Ticaret

Alman Şirketleri İsrail’in Savaş Ekonomisinde Nasıl Rol Oynuyor?

Silah üretiminden savaş tahvillerine, kimyasal hammaddelerden savunma sanayiine uzanan iş birlikleri, Alman şirketlerinin İsrail'le ilişkilerini son yılların en tartışmalı başlıklarından biri hâline getirdi. Dört Alman şirketi üzerinden bu askerî ve ekonomik iş birliğinin izini sürdük.

Alman Şirketleri İsrail’in Savaş Ekonomisinde Nasıl Rol Oynuyor?
Kolaj yapay zekâ yardımıyla oluşturulmuştur. Görsel: Perspektif.

Gazze’de 7 Ekim 2023’ten bu yana devam eden ve Birleşmiş Milletler ile çok sayıda uluslararası insan hakları kuruluşu tarafından “soykırım” olarak nitelendirilen İsrail saldırıları, Almanya’nın İsrail’e verdiği askerî ve siyasi desteği yeniden uluslararası tartışmaların merkezine taşıdı. Bu tartışmalar çoğu zaman Berlin’in silah ihracatı politikaları üzerinden yürütülse de, Almanya ile İsrail arasındaki iş birliği devletler arası ilişkilerin ötesine uzanıyor. Savunma sanayiinden finans sektörüne, kimya endüstrisinden otomotive kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren bazı Alman şirketleri de İsrail’in askerî ve ekonomik kapasitesine katkıları nedeniyle son yıllarda uluslararası raporlarda ve hukuk girişimlerinde daha sık gündeme geliyor.

Alman şirketleri kimi zaman denizaltı ve savaş gemileri üreterek, kimi zaman milyarlarca dolarlık devlet tahvillerini satın alarak, kimi zaman ise kimyasal tedarik zincirleri veya savunma sanayiine yönelik üretim planlarıyla İsrail’le iş birliği yürütüyor. İnsan hakları örgütleri, hukuk merkezleri ve uluslararası sivil toplum kuruluşları ise bu faaliyetlerin ve şirketlerin insan hakları sorumluluğu ve uluslararası insancıl hukuk bakımından daha yakından incelenmesi gerektiğini savunuyor. ThyssenKrupp, Allianz, Bayer ve Volkswagen, bu tartışmaların öne çıkan örnekleri arasında yer alıyor.

İsrail’in Deniz Gücünün Omurgası: ThyssenKrupp

İsrail’in askerî kapasitesinde Alman şirketlerinin rolü söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerden biri ThyssenKrupp Marine Systems (TKMS). Şirket, yaklaşık otuz yıldır İsrail Donanması için denizaltı ve savaş gemileri üretiyor. Bugün İsrail’in en kritik deniz platformları arasında yer alan Dolphin ve Dolphin II sınıfı denizaltılar ile yeni nesil Dakar sınıfı denizaltılar TKMS tarafından inşa ediliyor. Aynı şekilde Sa’ar 6 sınıfı korvetlerin üretiminde de ana yüklenici konumunda bulunuyor.

Bu denizaltılar yalnızca konvansiyonel deniz platformları olarak görülmüyor. Uluslararası savunma uzmanlarına göre Dolphin sınıfı denizaltılar, nükleer başlık taşıyabilen seyir füzeleriyle kullanılabilecek şekilde tasarlandı. Bu nedenle söz konusu denizaltılar, İsrail’in “ikinci vuruş kapasitesi” olarak tanımlanan nükleer caydırıcılık stratejisinin temel unsurlarından biri kabul ediliyor.

Almanya’nın bu iş birliğindeki rolü yalnızca üretimle de sınırlı değil. İsrail’e satılan denizaltıların maliyetinin önemli bir kısmı, “İsrail’in güvenliğine yönelik tarihsel sorumluluk” gerekçesiyle Berlin tarafından finanse ediliyor. NDR‘nin aktardığına göre, 2012’de imzalanan altıncı Dolphin sınıfı denizaltı anlaşmasında Almanya, yaklaşık 450 milyon avroluk satışın yüzde 30’una karşılık gelen 135 milyon avroyu üstlendi. Benzer şekilde, 2022 yılında yaklaşık 3 milyar avro değerindeki Dakar sınıfı denizaltı anlaşmasının da Alman devlet desteğiyle yürütüldüğü bildiriliyor.

TKMS tarafından üretilen dört Sa’ar 6 sınıfı korvet de İsrail Donanması’na teslim edildi. Resmî olarak Doğu Akdeniz’deki doğal gaz platformlarını korumak amacıyla geliştirilen bu gemiler, bugün İsrail donanmasının en önemli savaş platformları arasında yer alıyor. Who Profits ile Don’t Buy Into Occupation (DBIO) koalisyonunun raporlarında, ThyssenKrupp’un İsrail’in askerî altyapısına katkı sağlayan başlıca yabancı şirketlerden biri olduğu belirtiliyor.

7 Ekim 2023 sonrasında Almanya’nın İsrail’e yönelik bazı silah ihracatlarını kısa süreli sınırlandırdığı dönemde dahi TKMS projeleri durmadı. Taz’ın aktardığına göre federal hükûmet, INS Drakon adlı yeni denizaltının İsrail’e ihracatına onay verdi. Öte yandan Avrupa Anayasal ve İnsan Hakları Merkezi (ECCHR), Almanya’nın İsrail’e yönelik silah ihracat izinlerine karşı açtığı davalarda, uluslararası insancıl hukukun ihlal edilme riskinin bulunduğu durumlarda ihracat lisansı verilmemesi gerektiğini savundu. Alman hükûmeti ise her ihracat başvurusunun ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirildiğini belirtmekle yetindi.

ThyssenKrupp’un adı yalnızca askerî projeler nedeniyle değil, İsrail’de “denizaltı skandalı” olarak bilinen yolsuzluk soruşturması nedeniyle de gündeme gelmişti. Netanyahu hükûmeti döneminde yürütülen denizaltı ve korvet alımlarına ilişkin soruşturmada, şirketin İsrail temsilcisi Michael Ganor’un milyonlarca avroluk komisyon ödemeleri üzerinden bazı karar vericilere rüşvet aktardığı iddia edilmiş, ThyssenKrupp ise suçlamaları reddetmişti.

Savaş Ekonomisinin Finans Ayağı: Allianz-PIMCO

Ancak Alman özel sektörünün İsrail’le ilişkisi yalnızca doğrudan silah üretimiyle sınırlı değil. İsrail’in savaş ekonomisini ayakta tutan finansal kanallar da bu ilişkide giderek daha fazla rol oynuyor. Amsterdam merkezli sürdürülebilirlik araştırma şirketi Profundo’nun verilerine göre, Münih merkezli Alman sigorta ve finans devi Allianz, ABD merkezli tahvil yönetimi iştiraki PIMCO aracılığıyla, Gazze operasyonlarının en yoğun olduğu dönemde İsrail devletinin dünyadaki en büyük ve tek yabancı finansörü hâline geldi.

Eylül 2025 verileri, Allianz grubunun çeşitli fon iştirakleri üzerinden 2,67 milyar dolar değerinde İsrail savaş tahvili topladığını ortaya koydu. Bu miktar, söz konusu dönemde İsrail dışındaki tüm küresel aktörlerin elinde bulundurduğu İsrail devlet tahvillerinin yüzde 51,8’ini oluşturuyor. Diğer bir deyişle 2025 yılında Allianz-PIMCO ortaklığı; ABD, İngiltere ve Fransa dahil olmak üzere dünyanın geri kalan tüm ülkelerinin toplamından daha fazla İsrail tahviline sahipti. Kasım 2024’te grupta sadece 32 milyon dolar olan bu miktar, bir yıldan kısa bir sürede yaklaşık 80 kat artış gösterdi.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından soykırım soruşturması altında olan bir devlete finansman sağlamanın getirdiği hukuki ve itibar risklerine rağmen, İsrail’in küresel yatırımcıları yüksek faizle ödüllendirdiği belirtiliyor. Savaş öncesi ihraç edilen İsrail tahvilleri ortalama yüzde 1,4 faiz taşırken, savaş döneminde bu oran kurumsal yatırımcıları cezbetmek için yüzde 5,56’lık bir “savaş primi”ne yükseltildi. İrlanda, Danimarka ve Norveç gibi birçok Avrupa emeklilik ve devlet fonu insani gerekçelerle İsrail yatırımlarını geri çekerken, Allianz-PIMCO’nun bu ihraçlara pazar payını domine edecek şekilde yönelmesi, eleştirmenler tarafından kasıtlı bir finansal strateji olarak yorumlanıyor.

Şirketin sigorta kolu İngiltere’deki Filistin yanlısı aktivistlerin yoğun baskısı ve ofis boyama eylemleri sonucunda 2025 sonlarında İsrail askerî şirketi Elbit Systems’i sigortalamayı bıraktığını açıklamıştı. Ancak aynı süreçte şirketin finans ve varlık yönetimi kolu olan PIMCO, İsrail hükûmetine milyarlarca dolarlık doğrudan nakit akışı sağlamaya devam ediyordu.

Öte yandan insan hakları örgütleri ve BM yetkilileri, İsrail devlet tahvillerini satın almanın savaş suçlarını ve hak ihlallerini finanse etme riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Allianz-PIMCO’nun portföyünde bulunan milyarlarca dolarlık İsrail devlet tahvili, şirketi savaşın finansmanı ve uluslararası hukuktan kaynaklanan kurumsal sorumluluk tartışmalarının odağına taşıyor.

Gazze’de Kullanıldığı İddia Edilen Beyaz Fosforun Tedarik Zinciri: Bayer

İsrail devletine finansman ve silah sistemleriyle desteğin yanı sıra, üretim zincirleri ve kimyasal hammaddeler üzerinden İsrail’in askerî faaliyetleriyle ilişkilendirilen bir diğer Alman şirketi ise Bayer. Bayer, son yıllarda tarım ilacı Roundup’ın etken maddesi olan ve Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ – WHO) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından “muhtemel kanserojen” olarak sınıflandırılan glifosat nedeniyle hakkında açılan milyarlarca dolarlık tazminat davalarıyla gündemde. Son günlerde ise İsrail’in Gazze ve Lübnan’da kullandığı beyaz fosfor mühimmatı ve glifosatla ilgili tartışmaların odağında yer alıyor. Medico International ile Alman ağı Coordination gegen Bayer-Gefahren’in (CBG) değerlendirmesine göre, Bayer’in 2018 yılında Amerikan menşeli tohum ve tarım ilacı üreticisi Monsanto’yu satın almasının ardından devraldığı elemental fosfor tedarik zinciri, hem glifosatın hem de beyaz fosfor mühimmatının üretiminde kullanılan hammaddelerle bağlantılı. Bu nedenle şirket, İsrail’in kullandığı bazı askerî ve kimyasal ürünlerin tedarik zincirindeki iddia edilen rolü nedeniyle eleştirilerin odağında bulunuyor.

İsrail’in beyaz fosfor kullanımı uzun yıllardır uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına konu oluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Ekim 2023’te Gazze ve Lübnan’da beyaz fosfor mühimmatı kullanıldığını belgelediğini açıklarken, özellikle yoğun nüfuslu bölgelerde bu mühimmatın kullanılmasının siviller açısından ciddi riskler doğurduğunu ve uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu belirtti. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) de İsrail ordusunun Güney Lübnan’da beyaz fosfor içerikli mühimmat kullandığını belgeleyerek, sivilleri etkileyen bu saldırıların savaş suçu kapsamında soruşturulması çağrısında bulundu.

Glifosat kullanıldığı yönündeki iddialar ise daha yakın dönemde gündeme geldi. Medico International’ın Orta Doğu Sorumlusu Riad Othman, kanserojen bir herbisit olan glifosatın İsrail ordusu tarafından 2014 yılında Gazze Şeridi’nde “test edildiğini” öne sürüyor. Medico International ve CBG’ye göre, İsrail ordusunun kullandığı beyaz fosfor mühimmatı ile glifosatta kullanılan elemental fosforun Bayer’in ABD’deki eski Monsanto tesislerinden tedarik edildiğine dair güçlü göstergeler bulunuyor.

Nisan 2026’daki hissedarlar toplantısında Bayer Yönetim Kurulu, İsrail veya ABD ordusuna doğrudan glifosat tedarik ettiği yönündeki iddiaları reddetti. Ancak şirket, beyaz fosfor mühimmatının üretiminde kullanılan elemental fosforun tedarik zincirine ilişkin kamuoyuna benzer bir açıklama yapmadı. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump da hem glifosat hem de beyaz fosfor üretiminde kullanılan elemental fosforu ABD’nin “ulusal güvenliği” açısından kritik bir hammadde ilan etti. Kararın, Lübnan ve Suriye’de glifosat kullanıldığına ilişkin iddiaların gündeme gelmesinden kısa süre sonra alınması dikkat çekti.

Bayer’in Idaho’daki fosfat üretimi yalnızca askerî tartışmalarla değil, çevresel etkileri nedeniyle de uzun yıllardır eleştiriliyor. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) tespitlerine göre, eski Monsanto tesislerinden kaynaklanan ağır metaller ve radyoaktif kalıntılar bölgedeki su kaynaklarını kirletti. Bölgedeki 17 eski fosfat madeni daha sonra federal “Superfund” temizleme sahası ilan edilirken, selenyum kirliliği çok sayıda çiftlik hayvanının ölümüne yol açtı. Monsanto, 2011 yılında çevre ihlalleri nedeniyle EPA tarafından 1,4 milyon dolar para cezasına çarptırıldı. Bayer ise bugün de glifosatın sağlık üzerindeki etkileri nedeniyle açılan milyarlarca dolarlık davayla karşı karşıya bulunuyor.

Volkswagen’in Demir Kubbe Planı

Alman sanayi devlerinin İsrail’in askerî mekanizmasına sağladığı destekler, geleneksel sivil üretim hatlarının savunma sanayiine dönüştürülmesi tartışmasıyla yeni bir boyut kazandı. Alman otomotiv devi Volkswagen, sivil otomobil üretiminin 2027 yılı itibarıyla sona ermesinin planlandığı Aşağı Saksonya’daki Osnabrück fabrikasının geleceğini gerekçe göstererek askerî bir dönüşüm hazırlığıyla gündeme geldi.

Financial Times’ın şirket kaynaklarına dayandırdığı bilgilere göre Volkswagen, İsrail devletine ait savunma şirketi Rafael Advanced Defense Systems ile stratejik bir ortaklık kurmayı planlıyor. Yaklaşık 2 bin 300 işçinin çalıştığı tesiste, İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe için fırlatma rampaları ve askerî nakliye araçları gibi lojistik ve teknik bileşenlerin üretilmesi öngörülüyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana savunma üretiminden uzak duran şirketin bu hamlesi, kurumsal çizgisinde tarihî bir kırılma olarak değerlendiriliyor.

Volkswagen yönetimi, doğrudan bitmiş silah üretimini şirket politikası gereği dışladığını belirtse de savunma sanayii aktörleriyle “açık uçlu bir değerlendirme süreci” kapsamında temas yürüttüğünü doğruladı. Bu durum, fabrikanın İsrail askerî yapısına entegre edilme planının yalnızca spekülasyondan ibaret olmadığını gösteriyor. Ancak bu hamle, gerek fabrikadaki işçiler gerekse tarihsel olarak kendisini “Barış Şehri” olarak tanımlayan Osnabrück kent sakinleri tarafından, özellikle Gazze’deki sivil kayıplar ve insan hakları ihlalleri nedeniyle ahlaki ve insani gerekçelerle protesto ediliyor.

Şirketlerin Hukuki Sorumluluğu Nedir?

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, 2026 başında İsrail’e yönelik silah ihracatını durdurma taleplerini hükûmetin dış politika takdir yetkisine bırakarak yargısal bir engel çıkarmamış olsa da, uluslararası hukuk uzmanları şirketlerin sorumluluğuna dikkat çekiyor. Northwestern Üniversitesinden Dr. Torsten Menge ve Kanadalı hukukçu Aidan Simardone gibi uzmanlar, insanlığa karşı suç işlediği bilinen bir devlete askerî lojistik ve bileşen tedarik eden şirketlerin, tüzel kişilik olarak doğrudan “suç ortaklığından” sorumlu tutulabileceğini vurguluyor. Volkswagen’ın en büyük hissedarlarından birinin Alman kamu otoritesi olması ise olası Rafael ortaklığını yalnızca ticari bir faaliyet olmaktan çıkararak, İsrail’in askerî yapısına verilmiş siyasi destek tartışmasının da parçası hâline getiriyor.

Bu dört örnek, Alman şirketlerinin İsrail’le kurduğu ilişkilerin tek bir sektörle sınırlı olmadığını gösteriyor. Savunma sanayiinden finans sektörüne, kimya endüstrisinden otomotiv sanayiine uzanan bu ağ; uluslararası hukuk, şirketlerin insan hakları sorumluluğu ve devlet-özel sektör ilişkileri bakımından giderek daha fazla tartışılıyor. Şirketlerin büyük bölümü faaliyetlerinin ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde yürütüldüğünü savunsa da, insan hakları örgütleri ve hukukçular bu ilişkilerin İsrail’in askerî kapasitesine sağladığı katkının bağımsız biçimde incelenmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler