Dosya: "Askerlik"

Arda Mevlütoğlu: “Yakın Zamanda Bir Avrupa Ordusu Kurulması Gerçekçi Değil”

Avrupa kaçınılmaz bir savaşa mı sürükleniyor? Ülkelerin savunma yatırımları ve zorunlu askerlik düzenlemeleri ne anlama geliyor? Savunma ve güvenlik uzmanı Arda Mevlütoğlu ile Avrupa’da askerliği ve savunma yatırımlarının geleceğini konuştuk.

Arda Mevlütoğlu: “Yakın Zamanda Bir Avrupa Ordusu Kurulması Gerçekçi Değil”
Savunma ve güvenlik uzmanı Arda Mevlütoğlu, Avrupa ordusu ve savunma yatırımlarıyla ilgili mevcut durumu yorumladı. Fotoğraf: Perspektif

Son yıllarda birçok ülkenin savunma harcamaları arttı, gündemde zorunlu askerlik tartışmaları var. Avrupa’nın “barış dönemi” sona mı erdi?

Evet; ancak bu, Avrupa’nın kaçınılmaz biçimde savaşa girdiği şeklinde değil, Soğuk Savaş sonrası “düşük tehdit, düşük savunma harcaması, ABD güvenlik şemsiyesi” düzeninin sona erdiği şeklinde yorumlanabilir. Türk savunma sanayiinin gelişim sürecinde de gördüğümüz üzere, savunma sanayii ve askerî kapasite ancak tehdit algısı, siyasi irade, endüstriyel altyapı ve toplumsal destek birleştiğinde sürdürülebilir biçimde gelişebilir.

Avrupa bugün benzer bir eşikten geçiyor. Rusya-Ukrayna Savaşı, mühimmat stoklarının yetersizliği, hava savunma şemsiyesinin açıkları, ABD güvenlik garantisinin daha şartlı hâle gelmesi ve savunma sanayii kapasitesindeki parçalanma Avrupa’yı yeniden “hazırlık” dönemine soktu. AB savunma harcamalarının 2024’te 343 milyar avroya ulaşması ve 2025’te 381 ila 392 milyar avro seviyesine çıkmasının beklenmesi bu dönüşümün mali göstergesi.

Bir “Avrupa ordusu” fikri 1950’lerdeki Avrupa Savunma Topluluğu girişimine kadar uzansa da bu girişim şimdiye dek hep rafa kalktı. Şimdilerde ise Trump’ın ikinci dönemi, Ukrayna Savaşı ve ABD’nin Avrupa’dan çekilme sinyalleri bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Bugün bu fikri ciddiye almamızı gerektiren ne değişti? Yoksa bu yine konjonktürel bir refleks mi?

Bugünkü fark, tartışmanın artık yalnızca Avrupa bütünleşmesi idealinden değil, somut güvenlik açığından beslenmesi. 1950’lerdeki Avrupa Savunma Topluluğu girişimi daha çok Almanya’nın yeniden silahlandırılmasını Avrupa çerçevesine oturtma arayışıydı. Bugün ise mesele Rusya tehdidi, Ukrayna’nın uzun süreli desteklenmesi, ABD’nin Asya-Pasifik’e öncelik vermesi ve Trump yönetimiyle daha görünür hâle gelen transatlantik belirsizlik.

Buna rağmen “Avrupa ordusu” ifadesi hâlâ yanıltıcı. Yakın vadede tek komuta altında birleşik bir AB ordusundan ziyade, ortak tedarik, ortak mühimmat üretimi, hava ve füze savunması, askerî hareketlilik, siber/uzay kabiliyetleri ve kriz yönetimi alanlarında daha entegre bir Avrupa savunma sütunu daha gerçekçi. Bu nedenle tartışma konjonktürel bir refleks olmaktan çıkmış olsa da henüz kurumsal ve siyasi bakımdan tam teşekküllü bir ordu projesine dönüşmüş değil.

Peki bir Avrupa ordusu NATO’yu ikame mi eder, yoksa tamamlar mı? ABD desteğinin zayıfladığı bir senaryoda Avrupa kendi güvenliğini ne ölçüde sağlayabilir?

Olası bir Avrupa ordusu gerçekçi bir senaryoda NATO’yu tamamlar. NATO hâlâ Avrupa savunmasının ana askerî planlama, komuta-kontrol, caydırıcılık ve nükleer şemsiye mimarisi. AB ise sanayi politikası, ortak finansman, tedarik koordinasyonu, altyapı, askerî hareketlilik ve savunma teknolojileri alanlarında NATO’yu güçlendirebilir. ABD desteğinin zayıfladığı bir senaryoda Avrupa kendi güvenliğini tamamen sağlayabilir mi sorusunun yanıtı ise “kısmen ve zamanla” şeklinde olacaktır.

Avrupa’nın ekonomik kapasitesi büyük, fakat stratejik hava nakliye kabiliyeti, istihbarat, keşif ve gözetleme (ISR) sistemleri, uydu teknolojileri, hava savunması, uzun menzilli hassas taarruz, mühimmat stoku, komuta-kontrol ve nükleer caydırıcılık alanlarında ABD’ye bağımlılık devam ediyor. Bu açıkların kısa ya da orta vadede anlamlı ve etkili bir şekilde giderilmesi teknik ve endüstriyel açıdan zor görünüyor.

Avrupa Birliği, “ReArm Europe” planıyla 800 milyar avroluk savunma harcaması ve ortak tedarik mekanizmaları öngörüyor. Ancak 27 üye ülkenin farklı savunma öncelikleri, farklı sanayileri var. Bu parçalı yapıyla gerçek bir savunma entegrasyonu mümkün mü sizce?

Bütçe gerekli ama yeterli değil. Asıl sorun siyasi irade, öncelik uyumu ve endüstriyel koordinasyon. AB’nin “ReArm Europe / Readiness 2030” planı 800 milyar avroya kadar savunma yatırımı mobilize etmeyi ve bunun içinde 150 milyar avroluk SAFE kredi mekanizmasıyla ortak tedariki teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak Avrupa savunma pazarı hâlâ ulusal sanayiler, farklı tehdit algıları, farklı platform envanterleri ve rekabet eden siyasi öncelikler tarafından parçalanıyor.

Türkiye-NATO iş birliğinde görüldüğü üzere “karşılıklı fayda, teknoloji transferi, ortak üretim ve güvene dayalı siyasi zemin” unsurları Avrupa için de geçerli. Ortak savunma entegrasyonu ancak ülkeler ulusal sanayi korumacılığı ile kolektif kapasite ihtiyacı arasında bir denge kurabilirse ilerler.

Danimarka zorunlu askerliği kadınlara kadar genişletti. İsveç zorunlu askerliği geri getirdi. Almanya ve Fransa yeni bir model tasarlıyor. Hırvatistan 2026’da zorunlu askerlik modeline başlıyor. Avrupa’da zorunlu askerliğin geri dönüşünü nasıl okumalıyız?

Zorunlu askerliğin geri dönüşü hem gerçek bir güvenlik ihtiyacı hem de toplumsal seferberlik mesajı. Baltıklar, İskandinav ülkeleri ve Doğu Avrupa için mesele doğrudan Rusya tehdidi ve yüksek yoğunluklu savaş ihtimali. Bu ülkelerde rezerv kuvvet, seferberlik altyapısı ve toplam savunma konsepti yeniden önem kazandı.

Danimarka, İsveç, Hırvatistan, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yeni askerlik modellerinin tartışılması Avrupa’nın yalnızca profesyonel küçük ordularla uzun süreli krizleri yönetemeyeceğini gösteriyor. Bununla birlikte bu modeller klasik kitle ordusunun birebir geri dönüşü de değiller. Daha seçici, teknolojik, kısa süreli, rezerv temelli ve sivil savunma boyutu güçlü hibrit modeller öne çıkıyor.

Uzun süredir savaş deneyiminden uzak yaşayan Avrupa toplumlarında, askerlik ve “savaşma fikri”ne yönelik algının değiştiğini düşünüyor musunuz?

Evet, fakat değişim homojen değil. Doğu ve Kuzey Avrupa’da Rusya tehdidi daha doğrudan algılandığı için askerlik, rezerv sistemi ve sivil savunma daha meşru hâle gelmiş durumda. Batı ve Güney Avrupa’da ise savaş fikri hâlâ daha mesafeli, maliyetli ve siyasi bakımdan tartışmalı. Buna rağmen Ukrayna Savaşı, “savaş Avrupa kıtasına ait olmayan bir istisnadır” varsayımını yıktı. Avrupa toplumları savunmayı artık yalnızca profesyonel orduların, NATO’nun ya da ABD’nin meselesi olarak değil; enerji, sanayi, altyapı, siber güvenlik, dezenformasyon, mühimmat üretimi ve toplumsal dayanıklılık alanlarına yayılan geniş bir güvenlik problemi olarak görmeye başladı.

Ukrayna Savaşı FPV dronlardan yapay zekâ destekli sistemlere kadar savaşın doğasını kökten değiştirdi. Bu dönüşüm, kitlesel zorunlu askerlik modelini anlamsız mı kılıyor yoksa aksine insan gücüne ihtiyacı artırıyor mu?

Bence tam aksine insan gücü ihtiyacı biçim değiştirerek artıyor. FPV dronlar, yapay zekâ destekli hedefleme, elektronik harp, otonom sistemler ve sensör ağları savaş alanını daha şeffaf, ölümcül ve hızlı hâle getirdi. Ancak bu durum insan unsurunu ortadan kaldırmadı. Ukrayna örneği, yüksek teknoloji ile kitlesel dayanıklılığın aynı anda gerekli olduğunu gösterdi. Dron operatörleri, elektronik harp uzmanları, bakım personeli, yazılım geliştiriciler, lojistikçiler, istihkâm birlikleri, hava savunma personeli ve eğitimli rezervler olmadan teknoloji sürdürülebilir askerî güce dönüşmeyecektir.

Dolayısıyla klasik piyade ağırlıklı kitle ordusu modeli aşınırken, eğitimli rezerv, teknik uzmanlık, hızlı adaptasyon ve savunma sanayiiyle yakın çalışan askerî insan kaynağı daha önemli hâle geliyor.

Önümüzdeki 10-15 yıl için düşündüğümüzde, Avrupa’da askerlik, savunma ve toplum ilişkisi nasıl bir yöne evriliyor sizce?

Avrupa muhtemelen “profesyonel ordu + seçici zorunlu hizmet + güçlü rezerv + sivil savunma + savunma sanayii seferberliği” bileşimine doğru ilerleyecek. Bu modelde herkesin uzun süreli askerlik yaptığı klasik ulus-devlet ordusu değil; belirli yaş gruplarının temel askerî eğitim aldığı, teknik becerilere göre sınıflandırıldığı, kriz zamanında hızla seferber edilebildiği ve siber, dron, lojistik, sağlık, altyapı koruma gibi alanlara yayılan bir güvenlik ekosistemi öne çıkacak.

Savunma harcamaları artarken asıl belirleyici unsur, bu kaynakların ortak tedarik, mühimmat üretimi, hava savunması, insansız sistemler, elektronik harp ve endüstriyel kapasiteye dönüşüp dönüşmeyeceği olacak. Bana kalırsa Avrupa’nın “barış projesi” kimliği tamamen ortadan kalkmayacak; fakat bu kimlik, önümüzdeki dönemde askerî hazırlık, caydırıcılık ve toplumsal dayanıklılık kavramlarıyla birlikte yeniden tanımlanacak.

Ebubekir Tavacı

Lisans derecesini İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden 2016 yılında alan Tavacı, Fransa’da Université Panthéon Sorbonne’da Siyaset Bilimi yüksek lisans programından 2021 yılında mezun olmuş ve aynı üniversitede aynı alanda doktora araştırmasına devam etmektedir. Tavacı, Perspektif redaksiyon kurulu üyesidir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler