Srebrenitsa “Srebrenitsa Soykırımı, Toplumların Şiddet Sarmalına Nasıl Düştüğüne Dair Bir Uyarı”

Muhamed Durakovic, Srebrenitsa Soykırımı’ndan sağ kurtulanlardan biri. Ratko Mladic birlikleri Srebrenitsa’yı ele geçirdiğinde, binlerce kişiyle birlikte Durakovic de 110 kilometrelik bir yolu yaya giderek ölümden kaçtı. Kaçanların çok büyük bir kısmı Sırp milisler tarafından öldürüldü. Soykırımın ardından “Marš Mira”, yani “Barış Yürüyüşü”nü organize ederek, her sene temmuz ayında 110 kilometrelik bu yolu binlerce kişiyle yürüyen Durakovic’le, soykırımın ardından geleceğe bakabilmeyi konuştuk.

Elif Zehra Kandemir 10 Temmuz 2020

Srebrenitsa Soykırımı’nın en yakın tanıklarından birisiniz. Soykırımın üzerinden yirmi beş yıl geçti. Bu, yaraları iyileştirmek için yeterli bir süre mi?

1992 yılının başında Bosna Hersek’te yaşanan savaş, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri sivil nüfusa karşı yapılan en vahşi saldırılardan biriydi. Bu savaş 3,5 yıl sürdü ve çoğunluğunu Bosnalı Müslümanların oluşturduğu sivil nüfusa karşı sayısız suç işleyen Sırp güçleriyle paramiliter birlikler tarafından acımasız bir şekilde sürdürüldü. Srebrenitsa Soykırımı’nın ülke genelinde işlenen birçok vahşetin sadece sonuncusu olduğunu ve tekil bir olay olmaktan ziyade daha büyük bir planın, işgal edilen topraklardaki Sırp nüfus dışındaki herkesin etnik temizliğe uğraması planının bir parçası olduğunu vurgulamak gerek. Bosnalı Müslümanlara karşı yapılan soykırımdan doğrudan etkilenen on binlerce insan hâlâ o travmatik olayların acısını çekiyor. Bundan kurtulabileceklerine inanmıyorum. Bu insanların hayatı sonsuza kadar değişti. Birçoğu hâlâ sessizce ve acı içinde bu dünyadan ayrılıyorlar.

Srebrenitsa Soykırımı Esnasındaki Kaçış: “Marš Mira”

Bu yıl Srebrenitsa’da gerçekleştirilecek anma töreniyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Bu yılki anma töreni salgından etkilendi. Program, hükûmet tarafından konulan salgın kurallarına uygun olarak değiştirildi. Bu sene soykırım mağdurlarının anma törenine sadece yakın aile fertlerinin katılmasına müsaade edildi. “Marš Mira”, yani “Barış Yürüyüşü” gibi diğer etkinliklerin katılımcı sayıları da azaltıldı. Lakin organizasyonları tertip edenler, Srebrenitsa Soykırımı’nın hem yurt içinde hem de yurt dışında anılmasını sağlamak için ellerinden geleni yapıyor. İlk defa birçok etkinliğin canlı olarak yayımlanmasını sağlayacağız. Böylece arzu edenler etkinlikleri çevrimiçi takip edebilecekler.

Sizin de bahsettiğiniz gibi dünyanın her yerinden insanlar temmuz ayında Barış Yürüyüşü’ne katılmak ya da soykırım anıtını ziyaret etmek için Srebrenitsa’ya geliyor. Bu uluslararası dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Marš Mira” (Barış Yürüyüşü) hareketi geçtiğimiz on beş yılda uluslararası bir hareket hâline geldi. Milliyet, etnisite, ırk ya da dinî aidiyet fark etmeksizin herkese açık olan bu etkinliğe birçok ülkeden katılım olduğunu görmek beni sevindiriyor. “Marš Mira” hepimiz için eşsiz bir öğrenme fırsatı. Toplulukların kırılganlığını ve barışla uyumu muhafaza edip sürdürmek için ne kadar çaba sarf etmemiz gerektiği konusunda bu anma törenleri bizim için birer uyarı vazifesi görüyor.

Soykırım İnkarcısı Peter Handke’ye Verilen Nobel Ödülü

2019 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Peter Handke’ye verilmesi, kendisinin Srebrenitsa Soykırımı’nı reddediyor olmasından dolayı tepkiye sebep olmuştu. Sırp milliyetçilerinin ve onları destekleyenlerin uluslararası platformlarda ödüllendirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nobel’in Peter Handke gibi soykırımı reddeden ve Miloseviç sempatizanı birisine verilmesinin, Bosna Hersek’in yanı sıra Kosova ile Hırvatistan’da Sırp güçleri tarafından yapılan soykırımı ve insanlığa karşı işlenen suçları anma çabamız üzerinde doğrudan ve olumsuz etkileri olacak. Ödül ve sonrasında çıkan – ve İsveç Akademisi’nin ödülün Handke’ye verilmesi kararının arkasında durmasıyla sonuçlanan – tartışma Bosna, Kosova ve Hırvatistan’daki mağdur derneklerine büyük bir darbe vurdu. Bu dernekler, kanıtlara dayalı tarihsel bir gerçeklik olan vahşetin kurbanlarını anmak adına yirmi beş yıldan süredir mücadele ediyor. Bu kanıtlar (çoğunluğu Müslüman olan) kurbanların ve bu suçların (çok büyük bir çoğunluğu Sırp olan) faillerinin açık kimliklerini de içeriyor.

Anma törenlerinin ardında sadece kurbanları ve soykırımı hatırlama gibi bir amaç yok. Anmak aynı zamanda eğitmek de demek. Handke’ye verilen Nobel Edebiyat Ödülü ise, gerçek olanla olmayan arasındaki sınırın bulanıklaştırılmasını meşrulaştırarak, uzlaşma ve kalıcı barış sağlama çabalarımıza zarar verdi. Handke gibi eğitimli soykırım retçileri için – Bosna’daki toplu mezarlarda yapılan DNA analizleri gibi – somut bilimsel kanıtlarca desteklenen Birleşmiş Milletler Savaş Suçları Mahkemesi’nin kararlarının bile yeterli olmaması üzücü. Kendisi sivil bir vatandaş olarak gerçekleri göz ardı etmeyi seçebilir; ama Nobel Vakfı ve İsveç Akademisi’nin daha yüksek bir ahlaki standarda göre değerlendirmeleri gerekiyordu.

Handke’ye verilen ödül tartışmasında İsveç Akademisi’ndeki komitenin harici iki üyesinin istifa ettiğini duymak beni sevindirdi. Bu üyelerden biri istifa sebebi olarak özellikle Handke’nin zaferini gösterdi. Ayrıca İsveç Akademisi’nin daha önceki daimi sekreterlerinden biri ödül törenine katılmayı, bunun “ikiyüzlülük ” olacağını söyleyerek reddetti. Son zamanlarda birçok entelektüel, hakikatten yana tavır aldı ve Handke’ye verilen ödüle karşı pozisyon belirtti. Diğer birçoğu ise sessiz kaldı. Dünya üzerinde “insan” denmeye layık herkes hakikatin peşinden gitmenin önemini kavrayıncaya kadar bizim işimiz bitmeyecek.

“Sırplar, Katliamın Sorumluluğunu Üstlerinden Atmak İçin Yeni Teoriler Geliştiriyor”

Konuşmalarınızın birinde Sırpların Bosnalılara “Türkler” dediğini, ırkçı söylemi bu kelime üzerinden inşa ettiğini söylüyorsunuz. Aynı klişeler bugün de bölgede geçerliliğini sürdürüyor mu? Yoksa bölge insanları yakın geçmişten ders çıkarıp karşılıklı önyargılarının üstesinden gelebildi mi?

Geçtiğimiz yirmi beş yılda Srebrenitsa hakkında ve onunla bağlantılı yaptığım çalışmaların birçoğunda her tür katliamla ilgili farkındalık ve eğitim üzerine yoğunlaştım. Bugün otuz yıl öncesine göre daha hoşgörülü bir toplumda yaşadığımızı söyleyebilmeyi isterdim. Avrupa ve dünya genelinde popülist hareketlerin yükselişiyle trend tersine döndü. Hatta kimileri buğu etnik ve dinî azınlıklara karşı önyargının ömrümüz boyunca hiç olmadığı kadar kuvvetli olduğunu iddia ediyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yakın geçmişimizin yeniden gözden geçirilmesine dair güçlü bir baskı var. Bu revizyonizmle mücadele, aynı zamanda tarihsel gerçekleri üretenler ve bunları kendi çıkarları için kullananlarla mücadele demek.

Ne yazık ki son on yılda tarihsel gerçeklerin, özellikle de Bosna Hersek’te işlenen suçların reddedilmesi yönünde güçlü baskılar oldu. Sırp milliyetçileri için Srebrenitsa Soykırımı hayati bir öneme sahip. Bundan dolayı da yaşanan kitlesel katliamın sorumluluğu hakkında birçok “teori” geliştiriyorlar. Bu teoriler, Bosnalıların kendi aralarındaki savaşırken öldüğü iddiasından tutun da, her şeyin aslında bazı Batılı hükümetler tarafından düzenlenip finanse edildiği inanışına kadar uzanıyor.

Srebrenitsa’daki kayıp kişileri tespit etmek için ana yöntem olarak DNA analizinin kullanılmasıyla birlikte bu teorileri savunmak giderek daha da zorlaşıyor. Fakat Sırbistan’daki ve Bosna’daki siyasi otorite bu teorilere göz yummaya ve sıklıkla da yeni komlo teorileri üretmeye devam ediyor. Böyle davranarak kendi insanlarını uzlaşma imkânlarından da mahrum bırakıyorlar. Oysa uzlaşma Batı Balkanlar’da kalıcı barış ve refah için bir önkoşul.

“Boşnaklar Hiçbir Zaman İçine Kapanmadı”

Kitlesel şiddete maruz bırakılan etnik grupların genel olarak “ötekine” karşı şüphe geliştirdiği ve bunu da bir geri çekilme ve izolasyonun takip ettiği bilinir. Srebrenitsa halkı ve genel olarak Boşnak toplumu için bu durum söz konusu mu? Bosnalılar soykırım sonrasında kendi içlerine kapandılar mı ya da “ötekilere” karşı güvenlerini yitirdiler mi?

Hayır yitirmediler ve ben Bosna halkının bu yanını büyüleyici buluyorum. İnanılmaz acılar çekmiş olsak da kültürümüz ve yaşam biçimimiz bize hoşgörüyü, merhameti ve açık olmayı öğütlüyor. İspanya’dan sürülen Yahudi nüfusunun Bosna’ya yerleştiği zamandan göçmenlerin büyük çoğunluğunun Bosna’da Müslüman nüfusun yaşadığı bölgelerde kendine sığınak bulduğu son göçmen krizine kadar tarihimiz, etnik ve dinî azınlıkları toplumumuza buyur ettiğimiz örneklerle dolu. İçine kapanmak, Boşnak toplumunun hiçbir zaman değişmemesini arzuladığım yaşam biçimini değiştirmek ve kimliğini yitirmesi anlamına gelirdi.

Srebrenitsa Soykırımı’nın üzerinden yirmi beş yıl geçmiş olmasına rağmen ırkçı şiddet dünyanın başka yerlerinde can almaya devam ediyor. Srebrenitsa’dan çıkarılacak en önemli ders nedir sizce?

Eğer bana bu soruyu yirmi yıl önce sorsaydınız cevabım muhtemelen çok daha iyimser olurdu. Dünya genelinde yaşanan son gelişmelerden oldukça kaygılıyım. Dünya genelinde yaşanan insan hakları ihlallerini engellemek için birçok şey yapılmış olmasına rağmen hâlâ farklı ırksal, etnik ve dinî gruplara uygulanan şiddete ve ayrımcılığa şahit oluyoruz. Bu adaletsizliğe hepimiz karşı çıkmalıyız, zira ezilenlerin haklarını koruduğumuzda aynı zamanda kendi haklarımızı güvence altına almış oluruz. Srebrenitsa Soykırımı kurbanlarının dünya için yapabileceği bir şey varsa o da herhangi bir toplumun ne kadar hızlı ve kolay bir şekilde çözülüp şiddet sarmalına düşebileceği konusunda daimi bir hatırlatıcı olmasıdır. Tek tek hepimiz, haksızlığa ve her türlü ayrımcılığa karşı durmak, aynı zamanda da herkese karşı hoşgörüyü ve merhameti geliştirmek için elimizden geleni yapmalıyız.                   

 

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar