İfade Özgürlüğü

Fransa’da Antisemitizm Tanımını Genişleten Tartışmalı Teklif Meclis Gündeminde

Fransa’da antisemitizmin kapsamını genişleterek siyonizm karşıtlığını da bu çerçeveye dahil eden yasa teklifi, İsrail eleştirisi ile nefret söylemi arasındaki sınırı yeniden tartışmaya açtı. Hükûmet düzenlemeyi gerekli görürken, muhalefet ve sivil toplum metnin ifade özgürlüğünü kısıtlayarak İsrail’e yönelik eleştirileri kriminalize edebileceği uyarısında bulunuyor.

Fransa’da Antisemitizm Tanımını Genişleten Tartışmalı Teklif Meclis Gündeminde
Fotoğraf: ToninT/Shutterstock

Fransa’da “antisemitizm ile mücadele” amacıyla hazırlandığı belirtilen milletvekili Caroline Yadan’ın yasa teklifi, kısa sürede ülke çapında yoğun bir tartışmanın merkezine yerleşti. Nisan ortasında Ulusal Meclis Genel Kurulu sırasında görüşülmesi beklenen metin, hükûmet tarafından antisemitizmin “yeni biçimlerine” karşı gerekli bir adım olarak savunulurken; muhalefet, hukukçular ve sivil toplum tarafından ifade özgürlüğünü tehdit eden bir düzenleme olarak değerlendiriliyor.

Tartışmanın odağında ise kritik bir soru var: İsrail devletine yönelik eleştiri ile antisemitizm arasındaki sınır nerede çizilmeli?

Yeni “Antisemitizm” Yasa Teklifinin İçeriği Ne?

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u destekleyen merkez ittifak içinden milletvekili Caroline Yadan tarafından hazırlanan teklif, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası Fransa’da antisemitik eylemlerde yaşanan artışa yanıt olarak sunuluyor. Metin, antisemitizmin günümüzde giderek “İsrail karşıtlığı” üzerinden ifade edildiği ve mevcut hukuki çerçevenin bu yeni söylem biçimlerini kapsamakta yetersiz kaldığı varsayımına dayanıyor.

Bu doğrultuda yasa teklifi, antisemitizmin kapsamını genişleten bir dizi düzenleme içeriyor. En dikkat çekici başlıklardan biri, “terörizmi övme” suçunun kapsamının genişletilmesi. Buna göre yalnızca açık ifadeler değil, ima yoluyla yapılan ya da “örtük” kabul edilen övgüler de cezai sorumluluk doğurabilecek. Benzer şekilde, şiddet eylemlerini bağlam içine yerleştirerek “olağanlaştıran” ifadelerin de suç sayılması öngörülüyor.

Teklif ayrıca, Fransa tarafından tanınan bir devletin ortadan kaldırılmasına yönelik çağrıların suç kapsamına alınmasını içeriyor. Bu düzenleme özellikle “From the river to the sea” sloganı üzerinden yoğun bir tartışma yaratmış durumda. Hükûmet bu ifadeyi İsrail’in yok edilmesine yönelik bir çağrı olarak yorumlarken, eleştirmenler sloganın eşit hak talebi ya da farklı siyasi çözümleri ifade edebileceğini savunuyor.

Bir diğer kritik düzenleme ise soykırım ve insanlığa karşı suçların yalnızca inkârını değil, “sıradanlaştırılmasını” da cezalandırma kapsamına alması. Bu çerçevede İsrail ile Nazi Almanyası arasında yapılan karşılaştırmaların da suç sayılması öneriliyor.

Tasarı Siyonizm Karşıtlığını Yahudi Karşıtlığı ile Eş Tutuyor

Hükümet ve destekçilerine göre bu düzenlemeler, antisemitizmin “dolaylı” ve “örtük” biçimlerine karşı etkili bir hukuki çerçeve oluşturmayı amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Ensemble pour la République’in milletvekili Sylvain Maillard, antisiyonizmin “antisemitizmin modern bir biçimi” olduğunu savunarak bu yaklaşımı açıkça dile getiriyor. Ancak tam da bu noktada, yasa teklifinin en tartışmalı boyutu ortaya çıkıyor: antisemitizm ile antisiyonizm arasında kurulan doğrudan ilişki.

Söz konusu yasa teklifi 2024 yılının Kasım ayında , iktidar partisinin 120’den fazla üyesi ve eski Cumhurbaşkanı François Hollande da dahil olmak üzere birkaç Sosyalist Partili milletvekili imzası ile Ulusal Meclis Başkanlığına sunulmuştu. Açıklama notunda teklifin sahibi Caroline Yadan, “düzenli olarak gayrimeşrulaştırılan ve suç haline getirilen İsrail’e yönelik saplantılı nefrete” karşı mücadele etmek istediğini belirtiyordu. Ağustos 2025’te Emmanuel Macron’un Filistin Devleti’ni tanımasına protesto amacıyla Ensemble pour la République (EPR) grubundan ayrılan milletvekili, “jeopolitik” olarak tanımlanabilecek yeniden icat edilmiş bir antisemitizmin “kışkırtıcılarını” hedef alıyor.

Ocak ayındaki Yasalar Komisyonundaki tartışmalar sırasında, “Ne yazık ki, Yahudilerden nefret etmek için her zaman geçerli bir neden vardır. Bugün bu geçerli neden İsrail’dir.” dedi. Hükûmeti oluşturan partiler ve aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) tarafından desteklenen, Fransız Danıştayından  gelen görüşün ardından revize edilen metin, komitede az farkla kabul edildi. Özellikle “terörizmi savunma” (apologie du terrorisme) suçunu genişletiyor ve Fransız Cumhuriyeti tarafından tanınan bir devletin yıkılmasına çağrı yapma suçunu yaratıyor.

Siyasal ve Toplumsal Muhalefet: “Yasanın Amacı Yahudileri Değil, İsrail’i Korumak”

Yasa teklifi, parlamentoda olduğu kadar toplumda da güçlü bir karşı mobilizasyon yaratmış durumda. Bu mobilizasyonun en görünür göstergesi, başlatılan dilekçe kampanyasının kısa sürede 500.000 imzayı aşması oldu. Bu eşik, dilekçe konusu metnin Meclis’te ayrıca tartışılmasını mümkün kılıyor.

Dilekçe siyonizm karşıtlığı ve İsrail’in soykırım politikalarına karşı çıkmanın antisemitizm ile eş değer hâle getirilmesinin çok tehlikeli olduğunu vurgularken bunun şu üç nedenini sıralıyor:

  • Filistin davasına verilen tüm desteği bastırarak ifade özgürlüğü için gerçek bir tehdit oluşturması
  • Uluslararası hukuka göre yasadışı olan İsrail’in Filistin’i sömürgeleştirmesine dolaylı olarak destek vermesi
  •  İsrail’in bu ölümcül politikalarını açıkça (ve haklı olarak) eleştiren tüm Yahudileri de Benjamin Netanyahu’nun politikalarıyla eşitleyerek antisemitizmle mücadeleyi baltalaması

Ayrıca 2025 yılında verilen bir mahkeme kararına atıf yapılarak, siyonizm eleştirisinin otomatik olarak Yahudi karşıtlığı olarak değerlendirilemeyeceği hatırlatılıyor.

Toplumsal muhalefet, yasanın antisemitizmle mücadele etmekten ziyade İsrail devletine yönelik eleştirileri bastırmayı hedeflediğini savunuyor. Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisi milletvekili Gabrielle Cathala, yasa teklifinin amacının “Yahudileri korumak değil, İsrail politikasını korumak” olduğunu ifade ediyor.

Benzer şekilde sosyalistler ve çevreciler, metnin “hukuki belirsizlik” yarattığını ve Fransa’daki Yahudiler ile İsrail devleti arasında tehlikeli bir özdeşleştirme kurduğunu belirtiyor. Yeşiller Partili Milletvekili Benjamin Lucas’a göre yasa “özgürlükleri kısıtlayan ve toplumu bölen” bir düzenleme niteliğinde.

Sivil toplum cephesinde ise eleştiriler daha da sert. İnsan Hakları Ligi (Ligue des droits de l’homme), yasa teklifini “gerçek bir sansür makinesi” olarak tanımlıyor ve metnin akademik, medya ve sivil alanı otosansüre zorlayacağını savunuyor. Kuruluşa göre yasa projesi, “muğlak” tanımlar üzerinden her türlü İsrail eleştirisini cezalandırma riski taşıyor.

Bu eleştiriler yalnızca sol muhalefetle sınırlı değil. Macron’a yakın merkez parti MoDem bile metne ilişkin “çok ciddi çekinceler” dile getirerek gündemden çekilmesini önermiş durumda. Macron’un atadığı bir önceki başbakan olan François Bayrou, 2007’den beri MoDem’in genel başkanlığını yürütmekte.

Oylama Öncesinde Parlamentodaki Denge

16 Nisan’da Ulusal Meclis’te tartışılacak olan yasa teklifinin parlamentodaki akıbeti hâlâ belirsizliğini koruyor. Ocak ayında komisyon aşamasında merkez blok ve aşırı sağın oylarıyla kıl payı kabul edilen metin, meclis oturumunda daha karmaşık bir dengeyle karşı karşıya kalacak.

Başlangıçta çekimser kalan Sosyalist Partinin toplumun yasa teklifine karşı dilekçe kampanyasına verdigi destek sonucunda artık “neredeyse oy birliğiyle” karşı oy kullanacağını açıklaması, dengeleri önemli ölçüde değiştirmiş durumda. Bu karar Komünist Parti, Yeşilller ve LFI ile aynı çizgiyi buluşması anlamına geliyor.

Aşırı sağcı Ulusal Birlik’in ise Genel Kurul tutumu henüz net değil. Parti, metnin zamanlamasını eleştirmekle birlikte kesin bir pozisyon almaktan kaçınıyor. Buna karşın merkez blok ve sağ partilerin önemli bir kısmı yasa teklifini desteklemeye devam ediyor. Franceinfo’nun haberine göre, mevcut aritmetik göz önüne alındığında metnin parlementoda yapılacak ilk okumada kabul edilme ihtimali hâlâ yüksek.

BM’den “Kötü ve Keyfî Tanımlanmış” Yasalar Uyarısı

Ancak tartışma yalnızca ulusal düzeyle sınırlı değil. Birleşmiş Milletler’in beş özel raportörü, bir yazıyla Fransız hükûmetine doğrudan uyarıda bulundu. Raportörler, yasa teklifinin uluslararası hukukla, özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile uyumluluğu konusunda “ciddi kaygılar” taşıdıklarını belirtiyor. BM uzmanlarına göre, “kötü tanımlanmış” yasalar keyfî uygulamalara açık olup, özellikle sivil toplum ve insan hakları savunucularına karşı kullanılabilir. Ayrıca İsrail’e yönelik siyasi eleştirilerin antisemitizmle eşitlenmesi, ifade özgürlüğünü ihlal etme riski taşıyor.

Yadan’ın 2024’te verdiği yasa teklifi etrafında şekillenen ve 2 yıldır süren tartışma, yalnızca teknik bir hukuk düzenlemesi üzerine değil, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün sınırları üzerine yoğunlaşıyor. Bir yanda antisemitizmin yeni biçimlerine karşı daha güçlü bir hukuki araç gerektiğini savunanlar var. Diğer yanda ise bu tür düzenlemelerin siyasal eleştiriyi kriminalize ederek ters etki yaratacağını düşünenler. 500.000’den fazla imza toplayan dilekçe, bu tartışmanın toplumda ne kadar geniş bir yankı bulduğunu gösteriyor. Parlamento oylamasının sonucu ne olursa olsun, tasarı Fransa’da ifade özgürlüğü, antisemitizm ve İsrail eleştirisi arasındaki sınırların yeniden tanımlandığı bir dönüm noktası olarak şimdiden yerini almış durumda.

Perspektif’le Avrupa gündemini günlük takip etmek ister misiniz? Perspektif bültenine kaydolun, Avrupa'daki gelişmeler e-posta kutunuza gelsin.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler