Fransa’da Antisiyonizmi Antisemitizm ile Denk Tutan Tasarı Geri Çekildi: Yeni Adres Senato
Fransa’da antisemitizmle mücadele gerekçesiyle hazırlanan ama yoğun tepki gören yasa teklifi, revize edilmek üzere geri çekildi. 700 bini aşan imza kampanyası ve parlamentodaki sert tartışmalar süreci şimdilik durdururken, basına yansıyan bilgilere göre hükûmet güncellenmiş metni doğrudan Senato gündemine taşımayı planlıyor.
Fransa’da antisemitizmin “yeni biçimleriyle” mücadele amacıyla hazırlanan ve 2024’te kamuoyunda teklifi veren milletvekili Caroline Yadan’dan dolayı “Yadan Yasası” olarak bilinen yasa teklifi, Ulusal Meclis tarafından görüşülmesine saatler kala Lecornu hükûmeti tarafından geri çekildi. Hükûmetin benzer bir metni yeniden hazırlayarak yaz aylarından önce Senato değerlendirmesine sunacağını açıklamasıyla birlikte, tartışma kapanmak yerine yeni bir siyasi ve hukuki aşamaya taşındı.
Cumhurbaşkanı Macron’u destekleyen merkez partiler ittifakındaki milletvekillerin tasarıyı geri çekme kararı, yalnızca parlamenter bir manevra değil; haftalardır büyüyen toplumsal mobilizasyon, muhalefetin baskısı ve Meclis içindeki kırılgan dengelerin birleştiği bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle Yadan Yasası etrafındaki kriz, Fransa’da ifade özgürlüğü, antisemitizm ve İsrail eleştirisi arasındaki sınırların yeniden tartışıldığı bir dönüm noktası hâline geldi.
Antisemitizmin “Yeni Biçimleri” Tartışması: Teklif Neyi Hedefliyordu?
Yasa teklifi, merkez blok milletvekili Caroline Yadan tarafından hazırlanmış ve özellikle 7 Ekim 2023 sonrası Fransa’da antisemitik eylemlerde yaşanan artışa yanıt olarak sunulmuştu. Yasa tasarısının çıkış noktası, antisemitizmin artık klasik nefret söylemlerinden ziyade daha dolaylı, “örtük” ve çoğu zaman İsrail karşıtlığı üzerinden ifade edildiği iddiasına dayanıyordu.
Bu çerçevede teklif, mevcut hukuki düzenlemeleri genişletmeyi amaçlıyordu. En dikkat çekici düzenleme, terörizmi övme (apologie du terrorisme) suçunun kapsamının genişletilmesiydi. Buna göre yalnızca açık çağrılar değil, “örtük” biçimde yapılan ya da ima yoluyla ifade edilen söylemler de cezai sorumluluk doğurabilecekti. Ayrıca bir eylemi “bağlam içinde normalleştirmek” ya da “meşru direniş” olarak sunmak da suç kapsamına alınabilecekti.
Metnin bir diğer kritik maddesi, Fransa tarafından tanınan bir devletin yok edilmesine yönelik çağrıların suç haline getirilmesiydi. Bu düzenleme özellikle Filistin yanlısı sloganlar ve söylemler üzerinden yoğun bir tartışma yarattı. Hükûmet bu tür ifadeleri İsrail’in ortadan kaldırılmasına yönelik çağrılar olarak yorumlarken, eleştirmenler bunun siyasi ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Yasa ayrıca yalnızca soykırım inkârını değil, bu suçların “sıradanlaştırılmasını” da cezalandırmayı öngörüyordu. Bu durum, tarihsel karşılaştırmalar ve politik eleştiriler açısından ise yeni bir belirsizlik alanı yaratıyordu. Yasanın geçmesine yana olan siyasetçilere göre bu düzenlemeler, antisemitizmin değişen biçimlerine karşı gerekliydi. Ancak tam da bu noktada tartışmanın en kritik ekseni ortaya çıktı: Antisemitizm ile antisiyonizm arasında kurulan doğrudan ilişki.
700 Bin İmzalı Dilekçe Parlamento Gündemine Alınmadı
Yasa teklifine karşı en güçlü tepki, kısa sürede kitlesel bir mobilizasyona dönüşen dilekçe kampanyasıyla ortaya çıktı. Yadan yasasına karşı başlatılan dilekçe 700 binden fazla imza toplayarak Fransa’da son yılların en dikkat çekici sivil itirazlarından biri haline geldi.
Dilekçe metni, teklifin üç temel risk taşıdığını savunuyordu:
- Filistin ile dayanışmayı kriminalize etmesi
- İsrail’in uluslararası hukuku tanımayan tartışmalı politikalarına dolaylı destek sunması
- Fransa’daki Yahudileri İsrail hükümetinin politikalarıyla özdeşleştirerek antisemitizmle mücadeleyi zayıflatması
Bu mobilizasyon, yalnızca sivil toplumla sınırlı kalmadı; akademisyenler, sendikalar ve insan hakları örgütleri de sürece aktif biçimde dahil oldu. İnsan Hakları Ligi gibi kuruluşlar metni “sansür mekanizması” olarak nitelendirdi. Ancak tartışmanın en kritik kırılma noktası, bu dilekçenin parlamentoda nasıl ele alındığı oldu. Normal şartlarda belirli bir imza eşiğini aşan dilekçelerin Meclis gündemine alınarak tartışılması mümkünken, bu dilekçe Hukuk Komisyonu tarafından “dosyalanarak” (classée) gündem dışı bırakıldı. Bu karar, muhalefet tarafından demokratik sürecin işlevsizleştirilmesi olarak yorumlandı.
Özellikle sol parti Boyun Eğmeyen Fransalı (LFI) milletvekilleri, hem bu karara hem de yasa teklifine karşı sert bir parlamenter direniş yürüttü. Muhalefet partileri, teklifin ifade özgürlüğünü tehdit ettiğini ve hukuki olarak muğlak kavramlar içerdiğini savunarak Meclis içindeki süreci yavaşlatmaya çalıştı.
Bu durum, iktidar cephesinin “engelleme” olarak tanımladığı, muhalefetin ise “meşru direnç” olarak gördüğü bir parlamenter kriz yarattı. Sonuçta yasa yalnızca siyasi değil, aynı zamanda prosedürel bir çıkmaza girdi.
Hükûmeti Yasayı Geri Çekmeye Yönelten Süreç
Teklifin geri çekilerek yeni bir tasarı için haziran ayının işaret edilmesi üzerine, Caroline Yadan, “Mevcut yasa teklifinin ötesine geçmeyi başaracağız. Hükûmet sayesinde eşi benzeri olmayan bir güce sahip bir yasa tasarısı sunacağız.” dedi. Öte yandan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), yasa teklifinin geri çekilmesini memnuniyetle karşıladı. Ulusal Meclis’te LFI grubunun başkanı Mathilde Panot, “Bu, yurttaş seferberliğinin ve parlamenter direnişin tam bir zaferidir. Aynı zamanda Caroline Yadan için de bir yenilgidir.” diye tepki verdi.
Aslında yasa teklifinin geri çekilmesi, tek bir nedene değil, bir dizi faktörün birleşimine dayanıyor. İlk olarak, parlamentodaki aritmetik giderek iktidar aleyhine dönmeye başlamıştı. Komisyon aşamasında kıl payı kabul edilen metnin Genel Kurul’da aynı desteği bulması artık garanti değildi. Örnegin, komisyondaki oylamaya katılmayan Sosyalist Parti (PS) yasa teklifine karşı başlatılan dilekçe kampanyasının kitlesel destek bulması üzerine Genel Kurulda teklife karşı oy vereceğini açıklamıştı. Başlangıçta çekimser kalan sosyalistlerin de karşı cepheye yaklaşması, dengeyi belirgin biçimde değiştirdi.
İkinci olarak, Meclis içindeki tartışma giderek sertleşti ve sürecin tıkanma riski arttı. İktidar grubu, muhalefetin yoğun değişiklik önerileri ve prosedürel araçlarla metni ilerletmesini zorlaştırdığını dile getiriyor. Bu durum, metnin planlanan takvim içinde görüşülmesini fiilen imkânsız hale getirdi.
Üçüncü olarak, toplumsal baskı siyasi maliyeti artırdı. 700 bini aşan imza, üniversitelerden gelen eleştiriler ve kamuoyundaki kutuplaşma, hükümet için bu metni mevcut haliyle savunmayı daha zor hale getirdi.
Hükûmet Senato Aritmetiğine Güvenerek Yenilenmiş Tasarıyı Geçirmek İstiyor
Bu koşullar altında hükûmet grubu metni geri çekme kararı aldı. Ancak bu adım bir geri çekilmeden ziyade, stratejik bir yeniden konumlanma olarak sunuluyor. Hükûmet, aynı konuyu bu kez kendi hazırlayacağı bir yasa tasarısıyla yeniden gündeme getirmeyi planlıyor.
Bu noktada dikkat çeken bir diğer unsur, yeni metnin parlamentonun üst kanadı olan Senato merciine yönlendirilmesi. Sağ ve merkez partilerin çoğunlukta olduğu Senatonun, Ulusal Meclise kıyasla daha elverişli bir zemin sunabileceği değerlendiriliyor. Ancak son dönemde hükûmet ile Senato çoğunluğu arasındaki gerilimler, bu stratejinin de risksiz olmadığını gösteriyor.
Yadan Yasası olarak anılan bu teklifinin geri çekilmesi, Fransa’daki tartışmayı sona erdirmedi; aksine daha geniş bir siyasal ve hukuki tartışmanın başlangıcına işaret etti. Süreç, yalnızca antisemitizmle mücadeleye dair bir düzenleme değil, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün sınırlarının nasıl çizileceğine dair temel bir soruyu yeniden gündeme taşıdı.
Hükûmetin hazırlayacağı yeni metin, aynı gerilimleri yeniden üretme potansiyeline sahip. Bu nedenle Yadan Yasası etrafındaki kriz, Fransa’da devlet, toplum ve ifade özgürlüğü arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı kritik bir eşik olarak şimdiden yerini almış durumda. (P)