UCM Yargıcı Beti Hohler: “ABD Yaptırımları Hayatımı Etkiliyor, Kararlarımı Değil”
ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarına yönelik yaptırımları, dijital ve finansal sistemlerden dışlanan Beti Hohler’in deneyimleriyle bir kez daha somutlaştı. Kredi kartlarının iptal edilmesinden banka hesaplarının kapatılmasına, dijital platformlardan dışlanmadan seyahat kısıtlarına kadar uzanan süreçte Hohler, yaptırımların günlük hayatını doğrudan etkilediğini ancak yargısal kararlarını etkilemediğini söyledi.
ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yönelik yaptırımları, mahkeme yargıçlarından Beti Hohler’in Die Zeit dergisine verdiği kapsamlı röportajla yeniden gündeme geldi. Hohler, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin kendisine uyguladığı yaptırımların ardından kredi kartlarının iptal edilmesinden banka hesabının kapatılmasına, dijital platformlara erişiminin kesilmesinden Apple kimliğinin devre dışı bırakılmasına kadar uzanan süreci ayrıntılarıyla anlattı.
Slovenya vatandaşı olan Hohler, UCM’de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında talep edilen tutuklama emirlerini değerlendiren yargı heyetinde yer almıştı. ABD yönetimi, 5 Haziran 2025’te Hohler’e yaptırım uyguladı. Bu kararın ardından Hohler’in doğum tarihi ile pasaport numarası ve pasaportunun son geçerlilik tarihi ABD yaptırım makamlarının kayıtlarında kamuya açık hâle geldi. Bugün itibarıyla toplam 11 UCM çalışanının ABD yaptırımlarına maruz kaldığı, bunların sekizinin hâkim olduğu biliniyor.
Hohler Yaptırım Listesine Alındığını Yurt Dışına Çıkarken Öğrendi: “Sürreal Bir Deneyim”
Hohler, yaptırım kararını 2025 yılının haziran ayında, Ermenistan’da düzenlenen bir uluslararası ceza hukuku konferansı sırasında öğrendiğini belirtti. O dönemde ABD yönetiminin UCM yargıçlarına yönelik yaptırımları değerlendirdiğine dair söylentiler bulunduğunu aktaran Hohler, özellikle İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında talep edilen tutuklama emirlerini inceleyen yargıçların hedef alınmasının beklendiğini ifade etti.
Bu dosyaya bakan üç kişilik yargı heyetinde yer alan Hohler, yaptırım uygulanan ilk dört yargıçtan biri oldu. Daha sonra bu sayının arttığı ve toplamda 11 UCM çalışanının yaptırımlara maruz kaldığı belirtildi. Hohler, bu adımın önceki örneklerden ayrıştığını vurguluyor: “Bu, bir uluslararası mahkemenin hâkimlerinin yaptırıma uğradığı ilk örnekti. Bunun gerçekleşmeyeceğini umuyordum.”
Yaptırımların sembolik boyutu da Hohler’in anlatımında önemli bir yer tuttu. ABD Hazine Bakanlığının (OFAC) yaptırım listesinde kendi adını aradığını belirten Hohler, “Kendimi bir IŞİD mensubu ile bir uyuşturucu kaçakçısı arasında buldum.” dedi.
Bu durumun kendisi açısından ağır bir deneyim olduğunu ifade eden Hohler, “Hayatınız boyunca uluslararası hukuku savunmaya çalıştıktan sonra, onu ihlal eden kişilerle aynı listede yer almak katlanması zor bir şey” sözleriyle yaşadığı durumu aktardı.
Hohler’in İlk 24 Saati: Finansal Sistemlerden Kopuş
Yaptırımların etkisi kısa sürede günlük hayatına yansıdı. Hohler’in aktardığına göre kararın ardından ilk 24 saat içinde kredi kartları iptal edildi. Yıllardır müşterisi olduğu bir Avrupa bankası, hesabını derhâl kapattı. ABD’ye ait turist vizesi de iptal edildi. Bazı UCM çalışanlarının ABD’deki varlıklarının dondurulduğunu belirten Hohler, kendisinin ABD’de varlığı bulunmadığı için bundan etkilenmediğini söyledi. Ancak kredi kartı kullanamamak, günlük hayatın pek çok alanında ciddi zorluklar doğurdu.
Hohler, Avrupa Birliği’nde yaşayan kişilerin sınırlı özelliklere sahip temel banka hesabı açma hakkı bulunduğunu ve bunun bir ölçüde yardımcı olduğunu belirtti. Ancak bu hesaplarla verilen banka kartlarının her yerde geçerli olmadığını vurguladı. Özellikle internet üzerinden yapılan işlemlerde çoğu platformun kredi kartı, Apple Pay, Google Pay ya da PayPal gibi ödeme sistemleri istediğini, bu seçeneklerin ise ABD merkezli şirketler tarafından sunulduğu için kendisi açısından kullanılamaz hâle geldiğini anlattı.
Hohler, yaptırımların soyut bir diplomatik karar olarak kalmadığını, günlük hayatın en basit işlemlerine kadar uzandığını belirtti. Sadece belirli ödeme seçeneklerini kabul eden gazetelere abone olamadığını, otel rezervasyonu yapmanın çok zorlaştığını, araç kiralamanın ise imkânsız hâle geldiğini söyledi. Tek başına seyahat etmenin de eskisine göre çok daha stresli olduğunu anlatan Hohler, “Bir yerde mahsur kalma riski her zaman var.” dedi.
Amazon, PayPal, Airbnb ve Apple Hohler’in Hesaplarını Uyarmadan Kapattı
Finansal kısıtlamaların ardından dijital hizmetlere erişim de kesilmeye başladı. Hohler, yaptırım kararının ilk haftalarında Amazon, PayPal ve Airbnb gibi ABD merkezli platformlardaki hesaplarının kapatıldığını ya da feshedildiğini anlattı. Birkaç ay sonra ise Apple kimliği devre dışı bırakıldı. Bu adım, yalnızca bir kullanıcı hesabının kapanması anlamına gelmiyordu; Hohler’in iCloud’daki belgelerine, fotoğraflarına ve dijital arşivine erişimini de etkiledi.
Hohler, yaptırım ihtimaline karşı bazı belgelerini önceden yedeklediğini söyledi. Özellikle iCloud’da sakladığı kişisel belgeleri ve anıları kurtarmaya çalıştığını belirterek, “On yıllık belge ve hatırayı, örneğin vefat eden babamın fotoğraflarını kaybetmek korkunç olurdu.” dedi. Sürecin en zor yanının belirsizlik olduğunu vurgulayan Hohler, “Önceden uyarılmıyorsunuz. Organize olmak için zamanınız olmuyor. Her şey bir gecede oluyor. Bugün çalışan bir şey yarın çalışmayabilir.” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz aylarda Fransız hukukçu ve UCM Yargıcı Nicolas Guillou da, verdiği bir röportajda, yaptırımların hayatına olan yansımasını “1990’lara geri dönmek gibi” sözleriyle tarif etmişti.
Die Zeit’in aktardığına göre UCM, yaptırımların daha da genişlemesi ihtimaline karşı ABD merkezli hizmet sağlayıcılara bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Mahkeme, bu konudaki ayrıntıları “başarı şansını tehlikeye atmamak” için kamuoyuyla paylaşmıyor. Bununla birlikte UCM’nin Microsoft ofis yazılımlarının yerine Almanya merkezli Open Desk çözümünü kullanmayı planladığı biliniyor. Open Desk, Almanya’da kamu kurumları için dijital egemenlik hedefiyle geliştirilen yazılım paketleri arasında yer alıyor.
Avrupa Bankalarını da ABD Yaptırımları Uyguluyor
Röportajda en dikkat çeken başlıklardan biri de Avrupa’daki banka ve şirketlerin tutumu oldu. Hohler, bazı Avrupa bankalarının ABD yaptırımlarını yalnızca ABD bağlantılı işlemlerde değil, avro cinsinden ve Avrupa bankaları arasında gerçekleşen işlemlerde de uyguladığını söyledi.
Bu durum, uluslararası hukuk ve finans çevrelerinde “overcompliance” yani “aşırı uyum” olarak adlandırılıyor. Hohler, Avrupa vatandaşı olarak bu tablonun kendisini kaygılandırdığını belirtti ve bunun bireylerin ABD merkezli finansal ve teknolojik yapılara ne kadar bağımlı hâle geldiğini gösterdiğini söyledi.
Hohler’e göre Avrupa, yalnızca ABD’ye değil, herhangi bir devlete aşırı bağımlılık doğuracak teknolojik ve finansal yapılardan uzaklaşmak zorunda. Bunun bir gecede gerçekleşemeyeceğini kabul eden Hohler, yine de eksik olan araçların geliştirilmesi gerektiğini söyledi. “Eğer belirli araçların ve platformların eksik olduğunu görüyorsak, neden bugün onları geliştirmeye başlamayalım?” ifadelerini kullandı.
“Kararlar Hukuk Yoluyla Eleştirilmeli”
Hohler, Netanyahu ve Gallant hakkındaki somut dosyaya ilişkin ayrıntı veremeyeceğini, çünkü yargıç olarak devam eden süreçler hakkında konuşmasının mümkün olmadığını belirtti. Ancak UCM’de tutuklama emri sürecinin nasıl işlediğini anlattı: Başsavcı, tutuklama emri talebinde bulunuyor. Bu talep, üç yargıçtan oluşan bir heyet tarafından değerlendiriliyor. Heyetin görevi, yeterli delil bulunup bulunmadığını ve hukuki şartların sağlanıp sağlanmadığını incelemek. Hohler, kararların yalnızca dosyadaki deliller ve yürürlükteki hukuk temelinde verildiğini vurguladı.
UCM ile ABD arasındaki ilişki uzun süredir sorunlu. ABD, mahkemenin kuruluş görüşmelerinde yer almış olsa da bugün UCM’nin yargı yetkisini tanımıyor. Amerikan yönetimi, özellikle Amerikan ve İsrail vatandaşlarına ilişkin soruşturmalara karşı çıkıyor. UCM ise suçların Roma Statüsü’ne taraf devletlerin topraklarında işlendiği iddiaları söz konusu olduğunda yetkili olduğunu savunuyor.
Hohler, UCM kararlarına yönelik itirazların yargı yolları üzerinden yapılması gerektiğini belirtti. Mahkeme kararlarından memnun olmayan tarafların, bu kararları hukuki yollarla tartışabileceğini söyleyen Hohler, yargıçların hedef alınmasının ise yargı bağımsızlığı açısından sorunlu olduğunu ifade etti. Hohler, baskının yalnızca ABD’den gelmediğini de hatırlattı. Rusya’da bazı eski ve mevcut UCM yargıçlarının, Ukrayna soruşturmaları bağlamındaki kararları nedeniyle gıyaben mahkûm edildiğini belirtti. Ona göre yaptırımlar da bu tür davalar da yargıçlar üzerinde baskı kurma aracı olarak işlev görüyor.
“Başsavcı Karim Khan’ın Yaşadıkları UCM Personelini Tedirgin Etti”
Röportajda BM soruşturması sonucunda yöneltilen cinsel istismar suçmalarından aklanan ama taraf devletlerin soruşturmanın devamını talep etmesi nedeniyle henüz görevine dönmeyen UCM Başsavcısı Karim Khan’ın durumu da gündeme geldi. Khan, Şubat 2025’te ABD yaptırımlarına maruz kalmış, ardından Microsoft’un erişimi kesmesi nedeniyle kurumsal e-posta hesabını kullanamaz hâle gelmişti.
Hohler, Khan’a yönelik yaptırımların mahkeme içinde ciddi kaygı yarattığını söyledi. Bu gelişmeyle birlikte yargıçların ya da bütün mahkemenin hedef alınabileceğinin anlaşıldığını belirtti. Aynı zamanda mahkemenin bu süreçten ders çıkararak bazı önlemler aldığını, yaptırıma uğrayan çalışanların birbirleriyle yöntem ve çözüm yolları paylaştığını anlattı.
“Yaptırımlar Günlük Hayatımı Etkiliyor, Kararlarımı Değil”
Beti Hohler, yaşadığı tüm zorluklara rağmen görevini bırakmayı hiç düşünmediğini açık biçimde ifade etti. Yargıçların kararlarını bağımsız biçimde vermesi gerektiğini vurgulayan Hohler, bu ilkeyi şu sözlerle dile getirdi: “Yargıçlar kararlarını korku ya da ayrıcalık beklentisi olmadan vermelidir, kişisel dezavantajlar söz konusu olsa bile.”
Yaptırımların günlük hayatını ciddi biçimde zorlaştırdığını kabul eden Hohler, bunun yargısal tutumunu değiştirmediğini belirtti. “Benim için her zaman anlamlı bir şey yapmak, rahat bir hayat sürmekten daha önemliydi.” diyen Hohler, Uluslararası Ceza Mahkemesinin rolüne ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı: “Devletlerin kendileri harekete geçmediğinde en ağır uluslararası suçların mağdurlarına adalet sağlayabilen bir kurum, 80 yıl önce radikal bir fikirdi. Bugün ise bu bir gerçeklik.”
Hohler’e göre UCM, yalnızca sembolik bir yapı değil, devletlerin harekete geçmediği durumlarda mağdurlar için adalet arayışını mümkün kılan işlevsel bir mekanizma olmaya devam ediyor. Bu çerçevede mahkemenin uluslararası sistem içindeki konumuna dikkat çeken Hohler, “Bu mahkeme uluslararası toplum için belirleyici öneme sahip. Onun yetki alanını korumak ve bu kuruma hizmet etmek bir ayrıcalıktır.” dedi.
UCM’nin aynı anda yaptırımlar, başsavcıya yönelik süreçler ve farklı ülkelerde alınan yargı kararlarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Hohler, buna rağmen mahkemenin faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade etti. Hohler, mahkemenin yalnızca gündeme gelen tutuklama emirleriyle öne çıkan Filistin soruşturması büyük dosyalardan ibaret olmadığını, farklı bölgelerde yürütülen soruşturma ve yargılamalarla yoğun biçimde çalışmaya devam ettiğini söyledi. (P)