Dosya: "Askerlik"

Almanya’da Ordu Manevi Rehberliği

Almanya’da İslami manevi rehberlik çalışmaları, hastanelerde ya da hapishanelerde uzun süredir uygulanıyor. Son zamanlarda Alman Ordusu’nda (Bundeswehr) da İslami manevi rehberlik çalışmalarının yerleştirilmesi gündemde. Peki Alman Ordusu’nda İslami manevi rehberlik nedir ve ihtiyacın kapsamı nasıl?

Almanya’da Ordu  Manevi Rehberliği
Alman Ordusu (Bundeswehr) Müslüman askerler için İslami manevi rehberlik çalışmalarını başlatmayı planlıyor.

Avrupa ve Orta Doğu’daki savaşların da etkisiyle Almanya’da son yıllarda güvenlik, askerlik ve toplumsal dayanışma yeniden daha yoğun tartışılıyor. Ancak bu tartışmalarda çoğu zaman gözden kaçan önemli bir alan var: Alman Ordusu, yani Bundeswehr’de görev yapan Müslüman askerlerin dinî ve manevi rehberlik ihtiyacı.

Almanya’da kriz anlarında insana eşlik edecek, onu yargılamadan dinleyecek, dinî ve ahlaki sorularına kendi inanç diliyle temas edebilecek profesyonel bir refakatin varlığı, “manevi rehberlik” (Seelsorge) kavramı ile ifade ediliyor. Son 10 yılda ise ülkede Müslüman nüfusun artan mevcudiyeti nedeniyle İslami manevi rehberlik alanı giderek daha görünür hâle gelmiş durumda.

Bu alan bugün hastanelerde, cezaevlerinde, yaşlı bakımında ve acil durumlarda daha çok görünür. Askerî sahada ise hâlâ yapısal bir boşluk söz konusu. Oysa kışla da tıpkı hastane ya da hapishane gibi, insanın kırılganlaştığı, korku, sorumluluk, vicdan ve yalnızlıkla daha yoğun yüzleştiği bir kurum.

Manevi Rehberlik (Seelsorge) Ne Demek?

Almanca “Seelsorge” kavramını Türkçeye yalnızca “dinî danışmanlık” diye çevirmek eksik kalır. Çünkü burada söz konusu olan şey sadece dinî bilgi vermek, fetva sunmak ya da ibadetleri hatırlatmak değildir. Seelsorge; insanın korku, yas, yalnızlık, suçluluk, öfke, travma, vicdani gerilim ve anlam arayışı yaşadığı anlarda onun yanında bulunmak, onu yargılamadan dinlemek, iç dengesini güçlendirmek ve gerektiğinde manevi bir ufuk açmaktır. Burada kişi bir “sorun” olarak değil, yeniden ayağa kalkabilecek bir özne olarak görülür. Seelsorge, öğretmekten ziyade eşlik etmek, hüküm vermekten ziyade insanı taşıyabilmek ile karakterizedir.

İslami açıdan bu yaklaşım yeni bir model de değildir. Kur’an ve Sünnet, merhameti, sabrı, teselliyi, yardımı ve insanı korumayı merkeze alır. “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur” ayeti (Mâide suresi, 5:32), insanın sadece bedeninin değil, ruhunun da korunması gerektiğini hatırlatır. “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur” ayeti (Ra’d suresi, 13:28) ise manevi desteğin insanın iç dünyasındaki yerini gösterir. İslam geleneğinde hasta ziyareti, dertliye destek, üzüntüyü paylaşma ve başkasının yükünü hafifletme de yalnız ahlaki incelikler olarak değil, dindarlığın birer parçası olarak görülmüştür.

İslami manevi rehberlik caminin dışına çıkan ve çoğu zaman imamın doğal olarak ulaşamadığı alanlara yönelen bir refakat biçimidir. Almanya’da bu alanın son yıllarda daha görünür hâle gelmesinin nedeni de budur. Geniş aile yapılarının zayıflaması, göç tecrübeleri, yalnızlık, kimlik gerilimleri ve devlet kurumlarında daha fazla Müslüman vatandaşın görünür hâle gelmesi, bu ihtiyacı daha belirgin kılmıştır.

Bugün hastane, cezaevi, kriz ve bakım alanlarında Müslüman manevi rehberlik girişimleri giderek artıyor; ancak bu alan hâlâ çoğu yerde gönüllülük ağırlıklı, yarı zamanlı. Aynı zamanda İslami manevi rehberlik Almanya’da hâlâ eşit biçimde kurumsallaşmış veya profesyonel değil. Bununla birlikte Almanya’da Hristiyan manevi rehberliği; okullarda, hastanelerde, hapishanelerde, polis teşkilatında, telefon danışmanlığında ve yaşlı bakımında da kurumsal biçimde yer alıyor. Dolayısıyla İslami manevi rehberliğin gelişmesi istisnai değil, gecikmiş ama doğal bir kurumsallaşma süreci olarak görülebilir.

Alman Ordusu’nda İslami Manevi Rehberlik İhtiyacı

Askerî alanı diğer kurumlardan ayıran şey, burada görev, sadakat, risk, ölüm ihtimali, aileden uzaklık ve vicdanî gerilimlerin aynı anda yoğunlaşmasıdır. Alman Ordusu, kendisini “üniformalı vatandaş” (“Staatsbürger in Uniform”) ilkesiyle tanımlar. Yani asker yalnız savaşan bir unsur olarak değil, hak ve sorumluluk sahibi bir vatandaş olarak görülür. Bu yüzden askerin yalnız bedensel güvenliği değil, iç dünyası da önem taşır. Manevi rehberlik burada devreye girerek dayanıklılık, etik muhasebe, mahrem danışmanlık ve aidiyet konularında kaynaklar sunar.

Osnabrück Üniversitesinde Alman Ordusu’nda İslami manevi rehberliğe duyulan ihtiyaçla ilgili yapılan bir araştırmanın da gösterdiği üzere[1] Müslüman askerler homojen bir grup değil. İçlerinde daha dindar olanlar da var, dinle bağını daha çok kültürel düzeyde kuranlar da; hatta göreve başladıktan sonra dine yönelenler de mevcut. Mezhepleri, yaşam tarzları ve dinî pratikleri birbirinden farklı. Ancak tüm bu çeşitliliğe rağmen ortak bir ihtiyaç belirginleşiyor: Kriz anlarında, kayıp yaşandığında ya da görev ile vicdanları arasında kaldıklarında, kendi dinî referanslarını bilen, güvenilir ve yetkin bir muhataba ulaşabilmek istiyorlar.

Bu ihtiyacın en çarpıcı örneklerinden biri Afganistan tecrübesi. Afganistan’da görev yapan Müslüman bir asker, yanında silah arkadaşının vurulduğunu, kendisinin ilk yardım uyguladığını, gece uyuyamadığını ve ertesi akşam bir ordu rahibi ve psikologla yaptığı konuşmanın kendisine iyi geldiğini anlatıyor. Bu asker Hristiyan askerî din görevlisinin desteğini önemli bulmakla birlikte, aynı zamanda “özel sorularda” İslami bilgiye sahip bir imamın eksikliğini de hissettiğini belirtiyor.

Askerî Hayatın Müslümanlar Özelinde Görünmeyen Soruları

Alman Ordusu’nda İslami manevi rehberliğe duyulan ihtiyaç sadece yurtdışı görevlerde ortaya çıkmış değil. Günlük askerî yaşam içinde de namaz vakitleri, uygun ibadet alanı, helal gıda, Ramazan’da oruç, cenaze ve definle ilgili hassasiyetler, hatta beklenmedik bir ölüm durumunda hangi dinî ritüellerin yerine getirileceği gibi birçok soru da Müslüman askerler açısından cevaplanmayı bekliyor.
Bazı askerler, bu konularda anlayışlı komutanlar ve örnek bir silah arkadaşlığı (Kameradschaft) ile karşılaştıklarını anlatıyor. Hatta bazı birliklerde Müslüman askerlerin helal gıda ve ibadet ihtiyaçlarına duyarlılıkla yaklaşıldığı, çözüm üretildiği de görülüyor.

Bu olumlu örnekler önemli, zira Alman Ordusu özelinde mesele çoğu zaman birlikte yaşama iradesinin yokluğu değil; bunu kurumsal güvenceye bağlayacak istikrarlı bir yapının eksikliği. Bireysel iyi niyet değerlidir, ama geçici olabilir. Oysa manevi rehberlik güvence ve süreklilik gerektirir.

Nitekim Bundeswehr bağlamındaki bazı değerlendirmeler de askerlerin manevi rehberlikte en çok gizlilik, bağımsız bir güven kişisi, yetkin rehberlik, arabuluculuk ve ruhsal destek boyutunu önemsediğini gösteriyor.[2] Bu tablo, manevi rehberliğin askerî hayat içinde yalnızca dinî ritüellerle sınırlı olmadığını; aynı zamanda güvene dayalı, hiyerarşi dışı ve insanı kriz anlarında ayakta tutan bir refakat alanı olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.[3]

Orduda İslami manevi rehberlik konusunda mesele yalnız askerin kendisiyle de sınırlı değil. Özellikle yurtdışı görev, yaralanma, ölüm ve yas durumlarında askerlerin ailelerine manevi refakat gösterilmesi de büyük önem taşıyor. Bazı anlatılarda açıkça görüldüğü gibi, asker bazen kendisi çok dindar olmasa bile, anne-babası ya da eşi için Müslüman bir manevi rehberin varlığını önemli görebiliyor.
Burada Müslüman askerlerin Alman Ordusu’ndaki mevcut Hristiyan ve Yahudi manevi rehberlik hizmetlerini reddetmediğini, tam tersine, birçok görüşmede Hristiyan askerî din görevlilerine karşı saygı ve teşekkür ifade ettiklerini vurgulamakta fayda var. Ancak aynı görüşmelerde şu sınır da dürüstçe dile getiriliyor: Bir rahip ya da haham elbette dinleyebilir, teselli edebilir ve insanî destek sunabilir. Fakat Kur’an, dua, helal-haram hassasiyeti, ölüm sonrası dinî uygulamalar veya İslami etik sorular söz konusu olduğunda, kendi geleneğinin içinden konuşan bir muhatabın yerini dolduramazlar.

Bu nedenle İslami ordu manevi rehberliği talebi, mevcut yapıya karşı değil; onu tamamlayıcı bir ihtiyaçtır. Talep edilen şey de ayrıcalık değil, eşit muhataplıktır.

Ordu İmamı (Militärimam) Nasıl Olmalı?

Bu bağlamda “Ordu İmamı” kavramından bahsetmekte de fayda var. Bundeswehr bağlamında “ordu imamı”, askerlerin kriz, kaygı, kayıp, vicdan, anlam ve aidiyet sorularında onlara eşlik eden profesyonel bir manevi rehber olabilir. Dua, ibadet, yas ve cenaze refakati sunabilir; personel ve komutanlık için dinî hassasiyetler konusunda danışmanlık yapabilir; diğer dinî askerî manevi rehber birimleriyle iş birliği içinde çalışabilir.

Bu tarz bir rol için yalnız ilahiyat bilgisi yetmez. Askerî hayatın gerçekliğini tanımak, kültürlerarası duyarlılığa sahip olmak, mahremiyet ve gizlilik ilkesini içselleştirmek, manevi rehberlik ihtisaslı, gerektiğinde süpervizyon ve kurumsal destekten yararlanmak gerekir. İhtiyaç duyulan kişi askerî hayatın yükünü anlayan, güven veren ve gerektiğinde asker ile kurum arasında köprü kurabilen eğitimli bir uzman olmalıdır.

Almanya’da din özgürlüğü, dinî ayrımcılık yasağı ve kamu kurumlarında manevi rehberlik hakkı temel olarak mevcut. Son dönemde yapılan hukuki değerlendirmeler, Müslüman askerî manevi rehberliğin mutlaka klasik bir devlet anlaşmasına dayanması gerekmediğini; hizmet sözleşmeleri (“Leistungsverträge”) temelinde de kurumsal bir başlangıcın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. İlgili hukuk değerlendirmeleri, Müslümanlar için manevi rehberlik teklifinin diğer gruplarla eşitlenmesinin anayasal bir gereklilik hâline geldiğini ve sözleşmeye dayalı modelin hukuken mümkün olduğunu savunuyor.

Nitekim başka Avrupa ve NATO ülkelerinde bunun farklı biçimleri uzun süredir görülüyor. Almanya açısından ise asıl mesele artık “Alman Ordusu’nda İslami manevi rehberlik olmalı mı?” sorusundan çok, “Bu yapı nasıl profesyonel, güvenilir ve sürdürülebilir kurulur?” sorusu.

Müslüman askerlerin manevi ihtiyaçlarını tanımak, onlara aynı zamanda, “Bu kurumda senin inancının da yeri var” demektir. Almanya böyle bir adım attığında yalnız askerî yapısını değil, demokrasi kültürünü de güçlendirmiş olacaktır.

Dipnotlar
[1] Islamische Militärseelsorge – Eine empirische Untersuchung zum Bedarf in der Bundeswehr, YL, Universität Osnabrück, Institut für Islamische Theologie, 2021; bu sene derleme eserde yayımlanacaktır: Bülent Uçar / Abdullah Günel (ed.), Muslimische Militärseelsorge in der Bundeswehr, Reihe: Osnabrücker Islamstudien, Peter Lang.
[2] Petra-Angela Ahrens vd. (ed.), Was kann und was leistet Militärseelsorge? Seelsorge und Religion in den deutschen Streitkräften, Vandenhoeck & Ruprecht, 2025.
[3] Kent Wilke, “Muslimische Militärseelsorge – Constitutio ita vult!”, JuWissBlog Nr. 44/2025

Abdullah Günel

İlahiyatçı ve manevi danışman olan Abdullah Günel, Almanya ve Hollanda’da İslami ilimler alanında dersler vermektedir. Yüksek lisans tezini, Bundeswehr’de İslami askerî manevi rehberlik ihtiyacı üzerine hazırlamış; bu alandaki akademik ve uygulamalı çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler