Rusya

Ukrayna Cephesindeki Çıkmaz Kremlin’deki Güç Dengelerini Nasıl Etkiliyor?

Ukrayna’daki savaşın uzaması, ağırlaşan asker kayıpları ve Rusya içine taşınan saldırılar, Vladimir Putin üzerindeki baskı ile yönetici elitler arasındaki hoşnutsuzluğa dair tartışmaları büyütüyor. Ancak Rusya ve Sovyetler Birliği’nin siyasi tarihi, cephedeki çıkmazın Kremlin’de bir iktidar değişimine dönüşmesinin sanıldığından çok daha zor olduğunu gösteriyor.

Ukrayna Cephesindeki Çıkmaz Kremlin’deki Güç Dengelerini Nasıl Etkiliyor?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 12 Haziran 2026’da Kremlin’de düzenlenen Rusya Federasyonu Devlet Ödülleri töreninde. Ukrayna savaşının uzaması ve Rusya içindeki hoşnutsuzluğun artması, Kremlin’de iktidarın geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getiriyor. | Fotoğraf: Sergei Bobylev/RIA Novosti/Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı

Rusya’nın Ukrayna’da yürüttüğü savaş, Vladimir Putin’in ilk planladığı gibi gitmiyor. Rusya devlet başkanının başlangıçtaki stratejisi savaşın on gün içinde kazanılmasına dayanıyordu; ama Ukrayna’nın ilk aylardaki direnişli savunması, inisiyatifi Rusya’nın elinden aldı. Bugün, aradan geçen dört buçuk yılın ardından, Ukrayna içindeki cephe hattı aylardır neredeyse hiç değişmedi.

Bu arada savaşın insani faturası, özellikle de işgal eden taraf için ağırlaşmaya devam ediyor. İngiliz istihbaratının tahminlerine göre, Şubat 2022’deki geniş çaplı işgalin başından bu yana çatışmalarda ölen Rus askerlerinin sayısı yarım milyona yaklaştı. Yeni bir seferberlik dalgasına dair söylentiler de giderek artıyor.

Ukrayna Cephesindeki Çıkmaz Rusya’nın İçine Taşınıyor

Ukrayna diğer yandan Rus enerji altyapısına yönelik insansız hava aracı saldırılarını yoğunlaştırdı; bu saldırılarda hem işgal altındaki Kırım hem de Moskova ve St. Petersburg da dahil olmak üzere Rusya’nın iç kesimleri hedef alınıyor. Yakıt sıkıntısı ve internet kesintileri artık ülkenin büyük bölümünü etkilerken, halkın duyduğu rahatsızlık da giderek büyüyor. Bizzat Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkenin zor bir süreçten geçtiğini kamuoyu önünde kabul etti.

Rusya’da Putin’in konumunun giderek zayıfladığına dair pek çok söylenti dolaşıyor. Rus kamuoyu araştırma merkezi VCIOM‘un 22-28 Haziran tarihleri arasında yaptığı son anket, Putin’in görev onayının bir önceki haftaki yüzde 70,4 seviyesinden yüzde 66,9’a gerilediğini ortaya koydu. Performansını onaylamadığını belirtenlerin oranı yüzde 19,7’den yüzde 21,3’e çıkarken, güven oranı da aynı dönemde yüzde 76,7’den yüzde 73,3’e düştü.

Bu, 2022’deki geniş çaplı işgalin başından beri Putin’in gördüğü en düşük oran. Ama bu tablo bile başkanlığının ciddi bir tehlike altında olduğu anlamına gelmiyor. VCIOM anketine göre Rusya devlet başkanı açık ara en popüler siyasi lider olmaya devam ediyor ve partisi Birleşik Rusya, seçmen eğilimlerinde hâlâ listenin zirvesinde yer alıyor.

Kremlin’de Büyüyen Güvenlik Kaygısı

Ne var ki Putin’in kendini giderek daha savunmasız hissettiğine dair bazı net işaretler de var. 9 Mayıs’ta Moskova’daki Kızıl Meydan’da düzenlenen geleneksel Zafer Günü geçit törenini büyük ölçüde küçültme kararı, Ukrayna’dan gelebilecek olası bir insansız hava aracı saldırısına dair artan endişeleri yansıtıyordu. Putin ayrıca nerede olduğu konusunda giderek daha gizli hareket etmeye başladı. Tıpatıp aynı birden fazla ofis kullandığına dair haberler, uzun süredir konuşulan dublör iddialarıyla da birleşince, kafasını güvenlikle bozmuş bir lider imajını pekiştirdi.

Bu tür önlemler dış tehditleri bertaraf etmeyi amaçlıyor olabilir. Ama aynı zamanda Rus elitleri arasından çıkabilecek olası tehditlere karşı duyulan kaygıyı da yansıtıyor. Son yaşanan olaylar bu ihtimali daha da belirginleştirdi. Bir zamanlar Rusya devlet başkanının ateşli bir destekçisi olan tanınmış blog yazarı İlya Remeslo, ordu hakkında asılsız bilgi yaydığı şüphesiyle bu ayın başlarında iki ay süreyle tutuklandı. Remeslo, Mart 2026’da “Vladimir Putin’i desteklemeyi bırakmamın beş nedeni” başlıklı bir blog yazısı kaleme almıştı.

Savaş Yanlıları Arasında da Hoşnutsuzluk Büyüyor

Benzer bir şekilde, Ukrayna’daki savaşta görev almış eski bir asker olan ve askerî konularda internet üzerinden yorumlar yaparak tanınan bir “askerî blog yazarına” dönüşen Aleksandr Lunin de 25 Haziran’da olası bir isyan uyarısında bulunduğu bir video paylaştı. Videoda, Rusya’nın askerî başarısızlıkları hakkında Putin ile televizyonda canlı bir tartışma talep etti.

Lunin’in de gözaltına alınmasıyla birlikte yürüttüğü halk kampanyası fiilen sona erdi. Yine de bu olay, ordunun bazı kesimlerindeki hoşnutsuzluğu gün yüzüne çıkardı ve Wagner Grup adlı Rus paralı asker şirketinin sahibi Yevgeni Prigojin’in Haziran 2023’teki isyanından önceki dönemle kıyaslamalar yapılmasına neden oldu.

Kremlin’de İktidar Değiştirmek Neden Bu Kadar Zor?

Fakat tarih bize, bir Rus (ya da Sovyet) liderini koltuğundan etmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. 1917 devriminden bu yana pek çok lider görev başındayken öldü; en olası senaryo Putin’in de bu geleneği bozmayacağı yönünde. 2020 yılında yapılan anayasa değişikliklerinin ardından, fiziksel sağlık sorunları yaşamadığı sürece 84 yaşına basacağı 2036 yılına kadar görevde kalmasının önünde hiçbir engel bulunmuyor.

1953’te Josef Stalin’in ölümünden sonra iktidarı alıp sadece iki yıl içinde Nikita Kruşçev tarafından kurnazca saf dışı bırakılan kısa süreli geçici lider Georgi Malenkov’u saymazsak, doğrudan bir darbe girişimiyle yüzleşen yalnızca iki lider oldu. Görevden uzaklaştırılan tek isim ise Nikita Kruşçev’di. 1957’deki bir darbe girişimini kıl payı atlatan Kruşçev, sonunda 1964’te koltuğundan edildi.

Sonrasında, 1991 yılında Mihail Gorbaçov sahneye çıktı. Tıpkı Kruşçev gibi o da Sovyet güç dengesi içindeki şahin kanadın sert muhalefetiyle karşılaştı. Uyguladığı reform programının Sovyetler Birliği’nin bütünlüğünü bozduğuna inanan muhafazakârların askerî darbe girişiminden sadece aylar sonra istifa etmek zorunda kaldı. Ne var ki Gorbaçov’un düşüşü, bizzat Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla iç içe geçmiş bir süreçti. 25 Aralık’taki istifasının hemen ardından Sovyet sistemi çöktü ve bu durum, Boris Yeltsin’in bağımsız Rusya’nın kontrolünü eline almasına zemin hazırladı.

Putin İçin En Yakın Tarihsel Örnek: Kruşçev

Bu yüzden, Soğuk Savaş‘ın zirvesinde ve uluslararası gerilimin dorukta olduğu bir dönemde yaşanan Kruşçev’in görevden alınması, günümüz için çok daha yerinde paralellikler sunuyor. Kruşçev, Berlin politikasındaki başarısızlıkları ve 1962 Küba füze krizi sırasındaki tutumu yüzünden Kremlin’deki şahin kanadın gözünde ağır bir prestij kaybı yaşamıştı.

Berlin meselesine gelince; 1958 ve 1961 yıllarında Batılı güçlerden altı ay içinde Batı Berlin’i boşaltmalarını ve burayı “özgür bir şehre” dönüştürmelerini iki kez istemişti. Hem Dwight D. Eisenhower hem de onun ardından gelen John F. Kennedy bu talebe boyun eğmeyi reddetti. Bu gelişme, Sovyet lideri için herkesin gözü önünde yaşanan büyük bir utanç kaynağı oldu. Üstüne bir de Küba füze krizi patlak verdi. Sovyetler Birliği’nin, ABD anakarasına sadece 100 mil mesafedeki Karayip adasına orta menzilli nükleer füzeler yerleştirmesi ve ardından gelen yoğun diplomatik baskılara dayanamayarak geri adım atması, Sovyet prestijine inen devasa bir darbe olarak kayıtlara geçti.

Kruşçev ile Putin arasındaki benzerlik de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Putin’in Ukrayna’daki savaşı bitirmek isteyen güçlü aktörlerin baskısına uğramasından ziyade, kendi Rusya’sında olası bir saray darbesinin, uygulanan politikaları yeterince saldırgan bulmayan şahin kanattan gelme ihtimali çok daha yüksek. Güvenlik teşkilatının içinden çıkıp bir komplo kuracak herhangi bir halefin, savaşı devam ettirme konusunda bizzat Putin’den bile daha hevesli olması beklenebilir.

Yine de bu şimdilik zayıf bir ihtimal. 1999 yılbaşı arifesinde iktidara geldiği günden bu yana Rusya devlet başkanı, tam merkezinde kendisinin yer aldığı bir siyasi sistemin köklerini iyice sağlamlaştırdı. Sonuç itibarıyla en güçlü tarihsel emsal, aslında en basiti olarak karşımıza çıkıyor: Kendisinden önceki çoğu Kremlin liderinde olduğu gibi, Vladimir Putin de büyük olasılıkla görev başındayken hayata veda edecek.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 23 Temmuz’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Prof. Bo Petersson

Bo Petersson, Malmö Üniversitesi Küresel Siyasal Çalışmalar Bölümünde siyaset bilimi profesörüdür. Rusya, Ukrayna ve Kafkasya Bölgesel Araştırmalar Platformu RUCARR’ın direktörlüğünü yürüten Petersson; çağdaş Rus siyaseti, otoriter sistemler, siyasi mitler, meşruiyet stratejileri ve demokratik olmayan normların yayılması üzerine çalışmalar yapıyor. Rusya’da iktidar, meşruiyet ve liderlik değişimi konularında çok sayıda kitap ve makalesi bulunuyor.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler