İsviçre’de Nüfusu 10 Milyonla Sınırlama Planı Sandıktan Döndü
İsviçre’de seçmenler, ülke nüfusunu 2050’ye kadar 10 milyonla sınırlamayı hedefleyen SVP destekli girişimi yüzde 54,8 “Hayır” oyuyla reddetti. Girişim kabul edilseydi, nüfusun 9,5 milyonu aşması hâlinde iltica ve aile birleşimi başta olmak üzere göç alanında sert önlemler gündeme gelecek; 10 milyon eşiğinin aşılması durumunda ise AB ile serbest dolaşım anlaşması tehlikeye girecekti.
İsviçre’de, uzun süredir ülke gündeminde tartışılan “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır (Sürdürülebilirlik İnisiyatifi)” adlı girişim halk oylamasında reddedildi. 14 Haziran’da yapılan oylamada seçmenlerin yüzde 54,8’i girişime “Hayır”, yüzde 45,2’si ise “Evet” oyu verdi. Katılım oranı yüzde 58,9 olarak kaydedildi.
Ülkenin en büyük sağ popülist partisi İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından desteklenen girişim, İsviçre’nin daimi ikamet eden nüfusunun 2050’ye kadar 10 milyonun altında tutulmasını öngörüyordu. İsviçre’nin nüfusu hâlihazırda yaklaşık 9,1 milyon seviyesinde bulunuyor.
9,5 Milyon Eşiğinde Göç Alanında Yeni Kısıtlamalar Gündeme Gelecekti
Mevcut nüfusu 9,1 milyon civarında olan İsviçre’deki bu girişim kabul edilseydi, nüfusun 2050’den önce 9,5 milyonu aşması hâlinde Federal Konsey ve Parlamento özellikle iltica ve aile birleşimi alanlarında sınırlayıcı adımlar atmakla yükümlü olacaktı. Ayrıca nüfus artışına katkıda bulunduğu belirtilen uluslararası anlaşmalarda istisna veya koruma hükümlerinin müzakere edilmesi gerekecekti.
Daha kritik eşik ise 10 milyondu. Nüfusun bu sınırı aşması hâlinde İsviçre’nin, AB ile serbest dolaşım anlaşması da dâhil olmak üzere nüfus artışını teşvik ettiği kabul edilen anlaşmaları feshetmesi gündeme gelecekti. Bu senaryo, İsviçre’nin AB ile ikili anlaşmalar sistemini, Schengen ve Dublin iş birliklerini ve Avrupa iş gücü piyasasına erişimini doğrudan etkileyeceği için oylamanın en tartışmalı başlıklarından biri oldu.
SVP “Sürdürülebilirlik” Dedi, Muhalifler “Sert Nüfus Tavanı” Uyarısı Yaptı
SVP ve girişimi destekleyen kampanya, öneriyi “sürdürülebilirlik” argümanıyla savundu. Parti, nüfus artışının konut kiralarını yükselttiğini, altyapı ve kamu hizmetleri üzerinde baskı oluşturduğunu, sosyal sistemleri zorladığını ve İsviçre’nin yaşam kalitesini tehdit ettiğini ileri sürdü.
Federal Konsey, parlamento çoğunluğu, kantonlar, iş dünyası ve çok sayıda sivil toplum aktörü ise girişime karşı çıktı. “Chaos Initiative NEIN” gibi yoğun katılımlı karşıt kampanyalar, İsviçre’nin yaşlanan nüfusu ve birçok sektördeki iş gücü ihtiyacı nedeniyle katı bir nüfus tavanının sağlık, bakım, altyapı ve ekonomi üzerinde yeni baskılar oluşturabileceğini savundu. Özellikle AB ile ilişkilerin zarar görmesi ve nitelikli iş gücüne erişimin zorlaşması, “Hayır” kampanyasının öne çıkardığı temel riskler arasında yer aldı.
Sonuç Sonrası Tepkiler: “Günah Keçisi Siyaseti Sınırına Ulaştı”
Girişimin reddedilmesi, İsviçre’nin AB ile ilişkileri ve iş gücü piyasası açısından rahatlama yaratsa da nüfus artışı, konut krizi, altyapı baskısı ve göç politikası etrafındaki tartışmanın sona erdiği anlamına gelmiyor. Oylama sonucu, seçmenlerin önemli bir bölümünün nüfus artışına dair kaygıları paylaştığını; ancak bu kaygılara katı ve anayasal bir nüfus tavanı üzerinden çözüm aranmasını çoğunlukla reddettiğini gösterdi.
Sosyal Demokrat Parti Eş Başkanı Cédric Wermuth, sonucun ardından yaptığı değerlendirmede, kampanya sürecinde birçok seçmenin “göçmenlerin her şeyin sorumlusu ilan edilmesinden” rahatsızlık duyduğunu gördüğünü söyledi. Wermuth’a göre bu tür “günah keçisi” siyaseti sandıkta sınırına ulaştı.
Merkez Partili (Die Mitte) Zürih Milletvekili Yvonne Bürgin ise girişimin reddedilmesinin tartışmaya son nokta koymadığını belirtti. Bürgin’e göre sonuç, siyasete nüfus artışıyla bağlantılı “büyüme sancılarını” ciddiye alma görevi yüklüyor.
FIDS: “Müslümanlar İsviçre’nin Karşısında Değil, Parçası”
İsviçre’deki Müslüman çatı kuruluşlarından FIDS de oylama öncesi girişime karşı düzenlenen “Chaos Initiative NEIN” adlı kampanyaya katılmıştı. FIDS, girişimin resmî olarak nüfus artışı, sürdürülebilirlik ve altyapı başlıkları üzerinden konuştuğunu; ancak kampanyada kullanılan bazı görsel ve ifadelerin Müslümanları güvenlik, suç ve “İsviçre kimliğinin kaybı” ile ilişkilendirdiğini belirtmişti.
FIDS’e göre “sinsi İslamlaşma”, “Müslüman ülkelerden gelen sığınmacılar” veya “kendi ülkesinde yabancı hissetme” gibi söylemler, İsviçre toplumunun parçası olan Müslümanları kültürel ve güvenlik temelli bir risk olarak işaretliyordu. Kuruluş, özellikle başörtülü kadınların kampanya materyallerinde toplumsal tehdit sembolü gibi gösterilmesini problemli buluyor.
FIDS açıklamasında, İsviçre’nin artan kiralar, altyapı baskısı, sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik gibi gerçek sorunlarla karşı karşıya olduğu kabul edilirken, bu sorunların köken, din veya göçmenlik üzerinden belirli gruplara yüklenemeyeceği vurgulandı. Kuruluş, “Müslümanlar İsviçre’nin karşısında değil, İsviçre’nin parçasıdır.” mesajıyla kampanyanın ayrıştırıcı diline itiraz etmişti.
Ülkenin Birinci Partisi Olan SVP Neden Referandum Yolunu Kullanıyor?
Sağ popülist parti SVP, 2023 federal seçimlerinde oyların yaklaşık yüzde 28’ini alarak İsviçre’nin en güçlü partisi konumunu korusa da İsviçre siyasal sistemi klasik anlamda tek parti iktidarı ve muhalefet düzeniyle işlemiyor. Ülke, farklı partilerin temsil edildiği yedi üyeli Federal Konsey tarafından yönetiliyor ve bakanlıklar bu kolektif yürütme içinde paylaşılıyor.
SVP’nin Federal Konsey yürütme organında temsilcileri bulunsa da göç, iltica ve adalet politikalarından sorumlu Federal Adalet ve Polis Departmanı partinin kontrolünde değil. Bu nedenle SVP, özellikle göç ve kimlik siyaseti gibi başlıklarda hükümet içi uzlaşma mekanizmalarının dışında, doğrudan demokrasi araçlarını kullanarak belirli taleplerini halk oylamasına taşımayı sürdürüyor.
İsviçre’de halk girişimleri, yeterli imza toplandığında anayasa değişikliği önerilerini doğrudan sandığa götürebiliyor. “10 Milyonluk İsviçre’ye Hayır” girişimi de SVP’nin göç politikası gündemini ülke çapında yeniden tartışmaya açtığı bu araçlardan biri oldu. SVP daha önce, 2021 yılındaki, ülke genelinde burka yasağı uygulaması getiren referandumda önemli bir rol oynamıştı. (P/AA)