“Yıkım” Tehdidinden “Altın Çağ” Vaadine: İran ve ABD-İsrail Arasında 15 Günlük Ateşkes
Saatler içinde sert savaş söyleminden ekonomik toparlanma vurgusuna yönelen hızlı bir değişimle ilan edilen ateşkes, taraflara diplomasi için sınırlı bir zaman tanırken; Hürmüz Boğazı, nükleer program ve bölgesel çatışma başlıklarında temel anlaşmazlıkların sürdüğünü ortaya koyuyor.
İran’ı “yok edici” büyük bir saldırı yapmakla tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump’ın son dakikada geri adım atmasıyla İran, ABD ve İsrail arasında ilan edilen 15 günlük geçici ateşkes, Orta Doğu’da haftalardır tırmanan savaşta ilk ciddi frenleme hamlesi olarak görülüyor. Ancak tarafların açıklamaları, Hürmüz Boğazı’nın statüsü, İran’ın nükleer programı ve Lübnan cephesine dair çelişkiler, bunun kalıcı barıştan çok sert pazarlıklarla örülü bir ara dönem olduğuna işaret ediyor.
Ateşkesi Kabul Eden Her İki Taraf da Savaştan Kazançla Çıktığını Söylüyor
Trump, ateşkesi İran’ın Hürmüz Boğazı’nı “tam, derhal ve güvenli biçimde” açması şartına bağlayarak duyurdu. ABD Başkanı, Şahbaz Şerif ve Asım Münir ile yaptığı temasların ardından iki haftalık bombardıman durdurma kararını açıkladı; aynı zamanda İran’dan gelen 10 maddelik öneriyi “müzakere edilebilir bir temel” olarak tanımladı.
Bu açıklama, Trump’ın saatler önce İran’ın talepleri karşılanmazsa “bütün bir medeniyetin yok olabileceği” yönündeki sert tehdidinden dramatik bir dönüş anlamına geldi. Trump, ateşkesin ardından yaptığı açıklamalarda bu kez ekonomik toparlanma ve bölgesel refah vurgusu öne çıkararak, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin düzenlenmesine katkı sunacağını belirtti ve “Büyük paralar kazanılacak. İran yeniden inşa sürecine başlayabilir. Her türlü malzemeyi yükleyeceğiz ve her şeyin yolunda gittiğinden emin olmak için orada bulunacağız. Her şeyin yolunda gideceğinden eminim. Tıpkı ABD’de yaşadığımız gibi bu, Orta Doğu’nun Altın Çağı olabilir.” ifadelerini kullandı.
Washington, bu geri adımı “askerî hedeflerin büyük ölçüde yerine getirildiği” iddiasıyla gerekçelendirdi.
Tahran cephesinde ise ateşkes, teslimiyet diliyle değil, “sahadaki kazanımın siyasette tescili” olarak sundu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 15 gün boyunca Hürmüz’den güvenli geçişin İran silahlı kuvvetleriyle koordinasyon içinde mümkün olacağını söyledi. İran’ın devlet çizgisindeki açıklamalarında, Pakistan’ın arabuluculuğunda İslamabad’da başlayacak görüşmelerin bu 15 günlük süre içinde sonuçlandırılmasının hedeflendiği belirtildi. Ancak İran, bunu “savaşın sona ermesi” olarak değil, koşullu bir süreç olarak tarif ediyor; yani ateşkes, Tahran açısından müzakere zemini kadar yeni bir baskı aracı da işlevi görüyor.
Lübnan ve Uranyum Belirsizliği: İran’ın Sunduğu 10 Madde Neleri İçeriyor?
Diplomatik tablonun bir başka kritik başlığı, İran’ın sunduğu 10 maddelik çerçeve. Kamuoyuna yansıyan unsurlar arasında yaptırımların kaldırılması, İran’ın bloke edilmiş varlıklarının serbest bırakılması, ABD güçlerinin bölgeden çekilmesi, İran ve müttefiklerine yönelik saldırıların durması ve mutabakatın BM Güvenlik Konseyi kararıyla bağlayıcı hâle getirilmesi yer alıyor. En tartışmalı başlıklardan biri ise İran’ın Hürmüz üzerindeki denetimini pekiştirmeye dönük talepler. Associated Press ve the Guardian’ın aktardığına göre, İran ve Umman’ın boğazdan geçen gemilerden ücret alabileceği yönündeki unsurlar, Körfez ülkeleri ve Batılı başkentlerde ciddi rahatsızlık yaratıyor; çünkü bu, onlarca yıldır serbest geçiş rejimiyle işleyen bir uluslararası suyolunun fiilen yeni bir egemenlik düzenine bağlanması anlamına gelebilir.
Üstelik nükleer dosya da çözülmüş değil. the Guardian gazetesinin aktardığına göre İran’ın Farsça dolaşıma soktuğu metinde uranyum zenginleştirmenin kabulüne ilişkin ifade yer alırken, diplomatların İngilizce paylaştığı versiyonlarda bu unsurun görünmemesi, müzakerenin daha başında bir güven krizine işaret ediyor. Trump “uranyumun halledileceğini” söylese de, bunun nasıl yapılacağına dair kamuoyuna açık bir çerçeve sunmuş değil. Bu nedenle ateşkes, esas anlaşmazlığın çözüldüğü için değil, tarafların o anlaşmazlığı daha sonra masada kavga etmek üzere şimdilik silah sesini kısmayı seçtiği için var.
İsrail tarafı da ateşkesin kapsamını daraltarak kırılganlığı artırıyor. Başbakan Benjamin Netanyahu, Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki haftalığına askıya alma kararını desteklediklerini açıkladı; ancak bunun Lübnan’ı kapsamadığını özellikle vurguladı. Bu açıklama, Pakistan’ın ateşkesin “Lübnan dâhil her yeri” kapsadığı yönündeki beyanıyla açık bir çelişki içinde. Reuters’a göre İsrail içinde de anlaşmanın zamanlaması ve kapsamına dair rahatsızlık var; hatta bazı İsrailli yetkililer, Trump’ın kararından çok geç haberdar edildiklerini söylüyor. Bu durum, Washington-Tel Aviv hattında hedef birliği sürse bile taktik düzeyde ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu gösteriyor.

5 Nisan 2026’da Tahran’daki İnkılap Meydanı’na dev bir afiş asıldı. Afişte, “Hürmüz Boğazı kapalı kalacak; Basra Körfezi’nin tamamı bizim avlanma alanımızdır.” ifadeleri yer aldı. | Fotoğraf: Fatemeh Bahrami – AA.
Ateşkes Petrol Fiyatlarını Şimdilik Düşürse de Tedarik Sorunları Hemen Bitmeyebilir
Ateşkes metninin fiilî ağırlık merkezi ise açık biçimde Hürmüz Boğazı oldu. Dünyadaki petrol ve doğal gaz taşımacılığının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu, savaş boyunca küresel enerji piyasalarının ana kırılma noktası oldu. Reuters’ın aktardığına göre İran’ın boğaz üzerindeki fiilî baskısı yaklaşık 130 milyon varil ham petrol ile 46 milyon varil rafine ürünün Körfez’de tankerlerde beklemesine yol açtı. Ateşkes haberiyle Brent petrol sert biçimde gerileyip 100 doların altına inerken, Asya ve ABD vadeli piyasalarında güçlü bir rahatlama rallisi görüldü. Ancak fiyatlardaki bu sert düşüş, krizin bittiği anlamına gelmiyor; piyasa, şimdilik yalnızca en kötü senaryonun ertelendiğini fiyatlıyor.
Nitekim Reuters‘a yazan enerji piyasaları uzmanı Clyde Russell’a göre ateşkes, vadeli piyasalarda güçlü bir rahatlama yaratmış olsa da fizikî petrol piyasasındaki sıkışıklık kısa sürede ortadan kalkmayacak. Tedarik zincirindeki bozulmaların ve sevkiyat aksamalarının aylar boyunca sürebileceğini, özellikle Asya’daki rafinerilerin hâlâ ciddi arz baskısı altında olduğunu vurguluyor. Suudi petrol firması Aramco’nun mayıs yüklemeleri için resmi satış fiyatlarını rekor düzeylere yükseltmesi de bunun somut göstergesi. Yani kâğıt üzerindeki “ateşkes rallisi” ile sahadaki enerji gerçekliği arasında belirgin bir mesafe var.
Uluslararası Toplum Ateşkesi Olumlu Karşıladı Ama Sahadaki Durum Ne?
Uluslararası toplum ise ihtiyatlı bir memnuniyet içinde. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, taraflara ateşkes şartlarına uymaları ve uluslararası hukuka bağlı kalmaları çağrısı yaptı; İngiltere Başbakanı Keir Starmer da bu adımın kalıcı barışa dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayarak Körfez turuna çıktı. Asya’dan Avrupa’ya kadar pek çok başkent, boğazın yeniden açılmasının enerji güvenliği açısından hayati olduğunu belirtirken, piyasalar da ilk tepki olarak rahatladı. Fakat diplomatik açıklamaların ortak tonu aynı: Bu, nihai çözüm değil; sadece daha büyük bir yıkım ihtimalini şimdilik öteleyen geçici bir pencere.
Sahadaki tablo ise zaten tam bir suskunluk göstermiyor. Ateşkes duyurusunun ardından da İsrail, Körfez ve bazı Arap ülkelerinde füze alarmı verildi; Associated Press, İran’ın saldırıları ve İsrail’in önceki günlerde sürdürdüğü hava operasyonlarının bölgedeki gerilimi tamamen sonlandırmadığını aktarıyor. Bu nedenle uzmanlara göre ilan edilen düzenleme, şu aşamada, direkt bir “çatışmasızlık” hâli değil, kontrollü ve geri alınabilir bir duraklama görünümü veriyor. (P/AA)