Ayrımcılık

İsviçre’de Irkçılık Artmıyor Ama Azalmıyor da: Yüksek Seviyede Kalıcılaşma

İsviçre’de 2025 yılında kaydedilen 1245 ırkçı ayrımcılık vakası, sayılarda sınırlı bir artışa rağmen sorunun gerilemediğini ortaya koydu. 2024’teki keskin yükselişin ardından vakalar yüksek seviyede sabitlenirken, rapor ayrımcılığın en çok eğitim, iş hayatı ve kamu alanlarında yoğunlaştığını ve kayıt altına alınan olayların yalnızca “buzdağının görünen kısmı” olduğunu vurguluyor.

İsviçre’de Irkçılık Artmıyor Ama Azalmıyor da: Yüksek Seviyede Kalıcılaşma
İsviçre'nin Lozan şehrindeki metroda yolculuk eden insanlar. | Fotoğraf: 2p2play - Shutterstock.

İsviçre’de ırkçılığa ilişkin 2025 yılına ait kapsamlı rapor, ülkede ayrımcılığın geçici bir dalgalanma değil, son yıllarda oluşan yüksek seviyede kalıcılaşan bir olgu olduğunu ortaya koyuyor. 26 danışma merkezinin verilerine dayanan ve 26 Nisan 2026’da yayımlanan çalışma, hem sayısal veriler hem de ayrıntılı vaka analizleri üzerinden ırkçılığın hangi alanlarda, nasıl ve kimleri etkileyerek ortaya çıktığını somut biçimde belgeliyor.

Irkçılık Vakalarının Sayısı Yüksek Seviyede Kalıcılaşıyor

Irkçılık Mağdurları İçin Danışmanlık Ağı tarafından yayımlanan 2025 yılı raporu, İsviçre’de ırkçılık mağdurlarına destek veren danışma merkezlerini bir araya getiren ağ tarafından, 26 farklı merkezin sağladığı veriler temel alınarak hazırlandı. Metodoloji, bu merkezlere başvuran vakaların standartlaştırılmış bir sistemle kaydedilmesi, sınıflandırılması ve analiz edilmesine dayanıyor. Bu nedenle rapor, yalnızca doğrulanmış ve danışmanlık sürecine giren vakaları kapsarken, gündelik hayatta yaşanan ancak bildirilmeyen ayrımcılık biçimlerinin büyük ölçüde veri dışında kaldığı özellikle vurgulanıyor.

Raporda yalnızca analiz edilen vakalar değil, sisteme giren tüm kayıtlar da paylaşılıyor. Buna göre 2025 yılında toplam 1731 olay kaydedildi. Bunların 1245’i ayrımcılık vakası olarak değerlendirilirken, 402’si danışmanlık süreci gerektirmeyen bildirimler olarak sınıflandırıldı.

Bu ayrım, raporun önemli vurgularından birine işaret ediyor. Metinde açıkça şu ifade yer alıyor: “Kayıt altına alınan vakalar buzdağının sadece görünen kısmı.” Rapora göre özellikle gündelik hayatta karşılaşılan dışlayıcı davranışlar, mikroagresyonlar ve dolaylı ayrımcılık biçimleri çoğu zaman danışma merkezlerine yansımıyor. Bu nedenle mevcut veriler, ırkçılığın toplumdaki gerçek yaygınlığını tam olarak yansıtmıyor.

Irkçı Ayrımcılık Vakalarının Sık Yaşandığı Mekânlar

2025 verileri, ırkçı ayrımcılığın en çok hangi alanlarda yoğunlaştığını açık biçimde ortaya koyuyor. Buna göre eğitim alanı 269 vakayla ilk sırada yer alırken, iş yerleri 210 vakayla ikinci sırada bulunuyor. Kamusal alanlar, komşuluk ilişkileri ve konut çevresi de önemli bir paya sahip. Bu dağılım, ayrımcılığın yalnızca belirli bir bağlama özgü olmadığını, bireylerin gündelik hayatının neredeyse tüm aşamalarına yayıldığını gösteriyor. Özellikle okul ve iş yeri gibi insanların uzun süre vakit geçirdiği ve hiyerarşik ilişkilerin belirgin olduğu alanlar, vakaların yoğunlaştığı başlıca mekânlar olarak öne çıkıyor.

Raporun sunduğu daha geniş sınıflandırma ise bu tabloyu daha da netleştiriyor. Vakaların büyük bölümü eğitim kurumları, özel sektör, sağlık hizmetleri ve kamu idaresi gibi kurumsal yapılar içinde gerçekleşiyor. Bu durum, ırkçılığın yalnızca bireyler arası ilişkilerden kaynaklanan bir sorun olmadığını; aksine, kurumsal işleyişler, karar mekanizmaları ve otorite ilişkileri içinde yeniden üretildiğini gösteriyor. Nitekim raporda yer alan çok sayıda vaka, öğretmenlerin, işverenlerin ya da kamu görevlilerinin ayrımcı durumlara müdahale etmediğini ya da mağdurları yeterince korumadığını ortaya koyuyor.

Irkçılık Türleri ve Eğilimleri

Veriler, ırkçılığın çoğunlukla hangi biçimlerde ortaya çıktığını da detaylandırıyor. En yaygın uygulamalar eşitsiz muamele, dışlama ve aşağılayıcı ifadeler olarak kaydedilmiş durumda. Toplam dağılımda, dışlama ve eşitsiz uygulamalar en sık görülen kategori olarak öne çıkıyor. Hakaret, tehdit ve aşağılayıcı söylemler ikinci sırada yer alıyor. Fiziksel şiddet vakaları ise daha sınırlı bir yer tutuyor. Bu tablo, ayrımcılığın çoğu zaman açık şiddet yerine gündelik etkileşimler içinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

2025 yılında en sık kaydedilen ayrımcılık türü siyahi karşıtı ırkçılık oldu. Onu yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtı ırkçılık izledi. Raporda özellikle İslam karşıtı vakalardaki artış dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bu kategori bir önceki yıla göre belirgin bir yükseliş gösterdi. Bunun yanı sıra Arap kökenli, Asya kökenli bireylere yönelik ayrımcılık ve antisemitizm de kaydedilen diğer başlıklar arasında yer alıyor. Antisemitizm vakalarının sayısı görece düşük görünse de yüksek seviyesini koruduğu belirtiliyor.

Raporda dikkat çekilen bir diğer önemli başlık çoklu ayrımcılık. 1245 vakanın 524’ünde birden fazla ayrımcılık türünün birlikte ortaya çıktığı tespit edildi. Bu vakalarda ayrımcılık yalnızca etnik kökene değil, aynı zamanda cinsiyet, hukuki statü veya sosyal konuma da dayanıyor. Bu durum özellikle belirli grupların ayrımcılığa daha yoğun biçimde maruz kaldığını ortaya koyuyor.

Kimler Irkçılığa Daha Fazla Maruz Kalıyor ve Bunu Yetkililere Bildiriyor?

Rapor, danışma merkezlerinin kapasitesine de dikkat çekiyor. 2024’te yaşanan büyük artışın ardından merkezlerin ciddi bir yük altında kaldığı belirtiliyor. 2025’te artışın sınırlı kalması bu baskının daha da büyümesini engellemiş olsa da, personel ve finansman açısından sıkıntıların devam ettiği ifade ediliyor. Raporda, danışmanların “vakaların giderek daha karmaşık hâle geldiği”  ile karşı karşıya kaldığı belirtiliyor.

Danışma merkezlerine yapılan başvuruların büyük bölümü doğrudan mağdurlardan geliyor. 1245 vakanın 830’unda başvuru doğrudan etkilenen kişiler tarafından yapılmış. Bunun dışında tanıklar, aile üyeleri ve uzmanlar da başvuru yapan gruplar arasında yer alıyor.

Raporda ayrıca İsviçre vatandaşlığına sahip bireylerin de önemli bir yer tuttuğu belirtiliyor. Bu veri, ayrımcılığın yalnızca göçmenlerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Öte yandan rapor, özellikle hukuki statüsü daha kırılgan olan kişilerin ayrımcılığı bildirme konusunda daha çekingen davrandığını da ortaya koyuyor. Bu durum, kayıtlı vakalar ile gerçek tablo arasındaki farkı büyüten önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Raporda bu yıl özel bir başlık olarak meslek eğitimi alan gençlere de yer veriliyor. Yapılan araştırmaya göre çırakların yüzde 35’i eğitim sürecinde ırkçılıkla karşılaştığını ifade ediyor. Yüzde 12’si ise bu tür deneyimleri sık yaşadığını belirtiyor. Rapora göre bu bulgu, gençlerin özellikle hiyerarşik toplumsal yapılar içinde daha kırılgan bir konumda olduğunu ortaya koyuyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler