çatışmasının okullarda nasıl ele alınması gerektiğine ilişkin tartışma yeni bir boyut kazandı. Leo Trepp Vakfı tarafından yayımlanan “Fakten statt Fake: Was ist los im Nahen Osten?” (Sahte Bilgiler Yerine Gerçekler: Ortadoğu’da Neler Oluyor?) başlıklı broşür, öğretmenlere yönelik bir eğitim materyali olarak hazırlanırken, içerdiği yaklaşım nedeniyle eğitimciler ve sivil toplum çevrelerinden eleştiriler aldı. Tartışmanın merkezinde ise siyasi eğitimde tarafsızlık, çoklu perspektif ilkesi ve İsrail’e yönelik eleştirilerin nasıl ele alınması gerektiği soruları yer alıyor.
Broşür “İsrail ile Dayanışmacı Bir Eğitim Modeli” Amaçlıyor
43 sayfalık broşür, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası Almanya’daki okullarda öğretmenlerin sık karşılaştığı iddia edilen söylemlere cevap vermeyi amaçlıyor. “7 Ekim İsrail tarafından planlandı”, “Hamas meşru bir direniş hareketidir”, “İsrail soykırım yapıyor”, “İsrail bir apartheid devletidir” veya “Nehirden denize özgür Filistin” gibi ifadeler tek tek ele alınıyor ve bunlara karşı argümanlar sunuluyor.
Broşürün giriş bölümünde, antisemitizmin okul ortamında giderek daha görünür hâle geldiği, gençlerin bilgi kaynaklarının büyük ölçüde sosyal medya olduğu ve bu nedenle öğretmenlerin “olgulara dayalı” materyallere ihtiyaç duyduğu savunuluyor. Metinde ayrıca öğretmenlerin “İsrail ile dayanışmacı bir eğitim çalışması” konusunda desteklenmesinin amaçlandığı açıkça belirtiliyor.
Broşürün yazarları, çalışmalarının tek taraflı olmadığını ve Almanya’daki siyasi eğitim alanının temel referanslarından biri olan Beutelsbach Konsensüsü’ne uygun şekilde hazırlandığını ileri sürüyor. Bu konsensüs, öğrencilerin belirli siyasi görüşlere yönlendirilmemesini ve tartışmalı konuların tartışmalı biçimde aktarılmasını öngörüyor. Ancak eleştirilerin önemli bir bölümü tam da bu noktada yoğunlaşıyor.
Broşüre Yönelik Eleştirilerin Odağında “Çoklu Perspektif” Eksikliği Var
Berlin’de öğretmen olarak çalışan ve sosyal medyada eğitim içerikleri paylaşan yazar Gina Waibel, broşürün çok sesli bir yaklaşım sunmadığını savunuyor. Waibel’e göre metinde Filistinli aktörler veya Filistin perspektifleri doğrudan temsil edilmiyor; İsrail’e yönelik eleştiriler ise çoğunlukla yalnızca reddedilmek üzere aktarılıyor.
Waibel, özellikle giriş bölümünde yer alan “İsrail ile dayanışmacı eğitim çalışması” ifadesinin broşürün siyasi konumlanışını açıkça ortaya koyduğunu belirtiyor. Buna rağmen metnin kendisini tarafsız olarak tanımlamasını ise çelişkili buluyor.
Eleştirmenlere göre materyal, İsrail’e yönelik eleştirileri sistematik biçimde çürütmeye odaklanırken, öğrencilerin karşılaşabileceği farklı tarihsel, hukuki ve siyasi değerlendirmelere yeterince yer vermiyor. Bu nedenle siyasi eğitimin temel ilkelerinden biri olan “kontroversite ilkesi”nin yeterince karşılanmadığı ileri sürülüyor.
Soykırım ve Apartheid Tartışmaları Broşürde Nasıl Ele Alınıyor?
Eleştirilerin bir diğer odağında, broşürün uluslararası insan hakları kuruluşlarının değerlendirmelerine yaklaşımı yer alıyor. Metinde, Uluslararası Af Örgütünün (Amnesty International) İsrail’e yönelik “soykırım” ve “apartheid” suçlamaları ayrıntılı biçimde ele alınıyor; ancak sonuç bölümünde bu değerlendirmeler temelsiz veya hatalı olarak nitelendiriliyor.
Örneğin Amnesty International’ın Gazze’de soykırım işlendiği yönündeki raporu aktarılırken, örgütün kullandığı verilerin güvenilir olmadığı ve İsrail’in eylemlerinin soykırım tanımına uymadığı savunuluyor. Broşür, nihai olarak Amnesty’nin suçlamasının “temelsiz ve dayanaksız” olduğu sonucuna varıyor.
Waibel ise bunun uluslararası hukuk ve insan hakları alanında devam eden meşru tartışmaları yeterince yansıtmadığını savunuyor. Ona göre siyasi eğitim materyallerinin farklı hukuki ve akademik değerlendirmeleri öğrencilerin önüne koyması gerekirken, broşür büyük ölçüde tek bir yorum çerçevesinde ilerliyor. Waibel ayrıca metnin genel dilinin İsrail’i çoğunlukla savunma pozisyonundaki bir aktör, Filistin tarafını ise ağırlıklı olarak saldırgan bir aktör olarak resmettiğini ileri sürüyor.
Benzer eleştiriler Berlin Eğitim ve Bilim Sendikası (Gewerkschaft Erziehung und Wissenschaft – GEW) çevrelerinden de geldi. Sendika bünyesinde yayımlanan bir değerlendirme yazısında broşür, İsrail’in imajını iyileştirmeye yönelik bir “hasbara” (İsrail’in kamu diplomasisi) çalışması olarak tanımlandı. Yazıda, öğretmenlerin görevinin öğrencileri belirli bir devletle dayanışmaya yönlendirmek değil, farklı görüşleri değerlendirebilecekleri bir öğrenme ortamı oluşturmak olduğu savunuldu.
Eleştiri metninde özellikle Gazze savaşıyla ilgili uluslararası hukuk tartışmalarının ve öğrencilerin kişisel deneyimlerinin yeterince dikkate alınmadığı öne sürüldü.
Okullara Yansıyan Kutuplaşma
Tartışmanın arka planında, Almanya’daki İsrail-Filistin eksenli kutuplaşmanın eğitim kurumlarına da yansıması bulunuyor. 7 Ekim 2023 sonrasında antisemitik vakalarda belirgin bir artış kaydedilirken, buna karşılık Müslüman karşıtı vakalar da yükseldi: CLAIM’in (İslam ve Müslüman Düşmanlığına Karşı İttifak) sivil toplum izleme verilerine göre Almanya’da belgelenen Müslüman karşıtı vakalar 2023’te 1.926 iken, 2024’te 3.080’e çıkarak yeni bir zirveye ulaştı.
Dolayısıyla Filistin kökenli öğrencilerin ve ailelerin yaşadığı deneyimlerin eğitim alanında yeterince temsil edilip edilmediği de yoğun biçimde tartışılıyor. Bu nedenle okullarda kullanılan materyaller yalnızca tarihsel veya siyasi içerikleri nedeniyle değil, hangi perspektifleri görünür kıldığı ve hangi deneyimleri dışarıda bıraktığı sorusu üzerinden de değerlendiriliyor.
Broşürün Arka Planındaki Kurumlardan Biri Olan DIG Nedir?
Broşürün hazırlanmasında adı geçen kurumlar arasında Alman-İsrail Toplumu, yani Deutsch-Israelische Gesellschaft (DIG) de yer alıyor. DIG, Almanya’da İsrail ile dayanışmaya odaklanan en etkili sivil toplum kuruluşlarından biri olarak biliniyor. 1966 yılında kurulan kuruluş, Almanya-İsrail ilişkilerinin güçlendirilmesini, antisemitizmle mücadeleyi ve İsrail hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesini amaçlıyor.
Ancak kuruluş uzun süredir eleştirilerin de hedefinde. Özellikle Filistin yanlısı gruplar ve bazı akademisyenler ve insan hakları aktivstleri, DIG’in İsrail hükûmetlerine yönelik eleştirileri zaman zaman antisemitizmle ilişkilendirdiğini ve Filistin perspektiflerine yeterince alan açmadığını savunuyor. DIG ise bu eleştirileri reddederek faaliyetlerinin antisemitizmle mücadele ve demokratik tartışma çerçevesinde yürütüldüğünü belirtiyor.
Tartışmalar 2026 başında yeni bir boyut kazandı. Soykırımın önlenmesi alanında çalışan Lemkin Soykırım Önleme Enstitüsü (Lemkin Institute for Genocide Prevention), 13 Ocak 2026 tarihinde yayımladığı basın açıklamasında Almanya’daki bazı sivil toplum kuruluşlarının Gazze’de yaşananlara ilişkin “soykırım inkârı” ürettiğini ve bu söylemleri siyasi karar alma süreçlerine taşıdığını öne sürdü. Açıklamada DIG de adı geçen kuruluşlar arasında yer aldı.
Enstitü, DIG’in İsrail’in Gazze’deki eylemlerine yönelik soykırım suçlamalarını reddeden söylemleri yaygınlaştırdığını, Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına (UNRWA) yönelik suçlamaları desteklediğini ve Alman siyasetinde İsrail yanlısı lobicilik faaliyetlerinde etkili olduğunu ileri sürdü. Ayrıca bu tür kuruluşların kamu kaynaklarıyla desteklenmesinin ve parlamentoya ayrıcalıklı erişim elde etmesinin uluslararası hukuk açısından sorunlu olduğunu savundu.
DIG ise kamuoyuna yaptığı açıklamalarda İsrail’e yönelik soykırım suçlamalarını reddediyor ve İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde meşru müdafaa hakkını kullandığını savunuyor. Kuruluş, son dönemde Alman hükûmetinin İsrail lehine açılmış bazı uluslararası hukuk süreçlerinden geri çekilmesini de eleştirmişti. (P)