Berlin

Sözde Devleti Yıkıldı Ama İdeolojisi Kaldı: IŞİD Avrupa’da Kimleri, Nasıl Radikalleştiriyor?

Berlin CSD etkinliklerini hedef alan saldırı, IŞİD’in toprak hâkimiyetini kaybetmesine rağmen ideolojik etkisinin Avrupa’da bütünüyle sona ermediğini gösterdi. Saldırganların toplumsal profilleri ve radikalleşme süreçleri, terörle mücadelede dinî kimliklerden ziyade dışlanma, umutsuzluk ve sosyoekonomik eşitsizliklere odaklanılması gerektiğine işaret ediyor.

Sözde Devleti Yıkıldı Ama İdeolojisi Kaldı: IŞİD Avrupa’da Kimleri, Nasıl Radikalleştiriyor?
26 Temmuz 2026'da Berlin'de Christopher Street Day (CSD) yürüyüşünün yapıldığı alanın yakınlarında bir aracın kalabalığa dalması sonucu 1 kişinin hayatını kaybetti, çok sayıda kişinin de yaralandı. | Fotoğraf: Volodymyr Sindieiev - AA:

Alman polisi, 26 Temmuz Pazar günü, bir gün önce Berlin Christopher Street Day (CDS) yürüyüşünü hedef alan ve bir kişinin ölümüne, 20 kişinin yaralanmasına yol açan araçlı saldırının şüphelisini vurarak öldürdü. Şüphelinin, daha önce IŞİD adlı örgüte katılmaya teşebbüs etmesi nedeniyle sabıkası bulunuyordu.

2015’ten Günümüze Zehirli İdeolojisi ve Avrupa’daki Saldırılarıyla IŞİD

IŞİD, 2010’lu yıllarda çoğu konser olmak üzere kültürel etkinlikleri hedef alan çok sayıda saldırının sorumluluğunu üstlendi. Örgütün Avrupa’da gerçekleştirdiği en ölümcül eylemler arasında 2015’te Paris’teki Bataclan konser salonuna düzenlenen saldırı ile 2017’de Manchester Arena’daki Ariana Grande konserini hedef alan bombalı saldırı yer alıyordu. Daha yakın bir tarihte, 2024 yazında Viyana’daki bir Taylor Swift konserine yönelik IŞİD’den esinlenen saldırı planı engellendi.

Daha önce doğrudan homofobik saiklerle düzenlenen, IŞİD’den esinlenmiş saldırılar da yaşandı. Örgüt, 2016’da ABD’nin Florida eyaletindeki Orlando kentinde bulunan eş cinsel gece kulübü Pulse’a yönelik saldırının sorumluluğunu da üstlendi.

IŞİD, 2018 itibarıyla fiilî bir devlet olarak varlığını yitirdi. Avrupa’da yeni saldırılara ilham verebilecek siyasi varlığının ortadan kalkmasıyla birlikte örgütün şiddet eylemleri de son on yılda keskin biçimde azaldı.

Buna karşın sosyal medya dâhil modern ve Batılı araçlardan yararlanarak modernlik öncesi bir “hilafeti” yeniden kurmayı amaçlayan ve “IŞİD’cilik” olarak adlandırılabilecek zehirli ideoloji, genç Müslümanların belirli bir kesimi açısından hegemonya karşıtı başkaldırının en uç biçimi olmayı sürdürdü. Toprak hâkimiyetini kaybetmiş olsa bile IŞİD, ABD ve Avrupa’nın egemenliği ile güvenliğine ciddi biçimde meydan okumaya devam ediyor.

Pek çok kişi, 2024’te Viyana’da engellenen saldırının, Avrupa doğumlu Müslümanların IŞİD’den esinlenen eylemler düzenlediği ve zaten giderek zayıflayan eğilimin sonunu getirdiğine inanıyordu. O tarihten bu yana İslamcı şiddet vakaları görece sınırlı kalmış olsa da Berlin’deki saldırı, radikalleşme ve şiddetin kesinlikle geçmişte kalmadığını gösteriyor.

Kim Bu IŞİD’e Katılan Avrupalı Gençler?

İddialara göre üç Avusturyalı genç, Ağustos 2024’ün başında Viyana’da düzenlenecek Taylor Swift konseri öncesinde Amerikalı şarkıcının “Swiftie” olarak anılan hayranlarını hedef almayı planlıyordu. Saldırı hazırlığındaki şüpheliler, IŞİD’e bağlılıklarını açıkça ilan etmişti.

Swift konserine yönelik saldırı planında, biri Kuzey Makedonya, diğeri Türkiye kökenli iki Avusturyalı yer alıyordu. Her ikisi de ikinci kuşak Müslümanlardı. Berlin’deki Onur Yürüyüşü saldırısının faili de benzer bir geçmişe sahipti: Lübnanlı Müslüman bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğmuştu.

Bu eğilim, Olivier Roy’un 2017’de The Guardian gazetesinde yayımlanan “Yeni Cihatçılar Kimler?” başlıklı makalesinde ileri sürdüğü tezi destekliyor. Roy, Batı’da saldırı düzenlemek üzere IŞİD’e katılanların genellikle iki demografik gruptan çıktığını savunuyor: Çoğu zaman kardeşlerini de örgüte çeken ikinci kuşak Avrupalı Müslümanlar ile sonradan İslam’ı kabul eden Avrupalılar.

Roy’a göre Avrupa ülkelerinde doğan Müslüman göçmenlerin çocukları genellikle seküler bir hayat sürüyor. Dindarlık düzeyi düşük ailelerde büyüyebiliyor; gece kulüplerine gidebiliyor, alkol ve uyuşturucu kullanabiliyorlar. Daha yoksul sosyoekonomik çevrelerden gelenler ise küçük çaplı suçlara karışabiliyor.

Göçmen Anne-Baba ve Çocukları Arasındaki Kuşak Çatışması

Bu kişiler hayatlarının belirli bir aşamasında, çoğu zaman cezaevine girdikten sonra, dine yeniden yönelen Müslümanlara dönüşüyor. Ancak yalnızca inancı benimsemekle kalmıyor, ebeveynlerininkinden daha katı ve radikal bir din anlayışına yöneliyorlar. Ailelerinin devam ettiği büyük camiler yerine daha küçük dinî gruplarda bir araya gelme eğilimi gösteriyorlar.

Bunun ikinci kuşak Avrupalı Müslümanların yalnızca küçük bir kesimi için geçerli olduğu özellikle vurgulanmalı. Bu eğilim, göçmen ailelerin çocuklarının ebeveynlerine karşı kuşaksal bir başkaldırıya yönelebildiğini ve onlardan daha dindar olduklarını kanıtlamaya çalışabildiğini gösteriyor.

IŞİD, çocuklarının Avrupa’da daha iyi bir hayat sürebilmesi için çoğu zaman her şeyden feragat eden birinci kuşak göçmenler arasında pek karşılık bulmadı. Üçüncü kuşak Avrupalılar arasından örgüte katılım da oldukça sınırlı kaldı. Çünkü bu kuşağa gelindiğinde bireyler ya içinde yaşadıkları toplumla büyük ölçüde bütünleşmiş oluyor ya da kimliklerinin her iki boyutunu uzlaştırmanın yollarını buluyor.

Siyasi Gerilimin Yeni Odağı: “İslamcı” Yerine “İslami” Diyen İçişleri Bakanı

Saldırganın geçmişinin ortaya çıkmasının ardından Alman Bakan Alexander Dobrindt’in (CSU) saldırıyı “İslami terör” olarak nitelendirmesiyle olay etrafındaki siyasi tartışmalar da başladı.

Dobrindt’in “İslamcı” yerine “İslami” kelimesini kullanması gerilimi körükleyebilir. “İslamcı” kavramı, IŞİD gibi aşırılıkçı grupların görüşlerini de kapsayan siyasal İslam’ı ifade ederken “İslami” kelimesi Müslümanlık inancının bütününe atıfta bulunuyor. Kasıtlı olsun ya da olmasın, Dobrindt’in kullandığı ifade İslam ile terör şiddeti arasında doğrudan bir bağ kurduğu şeklinde yorumlanabilir.

Avrupa’daki sağcı partiler ve kamuoyunda tanınan sağcı isimler, kendileri de LGBTQIA+ haklarını etkin biçimde aşındırmaya ve ortadan kaldırmaya çalışsalar bile Onur Yürüyüşü’ne yönelik bu saldırıyı göçü kısıtlamak için yeni bir gerekçe olarak kullanacaktır.

Bununla birlikte ABD ile Avrupa Birliği üyesi ülkeler, aşırılıkçı terör saldırılarıyla mücadele edebilecek imkânlara sahip. İslamofobik suçlamalara sürüklenmek yerine insanları terörizme yönelten sosyoekonomik koşulları ortadan kaldırmaya dönük adımlar atabilirler. IŞİD’in “İslam Devleti” ilanının üzerinden on yıl geçmesine rağmen IŞİD’cilik ideolojisinin cazibesini korumasının temelinde umutsuzluk, çaresizlik ve öfke bulunuyor.

Ötekileştirilmiş ve çaresiz bırakılmış topluluklar, hem IŞİD doktrininin hem de siyasi yelpazenin farklı kesimlerindeki diğer şiddet yanlısı aşırılık biçimlerinin yayılması için elverişli bir zemin oluşturuyor.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 27 Temmuz’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Doç. Dr. Ibrahim Al-Marashi

Ibrahim Al-Marashi, California State University San Marcos’ta (CSUSM) Orta Doğu tarihi doçenti olarak görev yapıyor; doktorasını Oxford Üniversitesi’nde modern tarih alanında, Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine hazırladığı tezle tamamladı. Çalışmaları özellikle 20. yüzyıl Irak tarihi, Baas dönemi devlet şiddeti, sivil-asker ilişkileri, Baas sonrası Irak devleti ve IŞİD’in dönüşümü üzerine yoğunlaşıyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler