“Marš Mira’da Srebrenitsa Soykırımını Unutmamak ve Unutturmamak İçin Yürüyoruz”
IGMG Kadın Gençlik Teşkilatı Başkanı Zehra Karataş, bu yıl yaklaşık 300 gençle birlikte Srebrenitsa’daki Marš Mira’ya katıldıklarını belirterek, yürüyüşün gençler için yalnızca fiziksel bir deneyim değil, hafızayı canlı tutma, soykırım inkârına karşı durma ve adalet sorumluluğu üstlenme çağrısı taşıdığını söyledi.
IGMG (İslam Toplumu Millî Görüş) bu yıl yeniden Marš Mira’ya (Barış Yürüyüşü) katılıyor. Marš Mira sizin için kişisel olarak ne ifade ediyor? Avrupa’da hafıza kültürü ve soykırım inkârı etrafında süren güncel tartışmalar düşünüldüğünde katılımınız nasıl bir anlam taşıyor?
Zehra Karataş: 1990’lı yıllarda Bosna’da işlenen savaş suçları ve soykırım, çocukluğumda üzerimde derin izler bıraktı. Özellikle o dönem savaştan kaçarak Almanya’ya sığınmak zorunda kalan bir okul arkadaşım hafızamda yer etti; onun hikâyesi beni çok derinden etkilemişti. Bu arka plan nedeniyle cemaatimizde uzun zamandır anmaya yönelik aktif bir işaret ortaya koyma arzusu vardı. İlk somut adımları 2024 ve 2025 yıllarında attık. O dönemde IGMG Kadınlar Gençlik Teşkilatı olarak genel merkezimizden bir grup gönüllüyle birlikte 11 Temmuz’da Srebrenitsa’daki anma törenine katıldık.
Bugünü anlayabilmek için tarihi bilmemiz gerekir. Srebrenitsa’da bu tarih her yıl yeniden hissedilir hâle geliyor. Avrupa’da hafıza kültürü üzerine yürütülen güncel tartışmalar ve endişe verici boyutlara ulaşan soykırım inkârı karşısında, IGMG olarak unutmaya karşı durmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu, Alija İzetbegović’in şu sözleriyle de örtüşüyor: “Ne yaparsanız yapın, soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan bir soykırım tekrarlanır.”
Bu nedenle bu yıl çalışmalarımızı genişletiyor ve yaklaşık 300 gençle birlikte Marš Mira’ya katılıyoruz. O dönemde insanların korku ve belirsizlik içinde katetmek zorunda kaldığı yolu, bilinçli bir anma duygusuyla yürümek istiyoruz. Amacımız hem hatırayı canlı tutmak hem de barış adına güçlü bir mesaj vermek.
“Gençler Bu Yolu Sadece Fiziksel Bir Zorluk Olarak Görmemeli”
Gençleri bu özel deneyime nasıl hazırlıyorsunuz? Yürüyüşü yalnızca fiziksel bir meydan okuma olarak değil, tarihle bir karşılaşma olarak kavramalarını nasıl sağlıyorsunuz?
Daha yola çıkmadan önce gençleri konuyla ilgili yoğun bir düşünme ve öğrenme sürecine teşvik ediyoruz. Bu amaçla onlara belirli kitaplar, belgeseller ve filmler tavsiye ettik. Böylece sağlam bir arka plan bilgisi edinmelerini istiyoruz. Bosna Hersek’e doğru yaptığımız ortak yolculuk da bu hazırlık sürecinin bir parçası olarak görülebilir. Bu yolculuk sırasında gençlere Balkanların karmaşık tarihini ve soykırımın arka planını anlatma, sorularını yanıtlama ve ilk değerlendirmeler için alan açma imkânımız oluyor.
Ancak en önemli unsur, sahadaki gerçeklikle doğrudan karşılaşmadır. Gençler, Srebrenitsa Soykırımı ve Bosna Savaşı’ndan sağ kurtulanlarla doğrudan konuşma imkânı bulacaklar. Bu kişisel tanıklıklar ve yaşanmış hikâyeler, soyut tarihi somut bir gerçekliğe dönüştürüyor. Böylece gençler, yalnızca fiziksel bir zorluğu aşmadıklarını; aynı zamanda kurbanların ve geride kalanların onurunu da taşıdıklarını fark ediyorlar.
“Marš Mira, Hiçbir Kitabın Veremeyeceği Bir Tecrübe Sunuyor”
Bugün pek çok anma biçimi sınıflarda ya da anma mekânlarında gerçekleşiyor. Marš Mira ise kaçan insanların yolunu yürüyerek takip etmeyi gerektiriyor. Bedensel olarak tecrübe edilen bu yaklaşım, kitapların ya da belgesellerin tek başına aktaramayacağı neyi verebilir?
Karataş: Kendi tecrübemden söyleyebilirim: İnsan ne kadar okursa okusun, ne kadar iyi bilgi sahibi olursa olsun, Srebrenitsa’nın ve Bosna’nın yaşadığı felaketin gerçek boyutunu ancak 11 Temmuz’da anma törenine bizzat katıldığında, mezarlıkta durduğunda, yakınlarını kaybedenlerle konuştuğunda ve defin törenlerine şahit olduğunda kavrayabiliyor.
Kitaplar ve belgeseller bize bilgi verir. Fakat Marš Mira, dünyadaki hiçbir medyanın yerini tutamayacağı duygusal ve bedensel bir tecrübe sunar. Bu sarsıcı deneyim bizim için daha Saraybosna’da başlıyor. Gençler orada tarihin görünür yaralarıyla doğrudan karşılaşıyorlar. Sokaklarda yürürken o dönemde bilinçli şekilde hedef alınmış evleri, yanındaki bina ise zarar görmemiş hâlde gördüğünüzde savaşın keyfiliğini, acımasızlığını ve insanlar üzerinde bıraktığı psikolojik yükü hemen anlıyorsunuz. Kurşun izlerini ve yıkılmış cepheleri kendi gözlerinizle görmek, onları bir ekranda izlemekten bambaşka bir şey.
Gençler, o dönemde insanların günler boyunca kendi hayatları ve sevdiklerinin hayatı için endişe içinde yürümek zorunda kaldıkları güzergâhı yaya olarak kat ediyorlar. Bu yolun, barış şartları altında ve güvenlik içinde yüründüğünde bile ne kadar büyük bir fiziksel emek gerektirdiğini bizzat bedenlerinde hissedecekler.
Yürüyüş sırasındaki fiziksel yorgunluk insanın zihninde kaçınılmaz olarak şu soruyu doğuruyor: Biz bu yolu güvenlik içinde ve yiyecek-içecek desteğiyle yürürken bu kadar zorlanıyorsak, ölümden kaçan insanlar için bu yol nasıl bir şeydi? İşte bu düşünce, kişisel tecrübeyle tarihsel trajedi arasında bir köprü kuruyor.
Bu fiziksel yaklaşım, teorik bilgiyi derin ve kalıcı bir merhamete dönüştürüyor. Gençlerin, tahayyül edilmesi güç bir acıyı ve tarihsel trajediyi hayatları boyunca unutamayacakları bir şekilde anlamalarını sağlıyor.
“Bu Tarih Sanıldığı Kadar Uzakta Değil”
Gençlerin çoğu Avrupa’da doğdu ve soykırımı yalnızca ailelerinden dinledikleri hikâyelerden ya da tarih derslerinden öğrendi. Marš Mira’dan sonra neyi farklı görmelerini veya farklı anlamalarını istersiniz?
Öncelikle gençlerin bu tarihin sınıf ortamında çoğu zaman göründüğü kadar uzak olmadığını fark etmelerini istiyorum. Ailelerinden dinledikleri anlatıların ve sosyal medyada gördükleri görüntülerin, dünyadaki pek çok insan için acı bir gerçeklik olduğunu ve hâlâ olmaya devam ettiğini anlamalarını arzu ediyorum.
Bu yolculuk gençlerde iki düzeyde derin bir sorumluluk bilinci uyandırmalı. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Müminler bir bedenin uzuvları gibidir. Bedenin bir uzvu acıdığında bütün beden bunu hisseder.” Gençlerin ümmet anlayışını bu derinlikte kavramalarını istiyorum. Dünyadaki kardeşlerinin acısını yalnızca zihinsel olarak anlamakla kalmasınlar; onu samimiyetle hissedebilsinler.
Ancak bu merhamet yalnızca kendi topluluğumuzun sınırları içinde kalmamalı. Müslümanlar olarak adalet için durma ve acı çeken her insanın yanında olma sorumluluğu taşıyoruz. Bu sorumluluk, kişinin kökeninden ya da inancından tamamen bağımsızdır.
Marš Mira’dan sonra gençlerin evlerine daha keskinleşmiş bir bakışla dönmelerini diliyorum. Avrupa’daki Müslümanlar olarak rollerini yeniden kavramalarını; aktif sorumluluk almayı, empatiyi hayata geçirmeyi ve dünyadaki acılara hiçbir zaman kayıtsız kalmamayı öğrenmelerini istiyorum.
“Gençler Tecrübelerini Kendi Cemaatlerine Taşıyacak”
Bunu nasıl güvence altına almak ya da teşvik etmek istiyorsunuz?
Gençlerimiz bugün de her türlü nefrete ve ırkçılığa karşı aktif şekilde mücadele ediyor. Ancak Marš Mira’nın onları yalnızca katılımcılar olarak bırakmamasını; aktif öznelere ve elçilere dönüştürmesini istiyoruz. Bu nedenle dönüşlerinden sonra onları bilinçli şekilde sorumluluk almaya teşvik ediyoruz. Gençler, kendi cemaatlerine birer çoğaltıcı, yani edindikleri tecrübeyi başkalarına aktaran kişiler olarak dönecekler.
Yaşadıklarını kendilerine saklamayacaklar. Yerel cami cemaatlerinde ve bölge teşkilatlarında sunumlar yapacak, tartışma akşamları düzenleyecek ve tecrübelerini aktaracaklar. Gençlerin bu tür duygusal konuları kendi akranlarıyla konuşması, çoğu zaman klasik bir ders anlatımından çok daha derin bir etki bırakıyor.
Öğrenilenleri bugüne taşımak son derece önemli. Bir soykırımın izlerini kendi gözleriyle görmüş biri, insanlıktan çıkarma süreçlerinin ilk işaretlerine karşı çok daha hassas bir algı geliştirir. Biz de gençleri bu keskinleşmiş duyarlılığı Avrupa’daki gündelik hayatlarına taşımaya teşvik etmek istiyoruz. Okulda, üniversitede, iş hayatında ya da günlük ilişkilerde her türlü ayrımcılığa cesaretle karşı çıkmalarını arzu ediyoruz.
Barış Yürüyüşü belki Bosna’da sona eriyor. Fakat gençlerin kalplerinde taşıdığı sorumluluk hayatları boyunca onlara eşlik ediyor. Onlar, daha adil ve daha barışçıl bir toplum için aktif köprü kurucular hâline geliyorlar.