ABD 250. Yaşına “Vatanseverliği” Kişisel Sadakate Dönüştüren Trump ile Giriyor
ABD bağımsızlığının 250. yılına hazırlanırken Donald Trump, vatanseverliği ulusal bir ortaklık fikrinden çıkarıp kişisel sadakat gösterisine dönüştürüyor. Amerikan başkanlarının kriz zamanlarında sıkça başvurduğu vatanseverlik dili, Trump döneminde ülke sevgisi ile lidere bağlılık arasındaki sınırın silindiği yeni bir siyasi forma bürünüyor.
4 Temmuz yaklaşırken Donald Trump, Amerikan bağımsızlığının 250. yıl dönümünden mümkün olduğunca faydalanıyor. Kendisini neredeyse fiilen “Başvatansever” ilan etmiş durumda.
Hatıra amacıyla basılacak 250 dolarlık banknotlara ve pasaportlara yüzünü koyduruyor. Trump’ın 80. doğum gününde, izleme başına ödeme sistemiyle yayımlanacak bir UFC karşılaşması için Beyaz Saray’ın Güney Bahçesi’ne inşa edilen dev yapıya “Arc de Trump” lakabı takıldı. Belki Trump buna da adını vermek isterdi; ancak yapı inşa edilirken bir mahkeme, adının başka bir federal binadan kaldırılmasına hükmetti.
Trump, kriz zamanlarında abartılı bir vatanseverliğe yaslanarak Amerikalıların ulusal amaç duygusunu yönlendirmeye ya da yeniden şekillendirmeye çalışan ilk başkan değil.
Fakat Trump’ın hamlelerindeki gösteriş ve kibir, belki de benzersiz ya da en azından olağanüstü yoğunlukta bir şeye işaret ediyor: Trump, vatanseverliği kişisel sadakatle kaynaştırmaya çalışıyor; öyle ki ülkeyi sevmek, onu sevmekle aynı anlama gelsin istiyor.
Diğer başkanlar da vatanseverliği, ulusun karakterini anlatmak ya da gerekli gördükleri kimi değişimleri vurgulamak için kullandı.
Hizmet Olarak Vatanseverlik, Emanet Olarak Başkanlık
George Washington için vatanseverlik, ülkenin ilk başkanı olarak görevinden ayrılmak anlamına geliyordu. Bunu yaparak yeni cumhuriyetin, kalıtsal monarşiyle değil halk egemenliğiyle yönetileceği iddiasında ciddi olduğunu gösterdi.
Washington’ın tutumu, yürütme, yasama ve yargıdan oluşan üç erk arasındaki dengenin korunmasının iyi niyetli aktörler ve ölçülü davranış gerektirdiğini ortaya koydu.
Yaklaşık 200 yıl sonra Başkan Gerald Ford da bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Richard Nixon kısa süre önce utanç verici bir şekilde istifa etmişti; 1970’lerin başındaki petrol şokları nedeniyle ücretler durgunlaşmış, enflasyon ise Büyük Buhran’dan bu yana ilk kez kontrolden çıkmıştı.
Bu koşullar altında Ford, ülkenin 200. doğum gününü sade bir Amerikan vatanseverliği ifadesiyle anmayı tercih etti. 4 Temmuz’da Ford, kendisini onurlandırmak için inşa edilmiş bir yapının önünde görünmedi. Bunun yerine, Thomas Jefferson’ın kutsal addedilen evi ve plantasyonu Monticello’da göçmenlerin vatandaşlığa kabul edildiği bir törene başkanlık etti.
"A Golden Gift to the White House for its 250th Birthday Year!" – President Donald J. Trump 🇺🇸 pic.twitter.com/XV2sk6smcf
— The White House (@WhiteHouse) June 30, 2026
Amerika’nın Küresel Misyonu Olarak Vatanseverlik ve Sadakat Testi
Birçok Amerikan başkanı, ulusal gururu ve bağlılığı Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyadaki yeri üzerinden çerçeveledi. Bu başkanlar, devrimci broşür yazarı Thomas Paine’in 1776 tarihli Common Sense adlı eserinde ifadesini bulan bir geleneği benimsedi: “Amerika’nın davası, büyük ölçüde insanlığın davasıdır.” 1930’larda faşizmin ve Nazizmin yükselişiyle birlikte, ABD’nin küresel bir misyona sahip olduğu yönündeki bu anlayış daha da belirgin hâle geldi.
Franklin D. Roosevelt, “Amerikalı kardeşlerim” diye seslendiği yurttaşlarını Müttefik Devletler safına katılmaya teşvik ederken, sahip oldukları talihin aynı zamanda bir yükümlülük olduğunu savundu. Ocak 1941’de yaptığı Dört Özgürlük konuşmasında Roosevelt, ABD’nin Amerikalıların hâlihazırda yararlandığı ifade ve din özgürlüğünü savunması gerektiğini, fakat bununla yetinmeyip dünya genelinde herkes için “yoksulluktan kurtulma özgürlüğünü” ve “korkudan kurtulma özgürlüğünü” de savunması gerektiğini söyledi.
Uluslararası yönelimli bu vatanseverlik damarı, Soğuk Savaş boyunca ve onu izleyen ilk yıllarda başkanlık retoriğinin ayırt edici özelliği olmaya devam etti.
Ardından 2000 yılında George W. Bush, ABD’nin uluslararası angajmanlarını sınırlama vaadiyle göreve geldi. 11 Eylül saldırıları bu hedefi sona erdirdi. Bundan sonra Bush, sadakate yaptığı vurguyla bugün yaşananlara öncülük eden bir vatanseverlik anlayışını öne çıkardı. Bush, diğer ülkelere “Ya bizimlesiniz ya da teröristlerle” dedi.
Amerikan vatandaşları da içeride gözetimi yoğunlaştıran ve muhalefeti bastıran yeni yasalara, kurumlara ve normlara tabi hâle geldi. Bu yasalardan biri doğrudan “Patriot Act”, yani “Vatanseverlik Yasası” olarak biliniyordu.
Bazı Amerikalılar İçin Özgürlük, Diğerleri İçin Özgürlükten Mahrumiyet
En yüce vatanseverlik fikirlerine sahip başkanlar bile Amerika’nın kendisini özgürlüğe benzersiz biçimde adanmış bir ulus olarak görmesinin merkezindeki çelişkiden kaçamadı. Çünkü teoride bütün insanlar eşit doğmuş olabilir; ancak ABD hiçbir zaman herkese bu şekilde muamele etmedi.
Amerikan özgürlüğü daima bazılarını kendi nimetlerinden dışlayarak var oldu. George Washington’ın kendisi yüzlerce insanı köleleştirdi ve özgürlüğe kaçanların peşine acımasızca düştü. ABD’nin dünyayı demokrasi için güvenli hâle getirmesini isteyen Başkan Woodrow Wilson, daha önce bütünleşmiş olan federal kamu hizmetini ırklara göre ayrıştırdı ve böylece Amerika tarihine dair ırkçı mitleri teşvik etti. Franklin Roosevelt’in büyük övgü alan New Deal programı ve GI Bill düzenlemesi, servetin yeniden dağıtılmasına ve Amerika’da orta sınıfın inşasına büyük katkı sağladı; ancak Afrikalı Amerikalıları, Yerli Amerikalıları ve birçok başka beyaz olmayan topluluğu dışarıda bıraktı.
Trump’a Özgü “Vatanseverlik” Tarzı: Açık Sözlü ve Kendine Hizmet Eden
Bu bakımdan Trump’ın içe dönük vatanseverliği tanıdık bir örüntüye sahip. Yine de Trump’ın vatanseverliği, kimleri dışladığı konusunda son dönemlerin çoğu başkanından çok daha açık sözlü. Yeni olan ise Trump’ın vatanseverliği, kişisel sadakati ve kendisinin -hem başkan olarak hem de hayatın her alanında üstün olduğuna dair bizzat ilan ettiği kanaati nedeniyle- bir şekilde ulusun kendisini temsil ettiği fikrini kaynaştırmasıdır. Bu, şirket avcısı (corporate raider) vatanseverliğidir: Kurumu ele geçir, adını cephesine yaz, sadık olanları ödüllendir ve her şeyden önce ondan elde edebileceğin bütün değeri çekip al.
Bağımsızlığın 250. yıl dönümü bize Trump’ın vatanseverliği siyasallaştırıp siyasallaştırmadığını sormayı gerektirmiyor. Vatanseverlik zaten her zaman siyasidir. Asıl soru, vatanseverliğin daha büyük bir iyiliğe hizmet edecek şekilde kullanılıp kullanılamayacağı ya da Trump’ın sahiplenebileceği bir başka varlıktan ibaret olup olmadığıdır.
NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 2 Temmuz 2026’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.