Sumud Filosu Krizi: AB’den İsrail’e İşkence Suçlaması ve Yaptırım Çağrısı
İsrail’in uluslararası sularda müdahale ettiği Küresel Sumud Filosu aktivistlerine yönelik işkence, kötü muamele ve cinsel taciz tanıklıklarıyla yeni bir krize dönüştü. İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir’in işkenceyi teşvik eden görüntüleri Avrupa’da diplomatik tepkiyi büyütürken, İsrail’e karşı yaptırım ve bağımsız soruşturma çağrıları güçleniyor.
Gazze’ye yönelik ablukayı protesto etmek ve bölgeye insani yardım ulaştırmak amacıyla organize edilen Küresel Sumud Filosu’nun son misyonuna İsrail’in uluslararası sularda müdahalesi, aktivistlerin serbest bırakılmasının ardından yeni bir tartışmanın da kapısını araladı. Gözaltına alınan aktivistlerin aktardıkları, gözaltı sürecinde İsrail güçlerine yönelik işkence ve kötü muamele iddialarını gündeme taşıdı.
Küresel Sumud Filosu’nun 2026 ilkbahar misyonu kapsamında 50 teknede bulunan 428 aktivist Gazze’ye doğru ilerlerken Kıbrıs açıklarında İsrail güçleri tarafından durdurularak gözaltına alındı. Serbest bırakılan aktivistler, fiziksel şiddete maruz kaldıklarını, uzun süre kelepçeli tutulduklarını, tehdit edildiklerini ve aşağılayıcı muameleyle karşılaştıklarını belirtti. Bazı aktivistlerin cinsel taciz niteliğinde davranışlara maruz kaldığına dair iddialar da kamuoyuna yansıdı.
Aşırı Sağcı Bakan Ben-Gvir’in İşkence Paylaşımı
Tepkileri artıran gelişmelerden biri, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in sosyal medya üzerinden paylaştığı görüntüler oldu. “Terör destekçilerini böyle karşılıyoruz, İsrail’e hoşgeldiniz.” metniyle paylaşılan görüntülerde esir alınan aktivistler elleri bağlı ve diz çökmüş hâldeyken, Ben Gvir’in İsrail bayrağı salladığı görülüyor.
Ben Gvir’in X hesabında “İsrail’e Hoş Geldiniz” başlığıyla paylaştığı görüntülerde, İsrail millî marşı eşliğinde bir askerî geminin güvertesinde onlarca aktivist yer alıyor. Ayrıca aşırı sağcı bakanın, diz çökmüş aktivistlerin önünde İsrail bayrağı salladığı da görülüyor. Yine bir kadın aktivistin “Özgür Filistin” sloganı atmasının ardından güvenlik güçleri tarafından sert şekilde yere yatırıldığı anların yer aldığı görüntülerde Ben-Gvir’in, “İşte böyle yapmak gerekiyor.” dediği duyuluyor.
İsrail’de aşırı sağ siyasetin en görünür figürlerinden biri olan Ben-Gvir’in paylaşımı, İsrail içinde de tepkiyle karşılandı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Ben-Gvir gibi bakanların filodaki aktivistlere muamelesi, İsrail’in değerleri ve normlarıyla bağdaşmamaktadır.” dedi. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar ise, Ben-Gvir’e hitaben “Bu utanç verici gösteriyle devletimize bilerek zarar verdiniz, hem de ilk kez değil.” diyerek Ben-Gvir’in “İsrail’in yüzü olmadığını” söyledi.
İsrail merkezli hukuki yardım kuruluşu Adalah da, İsrailli güvenlik güçlerine yönelik ciddi suçlamalarda bulundu. Kuruluş yaptığı açıklamada, gözaltına alınan aktivistlere fiziksel şiddet uygulandığını, bu durumun ağır ve yaygın yaralanmalara yol açtığını, denizde teknelere yönelik müdahale sırasında elektroşok tabancalar ve plastik mermilerin kullanıldığı belirtildi. Aktivistlerin ayrıca “ağır aşağılanma, cinsel taciz ve küçük düşürücü muameleye maruz kaldığı” da eklendi.
Ben-Gvir’in paylaşımı filoda vatandaşları bulunan hükümetlerin de tepkisini çekti. Filoda 56 farklı ülkeden aktivist bulunması, yaşananları hızla diplomatik bir meseleye dönüştürdü. İtalya, Fransa, İspanya, Brezilya ve Polonya İsrail’in diplomatik temsilcilerini dışişleri bakanlıklarına çağırarak açıklama talep etti. Fransa, yaşananları “kabul edilemez eylemler” olarak tanımlarken, Paris’te görev yapan İsrailli diplomat Joshua Zarka, Ben-Gvir’in paylaşımlarını eleştirdi.
İsrail ile ilişkilerini son yıllarda geliştiren Yunan hükûmeti de Ben-Gvir’in aktivistlere yönelik tutumunu sert bir dille kınadı. Yapılan açıklamada, söz konusu davranışın “kabul edilemez ve kesinlikle kınanması gereken” bir tutum olduğu belirtildi. Ayrıca Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis’in talimatıyla İsrail makamlarına resmî protesto iletildi.
İtalya’da İsrail’e Karşı Ton Değişikliği
Aktivistlere yönelik işkencelere dair en sert tepkilerden biri ise İtalya’dan geldi. Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, yaşananları “uluslararası sularda hukuka aykırı şekilde alıkonulan kişilere yönelik kabul edilemez muamele” olarak tanımladı. Başbakan Giorgia Meloni ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de Ben-Gvir’in tavrını açık biçimde kınadı.
Daha sonrasında ise Dışişleri Bakanı Tajani, sosyal medya hesabında yaptığı açıklamada, “İtalyan hükûmeti adına, az önce AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas‘tan, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir’e karşı yaptırım uygulanması konusunun bir sonraki AB dışişleri bakanları toplantısının gündemine alınmasını resmen talep ettim.” açıklamasında bulundu ve ekledi: “Bu talebimizin gerekçesi, Ben-Gvir’in filoya yönelik kabul edilemez eylemleri, yani aktivistlerin uluslararası sularda alıkonulması, baskı ve aşağılayıcı muameleye maruz bırakılması ve en temel insan haklarının ihlal edilmesidir.”
Roma yönetiminin daha önce Küresel Sumud Filosu’nun benzer girişimlerine mesafeli yaklaştığı dikkate alındığında İtalya’dan İsrail’e verilen tepki, Avrupa’daki siyasi dengelerde yaşanan değişimin işareti olarak yorumlanıyor.
Sumud Filosu Aktivistleri Ne Anlatıyor?
Serbest bırakılan aktivistlerin anlatıları ise İsrailli güçlerin işkence pratiğine işaret ediyor. Filo katılımcılarından olan İtalyan Milletvekili Dario Carotenuto ve gazeteci Alessandro Mantovano, İsrail’in gözaltından salındıklarında kendilerinin nispeten iyi durumda olduğunu, diğer bazı aktivistlerin kemiklerinin kırıldığını, kadın aktivistlerin ise cinsel taciz niteliğinde saldırılar bildirdiğini belirtti.
İtalyan aktivist Luca Poggi, İsrail’den İtalya’ya döndüğünde havalimanında yaptığı açıklamada, “Beklediğimiz gibi şiddet çok arttı ve kendimizi ilk seferdekinden çok daha ağır bir durumda bulduk. Geçen sefer aşağılanmıştık ama sağlam dönmüştük. Bu kez kelimenin tam anlamıyla kemiklerimiz kırılmış halde dönüyoruz.” dedi.
Poggi ayrıca, ülkelerin Gazze’deki soykırımdaki suç ortaklıklarını gizlemeye devam ettiğini, Küresel Sumud Filosu’nun amacının Avrupa hükûmetlerinin suç ortaklığını ortaya koymak olduğunu belirtti. Poggi ayrıca Gazze’de soykırım sona erene dek mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.
İtalya’dan misyona katılan bir diğer aktivist Martina Comparelli ise, tutuklu bulundukları konteynerlerde İsrail güçleri tarafından dövüldüklerini belirtirken, aktivist Marco Orefice, “Onlarca yıldır, yüz binlerce Filistinliye yaptıkları şeyi bize de yaptılar. Ne yazık ki, bu şiddet Filistin halkının günlük yaşamının bir parçası. İşkence, şiddet, baskı, istismar, insanlıktan çıkarma, açlık; aklınıza ne gelirse, hepsini bizi korkutmak, hayatımızı tehlikeye atmak, bize zarar vermek için yaptılar.” dedi.
Orefice, uluslararası sularda kaçırılmalarının akabinde yüzen bir “toplama kampını” andıran gemiye alındıklarını belirterek, işkenceye varan kötü muameleyi şöyle anlattı:
“50 kişi bir konteynerin içinde tıka basa yaşamaya zorlandık. Isınmanın tek yolu birbirimize yakın durmaktı ve soğuktan korunacak yer bile yoktu. Dikenli teller, üzerimize yöneltilmiş projektörler ve keskin nişancılar vardı. Parmağımızı kıpırdattığımız anda bize ateş ediyorlardı. Nereye nişan alacaklarını biliyorlardı çünkü profesyonellerdi. Gemiden indiğimiz andan itibaren ve tüm nakil boyunca, bizi tuttukları hapishanede şiddet başladı. Neredeyse 24 saat boyunca ellerimiz kelepçeliydi, su veya yiyecek vermediler. Bu 24 saat boyunca her türlü şekilde dövüldük. Bazı insanlar keskin nişancılar tarafından vuruldu.”
AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın Askıya Alınması Çağrısı
Küresel Sumud Filosu’ndan aktivistler İsrail tarafından göz altında tutulurken, Avrupa Parlamentosu temsilcisi 37 parlamenter, bir açık mektup yayınladı ve İsrail insan hakları hükümlerine uyum sağlayıncaya kadar AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın askıya alınmasını talep etti.
AP milletvekilleri, İsrail’in Küresel Sumud Filosu aktivistlerine sistematik işkence, ağır fiziksel şiddet ve cinsel saldırı uyguladığına dair belgelenmiş tanıklıklar olduğunu belirtirken, Avrupa kurumlarının bu duruma sessiz kalmasının, AB’yi bu cezasızlık düzenine ortak etmek anlamına geleceğini belirttiler.
Mektupta ayrıca, İsrail güçleri tarafından filo katılımcılarına yönelik kaçırma, gözaltı, belgelenmiş fiziksel şiddet ve cinsel saldırılarda AB üyesi devletlerin olası suç ortaklığının tüm boyutlarını araştıracak bağımsız uluslararası bir soruşturma başlatılması talep edildi.
İmzacı milletvekilleri, “Avrupa artık gözlerini başka yöne çevirmeye devam edemez. Harekete geçilmemesi her seferinde İsrail’e hukuksuzluğun bir bedeli olmadığı mesajını vermektedir. Bu mesaj artık sona ermelidir.” ifadesinde bulundu.
“Almanya Vatandaşlarının Arkasında Durmalı”
İtalya ve Fransa’daki tepkilerin yanında Berlin ise açıklama yapmakla yetinip somut diplomatik adımlar atmamakla eleştiriliyor. Küresel Sumud Filosu bünyesinde gözaltına alınanlar arasında dokuz Alman vatandaşı ve Almanya’da yaşayan beş kişi de bulunuyordu. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul (CDU), Ben-Gvir’in paylaştığı videoyu “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Bunun, Almanya’nın İsrail ile birlikte savunmak istediği değerlerle temelden çeliştiğini söyledi. Almanya’nın İsrail Büyükelçisi Steffen Seibert ise, İsrail’de Dışişleri Bakanı da dahil olmak üzere birçok kişinin Ben Gvir’in muamelesini kabul etmediğini, bu tutumun Almanya ile İsrail’in değerleriyle bağdaşmadığını açıkladı.
Hükûmet tarafındaki açıklamaların yeterli olmadığını söyleyen SPD’nin dış politika sözcüsü Adis Ahmetović ise, Süddeutsche Zeitung’a yaptığı açıklamada, “Federal hükûmetten, özellikle kendi vatandaşlarının arkasında şimdiye dek olduğundan daha net durmasını bekliyoruz.” dedi. Ahmetović, “böylesine insanlık dışı bir davranış” karşısında sadece sözlü açıklamaların yeterli olmadığını söyledi.
Yeşiller Partisi Dış Politika Sözcüsü Deborah Düring ise İsrail’de aktivistlere işkence karşısında daha somut sonuçlar talep etti: “Federal hükûmet İsrail büyükelçisini Dışişleri’ne çağırmalı, ayrıca aşırı sağcı Bakan Ben-Gvir’e yönelik AB düzeyinde gecikmiş yaptırımları nihayet desteklemelidir.”
Küresle Sumud Filosu‘na katılan 430’dan fazla aktivist İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye’deki farklı şehirlerden denize açılmıştı. Geçen yıl İsrail tarafından yine engellenen ilk girişimde olduğu gibi aktivistler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik deniz ablukasını aşmayı, insani yardım için bir deniz koridoru açmayı ve sembolik olarak yardım malzemeleri ulaştırmayı amaçlıyordu. Gazze 2009 yılından bu yana İsrail tarafından abluka altına alınmış durumda. (P)