Dosya: "Popülizm" Prof. Reinhard Heinisch İle Popülizmin Başarısı Üzerine

DOSYA

Salzburg Üniversitesi öğretim üyesi ve siyaset bilimci Prof. Dr. Reinhard Heinisch ile sağ popülizmin başarısının nedenlerini konuştuk.

admin 1 Ocak 2017

“Zavallı halk yozlaşmış elitlere karşı”. Popülizmin bu dikotom ideolojiye dayandığı düşünülüyor. Sağcı popülist partilerin büyüyen İslam ve yabancı düşmanlığı göz önüne alındığında bu dikotomi değişmiş gibi görünüyor. Bunun sebebi nedir?
Ben sizin bahsettiğiniz tanımdaki gibi düşünmüyorum. Popülizm her an değişme ihtimaline sahip gruplardan oluşan dikotom karşıtlar oluşturur.

Söz konusu bu dış gruplar siyasi elitler, medya, Brüksel bürokratları, mülteciler ve gayrimüslimler olabilir. Dogmatik hukuk partilerinin aksine popülist partiler fırsatçıdır, onlar popüler olan ve kendilerine oy sağlayacak konuları ele alırlar; tehdit olarak algıladıkları hususlar da değişebilir. Örneğin Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) uzun süre boyunca antisemitik ve daha çok Arap yanlısı bir tutum içindeydi. FPÖ’nün eski başkanı Haider’in Kaddafi ile dostluğu vardı, yönetici konumundaki FPÖ yetkilileri Avusturya-Arap Toplumunun başkanlığını yapmaktaydı. Hatta Haider 2002 yılında aracılık yapmak için Saddam Hüseyin’in yanına bile gitmişti. Günümüzde ise FPÖ lideri Strache “Biz artık antisemit değiliz ve İslam bizim ortak düşmanımız.” imajını vermek için yılda bir defa Kudüs’e uçuyor.

FPÖ 90’lı yılların başına kadar anti-klerikal olduğunun altını çizmişti, bugün ise kendisini Hristiyan Batı’nın savunucusu olarak lanse ediyor. Çeşitli faktörler sebebi ile günümüzde Türkiye ve İslam karşıtlığı popüler hâle geldi. Bu arada sağcı bir parti olarak FPÖ’nün bir zamanlar koyu bir İslam yandaşı olduğunu söylemiyorum. Sadece bu şiddetli İslam eleştirisi 2000’li yılların ortasından beri var, ancak Türk ve Boşnak göçmenler burada onlarca yıldır yaşıyor. Tabii ki FPÖ daha önceleri de yabancı karşıtı bir tutum içindeydi, ama bu dinî sebeplerden değil, daha çok etnokrasiye dayanıyor, ırkçı ve kültürel sebeplerden kaynaklanıyordu.

2000 yılında AB-14 FPÖ’nün koalisyon hükûmetinde yer almasına yaptırımlarla tepki vermişti. Günümüzde ise sağcı popülist partilere tüm Avrupa’da yaygın bir şekilde rastlanıyor. Bu dönüşümü nasıl açıklıyorsunuz?
Bunu bu yaptırımların düşüncesizce oluşuna ve ters etki yapmasına bağlıyorum. O zamanlar AB gerçekten de düşüncesizce aşırı tepki verdiği ve bir azınlığa karşı kaybettiği için bugün müdahale etmesi gereken yerde bile müdahale edemiyor. Ayrıca uzun zamandır tüm ülkelerde sağcı popülist partiler mevcut, bu sebeple iç siyasi yaptırımlar uygulamak hiçbir yerde mümkün olmayacaktır. 2000 yılındaki yaptırımların hiçbir yasal dayanağı yoktu. AB sözleşmeleri, üye ülkelerden birinin demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi Kopenhag kriterlerini ihlal etmesi durumunda sözleşmenin koruyucusu olarak komisyonun işlem başlatmasını, davanın Avrupa Adalet Divanı’na taşınmasını ve ancak bir hüküm verilmesi durumunda yaptırımların uygulanmasını öngörmektedir. O zamanlar demokratik seçimlerden sonra suçlanan hükûmete söz hakkı verilmeden, üstelik Avusturya’da herhangi bir demokratik kural ihlali yaşanmadan yaptırım uygulanmıştı. Ne uluslararası hukukta ne de AB hukukunda en baştan yaptırım uygulanması söz konusu değildir, bunlar ancak sözleşmelerin kanıtlanabilir somut ihlali durumunda uygulanır. O zamanki saçmalık yüzünden bugün Macaristan’a ya da basın özgürlüğüne ve bağımsız yargıya açık bir şekilde müdahale edilen Polonya’ya karşı bir önlem alınamıyor. Ayrıca o dönem uygulananlar AB yaptırımları değil, 14 üye devletin 15. üye devlet Avusturya hükûmetine karşı uyguladığı 14 ikili yaptırımdı. Avusturya, AB yaptırımlarına muhatap olmayan bir ülke olarak tüm oy haklarına sahipti ve oybirliğinin önem kazandığı zamanlarda oylamada Avusturya’nın da onayı gerekmekteydi, Avusturya da bu durumu kullanmayı bildi. Daha sonra dâhili bir komisyon Avusturya’nın “beraat” kararını vermek zorunda kaldı ve yaptırımların kaldırılmasını önerdi. FPÖ yaptırımlar kalktıktan sonra halkın “yıpranmış FPÖ” ile dayanışmayı kesmesi üzerine daha sonraki seçimlerde iktidardan indi.

Sağcı popülist partiler mültecilere yönelik kışkırtmalarla daha fazla popülerlik kazanarak mülteci krizinden çıkar sağlıyor. Mülteci kamplarına yönelik saldırılar artıyor, İslam düşmanlığı yaygınlaşıyor. Ama diğer tarafta, mülteciler için çalışan yardımsever bir sivil toplumla da karşılaşıyoruz. Burada bir tezatlık mı var?
İkisi birbirine bağlı aslında. Bir tarafta değişikliklerle başa çıkamayan, güvensiz ve saldırgan bir tutumla tepki veren ve anlaşılmadıklarını hisseden insanlar var. Öte taraftan böyle tepkiler vermeyen ve bu hâlleriyle ilk kesimde güvensizliğin daha da artmasına sebep olan insanlar var. Toplumlar şehir-taşra, erkek-kadın, yaşlı-genç, işçi-yüksek eğitimli gibi kutuplaşmalar içinde.

Değişiklikler ve olası ya da gerçek tehditler herkes üzerinde farklı etkiler yaratır. Birçok işçi ve eğitim düzeyi düşük kesim için mülteciler iş alanında ya da sosyal devletin sunduğu hizmetler alanında rakip olarak görülüyorlar. Fakat üniversite profesörleri için durum böyle değil. Diğerleri, örneğin yaşlılar güvenlikleri ile ilgili endişe içinde, ebeveynler okulların kalitesi için endişeleniyorlar. Genel olarak insanların çoğu değişikliklere olumlu bakmaz. Günlük hayattaki değişikliklerin özümsenmesi gerekir. Çeşitli ortamlara alışık olan eğitimli sınıf ve şehirliler ise farklı kültüre sahip insanlarla iletişim kurmak için belli stratejilere sahiptir. Mesela rasyonel seçim teorisi insanların en çok kendilerine benzeyen insanlara güvendiğini varsayar; yani az önce bahsettiğim şey kültürel olarak da önceden programlanmış bir durumdur. Eğer biri bana benziyorsa, davranışları da benimkiler gibidir. Bu sebeple örneğin köydeki güven seviyesi şehirdekinden daha yüksektir. Buraya farklı görünen, farklı giyinen, farklı gelenekleri olan, farklı konuşan insanlar taşındığında güven seviyesi düşer ve başa çıkma mekanizmaları zayıf olan kişiler, eğer karşı stratejiler geliştirme imkânı yoksa saldırganlık ve şiddet sergileyerek tepki verirler.

Sağcı popülist partilere toplumun sadece “kaybeden” kesiminin değil, eğitim düzeyi yüksek kişilerin de meyilli olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi nedir?
Aslında bu eğilimi gösterenler gerçekten de “kaybedenler”, yani yoksul ve köşeye itilenler değil; daha ziyade sosyal açıdan düşme korkusu taşıyanlar. Bunlar hâlâ “yukarıda” olan veya henüz daha tam olarak aşağıya düşmemiş olan ama düşme endişesi taşıyan ve “aşağıda” olmanın nasıl olduğunu çok iyi bilen kişiler. Yani aslında ayrıcalıklı vasıflı işçiler, alt orta sınıf ve küreselleşme ve paylaşım mücadelesini kendileri için bir tehdit olarak algılayan küçük işletmeler ve iş adamları.

Sağcı popülist bir partinin seçimlerde Batı Avrupa’da mutlak çoğunluğu elde edebileceğini düşünüyor musunuz?
Evet, tabii ki. Mesela önümüzdeki yıl Fransa’da böyle bir şey gerçekleşebilir, ancak ben Marine Le Pen’in sadece ilk turu kazanacağını ama ikinci turu kazanamayacağını düşünüyorum. Mutlak çoğunluğun zor ulaşılabilir olması popülizmin yetersizliğiyle değil, daha ziyade çok partili sistemlerin doğasıyla ilgili.


Avrupa’daki sağcı popülist partiler bazı konularda benzerlik gösteriyorlar. Bu benzerlikler arasında oldukça sorunlu bir Türkiye siyasetinin de yer aldığını görüyoruz. Bunun sebebi nedir?

Bunun sebebi Türkiye’nin şu anda geçerli sebeplerle eleştirilebilir, fakat görünüşe göre yine de popüler olan ve seçimlerde kazanan bir rejime sahip olmasıdır. Bu her zamanki “kötü diktatör-zavallı halk” modeline uymaz. Bu durum anlaşılabilir olmadığı için de olayların arka planlarının ele alınması gerek.

Burada Avrupalılar başkalarının olaylara bakış açılarının kendi bakış açılarından farklı olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorunda kalıyorlar.

Avrupalılar genelde tüm dünyanın bakış açısının kendilerininki ile aynı olduğunu düşünüyor. Bir Amerikalı olarak Avrupalıların insanlığın en tipik özelliklerini temsil ettiklerinden neredeyse emin olmaları bana giderek daha da komik geliyor.

Öte yandan Türkiye’nin ve özellikle Erdoğan’ın Almanya ve Avusturya’daki Türkleri kendisi için harekete geçirme becerisine sahip olması daha da rahatsız edici oluyor. Zira artık “ne de olsa Türkiye’deki halkın beyni yıkandı” demek mümkün değil. Orta Avrupa’daki Türkler kararlı bir dayanışma gösteriyorlar ve bu durum Almanların veya Avusturyalıların bakışından farklı olduğu için göze batıyor.


Bir toplum sağ popülizme karşı nasıl bağışıklık kazanabilir?

Bunun için benim bildiğim kesin bir reçete yok, Belçika’da karantina hattı (Fr. “Cordon sanitaire”) işe yaradı, Avusturya’da ise FPÖ’yü kucaklamak. Aslında popülist partilerin başarılı olmasının sebebi, iyi bir şekilde organize olmaları, her yerde temsil edilmeleri, insanlara adım atmaları, tabanlarını göz ardı etmemeleri, sosyal medyada görünür olmaları, gençlik çalışmaları yapmaları; yani tek amaçları sadece devlette görev almak olan (bkz. kartel parti teorisi) birçok partinin uzun zaman önce unuttuğu parti çalışmalarında bulunmalarıdır. Sosyal demokratlarda kadroların çoğunda, artık devletin eğitimli sınıfına dâhil olan eski görevlilerin çocukları yer alıyor. Günümüzde mesela bir tornacının parti kariyeri yapma gibi bir şansı neredeyse yok.

Politikacılar/görevliler kendilerini seçmenlere tanıtmalı, seçimler arasında da sürekli insanlarla iletişim içinde olmalıdır. Yetkinlik ve empati yeteneği sinyalleri verebilen ve meslek siyasetçilerinden farklı bir etki yaratan otantik ve iyi teşekküllü adaylara ihtiyaç var.


Popülist tartışma sadece çoğunluk toplumunda egemen değil. Avrupa’daki diğer azınlık saflarında da, söz konusu azınlıkların kendi vatanlarındaki popülist akımları desteklediğini görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu popülizmin her yerde işe yaramasına ve uyarlanabilir olmasına bağlıyorum. Her ideoloji gibi o da bana neyin neden yanlış gittiğini (“benim ait olduğum kesim ihmal ediliyor” algısı), kimlerin suçlu olduğunu (“kötü elitler, yabancılar” algısı) ve ne yapılması gerektiği (“onları dışarı atın, sınırları kapatın, onları hapsedin”) açıklıyor.

Ayrıca sosyal medyada basit bir iyi-kötü senaryosu çizmek çok daha kolay oluyor ve böylece popülist tartışmalar azınlıklara çıkar sağlayan bazı avantajlar oluşturuyor.

admin

Phasellus eu varius felis. Quisque quis aliquet metus. Vestibulum odio augue, viverra at ligula vel, placerat aliquam erat. Integer maximus facilisis tellus non facilisis. Maecenas ac odio nisi. Etiam lobortis lobortis metus quis feugiat.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar