İsrail Ordusu

İsrail’den Filistinli Mahkûmlara “Köpekli İşkence”

Filistinliler, İsrail ordusunun eğitimli köpekleri ev baskınlarından gözaltı merkezlerine kadar bir saldırı ve işkence aracı olarak kullandığını ifşa ediyor. Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları kuruluşları, bu uygulamayı İsrail'in Filistinlilere yönelik sistematik soykırım politikasının ayrılmaz bir parçası olarak nitelendiriyor.

İsrail’den Filistinli Mahkûmlara “Köpekli İşkence”
©ChameleonsEye / Shutterstock.com

Uyarı: Bu yazıda askerî köpeklerle yapılan saldırıları, fiziksel şiddet ve psikolojik travma içeren aşırı şiddet betimlemelere yer verilmektedir.

2024’ün başları, işgal altındaki Batı Şeria, Nablus’ta Amna, çocuklarını okula hazırlarken üç yaşındaki oğlu Ahmed ise kucağında uyumaktadır. İsrail askerleri aniden büyük bir polis köpeğiyle eve baskın düzenler. Köpek Amna ve kucağında uyumakta olan Ahmed’e saldırır, ağzını küçük çocuğun kalçasına kenetleyen köpek küçük çocuğu dakikalarca bırakmaz. Amna, “Oğlumun acı içindeki çığlıklarını, kızlarımın ise korku ve dehşet içinde feryat edip ağlamalarını duyabiliyordum.” diye anımsıyor o anları. Askerler, Amna’nın Ahmed’e ulaşmasını engellemek için ona tüfek dipçiğiyle vururken, köpeği ve Ahmed’i merdivenlerden aşağı, bina dışına sürükler. Askerler küçük çocuğu annesine geri getirdiğinde çocuk “bilinci kapalı, kanlı bir battaniyeye sarılı” hâldedir. Sekiz gün hastanede yatan Ahmed’in vücuduna 42 dikiş atılır. Amna’nın diğer çocukları ise tanık oldukları bu olay nedeniyle “ağır bir psikolojik travma” geçirir.

Gazze’den Batı Şeria’ya, sivil konutlardan askeri gözaltı merkezlerine kadar uzanan geniş bir sahada Filistinliler, İsrail ordusunun köpekli saldırılarına dair dehşet verici tanıklıklar paylaşıyor. Bu anlatılar; işgal altındaki topraklarda Filistinlileri sindirmek ve hayatı onlara katlanılmaz hâle getirmek için, köpeklerin ne tür bir saldırı aracı olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.

İsrail’in Filistinli esir ve tutuklulara yönelik sistematik işkence uygulamalarına dair raporlar ise, kan dondurucu başka bir gerçeği gün yüzüne çıkarıyor: Sde Teiman gibi gözaltı merkezlerinde, mahkumlara tecavüz etmek üzere eğitilmiş köpeklerin kullanıldığına dair tanıklıklar uzun süredir uluslararası belgelere yansıyor. İnsan hakları kuruluşları; köpeklerin birer işkence ve cinsel şiddet aracına dönüştürüldüğü bu politikanın, Filistinlilerin toplumsal ve bireysel kimliğini yok etmeyi amaçlayan bilinçli bir “insanlıktan çıkarma” stratejisi olduğuna dikkat çekiyor.

İçeriden Gelen İşkence İhbarı: “Köpekler Cinser İstismar İçin Kullanılıyor”

Jeopolitik analist ve eski bir asker olan Shaiel Ben-Ephraim, 18 Nisan 2026’da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı bir paylaşımda konuya dair yeni kanıtlar sundu. Sde Teiman tesisindeki iki gardiyanla bu korkunç işkence yöntemi hakkında “birden fazla kez” konuştuğunu belirten Ben-Ephraim, cinsel istismarda köpek kullanma pratiğinin İsrailli hapishane görevlileri arasında “açık bir sır” olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Bazıları, İsrail’in mahkumlara cinsel istismarda bulunmak için köpek kullandığı yönündeki iddiaların antisemitik ‘kan iftiraları’ olduğunu söylüyor. Ne yazık ki ortada epey kanıt var.”

Ben-Ephraim, görüştüğü iki gardiyandan birinin olaylara bizzat tanıklık ettiğini ve durumu “ifade edilemeyecek kadar korkunç” olarak tanımladığını; diğer gardiyanın ise yaşananları başkalarından duyduğunu ve anlatılanların doğruluğuna inandığını belirtti.Analist, köpeklerin dahil olduğu tecavüz vakalarının personel arasında gerçekliğine dair yaygın bir inanış olduğunu da doğruladı.

Yaşananların inkar edilemez kanıtlarla desteklendiğini vurgulayan Ben-Ephraim, çeşitli insan hakları örgütleri ve medya organları tarafından belgelenen vakalara atıfta bulundu. Alıntıladığı vakalar arasında, Ofer Hapishanesi’nde tutulan 50 yaşındaki “Nihad” takma isimli bir tutuklunun sarsıcı tanıklığı da yer alıyor. Nihad, İsrail güçlerinin 14 Ocak 2024 tarihinde şafak vaktinden hemen önce, gerçek mermiler ve ses bombaları kullanarak hücresine baskın düzenlediğini anlattı. Askerlerin bir polis köpeğine kendisine cinsel saldırıda bulunması emrini verdiğini belirten Nihad, bu saldırının kendisinde derin fiziksel yaralar ve kalıcı psikolojik travmalar bıraktığını ifade etti. Yaşadığı dehşeti hayatının “en acı dolu anları” olarak nitelendiren Nihad, saldırının ardından gardiyanların kendisini diğer tutuklularla birlikte dondurucu soğukta, beton üzerinde beklemeye zorladığını ekledi.

Bu tanıklıklar daha önce B’Tselem, Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Filistin İnsan Hakları Merkezi (PCHR) tarafından yürütülen soruşturmaların sonuçlarıyla da birebir örtüşüyor. Uzmanlar, köpeklerin birer işkence ve tecavüz aracı olarak kullanılmasındaki temel amacın; kültürel ve dinî hassasiyetleri istismar ederek kurbanın ömür boyu sürecek travmasını derinleştirmek ve onu toplumsal izolasyona mahkûm etmek olduğunu vurguluyor.

Tanıklıklar

Cenevre merkezli Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü, Gazzeli tutuklulara yönelik cinsel işkencenin “organize bir devlet politikası” olduğunu belirtiyor. Grubun 13 Nisan’da yayımladığı “Duvarların Ardındaki Diğer Soykırım: İsrail Hapishaneleri ile Gözaltı Merkezlerinde Cinsel Şiddet ve Tasarlanmış Cezasızlık” başlıklı son rapor, eski tutukluların, çeşitli cisimler ve eğitilmiş köpekler kullanılmak suretiyle kendilerine uygulanan cinsel şiddet vakalarını detaylandıran ifadelerini içeriyor. Rapordaki en dikkat çeken tanıklıklardan biri Sde Teiman’da tutulan 35 yaşındaki Amir’e ait:

“Sde Teiman’da gözaltındaydım. Beni ve bir grup tutukluyu bölümler arasındaki bir koridora götürdüler ve tamamen soyunmaya zorladılar. Askerler birkaç köpek getirdi. Köpeklerden biri üzerime işedi. Ardından köpeklerden biri, ben darp edilirken, eğitilmiş bir şekilde bana cinsel saldırıda bulundu. Bu birkaç dakika sürdü. Kendimi derinden aşağılanmış ve onuru zedelenmiş hissettim.”

Diğer anlatılar da benzer şekilde korkunç. Wajdi isimli 43 yaşındaki bir tutuklu, Euro-Med Monitor’e verdiği ifadede metal bir yatağa bağlandığını ve diğer gardiyanların alay ederek olayı kaydederken hem birden fazla asker hem de bir köpek tarafından tecavüze uğradığını anlattı. İşkence sırasında kamera kullanımı, kurbanın serbest bırakıldıktan sonra bile sessiz kalmasını sağlamak için görüntülerin bir şantaj aracı olarak kullanıldığı taktiksel bir amaca işaret ediyor.

Esasında İsrail’in eğitilmiş köpekleri Filistinli tutuklulara yönelik cinsel saldırılarda kullandığına dair benzer tanıklıklar uzun süredir gündemi meşgul ediyor. Temmuz 2024’te, Katar merkezli Al Araby TV’nin Gazze muhabiri Muhammed Arab, kendisini gözaltında ziyaret eden bir avukata, Sde Teiman’da askerlerin esirlere köpeklerle cinsel istismarda bulunduğuna şahit olduğunu bildirmişti: “Askerlerden biri köpeklerden birini mahkumlardan birine tecavüz ettirmeye çalıştı. Köpeklerine mahkumlarla cinsel ilişkiye girmeyi öğretiyorlar. Bunu hayal edebiliyor musunuz?”

Filistinli avukat Fadi Saif al-Din Bakr de 2024’te Euro-Med’e verdiği demeçte Sde Teiman’da benzer bir cinsel saldırıya şahit olduğunu anlatmıştı. Al Jazeera’nin Ekim 2024 belgeselinde tutukluluk sürecinde gördüklerini anlatan avukat, askerlerin onunla birlikte iki kişiyi daha beton bir avluya götürdüğünü, sonra onlardan birini darp edip, tamamen soyarak ellerini ve ayaklarını bağladıklarını anlattı. Ardından bir yüzbaşının gelip mahkumun üzerine bir sprey sıktığını, köpeği üzerine saldıklarını ve hayvanın tutuklu gence tecavüz ettiğini aktardı.

Soykırımın Bir Parçası Olarak “Kolektif Cezalandırma”

Filistin İnsan Hakları Merkezi (PCHR), son haftalarda İsrail hapishaneleri ve gözaltı merkezlerinden serbest bırakılan Filistinli tutukluların ifadelerini derledi. Bu anlatımlar, insan onurunu hedef alan ve bireysel kimliği silmeyi amaçlayan sistematik cinsel şiddet ve psikolojik aşağılamaya işaret ediyor. PCHR, bunların münferit olmadığını; Filistinlilere azami zarar vermeyi hedefleyen bir “kolektif cezalandırma” politikasının ve süregiden soykırım suçunun parçası olduğunu vurguluyor. Söz konusu uygulamaların, uluslararası gözlemcilere kapalı hapishane ve askeri kamplarda tutulan binlerce kişiyi kapsadığı belirtiliyor.

PCHR’nin kayıt altına aldığı ifadeler, son iki yılda Gazze’de, aralarında kadınların da bulunduğu sivillere yönelik ağır cinsel saldırı iddialarını içeriyor ve gözaltıların çoğu zaman herhangi bir suçlama olmaksızın gerçekleştirildiğine işaret ediyor. Merkez, Mayıs 2025’te yayımladığı ve 100 eski tutuklunun beyanına dayanan raporda, bu uygulamaların yalnızca işkence ve insanlık dışı muamele kapsamında kalmadığını, aynı zamanda soykırım düzeyine ulaştığını değerlendirmişti.

Filistinli tutuklulara işkence etmek, onları sakat bırakmak ve hatta öldürmek için köpek kullanılması rapora göre oldukça yaygın. Raporda ifadesine yer verilen, askeri bir karakola ve ardından 56 gün boyunca beş farklı gözaltı merkezine götürülmeden önce Şifa Hastanesi’nde gözaltına alınan 48 yaşındaki bir tutuklu, kaldığı merkezlerden birinde gardiyanların kendisinin ve diğer tutukluların üzerine polis köpeklerini saldığını ve “etlerini parçalamalarına izin verdiğini” söyledi. Bir köpeğin başka bir mahkumun cinsel organını parçaladığını ve kurbanın kollarında kan kaybından öldüğünü anlattı.

Sde Teiman’da 19 ay tutulan ve A.A. olarak tanımlanan 35 yaşındaki bir baba ise, kameralardan uzak olduğu için kasten seçilen bir koridora götürüldüğünü anlattı. Orada çırılçıplak soyuldu ve bu iş için eğitilmiş gibi görünen bir köpeğin üç dakika süren tecavüzüne maruz kaldı. Hayvan ona saldırırken İsrailli askerler izledi, güldü ve acısını artırmak için yüzüne biber gazı sıktı. A.A. daha sonra, böyle bir şeyin insani olarak mümkün olabileceğini asla hayal edemediğini belirterek tam bir psikolojik çöküş yaşadığını tarif etti.

PCHR Uluslararası Savunculuk Sorumlusu Basel Alsourani, yaygın işkence ve aşağılayıcı muamele kullanımının Filistin toplumunun dokusunu her düzeyde yok etmeyi amaçladığını belirterek şunu ekledi: “Vakalarını belgelediğimiz insanların çoğu doktor, gazeteci, sağlık çalışanı ve öğretmenlerdi.”

Alsourani, geçen yıl Novara Media’ya verdiği demeçte de şu ifadeleri kullanmıştı: “Birine bir köpek ya da bir sopayla tecavüz ettiklerinde, o kişinin bir daha işini yapamayacağını ya da hayatını normal bir şekilde sürdüremeyeceğini biliyorlar. Bu, [Filistinlileri] yok etmeye yönelik soykırım niyetlerinin bir parçası.”

BM tarafından Eylül 2025’te yayımlanan Filistin Üzerine Uluslararası Soruşturma Komisyonu (UN CoI) göre, İsrail güvenlik güçlerinin gözaltındaki Filistinlilere yönelik “zorla soyma, cinsel taciz, tecavüz tehdidi ve cinsel saldırı” uygulamaları “standart operasyon prosedürü” hâline geldi. Komisyon üyesi Chris Sidoti, bu uygulamaların “ya doğrudan emirle ya da üst düzey askerî ve sivil yöneticilerin örtük teşvikiyle gerçekleştiğini belirtti. Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü Francesca Albanese, işkencenin devam eden soykırımın “yapısal bir özelliği” hâline geldiğini ve Filistin halkını en temel seviyede, onurlarına saldırarak kırmayı amaçladığını belirtti.

İşkence Vakaları Bilinmesine Rağmen İsrail Cezasız Bırakılıyor

Uluslararası toplum zaman zaman “derin endişe” açıklamaları yapsa da, İsrail’e yönelik askeri destek ve diplomatik koruma sürüyor. Uluslararası hukukun işletilmemesi ve hesap verebilirliğin sağlanmaması, bu tür uygulamaların devamına fiilen zemin hazırlıyor.

İsrail ordusu, Filistinlilere yönelik istismar vakalarında sorumluları nadiren mahkum ediyor. Ekim 2023’ten bu yana Filistinli esir ve tutuklulara yönelik işkence ve cinsel şiddet iddialarında belirgin bir artış var. Euro-Med Monitor’a göre ise İsrail yargı sistemi, denetim ve hesap verebilirlik işlevini yerine getiremezken, uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalara çoğu zaman yasal gerekçeler sunarak cezasızlığı pekiştiriyor.

Sde Teiman adlı hapishane, 2024’te bir tutukluya yönelik toplu tecavüz görüntülerinin sızmasının ardından küresel infiale yol açarak kötü bir şöhret kazandı. Failler “nitelikli istismar” ve “ağır bedensel zarar verme” ile suçlandı. Ancak aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich sanıkları “kahraman” ilan ederken, bazı gruplar askerlerin serbest bırakılması için protestolar düzenledi ve askeri üslere baskın girişimlerinde bulundu. Knesset’teki bir tartışmada iktidardaki parti olan Likud’un milletvekili Hanoch Milwidsky ise, gözaltındaki “teröristlere” yönelik her türlü eylemin meşru olduğunu savunarak tecavüzü meşrulaştıran ifadeler kullandı.

Buna karşın, geçtiğimiz mart ayında toplu tecavüzle suçlanan beş yedek asker hakkındaki suçlamalar Askerî Başsavcı Itai Ofir tarafından düşürüldü. Gerekçe olarak “delil yapısındaki karmaşıklıklar” ve mağdurun Gazze’ye geri gönderilmesinden doğan zorluklar gösterildi. Haaretz’in haberine göre, bu askerler Ordu Müsteşarı Eyal Zamir’in onayıyla göreve iade edildi.

Mart 2025 tarihli bir Birleşmiş Milletler soruşturması, İsrail’i cinsel şiddeti, “Filistin halkını hâkimiyet altına almak ve yok etmek amacıyla işgal altındaki Filistin topraklarında sistematik bir savaş stratejisi” olarak kullanmakla suçladı. 2026 Mart ayında ise BM uzmanları, uzun süredir devam eden cezasızlık ve siyasi himaye nedeniyle işkencenin ülkede bir “devlet doktrini” hâline geldiği uyarısında bulundu.

Peki Bu Köpekleri Kim Eğitiyor ve İsrail’e Tedarik Ediyor?

IDF (İsrail Savunma Kuvvetleri) ile birlikte çalışan araştırmacı John Spencer’a göre, ordunun uzman köpek birimi Oketz’teki köpeklerin neredeyse tamamı Avrupa’dan getiriliyor. Hollanda, İsrail ordusuna polis eğitimi almış köpeklerin ihraç edildiği kilit ülkelerden biri.

Amsterdam merkezli Çok Uluslu Şirketler Araştırma Merkezi (Stichting Onderzoek Multinationale Ondernemingen – SOMO), Hollanda’nın Oketz birimi için önemli bir menşe ülke olmaya devam ettiğini doğruluyor. SOMO, Hollanda gümrük makamlarından İsrail’e ihraç edilen köpeklerin dökümünü talep ettiğini, ancak makamların 17 Şubat 2025 tarihli e-postada “gizlilik düzenlemeleri” nedeniyle bu bilgiyi paylaşamayacaklarını bildirdiğini aktardı. Buna karşın, Hollanda Gıda ve Tüketici Ürün Güvenliği Kurumu’ndan (NVWA) aldığı bilgilerle, Ekim 2023 ile Şubat 2025 tarihleri arasında İsrail’e köpek ihracatı için 110 veteriner sertifikası düzenlendiğini tespit etti. Bu sertifikaların 100’ünün Hollanda’nın güneyindeki Geffen köyünde bulunan Four Winds K9’a, 4’ünün Police Dogs Centre Holland’a ve 6’sının K10 Working Dogs’a verildiğini bildirdi.

SOMO, bu şirketlere yönelik “köpeklerin uluslararası hukuk ihlallerinde kullanılmadığını nasıl garanti ettiklerine” dair sorularına ise bugüne kadar yanıt alamadığını söyledi.

Four Winds K9’un İsrail’e köpek ihraç etme konusunda onlarca yıllık bir geçmişi var. Bu geçmiş, İsrailli askerlerin Filistinlilere yönelik hukuksuz köpek saldırılarıyla da anılıyor. SOMO, Four Winds K9’a karşı geçmişte açılan bir davaya ilişkin sızdırılmış belgelere ulaştığını belirtti. Hollandalı avukat Liesbeth Zegveld’in 2017’de köpek eğitim merkezi Four Winds K9’a açtığı dava, çarpıcı bir iş birliğini ortaya koydu. Sızdırılan resmi belgelere göre İsrail Savunma ve Adalet Bakanlıkları, şirketi yargı karşısında korumak için Hollandalı hukuk firmaları üzerinden sürece müdahale etti.

İsrail devlet kurumları ile Hollandalı özel şirketler arasındaki bu yakın koordinasyon, uluslararası hukuku ihlal eden askerî birimlere köpek sevkiyatının sürmesini sağlıyor. Bu durum, İsrail’in baskı mekanizmasını destekleyen uluslararası bir suç ortaklığı ağına işaret ediyor. (P)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler