Marš Mira: Ölüm Yürüyüşü “Marš Mira”: Ölüm Yolundan Barış Yoluna

Srebrenitsa Soykırımı’nda birçok insan “ölüm yolu”nda hayatını kaybetti. “Marš Mira”, yani “Barış Yürüyüşü”ne katılan Aişe Akova, bu yürüyüşü anlattı.

Aişe Akova 11 Temmuz 2020

Srebrenitsa Soykırımı, dünyanın yakinen bildiği en acı gerçek. Bu karanlık tarihin bilinmeyen önemli bir yanı daha var: Soykırıma uğrayan insanların birçoğu Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” olarak ilan edilen Srebrenitsa’da Sırpların elinde hayatlarını kaybederken, çok büyük bir kısmı ise “ölüm yolu”nda öldürüldü. Sırpların bölgeyi ele geçireceğini anlayan siviller, soykırımdan kaçmak için o zamanlarda Boşnak idaresi altında bulunan ve 95 km uzaklıktaki Tuzla şehrine doğru yürüyüşlerinde hayatlarını kaybettiler.

Canını kurtarmak üzere yola koyulan, ormanlarda kaybolan, açlıktan ölen, yaralı olanların takatsiz kaldığı, Sırp askerlerinin tuzağına düşüp kurşuna dizilen, yahut aylarca ormanda ağaç yaprakları yiyerek soykırımdan kurtulan insanlar var. 1995 yılında gerçekleşen bu yürüyüşte çoğunluğu erkek olan 3000’den fazla kişi 5 gün sonunda Tuzla’ya ulaşırken, kimileri ancak altı ay sonra ormanlık bölgeden kendini kurtarabilmişti. Bunlardan bazıları haftalar süren çileli yolculuktan sonra Tuzla’ya varacak ve bugün bize soykırım hakkında elimize geçen ilk elden bilgileri verecek ve savaş suçlularına karşı mahkemede şahitlik edeceklerdi. 2000 yakın kişinin ise bu yolculukta ölmüş olduğu tahmin ediliyor.

Ortak Hedef: Unutmamak ve Hatırlamak

Bu çileli yolcuğu anmak, yolda hayatını kaybedenleri hatırlamak ve tüm zorluklara rağmen hayatta kalmayı başaran ve bugün Srebrenitsa davasında önemli rol oynayan kişilere tanıklık etmek için 2005 yılından beri Bosna Hersek ve bugün Sırp Cumhuriyeti’ne bağlı olan Srebrenitsa’da “Marš Mira”, yani “Barış Yürüyüşü” organize ediliyor. Son yıllarda uluslararası arenada dikkat çeken bu yürüyüşe dünyanın farklı ülkelerinden 10.000’e yakın insan katılıyor. Ulusal anma yürüyü haline gelen bu yürüyüşün Boşnaklar için çok ayrı bir anlamı var. 95 km uzunluktaki bu yürüyüşte yaşlılar, çocuklar ve toplumun her kesiminden insana rastlamak mümkün. 40 dereceyi aşan yakıcı sıcaklığa rağmen binlerce insan, her yıl bu meşakkatli yolu üç günde kat ediyor ve “ölüm yolu”nu tersine, yani Tuzla’dan Srebrenitsa’ya doğru yürüyor. “Marš Mira” katılılmcılarının çoğu Boşnak olsa bile yabancı gruplara da rastlamak mümkün. İran, Türkiye ve Avrupa’nın farklı yerlerinden insanlar bu barış kervanına dâhil olmak için her yıl temmuz ayında Bosna’yı ziyarete geliyor.

Katılımcıların gelme nedenleri ise farklı farklı: Kimileri soykırım tarihinin izini sürerken, kimisi şehit olan yakını için bu yürüyüşe katılmayı bir vicdan borcu olarak biliyor. Kimi veliler çocuklarına tarihini yaşayarak öğretmek için, kimi ise dayanışma için yürüyor. Fakat hangi ülkeden gelirse gelsin ortak hedef: Unutmamak ve hatırlamak. Bosna’da “Marš Mira” bir yürüyüşten çok daha fazlası.

Potoçari Anıt Mezarlık

Potoçari Anıt Mezarlık / Fotoğraf: Aişe Akova

Soykırımın Canlı İzleri: Mayınlar ve Toplu Mezarlar

Katılımcılar “Marš Mira” yolunda soykırımın canlı izlerine şahit oluyorlar. Ormanlık bölgelerinde hâlâ günümüze kadar temizlenemeyen aktif mayın bölgeleri mevcut. Kırmızı şeritlerle dikkat çekilen alanlara adım atmak hayati tehlike arz ediyor. Boşnaklara ait bazı topraklara savaşta yerleştirilen mayınlar ise hâlâ bazı çiftçilerin hayatına mal olabiliyor.

Katılımcıları soykırımın tüm vahşetiyle yüzleştiren diğer bir tablo ise yol boyunca toplu mezarlıkların bulunduğu yerleri işaretleyen panolar. Panolarda yol üzerinde uydu aracıyla bulunan toplu mezarların yeri ve tespit edilen ceset sayısı yazılı.

Soykırım Tanıklarının Yolculara İkramları

Üç gün boyunca yürümekten bitap düşen “Marš Mira” yolcularını yol kenarlarında Boşnak anneler ve soykırımı bizzat yaşamış olan aileler, soğuk su ve meyve ikramlarıyla bekliyor. Buradaki Boşnaklar, “Marš Mira”da yürüyen tanımadıkları yolculara evlerinde duş imkânı sunuyor ve bahçelerinde çadır kurduruyorlar. “Sizler bizim acılarımızı paylaşmak için geldiniz” diyerek duygusunu ifade eden birçok Boşnak’a rastlamak mümkün. Boşnak bir teyzenin bizzat söylediği cümle ise oldukça anlamlı: “Ne hazindir ki yıl boyunca kimsenin uğramadığı bu garip kasaba soykırım yıldönümünde şenlik havası alıyor.”

Ratko Mladic ve Küçük Kız

Avrupa’dan gelen “Marš Mira” ekibine bahçesini açan Srebrenitsalı genç öğretmen Emina ise soykırım suçlusu general Ratko Mladiç ile o günlerdeki karşılaşmasını anlatıyor: “Ben o günlerde 9 yaşındaydım. Mladic babamın diğer erkekler ile birlikte toplama yerine götürülmesini emir verdi. Annem korkusundan dona kalmıştı ve bana dedi ki: ‘Babanı öldürecekler, git ve Mladic’e yalvar. Benim annem yok. Sadece babam var de.’ Ben gittim, karşısında ağlamaya başladım. ‘Lütfen babamı bırakın. Ben yetimim.’ dedim. Mladic bana baktı ve ‘Benim de senin yaşında bir kızım var. Tamam baban kalsın, ama küçük kız git ve herkese benim ne kadar iyi bir insan olduğumu anlat.’ dedi. Babam serbest kaldı, fakat diğer bütün erkek akrabalarım katledildi. Babamın ise buna kalbi dayanmadı ve birkaç yıl sonra o da aramızdan ayrıldı. Hâlâ birileri soykırımı inkâr ediyor. Benim 15 yaşındaki kuzenlerim öldürüldü, bunu nasıl inkar edebilirler?”

ICMP Dragana

Uluslararası Kayıp İnsanlar Komisyonu (ICMP) Dragana / Fotoğraf: Aişe Akova

ICMP 25 Yıldır Bekleyen Kemiklere Kimliklerini İade Ediyor

Toplu mezarlardan çıkan kemik ve kalıntıların kimlik tespiti 2000 yılından beri Tuzla’da bulunan Uluslararası Kayıp İnsanlar Komisyonu (ICMP) tarafından yapılıyor. Bu kurum 2000 tarihi itibariyle tüm Bosna Hersek halkından 100.000’e yakın DNA örneği topladı. Özellikle yakınlarını bulamayan ailelerin örnekleri bir veri bankasında biriktirildi. Bu veriler adli tıp DNS teknikleriyle yıllar sonrasında bile ölülerin geride kalan kemikleriyle kıyaslanabiliyor.

Bu sürecin 25 yıl kadar uzamasının farklı nedenleri var. Sırplar 1996 yılında ilk toplu mezarların uydu görüntüleriyle tespit edildiğini fark ettiklerinde toplu mezarları açıp ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü mezarlara karıştırarak vahşetin izlerini kaybetmeye çalıştılar. Yani bir ceset farklı mezarlıklara dağılmış olabiliyor ve bütün kemikler de aynı anda bulunamıyor. Ölülerin defin edilebilmeleri için ise kemik oranlarının büyük bir kısmının bulunması gerekiyor. Bu şekilde parçaları toplanamayan yüzlerce kemik hâlâ geri kalan kısımlarını bekliyor. Üzerinden yıllar geçtikçe tespit oranı düşüyor.

2004 yılından beri Sırp asıllı adli tıp bilimcisi Dragana Vucevic bu işin başında. Vucevic yaptığı işi şöyle anlatıyor: “Benim için önemli olan görevimi en iyi şekilde yapmak ve kemiklerden oluşan parçaları bir araya getirebilmek. Kimliği Müslüman yahut Sırp fark etmiyor. Önemli olan kayıp kimliklere isimlerini geri verebilmek ve yakınlarını rahatlatmak.” ICMP ise Bosna dosyasını yavaş yavaş tamamlamak zorunda. Çünkü diğer ülkelerdeki yakın tarihin soykırımları dosyası kabarıyor. Irak, Libya ve Kolombiya gibi ülkeler de kayıplarını bekliyor. 2020 yılı için Srebrenitsa Soykırımı’nda öldürülen sadece 8 kişinin kimliği tespit edilebildi. Kimliği tespit edilen kişilerin hafif tabutları ise aynı barış yolcuları gibi her yıl Tuzla’dan Potoçari’ye gönderiliyor ve anma töreni ve defin ile son yolculuklarını tamamlıyorlar.

Hakkı Hüseyinovic

Hakkı Hüseyinovic / Fotoğraf: Aişe Akova

“Marš Mira”nın Son Bulduğu Yer: Potoçari Mezarlığı ve Soykırım Müzesi

3 günlük yolculuğun sonunda Barış Yürüyüşü katılımcılarını Potoçari’de 6000’den fazla şehide ev sahipliği yapan anıt mezarlık karşılıyor. 11 Temmuz’a denk gelen anma gününde kimliği yeni tespit edilen şehitler defnediliyor. 11 Temmuz’da geleneksel olarak icra edilen ağıtlar, soykırım hakkında önemli sözcülerin konuşmaları ve cenaze namazı, dünyanın en hafif tabutlarının definleriyle son buluyor. Bu tören Avrupa tarihinde tanıklık edilebilecek en acı ve aynı zamanda en anlamlı törenlerden birisi.

Törenden sonra ise soykırım müzelerinde Srebrenitsa olaylarına şahitlik etmiş gazilerin hatıralarını dinleme imkânı var. Geçmiş yıllarda yaşlılığı nedeniyle son kez kendi tanıklıklarını anlatma imkânı bulan Hakkı Hüseyinovic Amca, 2017’deki Marš Mira’da bize şunları anlatmıştı:

Ben soykırımda en büyük ve aynı anda yapılan katliama şahit oldum. 1000’e yakın Boşnak erkeği Sırp askerleri bir depoya götürdü. “Gelin burası çok sıcak, sizi daha serin bir yere götüreceğiz.’ dediler. Bende bize iyilik yapacakları ümidine kapıldım ve gruba dâhil oldum. Bizi bir depoya götürdüler. Hepimize üst üste oturmamızı emrettiler. Birisi ‘Yer yok ki, nereye oturalım’ deyince birden ateş yağmuru başladı. En az 10 dakika kesintisiz ateş edildi. Cesetler üst üste yığılmaya başlayınca ben ölü numarası yaparak, cesetlerin altında kalarak kurtuldum. Ölmediğimi fark etmediler. Gece yarısı olunca depodan çıkmayı başardım. 1000 kişiden anca 2 kişi o depodan canlı çıkabilmişti.”

Hakkı amca yakınlarından 40 kişiyi kaybetmiş ve 25 yıl boyunca gerek Lahey’de, gerekse Sırp Cumhuriyeti’ne ifade vermekten yorulmuş. Hakkı Amca’nın ifadesi, bugünü özetler nitelikte: “Soykırımı yapan polis idaresine bağlı Sırp çeteler bugün hâlâ serbest dolaşıyor. Bundan dolayı adalete güvenim kalmadı.”

Aişe Akova

Köln’de Medya Tasarımı eğitimini tamamlayan Aişe Akova, Müslümanlar için gönüllü olarak acil durum manevi rehberliği yapmakta ve Türkiye-Suriye sınırındaki mülteciler başta olmak üzere Almanya’nın çeşitli şehirleriyle Lesbos’ta mülteci çocuklara yönelik gönüllü yardım çalışmalarına katılmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar